Anayasa’da belirtilen temel esasları ve Cumhuriyetin temel niteliklerini yönetimde esas olarak kabul edip izlenecek yol olarak ortaya koymazsanız o ülke savrulan bir hâl alır. Kurucu rotadan çıkartılmış bir ülkenin insanlarının da mutlu, huzurlu ve refah içinde olması beklenemez.
Atatürk ve silâh arkadaşları emperyalist güçlere karşı savaş vermiş, bu aşamada Türk Milleti kandan beslenmemiş ama vatan için can vermiş, analar ağlasın istememiş ama milletin ve vatanın bekası için çocuklarını cepheye göndermiş ve onlarcasını toprağa vermiş. Askerî zaferlerini de siyasî bir zafer olan Cumhuriyet ile taçlandırarak egemenliği halkın iradesine vermiş o kurucu irade. Bunu yaparken din, dil, etnik köken bağlamında ayrıcalıksız bir yaklaşım ile halkçı bir irade ortaya koyarak Türk Milleti kimliği altında hareket etmişler.
Ulu Önder Atatürk’ün 1930'da “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” kitabında tanımladığı gibi “Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” veya 1924 Anayasası 88’inci Madde’de olduğu gibi “Türkiye ahalisine, din ve ırk farkı gözetilmeksizin vatandaşlık itibarıyla Türk denilir.” Ya da o beğenilmeyen ve hâlen yürürlükte olan 1982 Anayasası 66’ncı maddede tanımlandığı gibi “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” Bu tanımlar ve kanunlar ile vatan toprakları üzerinde yaşayan vatandaşlar bir çatı altında birleşmiştir.
Bütün bu tanımlardan anlaşılacağı üzere Türk Milleti ortak bir irade etrafında birleştirilerek ulus devlet olmuş, bunun verdiği güç ile de üniter devlet yapısını yüz yılı aşkın süre muhafaza etmiştir.
İç cephenin muhafazası ulus devlet yapısının korunmasında önemli bir unsurdur. Her şeyi çok önceden gören ve öngörüleri ile Türk milletinin tarihten silinmesinin önüne geçen bizim “kurucu önderimiz” Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu konudaki tespitini Nutuk’ta çok açık şekilde aşağıdaki sözleriyle ifade etmiştir.
“Önemli olan, memleketi temelinden yıkan, milleti tutsak ettiren, iç cephenin çökmesidir. Bu gerçeği bizden daha çok bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar.”
Farklı siyasi görüşler, anlayışlar olması hayatın akışının en doğal yansımasıdır. Bu iç cephenin zayıf olması anlamına gelmez. İç cephenin muhafaza sorumluluğu ise iktidarındır.
Bugünkü İktidarın iç cephe anlayışı tamamıyla “benim etrafımda kenetlenin, benim doğrularımı kabul edin” anlayışından öteye gitmemektedir.
Siyasal İslam’ın tipik baskıcı, kendine bile demokrat olamayan, biat anlayışı üzerine bina edilmiş dünya görüşünün diğerlerinin farklı düşüncelerine anlayış göstermesini beklemek çok da mümkün değil.
Diğer taraftan yıllardır yanlış politikalar yüzünden iktidar olamamış ana muhalefetin pek çok konudaki kafa karışıklığı da iç cephenin oluşması açısından çok da sağlıklı bir bakış açısı yaratmıyor. Atatürk’ün koltuğunda oturmaktan bahsedip Şeyh Sait’i hoş gören bir anlayıştan ne beklenir?
Ekonomik olarak halkı yoksulluk içinde olan bir ülkenin iç cepheyi muhafazası oldukça zordur. 3 milyon 600 bin hanenin sosyal yardım aldığı bir ülkeden bahsediyoruz. Bu da yaklaşık 14 milyon 500 bin kişi yapıyor. Yoksulluk ülkenin kılcal damarlarına kadar işlemiş. Ekonomi o kadar kırılgan bir hâle gelmiş ki suçlu olan ABD vatandaşı bir papazı dahi ekonomik şantaj yüzünden elinde tutamamışsın.
Dış politika da burnunun dibinde “kırmızı çizgim” dediğin her şey yerle bir edilmeye devam ediliyor. YPG terör örgütü ABD/İsrail’in istediği sınırlara senin de desteğinle Şam hükûmeti tarafından çekilmiş ama 30 Ocak mutabakatı ile özerk bir yapı için önemli kazanımlar elde etmiş.
İç politikada bitmiş bir narko terör örgütü birtakım kişilerin çabaları ile küllerinden doğmaya başlayarak üniter devlet yapısına aykırı taleplerini kanunlara aykırı bir şekilde yandaşları vasıtasıyla TBMM çatısı altında dahi seslendirir olmuş. 50 bin kişinin katili teröristbaşı neredeyse müzakereci olarak kabul edilmiş hastalıklı zihni ile saçma sapan açıklamaları rahatlıkla yapar hâle gelmiş.
Ülkede bebekleri dahi öldüren, Türk askerine, öğretmenine nicelerine pusular kuran, askerini kalleşçe şehit eden emperyalistlerin maşaları teröristler hoş görülür olmuş bazıları çeşitli vesileler ile serbest bırakılıp konferans verir olmuş. Bu rezilliğe ettiği yemin gereği ses çıkaran emekli askerlerin susturulması için çeşitli yollar uygulanmaya başlanmış.
Muhalif olmak ve iktidara talip olmak neredeyse suç hâline gelmiş, teröristlere hoşgörü gösterilirken muhaliflere baskı uygulanmak süreklilik hâlini almış.
Dini inançların teminatı Anayasa’nın temel niteliklerinden biri olan laik düzenin savunucusu olmak suç olmuş tarikat vesayeti her yerde kendini hissettirir olmuş.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kurucusu, “kurucu önderimiz” Atatürk’ün deyimiyle bu ahval ve şerâit (bu durum ve şartlar) içinde, doğru yönetilen ve her alanda egemen, çevresinde güçlü ve etkili bir ülke mi var yoksa savrulan bir ülke mi? Sağduyulu her yurtsevere düşen görev bu soruyu ciddiye alıp enine boyuna düşünmektir. Düşünmek ve yapmak ciddi bir eylemdir. Ve bu yapılırken bütünün iyiliği ve refahı gözetilmelidir kişilerin, salt bir zümrenin değil.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.






