Sıcak para tartışması alevleniyor

MDN İstanbul
  • |

Artan para girişiyle Türk Lirası’nın Amerikan Doları karşısında sürekli olarak değer kazanması, kriz nedeniyle önemli pazarlar kaybeden ihracatçıyı zor durumda bırakmaya devam ediyor

Güçlü bankacılık sistemi sayesinde krizi gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere göre daha iyi atlatan Türkiye her geçen gün güvenli liman ve iyi getiri arayan fonların uğrak yeri olmaya devam ediyor. Artan para girişiyle Türk Lirası’nın dolar karşısında sürekli olarak değer kazanması, kriz nedeniyle önemli pazarlar kaybeden ihracatçıyı da zor bırakıyor.
Önceki aylarda 1,55-1,60 lira bandında seyreden ve bu seviyelerde bile ihracatçılar tarafından düşük bulunan dolar, 1,50 seviyelerini test ederken, Merkez Bankası’nın temmuz ayı sonunda açıkladığı enflasyon raporunda faiz artışını 2011 yılına ertelediğini açıklamasıyla kurun 1,50 liranın da altına inmesi an meselesi. Uygulanan kur rejiminden dolayı kura müdahale söz konusu olmasa da ihracatçılar, sanayiciler ve Hükümetin bazı bakanları Merkez Bankası’na kurun değerliliği konusunda ağır eleştirilerde bulunurken, Merkez Bankası’nın rezervlerini artırması dolayısıyla da döviz alım miktarını yüksek seviyelere çekmesini istiyor.
Merkez Bankası ise mevcut global koşullarda döviz alım miktarının artırılmasının kur üzerinde etkili olmayacağını savunuyor. Kısacası yaz sıcağında ‘sıcak para’ tartışması iyice alevlenmişken, İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince’nin kısa vadeli sermaye hareketlerine vergi (Tobin vergisi) konulması önerisi gündeme bomba gibi düştü. Özince’yi kimi ekonomistler desteklerken kimisi de verginin bir işe yaramayacağını söylüyor. Türk Lirası’nın değerli olmasından en çok yakınan Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ise, Özince’nin önerisine destek veriyor. TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi yaptığı açıklamada Başbakan Erdoğan’a talep ettikleri Kur İstikrar Fonu’yla Tobin vergisinin talepleriyle uyumlu olduğunu söylüyor.

Cari açık 50 milyar doları aşabilir
Sıcak para ve kur tartışmalarının yeniden alevlenmesinin ardında, son iki yıldır kriz nedeniyle unuttuğumuz ama ekonomik toparlanmanın başlamasıyla önümüzdeki yıl yeniden gündeme oturacak olan önemli bir risk yatıyor.
Şöyle ki, Türkiye krizden çıkıyor ve ekonomik toparlanma sayesinde üretim seviyesi bu yılın sonunda kriz öncesi seviyeye geri gelecek gibi gözüküyor. Bu olumlu bir gelişme olarak gözüküyor. Ancak bazı sorunları da beraberinde getirmesi muhtemel.
Bilindiği gibi Türkiye büyüme dönemlerinde ciddi bir enerji faturasıyla karşı karşıya kalıyor. 2011 yılında da benzer bir enerji ithalat faturasıyla karşı karşıya kalması bekleniyor. Ekonomistler bunun yanında düşük tasarruf oranı, değerli para birimi, faizlerin uzun sure düşük kalmasıyla fazla ısınabilecek bir ekonomi, Rusya’yla son dönemde yaşanan bavul ticareti problemleri ve Çin mallarının ithalatının artarak devam etmesi gibi sıkıntılara da dikkat çekiyor.
BGC Partners’in raporuna göre, bu sorunların hepsi dikkate alındığında, 2011 yılında Türkiye’nin cari açığının 50 milyar doları aşması ve rekor seviyeye ulaşmasını bekliyor. Bu sebepten dolayı cari açığın finansman kaygılarını da beraberinde getireceği ve finansman tarafına odaklanmanın cari açığın miktarına odaklanmaktan daha önemli olduğu kaydediliyor. Türkiye’nin cari açığını finanse etmek için birkaç seçeneği bulunuyor.
Bunlardan bir tanesi doğrudan yabancı yatırımları. Raporda, Türkiye’nin 2011 yılında 10 milyar dolar çekebileceği ve bu yolla cari açığının yüzde 20’sini finanse edebileceği hesaplanıyor.
Finansmanda bir başka seçenek olan yabancı portföy yatırımlarının miktarı ise 2011 yılında kamu bankalarının halka arzı veya ikincil halka arzına bağlı. Hisse senedi ve tahvil piyasalarına gerçekleşebilecek diğer para girişlerinin de iyimser bir şekilde hesaba katıldığı varsayılırsa 10 milyar dolar civarında yabancı portföy yatırımı 2011’de gerçekleşebilir. BCG’nin raporunda diğer finansman kaynakları da alt alta koyulup, 2011 yılında 50 milyar dolarlık cari açığa karşı toplam finansmanın en iyimser senaryoda bile 38 milyar dolarda kaldığı ve 12 milyar doları aşan bir finansman ihtiyacıyla karşı karşıya kalındığı öngörülüyor.
Banka, bu senaryo çerçevesinde 2011 yılı dolar-TL kuru tahminlerini 1,58’den, 1,70’e çıkartıyor ve Tobin veya benzeri bir verginin uygulanmasının ciddi bir risk olacağını belirtiyor ve Tobin vergisi’nin Türkiye’nin yapısal cari açık problemi çözülmeden hayata geçirilmesinin doğru olmadığı değerlendirmesini ekliyor.

Merkezin ilk kurşunu karşılık artırmak oldu
Merkez Bankası’ndan Türk Lirası’ndaki değerlenmeye karşı ilk hamle 29 Temmuz’da geldi. Merkez Bankası, bankaların yabancı para zorunluluk karşılık oranını 0,5 puan artırarak yüzde 9,5’ten, yüzde 10'a çıkardı.
Merkez Bankası'ndan zorunlu karşılıklara yönelik yapılan açıklamasında, son dönemde gözlemlenen kredi gelişmelerinin dikkate alınarak zorunluluk oranının artırıldığı ve piyasadan yaklaşık 719,6 milyon dolarlık döviz likiditesinin çekilmiş olacağı belirtildi.
Ekonomistler, Bankanın bundan sonraki adımının, günlük döviz ihalesindeki alım miktarını artırmak yönünde olabileceğini öngörüyorlar.

Durmuş Yılmaz
Merkez Bankası Başkanı

Tobin vergisinin istenilen faydayı sağlamayacağını düşünüyoruz

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, temmuz ayı sonunda enflasyon raporunu açıkladığı basın toplantısında son dönemde gündemden düşmeyen Tobin vergisi uygulamasına nasıl baktıklarını anlattı. Bu vergileri uygulamanın o kadar da kolay olmadığına dikkat çeken Yılmaz, “Bizim görüşümüz şudur; dünyada bu tür talepler var, bunun artılarını eksilerini belirttik. İçinde bulunduğumuz ortamda finansal piyasaların gelişmişlik düzeyinde, enstrüman çeşitliliği de dikkate alındığında bu vergileri uygulamak o kadar kolay değil. Biz bu verginin istenilen faydayı sağlamayacağını düşünüyoruz. Finansal piyasalardaki enstrüman çeşitliliği ve yapılan işlemlerle bunun etrafı çok kolay şekilde dolanabilir ve dolanıyor. Buna teşebbüs eden ülkeler de çok fazla başarılı olmadı” değerlendirmesini yaptı.

Prof. Dr. Hurşit Güneş
Marmara Üniversitesi Ekonomi Profesörü

Para girişlerinde uygulanabilir

Türkiye ekonomisinin 2010 yılı büyüme beklentisinin yukarı yönlü revize edildiği ve 2011 yılında da yine ekonomik aktivitenin hareketleneceği ve ülkeye para girişinin hızlanacağı göz önüne alındığında, Türk Lirası’ndaki aşırı değerlenmenin önüne geçilmesi için Tobin vergisi önerisini olumlu buluyorum. Hatta belirttiğim gerekçelerden dolayı da zamanlamasının da oldukça doğru olduğu kanaatindeyim. Dünyada çeşitli ülkelerde bu vergi uygulamasına gidildi. En son bilindiği gibi Brezilya kısa vadeli sermaye hareketlerine getirdiği yüzde 2 vergi uygulamasıyla para birimi real’in aşırı değerlenmesinin önüne geçti ve ihracatçısını rahatlattı. Türkiye için konulacak verginin para çıkarken değil girerken konulması gerektiği kanaatindeyim. Yatırımcı girerken vergi ödediği için bu paranın içeride kalış süresini uzatacaktır. Ancak belirtmek gerekir ki, kurun değerlenmemesi için alınacak tek önlem bu değil.

Ali İhsan Gelberi
Garanti Bankası Ekonomik Araştırmalar Bölüm Başkanı

Mikro önlemleri de içeren yapısal reform içinde olabilir

Kriz öncesi dönemde Tobin vergisini konuşmak bile sakıncalıydı. Ancak dünyanın geçirdiği kriz ve yeni finansal mimarinin şekillendiği bu dönemde IMF konuyu açabiliyor ve bazı ülkeler bunu uygulamaya koyabiliyor. Ancak genelde bu uygulama sıcak para denilen kısa vadeli sermaye hareketlerinin yöneldiği gelişmekte olan ülkelere öneriliyor. Çünkü gelişmiş ülkelerdeki para gelişmekte olan ülkelere gidiyor. Bu para gitmesin diye de buna sınır koyun diyorlar. Tobin vergisi gibi politikaları yalnızca paramız değer kaybetsin diye uygulamanın sakıncalığı olacağını düşünüyorum. Özellikle büyüme ve istihdam tarafında oluşturacağı kanaatindeyim. Tobin ve başka politikalarla kontrol yöntemleri Türkiye’nin ithalat ve dış finansmana bağlılığını azaltacak mikro önlemleri de içeren yapısal bir reform paketinin parçası olarak uygulanabilir. Ancak yapısal olarak cari açığı azaltıcı önlem paketinin bir parçası olabilir.

Özgür Altuğ
BGC Partners Başekonomisti

Cari açığı çözmeden Tobin vergisi olmaz

Bugünlerde medyada Brezilya’da olduğu gibi Türkiye’de ‘’sıcak para” için Tobin vergisi uygulanıp uygulanmaması gerektiği tartışması gündemde. Kimileri verginin Türk şirketlerinin dış borçlanma maliyetlerine zarar vereceğini, kimileri TL değerlenmesinin sınırlayacağını ve ihracatçılara destek olacağını, kimileri ise Brezilya’da olduğu gibi verginin ilan gününde bir etki yaratabileceğini ancak sonrasında tüm finansal piyasaların vergiye göre kendilerini ayarlayacaklarını iddia ediyor. Tobin vergisi uygulamasının problemi çözeceğini düşünmüyoruz. 2011 yılı finansman dengesindeki problemleri de düşündüğümüzde esasında Tobin vergisi veya benzeri bir verginin uygulanmasının ciddi bir risk olacağını düşünüyoruz. O nedenle Tobin vergisi’nin Türkiye’nin yapısal cari açık problemi çözülmeden hayata geçirilmesinin doğru olmadığı kanaatindeyiz.

ETİKETLER:
Bunu Paylaşın