ABD/İsrail, İran savaşı ile petrolü kontrol etmeyi, Çin’e ekonomik olarak sıkıntı yaratmayı ve İran’ın tehdit olma riskini ortadan kaldırmayı amaçlarken, bir taraftan da Orta Doğu’yu şekillendirmeye devam ediyor.
Orta Doğu’yu şekillendirmek için ABD/İsrail, açık ve gizli görüşmelerine de devam ediyor. Suudi Arabistan ve BAE ile doğrudan bu konuyu görüşürken, aynı zamanda Katar, Kuveyt ve Bahreyn’den de “koruma” karşılığında maddi destek almak için örtülü görüşmeler yaptığı İsrail gazetelerinde belirtiliyor.
Öncelikle, İsrail’in bölgede güçlü bir ülke olabilmesi ve savunmasını daha emniyetli bir şekilde sağlayabilmesi için “genişlemesi” şart. Millî güç unsurlarından biri de malûm “coğrafi güç”. Yüzölçümü bu kadar küçük bir ülkenin askerî açıdan güçlü olabilmesi çok da mümkün değil. Konya’nın yarısı kadar bir ülkeden bahsediyoruz; Türkiye’nin 38’de biri, İran’ın 80’de biri. Derinliği olmayan, savunma için büyük dezavantajları olan bir coğrafi konum.
İsrail, Lübnan’a saldırıları ile Hizbullah’ı yok etmeye çalışırken, aynı zamanda ilhak edeceği yeni topraklara da postalını basmış oldu. İran savaşı gölgesinde kalan İsrail’in Lübnan saldırısında ölenlerin sayısı, neredeyse İran savaşında ölenlerin sayısı kadar. Şu âna kadar İran’da hayatını kaybedenler 1400, Lübnan’da ise 1000 civarında. İsrail, daha önce Golan Tepeleri’nin tapusunu Suriye’nin başına kendi getirdiği Collani Şara’dan çoktan almış ve Hermon Dağı’na doğru biraz olsun genişlemişti. Aynı zamanda bu hamlesi ile bölgenin su ve tarım alanlarını da kontrolü altına almıştı.
Trump’ın planı ise çok da gizli değil aslında. Kurduğu “Gazze Komisyonu” (National Committee for the Administration of Gaza-NCAG veya Board of Peace), planının icra heyeti gibi. İlk toplantısında yaptığı uzun konuşma, niyetini sadece şimdilik örten bir konuşma oldu. Gazze, ABD toprağı olacak ve İsrail’in aynı zamanda sigortası olacak. Gazze’nin yeniden inşası maliyetini de Gazze için kurduğu komisyon üyelerine ödetecek. Maalesef Gazze, ABD’nin Orta Doğu’yu kontrol ettiği, İsrail’in güvenliğini sağladığı, Akdeniz’in nimetlerinden faydalandığı bir “ileri karakol” olacak.
ABD muhtemelen İran ile savaşı bittiğinde, bölgeye yaptığı yığınağın bir kısmını da Gazze’ye yerleştirir. Hatırlarsak; Irak Savaşı sonrası harp silâh ve araçlarının bir bölümünü (özellikle elden çıkarmak istediği M-60 tankları ve M110A2 obüsleri) aralarında Türkiye’nin de olduğu bölge ülkelerine hibe etmişti. Şimdi ise ABD’nin bu harp silâh ve araçlarını depolamak için kullanabileceği bir bölgesi daha olacak.
Suriye’de neler oluyor?
Bir de burnumuzun dibinde, neredeyse Suriyelilerden çok Türk milletine dert olan ve problem yaratan Suriye’ye bakalım. Hükûmetin öngörüsüz davranması ve ABD/İsrail politikalarına kapılıp gitmesi sonucunda ekonomik, sosyal ve askerî bedeller ödediği Suriye’ye…
Suriye, Esad dönemine göre Türkiye’ye daha mı dost? Esad dönemine göre bizim için daha mı emniyetli? Esad dönemine göre daha mı çıkarımıza uygun? Hiçbiri değil.
Artık Suriye bizim için “en uzun sınırımızın olduğu ülke” değil. Çünkü arada, özerk bir bölge olarak yapılandırılmakta olan bir terör yapısı var. Ve bu yapı, ABD/İsrail’den aldığı güç ile hattâ ABD/İsrail işbirlikçisi Collani Şara’nın desteği ile yayılmaya da devam ediyor. Afrin’e “evlerine dönüyorlar” adı altında 400 aile Kamışlı’dan gönderildi.
Collani Şara, Türkiye’ye dostane tavırlarına devam ediyor! İki önemli sınır kapısını; Zeytin Dalı Gümrük Kapısı (Hatay-Hamman) ve Ceylanpınar Gümrük Kapısı (Şanlıurfa-Resulayn) kapatma kararı aldı. Bahanesi de hazır: işletme maliyetleri yüksek, alternatif kapılar var. Gerçek amaç ise Türkiye ile olan ticareti azaltmak ve İsrail ile olan ticaretini geliştirmek. Bizim Suriye politikamız, Emevi Camii’nin halılarının desenine karar vermekte kaldı.
Acaba Türkiye, kendi emniyetini sağlamak için Suriye’de yaptığı harekâtların sonucunda orada bulunan birliklerinden bir kısmını yakında geri çeker mi? Bundan YPG çok rahatsız olduğu için böyle bir geri hareket kimseyi şaşırtmasın.
Terörist Öcalan’a inisiyatif verilerek yürütülen “Terörsüz Türkiye” de savaştan nasibini alanlardan biri oldu. Teröristbaşı Öcalan’a statü vermek için Bahçeli ve DEM’in uğraşları şimdilik sekteye uğramış gibi duruyor. DEM arsızca teröristler için adı “pişmanlık yasası” olmayan, “barış yasaları” olan yasaların çıkarılması peşinde. İç cepheye AKP-MHP eliyle vurulan, CHP tarafından desteklenen bu darbenin bayram sonrası başka bir yöne evrilmesi çok muhtemel.
Türk milleti bu ucube süreci büyük bir sessizlik, fakat öfkeyle takip ediyor. Bunu anılan partilere hatırlatmak isterim. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un “şahsi koltuk ihtirası” kokan demeçleri, bu sürecin Türk milleti tarafından kabul görmediğinin en açık göstergesi.
Varsa cesaretiniz, “teröristleri aklamak” için çıkaracağınız yasaları milletin oyuna sunar ve takdirini alırsınız.
İran halkının savaşa yaklaşımı ve dik duruşu, ülkesine sahip çıkışı; içindeki bölücü hainlere rağmen takdire şayandır. Bunun temelinde “Türk, Kürt, Arap” gibi bölünmüşlük değil, İran halkının yönetimlerine rağmen “ulus devlet” ruhunu taşıması yatmaktadır.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.






