Ana sayfa Haberler Deniz Savunma Preveze Deniz Zaferi, Deniz Kuvvetleri Günü ve ”Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri...

Preveze Deniz Zaferi, Deniz Kuvvetleri Günü ve ”Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri !..”

0
Prof. Dr. Nurhan Kâhyaoğlu / (E) Tuğamiral
Akdeniz’de ve tüm dünya denizlerinde, Türk sancağını şerefle dalgalandırmayı sürdürdüğünüz için bu millet size minnettardır. Çünkü yaptığınız bu görevin emri 1 Eylül 1922’de Gazi Mustafa Kemâl Atatürk tarafından verilmiştir.

Anadolu’da yaşamış, yaşayan ve yaşayacak Türk insanı için çok özel bir ay olan Ağustos ayını geride bırakarak yine aynı önem ve güzellikteki Eylül ayını sürüyoruz.

Türklere Anadolu’nun kapısını açan 1071 Malazgirt Zaferi ve Ulu Önder Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’ün başkomutanlığında, Dumlupınar Meydan Muharebesi sonunda işgalci güçlerin Anadolu’dan süpürülmesini sağlayan 30 Ağustos Zafer Bayramı. Her ikisi de kutlu olsun. Bu iki büyük zafer tarihlerinin hemen hemen ortasında bir tarihte 1538 yılında, bu kez denizde kazanılan bir büyük zafer daha var. Osmanlı Devleti’nin denizlerde giderek artan hakimiyetini önlemek maksadıyla oluşturulan Haçlı Donaması’na karşı kazanılan Preveze Deniz Zaferi. Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması’nın, Haçlı Donanması’na karşı Preveze’de denizde kazanılmış bu zaferle; Türk İmparatorluğu, o zamanlar arcipelago-adalar denizi olarak bilinen Ege Denizi’ni de kapsayan Akdeniz’i tamamen kontrol altına almış ve Akdeniz’de stratejik güç Osmanlı’nın eline geçmiş, bu zafer ile; Avrupalı hükümranların himayesinde sürdürülen deniz korsanlığının önü kesilmiş, Akdeniz’de deniz ticareti yolları kontrol altına alınarak bilhassa kıyılarda ve adalarda yaşayan halkın emniyeti ve huzuru sağlanmıştır. O zamana kadar genellikle karaya dönük bir devlet görünümünde olan Osmanlı bu zaferin sonucunda denizi daha fazla önemsemeye, deniz üzerinden siyaset geliştirmeye başlamıştır. Zaferin ardından daha da güçlendirilen Osmanlı Donanması 16’ncı yüzyıl sonlarına kadar Akdeniz’deki en güçlü donanma olmuştur.

Preveze Deniz Savaşı’nda Osmanlı Donanması’nın gemi sayısı Haçlı Donanması gemi sayısına nazaran çok daha az olmasına rağmen, savaşın Osmanlı Donanması’nın zaferiyle sonuçlanmasının önemli bir nedeni, savaşta çoğunlukla kürek ve yelkenle sevk edilebilen manevra kabiliyeti yüksek, tekne yapıları Akdeniz sularına çok uygun olan kadırgaların kullanılmasıdır. Ama hiç kuşkusuz bunlardan daha da önemli olanı; bu gemilere kumanda eden, bu gemileri kullanan ve denizin doğa şartlarına dayanıklı cesur ve kahraman denizcileridir.

Preveze Deniz Zaferi’nin kazanılmasında, gemilere ve gemi gruplarına komuta eden amirallerin/savaşçıların hepsi kendilerinden önceki nesilde olduğu gibi yaşamlarını denize ve gemilerine adamış denizcilerdi. Denize tutkun bu denizciler Preveze Zaferi’ne kadar, gençlik çağlarından beri birçok deniz seferine katılmış, denizlerde dolaşmışlardı.

Bunlardan Turgut Reis, çok genç yaşlarda reis unvanını almış ve kendinden daha yaşlı denizcilere kumanda etme yetkisini kazanmıştır. Bazıları, Tersane Kethüdalığı görevine de atanmıştır. Tersane demişken şunu da vurgulamak gerekir. Bu seçkin denizcilerimizin kullandığı gemilerin kendi tersanelerimizde yapılmış olması zaferin kazanılmasının diğer bir önemli etmenidir.

1527-1531 yılları arasında Tersane-i Amire’de, çeşitli sınıflarda 61 adet yeni gemi inşası, 146 adet gemi onarımı yapıldığı, yalnızca 1585 yılında 22 yeni gemi inşası ile 114 gemi onarımı yapıldığı çeşitli yazılı kaynaklarda belirtilmektedir. Aynı yüzyılda Osmanlı sınırları içerisinde farklı dönemlerde 86 adet tersanenin faaliyet gösterdiği bilinmektedir. İzmit, Trabzon, Batum, Gelibolu, İzmir, Birecik, Alanya, Samsun, Sinop ve Kefken ile Rusçuk, Süveyş, İskenderiye, Tunus, Basra tersaneleri bunlardan bazılarıdır.

Osmanlı Donanması’nın olgunluk ve en güçlü dönemi Barbaros Hayrettin Paşa’nın Kaptan-ı Derya olduğu dönemidir. Önceki dönemlerde Kemal Reis, Burak Reis’in yaptığı gibi o dönemin reisleri de İstanbul’a gelerek dönemin en iyi savaş gemilerinin inşalarına önderlik etmişlerdir. Örneğin, gemilere uzun menzilli topların monte edilmesi Kemal Reis’in önerisiyle gerçekleşmiştir. Ayrıca, donanmanın eğitiminde Kemal Reis’in büyük katkıları olmuştur. Bu durum Kılıç Ali Paşa’nın ölümüne kadar (1587) devam etmiştir.

Bu dönem, Osmanlıların denizde sadece savaşarak değil, Akdeniz’de deniz ticaretinde de söz sahibi olarak önemli bir Denizcilik Gücü oluşturduğu dönemdir. Yavuz ve Kanunî dönemlerinde İstanbul Tersanesi’nin (Haliç) bir kış mevsiminde 200 parça gemi yapabildiği, bu kapasitenin diğer tersanelerin de katılımıyla 300 gemiye ulaştığı bilinmektedir. Sokullu Mehmet Paşa (1579) ve Kılıç (Uluç) Ali Paşa’nın (1587) ölümlerinin ardından Osmanlı’nın denizlerdeki üstünlüğü de duraklamaya girmiş ve teknolojide Avrupa’ya ayak uydurmakta zorlanacağı yeni bir dönem başlamıştır. Bu dönemlerde donanmaya denizcilikten yetişmemiş Kaptan Paşalar, gemilere ehil olmayan kişiler kumanda etmeye başlamışlardı. Hâlâ güç de olsa idame edilen bir donanma bulunmasına rağmen çağdaş denizcilik eğitimi almış tecrübeli ve işi bilen insan kaynağının hızla yok olması duraklamanın en önemli nedenlerini oluşturmuştur.

Benzer şekilde tersaneler de bir plan ve programa uygun olarak faaliyet göstermiyorlardı. Tersanelerin mutlak amiri padişahtı. Osmanlı tersanelerinde her sene 40 gemi yapmak kanundu ancak padişahın iradesi olmadan hiç bir şey yapılamıyordu. Avrupa’daki sanayi devrimi ve kapitülasyonlar Osmanlı gemi endüstrisi üzerindeki olumsuz etkisini iyice artırmış, tersaneler ve tersanelere bağlı yan sanayi kolları yavaş yavaş zayıflamaya ya da yok olmaya başlamıştır.

Heybeliada Deniz Lisesi

Coğrafi keşiflerle parallel olarak hem gemi inşa endüstrisi ve teknolojisinde hem de deniz ticaretinde büyük atılımlar yapan Avrupa, Osmanlı’ya karşı denizcilik ve gemi inşa teknolojisinde büyük ilerlemeler kaydetmiştir. Osmanlı Donanması’nın ve gemi endüstrisinin geldiği bu durumun sonucu, Baltık Denizi’nden dolaşarak Akdeniz’e kadar gelen Rus Donanması Çeşme’de bir baskın düzenleyerek Osmanlı Donanması’nı hemen hemen yok etmiş ve Osmanlı tarihinde Çeşme baskını olarak tarihe geçen bu olay Osmanlı denizciliğinin ve gemi endüstrisinin çağdaş seviyeye getirilmesi gerekliliğini ağır bir şekilde ortaya koymuştur. Bunun üzerine dönemin Osmanlı padişahı III. Mustafa’nın emriyle Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın başlattığı çalışmalar sonunda 1773 yılında bugünkü Deniz Harp Okulu’nun ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nin nüvesi olan Mühendishane-i Bahri Hümayun Mühendislik Mektebi açılmıştır. Ancak 18’inci yüzyılın sonlarına doğru İmparatorluğun içinde bulunduğu çaresizlikler, liyâkatsiz ve beceriksiz denizciler ve tersaneciler nedeniyle bu çabalarlar sınırlı kalmıştır.

Onsekizinci yüzyılın sonunda alınmaya başlayan bazı tedbirler ve girişimlerle Türk tersaneleri ve bahriyesi 19’uncu yüzyıla daha umutlu girmiştir. Ancak bu dönemlerde gemilerin dizaynı ve bilhassa inşaatlarında kullanılan kereste haricinde birçok malzeme, tezgah, makine ve donatım malzemesi ihtiyaçları Avrupa’dan temin ediliyordu. Abdülaziz devrinde Türk Donanması, Avrupa’nın ikinci büyük donanması olmasına rağmen gemi endüstrisi Avrupa’dan gelen malzeme ve tezgahlara daha çok bağlanmış, 1800’lerin sonlarına doğru da İstanbul Tersanesi’nin (Haliç) muhtelif kısımlarında İngiliz uzmanlar ve ustalar çalışmıştır. Bu devirde yine de önemli işler yapılmaya çalışıldıysa da II. Abdülhamid’in 33 yıllık saltanatlık döneminde bu tersane ve donanma atıl durumda bırakılmıştır. Sonrası malûm; mütareke dönemi, İstanbul’un ve Anadolu’nun işgal edilmesi.

Ama yağma yok, daha bitmedi ‘Geldikleri gibi giderler’ inanç ve bilinciyle yola çıkan Mustafa Kemâl’in, Kurtuluş Savaşı’nı taçlandıracak Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde, ”Gözüm Sakarya’da Dumlupınar’da, kulağım İnebolu’da!” beklentisini boşa çıkartmayanlar da düşman donanma güçlerinin tüm engellemelerine rağmen, kırık dökük, savaşma özelliği olmayan teknelerle, cephede ihtiyaç duyulan silâh, mühimmat ve cephaneyi denizden İnebolu’ya kaçırarak savaşın kaderini etkileyen, yürekleri sadece vatan sevgisiyle çarpan, çoğu mütareke sonucu görevlerinden el çektirilmiş bir avuç cesur denizcidir. Başkomutan Mustafa Kemâl Paşa’nın 30 Ağustos 1922 Büyük Zaferinin hemen ardından 1 Eylül 1922’de verdiği “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emri ise Preveze Deniz Zaferi ile elde edilmiş Ege denizini de kapsayan Akdeniz üzerindeki doğal kazanımlara yeniden kavuşulması için verilmiş bir emirdir. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatük’ün bu emri, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde belirtilmiş şartlara uygun olarak deniz ekonomik bölge sınırlarımızın netleştirilmesiyle yerine getirilmiş olacaktır. Bu günlerde, Akdeniz ve Ege’de bu ekonomik deniz sınırlarımız içerisindeki ülke hak ve menfaatlerimizi kollayan Türk Deniz Kuvvetleri’nin sualtı, suüstü ve deniz-hava unsurlarıyla, bu platformlarda görev yapan amiralinden, erbaş ve erine kadar fedakâr personeli ve yine bu unsurlara hiç yılmadan, yorulmadan destek sağlayan rütbeli, rütbesiz, sivil, asker fedakâr teknik destek ve lojistik destek personelidir. Akdeniz’de ve tüm dünya denizlerinde, Türk sancağını şerefle dalgalandırmayı sürdürdüğünüz için bu millet size minnettardır. Çünkü yaptığınız bu görevin emri 1 Eylül 1922’de Gazi Mustafa Kemâl Atatürk tarafından verilmiştir. Vatanın doğal sınırları bu emirle o gün çizilmiştir. Büyük sorumluluklar üstlenerek, vatanı, milleti ve denizcilik ülküsü için üzerine düşen görevi bilgiye dayalı cesaret ve fedakârlıkla sürdüren sizlerin bu gün yapması gereken en önemli iş, bu güne kadar edindiğiniz bilgi ve tecrübeyle akıl ve bilimin yolunda fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür gelecek nesiller yetiştirmenizdir.

Kıssadan hisse: bir an önce Deniz Lisesi açılmalı ve Deniz Harp Okulu mutlaka Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlanmalıdır. Askeri Tersanelerin ve Milli Savunma Üniversitesi’nin durumu ise ayrıca irdelenmesi gereken diğer önemli iki konudur. Bu önerilerin gerekçeleri ise bu yazıda aşikârdır.

Preveze Deniz Zaferi ve Deniz Kuvvetleri Günü kahraman bahriyelilere ve milletimize kutlu olsun.

Kaynakça
H.Y. Şahsüvaroğlu,1946
H. Tezel,1973
İdris Bostan, 1992
M. Kadıoğlu, 2016

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.