Tuğamiral (E) Dr. Yalçın Özkütük
İsrail’in 1948’de Filistin topraklarını çok büyük oranda işgal etmesi sonucunda, Filistinliler dört parçaya ayrılmıştır: aralarında fiziksel bir bağ bulunmayan Batı Şeria ve Gazze’de kalanlar, Ürdün vatandaşı olanlar, bölge ülkelerindeki mülteci kamplarına gidenler ve İsrail vatandaşı olanlar. Hâlihazırda kâğıt üzerinde “Filistin Devleti/Ulusal Otoritesi/Yönetimi”; Batı Şeria ve Gazze’den oluşmaktadır.
7 Ekim 2023’ten itibaren Batı emperyalizmi destekli İsrail’in Gazze’deki insanlık dışı eylemlerini ve bu bağlamda ABD’nin jeopolitik-jeoekonomik çıkar temelli girişimlerini izledik, izliyoruz. Özellikle bu süreçte Filistin’in diğer parçası ve yazının ana teması olan, yaklaşık 3 milyon Filistinli ve 750 bin Yahudi’nin yaşadığı Batı Şeria ise gündemde pek yer bulamadı. Oysaki tarihsel ve dinsel anlatıdan beslenen “Büyük İsrail” hedefi doğrultusunda, İsrail burada uzun yıllardan beri; baskı, korkutma, bezdirme, yıldırma, silahlı güç ve yerleşimci şiddeti, gözaltı, tutuklama, mahrum bırakma, arazi kamulaştırması, mülksüzleştirme vb. hukuk dışı eylemler uygulayarak, güvenlik esaslı yönetim pratikleri doğrultusunda istisnai bir yönetim şekliyle Filistinlileri vatanlarından ayrılmaya zorlamaktadır. Nitekim İsrail’in; “Hamas benzeri bir tehdit yaratma ihtiyacı” olmaksızın, uzun soluklu “zayıflatma ve direnç kırma” eylemlerinin sonucunda Batı Şeria’da oluşan ortamda, “burası benim toprağımdır” diyerek konjonktür uygun olduğunda Gazze’de yaptıklarının benzerlerini yapması sürpriz olmayacaktır.
Batı Şeria’ya dair
1967’deki Altı Gün Savaşı'nda bölge İsrail tarafından işgal edilmiş ve o tarihten beri BM tarafından “işgali altındaki bölge” olarak kabul edilmektedir. “Şeria (Ürdün) Nehri”nin batısında yer aldığı için “Batı Şeria-West Bank” olarak isimlendirilen bölge, İsrail’e göre işgal edilmiş bir toprak değil, ilahi bir hak olarak görülen “Yahudiye ve Samiriye”dir. İşgal sonrasında İsrail, bölgeyi “Yahudi yerleşimi”ne açmış ve bölgenin demografisini “çoğaltılan Yahudi, azaltılan Filistinli” esaslı, kendi lehine olacak şekilde değiştirmeye devam etmektedir.
Batı Şeria, Filistin Yönetimi tarafından kontrol ediliyor gibi gözükse de gerçekte durum öyle değildir. Çünkü 1995’deki İkinci Oslo görüşmelerinde Batı Şeria; A, B ve C bölgeleri olarak üçe ayrılmıştır. Batı Şeria’nın yaklaşık yüzde 18'ini oluşturan ve büyük şehirleri kapsayan A bölgesi Filistin Yönetimine, şehirleri çevreleyen kasaba ve köyleri kapsayan, tüm bölgenin yaklaşık yüzde 21'ini oluşturan B bölgesi nihai yetki İsrail'de olacak şekilde Filistin Yönetimi- İsrail ortak yönetimine, Batı Şeria'nın yüzde 60'ından fazlasını oluşturan, İsrail yerleşimlerini, Ürdün Vadisi gibi sınır bölgelerini, çevre yollarını, tarım arazilerinin çoğunu ve su kaynaklarını içeren C bölgesi ise tamamen İsrail kontrolüne verilmiştir.

Batı Şeria-İsrail sınırı üzerinde yer alan, Müslümanlar, Yahudiler ve Hıristiyanlar için “kutsal” olan Kudüs, konunun bir diğer yönüdür. İsrail, Kudüs’ün Yahudi kimliğini öne çıkararak Hıristiyan ve özellikle Müslüman tarihini ve kimliklerini silmeye çalışmaktadır. İsrail’in izin verdiği ölçüde Batı Şeria’nın ve Gazze’nin (?) yönetim kademesi olan Filistin Yönetimi’nin idari organları, Batı Şeria’daki idari başkent Ramallah’tadır. Filistinlilerin gönlündeki başkent ise, Kudüs’ün Batı Şeria içinde kalan ancak Batı Şeria’dan duvarla ayrılan kısmı “eski şehir’’ olarak anılan Doğu Kudüs’tür. 1980’de Kudüs’ü başkent ilan eden İsrail 1993’te Doğu Kudüs’te oturmayan Filistinlilerin şehre girişleri tamamen yasaklamıştır.
Filistinlilerin Batı Şeria’da yaşamı
İsrail’in; yollardaki, kontrol noktalarındaki, tüm bölgeyi çevreleyerek İsrail topraklarından ayıran, Filistinliler için adeta “açık cezaevi” yaratan duvar ile etrafındaki uygulamalar sebebiyle ve anlaşmalar gereğince sadece Filistinlilerin yaşaması gereken yerlerde diğer ülkelerden gelen Yahudiler için “Yahudi Yerleşim Yerleri” kurması sonucunda, Filistinliler Batı Şeria'da çok zor şartlar altında yaşam mücadelesi vermektedir.

Batı Şeria’daki yollar; “yasak”, “kısmen yasaklı” ve “kısıtlı kullanımlı” yollar şeklinde üçe ayrılmaktadır. Yasak yollar; Filistinlilerin kullanması yasak olan yollardır. Kısmen yasaklı yollar; zorunlu olarak kullanılması gereken, Filistinlilerin izin alarak kullandığı yollardır. Kısıtlı kullanımlı yollar ise; Filistin köylerine bitişik olan yolların kapatılması durumunda kullanımına izin verilen yollardır.
Batı Şeria’da, C bölgesinde çoğunlukla Filistin yerleşim yerlerinin etrafında yoğunlaşan Yahudi yerleşim yerlerinin, kontrol noktaları ve yollarla birleştirilmesi sonucunda, Filistinlilerin yerleşim alanları birbirinden koparılmış ve çok dar alanlara hapsedilmiştir. Kontrol noktaları aynı zamanda, A ve B bölgelerinde mekânsal bölünme yaratmaktadır. Bazıları yaya geçişi, bazıları araç ve mal dolaşımı için kurulan kontrol noktalarında açılma/kapanma zamanları belirsizdir. Bir duyuru yapılmadan günlerce kapatılabilmektedir.
Kontrol noktalarındaki İsrail askerleri bir mevzuata göre değil, inisiyatifleri doğrultusunda; yolcu ve araçları kontrol ederek sorgulayabilmekte, engelleyebilmekte, trafik cezası kesebilmekte, kimliklere, evraklara ve/veya araçlara el koyabilmekte, sadece toplu taşıma araçlarının geçişine izin verebilmektedir. “Terörle mücadele” gerekçeli bu keyfilik, Filistinlilerin hak arayışlarını engellerken İsrail’i de hesap sorulabilir olmaktan kurtarmaktadır. Bu sebeple Filistinliler genellikle ana yolları değil, uzun ve dolambaçlı olan engebeli, asfaltsız ve aydınlatması olmayan tali yolları tercih etmektedir.
Okullarına gidebilmek için kontrol noktalarından geçmek zorunda kalan birçok Filistinli öğrenci buralarda; şiddetle, tacizle, köpekli aramayla ve uzun bekleyişlerle karşılaşmaktadır. Tıp fakültesi öğrencilerinin uygulamalı eğitim için Doğu Kudüs’teki hastanelere gidebilmeleri İsrail otoritelerinin iznine tabidir. Aynı zamanda Yahudi yerleşimciler, yerleşimlerin yakınındaki yollardan geçen öğrencilere saldırmakta ve yakındaki okullara baskın düzenlemektedir. Tüm bu eylemler, Filistinli çocuklar arasında “çocuk işçilik ve erken yaşta evlilik” oranını arttırmaktadır.
Kontrol noktalarında öğrencilere uygulanan engellemelerin aynıları veya benzerleri işçilere de uygulanmaktadır. Bu engellemeler; Filistinlilerin istihdamını, aylık ücretini ve çalışma günlerini düşürmekte, ürün/malzeme nakliye ve işçilerin ulaşım sürelerini uzatarak üretim maliyetlerini arttırmaktadır. Batı Şeria’da üretilen malların İsrail üzerinden diğer ülkelere gönderilmesi belirli kontrol noktalarından geçirilmesine istinaden yapılabildiğinden, mallar kontrol noktasında boşaltılmakta, kontrol edilmekte ve diğer bir araca yüklenerek ancak saatler sonra geçirilebilmektedir. Dolayısıyla sıcak iklimin de etkisiyle ürünler bozulabilmekte, teslimatta gecikmeler yaşanmaktadır. Bu durumlar sipariş iptallerine, iadelerine sebep olmaktadır.
Batı Şeria’da su kuyularının açılmasını 1968’de yasaklayan İsrail, mevcut kuyuları da kurutmak maksadıyla yakınlarına yeni ve daha derin kuyular açarak Yahudi yerleşim yerlerinin kullanımına sunmuştur. Filistinlilerin yaşadıkları yerlere, tarlalarına; elektrik, su ve telekomünikasyon gibi alt yapı hizmetlerinin de sağlıklı bir şekilde ulaştırılması ve kesintisiz olması engellenmektedir. Yahudi yerleşim yerlerinde bir İsraillinin tükettiği su miktarı bir Filistinlinin tükettiği su miktarının 7 katıdır. Sıcak yaz aylarında, Filistinlilere giden su kanalları kapatılarak Filistinliler susuz bırakılmaktadır. Böylece Yahudi yerleşimlerinin yakınındaki tarlalarda verim azalmakta, Filistinlilerin çoğu tarlaya ulaşma ve ürün yetiştirme gayretinden vazgeçmekte, bahse konu tarlalar Yahudi yerleşimciler tarafından işgal edilmektedir.
2002’de İsrail tarafından inşasına başlanılan, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü çok büyük oranda çevreleyerek buraları adeta karada birer “ada” hâline getiren, Berlin Duvar’ının 10 katı uzunluğunda ve 2 katı yüksekliğindeki bir “duvar” gerçeği vardır. 720 km uzunluğundaki, 8 m yüksekliğindeki, uzaktan kumandalı kontrol sistemi (gece/gündüz görüşlü kameralar, alarm sensörleri, hafif silâhlar vb.), dikenli tel örgüler ve bazı kesimlerde 4 m genişliğindeki hendekler ile desteklenen, İsrail tarafında devriye yolunun yer aldığı bir duvar.
7 Ekim 2023 süreci
Bu tarihten itibaren İsrail’in Batı Şeria’da kontrolü sağlama faaliyetleri hız kazanmıştır. Otlatma faaliyetleri için “çoban karakolu” kurulması çerçevesinde, yerleşimciler 114 yeni çoban karakolu kurarak, bölge yüzölçümümün yaklaşık yüzde 14’üne karşılık gelen araziye yerleşmiştir. Aynı süreçte 26 yeni yerleşim yeri kurulmuş, buna karşılık 21 Filistinli topluluk yaşadıkları yerlerden zorla çıkarılmıştır Yine bölgedeki yerleşimciler için toplam 12.350 konut inşası için onay verilmiştir.
Şubat 2026’da İsrail, Batı Şeria'da tek taraflı “arazi kayıt süreci” başlatarak Filistinlilerin topraklarının gasp edilmesini “resmî” hâle getirecek kararı onaylamıştır. Eş zamanlı olarak Doğu Kudüs yakınlarında 3412 yerleşimci konutunun inşasını içeren plan da onaylanmıştır. Böylece Doğu Kudüs'ün Batı Şeria'dan koparılması tamamlanmış olacaktır. Ayrıca Batı Şeria’da “arkeolojik alan” ilanını genişleten bir düzenleme hayata geçirilmiştir. Böylece bir yer arkeolojik alan ilan edildiğinde; askerî koruma uygulanmakta, Filistinlilerin araziye erişmesi veya araziyi kullanması engellenmekte, bölge sakinleri zorla yerlerinden edilmekte, nihayetinde söz konusu araziye ve buradaki mülklere el konulmasının önü açılmaktadır.
Önceleri Filistinlileri korkutmaya ya da yaralamaya yönelik yerleşimci saldırıları da 7 Ekim 2023’ten itibaren; öldürme maksatlı saldırı, fiziksel şiddet, mülke zarar verme, tarım alanlarının tahribi ve zorla göç ettirme gibi pratikler üzerinden, Batı Şeria’daki demografik ve mekânsal dönüşümü hızlandıran bir unsur hâline gelmiştir. Bu bağlamda yerleşimci şiddeti, İsrail’in yerleşim politikasını tamamlayan ve sahadaki fiili durumu kalıcılaştıran tamamlayıcı bir mekanizma olmuştur. Veriler Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetinin yaklaşık yüzde 25 arttığını göstermektedir. İsrail ordusunun baskın ve göz altılarının da arttığı görülmektedir.
Diğer yandan İsrail, Filistin Yönetimi’ni; vergi gelirlerini keserek, yetkililerin faaliyetlerini engelleyerek ve gerçek bir siyasi otoriteden yoksun “taşeron” konumuna indirgeyerek “yok saymakta”dır. Bunun paralelinde İsrail, Filistin toplumunu yönetilebilecek yerel ortaklar oluşturarak toplumun Filistin Yönetimi tarafından merkezi kontrolüne engel olmak için, aşiret liderleri ve köy konseyleri gibi geleneksel yapılarla ilişki kurmaktadır.
7 Ekim 2023 süreci yalnızca Gazze’deki askerî çatışma süreci değil, İsrail’in Batı Şeria’ya yönelik güvenlik algısında bir kırılma noktasıdır. Batı Şeria, olası bir iç istikrarsızlık ve ikinci cephe riskine karşı önleyici güvenlik anlayışının odağı hâline getirilmiştir. İsrail bu süreçte işgal altındaki Batı Şeria’nın ilhakını hızlandırmış, Filistinlilerin yönetimi için yeni bir idari yapılandırma faaliyetine girişmiştir. İlhak sahada fiilen gerçekleşmekte ve gerek idari gerek askerî olarak “tam ilhak” için zemin hazırlanmaktadır. Dolayısıyla 7 Ekim 2023’ün, sadece Gazze için değil, farklı yöntemlerle Batı Şeria için de başlatılmış bir süreç olduğunu ifade etmek mümkündür.
Sonuç
İsrail; fiziki, hukuki, sosyal ve ekonomik olarak yaptığı her engelleme eylemini güvenlikleştirerek kendini savunması gerektiğini öne sürmekte ve bu şekilde eylemlerini meşrulaştırmaya çalışmaktadır. İsrail’in bahse konu tüm bu eylemlerindeki nihai hedefi ise; Batı Şeria’daki Filistinliler için yaşamı olabildiğince zorlaştırarak göç etmelerini sağlamak, devletleşme koşullarını yok etmek ve boşalacak yerlere Yahudileri yerleştirerek kendi sınırları içine katmaktır.
Bahse konu hedef doğrultusunda tarihsel ve dinsel anlatıları kullanan İsrail, gerek 7 Ekim 2023 sürecinde gerekse İran ile yapılan savaşlar (Haziran 2025-Şubat 2026) esnasında, Batı Şeria’da “savaşın sisi altında sessiz ve sürekli bir ilhak” yürütmüş ve yürütmektedir.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





