Yine varlığının en çirkin yüzüyle yüzleşiyor insanlık. Biliyoruz ki her savaşla nesiller sürecek bir karanlığın tohumları atılıyor. Ses çıkarmanın, savaşı bırakmaya zorlamanın, ayakta kalmak için sarılıp öpüşmenin zamanı. Çünkü özgürlüktür öpüşmek. Şiddet sarmalına yöneltilebilecek mükemmel yıkıcılıkta bir hamledir. En azından özgürleştirdiği kesindir.
Yüce Yöney
Geçen ay, ABD Başkanı Donald Trump İran’a savaş açıp füzeler, bombalar yağdırıp sivilleri öldürmeye başladıktan kısa süre sonra, İspanya Futbol Ligi’nde oynayacakları maç öncesi basın toplantısına katılan Sevilla Kulübü’nün teknik direktörü Matias Almeyda, hepimizin yüzüne acınası hâlimizi vurdu.
Mealen şöyle bir şey söyledi: Savaşlar varken biz çıkıp futbol oynayacağız, insanlar ölürken futbol oynamaktan söz ediyoruz, bu hiçbir şeyi umursamıyoruz anlamına geliyor. Ve ardından, kendi çıkarlarımızın peşinde koştuğumuz bir dünyada yaşadığımızı söyleyerek sordu Almeyda: 50 milyon Euro’ya mal olan füzeler fırlatılacağına açlık var dediğimiz Afrika’ya neden yardım edilmiyor? Neden o para yiyecek ve eğitime harcanmıyor?
Yanıt bencil ve çıkarcı yaratıklar olmamızda mı yatıyor acaba? Hayır. Hepimiz böyle değiliz. Ne yazık ki böyle olanlarımız daha güçlü, daha ahlâksız, daha kompleksli ve yine ne yazık ki hiç de az değil.
“Vurulmuş ağır zincirlere tutsaksın yeryüzünde,
Çatlaklar açıyor hakikat yine de duvarlarda.
Uyanıp bilinmez bir çıkışa yönelmiş
Doğruyu arıyorsun karanlıkta.”
Ingeborg Bachmann’ın “Hakikat”inden bu alıntı. Böyle hissediyor işte, birtakım çıkar gruplarının daha zengin olması için çıkarılan savaşların yıkımı karşısında insan.
Karanlık bir devirdeyiz. Çıkış yolu şu ânda görünmüyor belki, ama insanın umudu varlığının teminatı; hep bir yolunu buluruz gibi geliyor. Brigitte Schwaiger’ın Koyver Gitsin’de anlattığı ilaç içerek intihara teşebbüs eden karakterin kendini kurtarması gibi: Nasıl ölmedim, anlayamadım. Böyle garip bir biçimde hareket etmek, yani bilinçsiz bir şekilde yataktan kalkıp kusmaya gitmek. İnsan nasıl bir şey ki bilinci yerinde değilken midesi bulanıyor ve yatağını farkında olmadan terk edip gideceği yolu buluyor.
Yaşama içgüdümüz yaşama gücümüzden daha fazla olsa gerek ki bunca zamandır varlığını sürdürüyor insan denen tür. Ve yine aynı nedenle olsa gerek, bir türlü yaşanmaya değer bir düzen kuramıyoruz.
Ama vazgeçmiyoruz da biliyoruz ki, kültürlerimiz sadece yok etmek üzerine kurulmadı. Literatüre, bizi yüzleştiren Almeyda’nın adıyla geçmesi gereken tavrı deneyelim o hâlde. Gerçeklere sırt çevirmeden savaşları, ölümleri, yıkımları, kötülükleri kısa bir süre de olsa unutup gözlerimizi çevirelim. Belki de sadece ayakta kalabilmek için. Savaşma seviş, diyelim ve yeryüzüne özünü hatırlatacak hayat öpücüğünü beklerken öpücüğün hayat ve ölüm getiren biçimlerine göz atalım.
Ölümcül öpücükler
Elbette ilk akla gelen, masallar yoluyla toplumsal bilinçaltımıza yerleştirilen, eril düzenin yansıması, “prens erkeklerin” öpücüğüdür. Meşhur Uyuyan Güzel masalında en açık biçimde görülür bu tür. Marcel Danesi’nin Öpüşmenin Tarihi / Popüler Kültürün Doğuşu isimli kitabında, prens öpücüğü hikâyeleri “saray aşkı anlatılarının bir dalı” olarak nitelenir. “Kadın o kadar güzeldir ki aşık erkek gözlerini ondan alamaz. Eğilip ona bir öpücük verir. Onu öptüğü ânda kadın gözlerini açıp erkeğe gülümser. Birlikte oradan ayrılırlar ve dünyada her şey tekrar rayına oturur.”
Kadınların bu izinsiz öpücüklere cevabı ise, konuya en uygun hâliyle, eski anlatı dünyasında bulunabilir. Lilith efsanesinin Sümer versiyonunda mesela… Sümerler için bereketin ve hayvanların tanrıçası olarak kabul edilen Lilith aynı zamanda boyun eğmeyen bir kimliğe sahiptir. Şımarık bir prensin ilgisini reddeden Lilith, çevresindeki bütün hayvanları öldürmeye başlayan prensin zorbalığını kabullenmez. Katledilmeyen hayvanları arkadaş edinir ve prense inat bir yılanla birlikte olur. Ortaya çıkan altı kollu, yılan kuyruklu çocuk da prensle bitmeyen bir savaşa tutuşur. O arada Lilith yılanla birlikte olarak 216 melez çocuk daha yapar. Bunun üzerine prens kaçmak zorunda kalır ama intikam yemini ederek. Yeminle gelecek şiddetten korkan Lilith de hayvanları taşıyabilen büyük bir kuşa dönüşerek başka diyara göçer. Ancak zamanla prens onun izini bulur. Göçtüğü yerde el üstünde tutulan, oranın yöneticisi hâline gelen Lilith bir ziyafet tuzağıyla prensi kandırır. Onu ele geçirmek için kadın kılığında gelen prense ziyafete çağırdığı 36 erkekten biriyle evlenmesini ya da ölümle yüzleşmesini emreder. Prens öfkelenir ve onunla evlenmek istediğini, reddedilirse kendini öldüreceğini iddia eder. Tam da görüldüğü gibi pek de akıllıca değildir bu hamle. Lilith ona sadece bir öpücük vereceğini söyler ve dediğini yapar. O öpücüğün hazzı öylesine büyüktür ki prens o ânda orada ölür.
Malûm, öldüren bir diğer öpücük türü ise vampir öpücüğüdür. Ama sadece öldürmez, paradoksal olarak bir yaşam kaynağını da bahşeder. Boyundan alınan, en tutkulu ve en ölümcül öpücüklerden biridir.
18’inci yüzyıl Doğu Avrupası’ndaki insanlar vampirlerin fizikî bir gerçeklik olduğuna inanırmış. Danesi kitabında, o dönem, çoğu insanın, vampirlerin yoğun cinsel arzuları nedeniyle geceleri uyandığına ve bu arzularını doyurduğuna inandığını belirtir. Bugün biliyoruz ki, vampirlere atfedilen bu erotik güç ve şehvetli boyun öpücüğü edebiyat, sanat ve yazılı olmayan anlatılar vasıtasıyla sonraları da hep yaşatıldı.
Linda Sontag bu konu bağlamında, “Öpüşme de ısırık da cinselliktir” demiş. Cinsellik, enerji, sürekli yaşam kaynağı, ölüm ve umut; bir vampir öpücüğünde hepsi bulunur. Üstelik vampir olmayanlara da yabancı değildir.
Tabiî bir de romantik öpücükler var. Eğer talihsiz sevgililer Romeo ve Julliet değilseniz, hayata can katar. Gerçeklikten çok ideal olanla ilgilidir çünkü. En azından dünyayı bir süreliğine mükemmel algılamamıza neden olur ve herkes tarafından kabul edilir ki tedavi edici yanı kesinlikle gerçektir.
Marcel Danesi’nin dediği gibi, romantik öpüşmenin ortaya çıkışının biyolojimizle kesinlikle bağlantısı vardır. “Ama daha ziyade tarihle ve bizim, tarihi, başkaldırı eylemleri ve sembolleriyle değiştirip daha derin anlamlara ulaşma ihtiyacımızla bağlantılıdır.”
O hâlde… Savaşmayalım, sevişelim, her durumda öpüşelim.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





