Ana sayfa Piyasa Ekonomi Piyasayla kavga etmek hata olabilir

Piyasayla kavga etmek hata olabilir

0
Gökhan Esin
Dövize olan talebi, yani piyasayı durdurmak zordur, bariyerler konulsa da oyuncular bir yolunu bulup istediklerini yapar. Nassim Nicholas Taleb’e göre, piyasa evcilleştirilemez ve siz onun içinde büyürsünüz. 1992 yılında Quantum fonunun öncüsü olduğu pound krizi, piyasanın evcilleşmeyeceğinin güzel bir örneğidir.

1992 yılında Quantum fonu İngiltere Merkez Bankası’nın uyguladığı mevcut faiz oranı karşısında poundun aşırı değerli olduğunu hesapladı ve pound karşıtı pozisyonlar açtı. Akabinde, 10 milyar dolar değerinde pound satarak piyasayı tetikledi. Yurtiçinde pound satışlarının başlamasıyla pound hızlı bir şekilde değer kaybetmeye başladı.

İngiltere Merkez Bankası, poundun değer kaybetmesini engellemek için piyasadan 25 milyar pounda yakın alım yaptı ama işe yaramadı! Neyse sözü uzatmadan hikâyenin sonuna gelelim; İngiltere Merkez Bankası pound satışlarından zarar etmesinin yanı sıra faizi de yüzde 10’dan 15’e artırmak mecburiyetinde kaldı.

Eğer yurtiçindeki pound satışı başlamadan evvel faiz artışı yapılsaydı, faiz artışı daha düşük olabilirdi. Zira, faiz oranı artan para biriminin değeri de artar. Uzmanlara göre, erken faiz artışı halinde muhtemelen daha az faiz yükselişi ve minimum zarar yaşayacaktı.

Peki, İngiltere neden faizleri hemen yükseltmedi?
Ülkemizden farklı olarak -İngiltere’de- enflasyon oranı düşüktü, yani enflasyon korkusu yoktu. Sorun işsizlikti! Birçok analiste göre pounda karşı spekülatif atak olmasının temel nedeni de; yüksek işsizlik oranıydı. Faizlerin artması halinde yatırımlar duracak, haliyle işsizlik yükselecekti.

Piyasa, İngiltere Merkez Bankası’nın poundu (işsizlik oranını) korumak için faizleri artıramayacağını düşünerek pound karşıtı atağını başlattı.

Bu kısa hikâyeden çıkan sonuç; zayıflıklar varsa, piyasa ile kavga etmek hata olabilir. Hele hele ki içinde bulunduğumuz pandemi döneminde! Değişen hayat rutini tüketimi, yatırımları, yabancı para akışını vb… tüm verileri etkiliyor. Dolayısıyla, yapısal zayıflıklar daha da belirginleşiyor!

İngiltere’nin zafiyeti işsizlikti, ülkemizinki ise…
İngiltere’de yaşanan kur atağı spekülatifti. Ülkemiz ekonomi yönetimi ise yurtdışından atak yapılmasını engellemek için çokça adım attı. Adımların hedefi; yurtdışındaki TL hacmini eritmekti. Zira, TL’si olamayan yatırımcı, TL satarak dolar alamaz. Fakat yurtiçinde de adımlar atılsa dahi verim alınamadı.

Yukarıda yazdığım gibi İngiltere’nin zafiyeti işsizlik oranıydı. İngiltere ile kıyasladığımızda Türkiye’deki işsizlik ezelden beri yüksek. Hem işsizlik yüksek, hem de enflasyon. Ama zayıf noktalarımız biraz daha farklı! Sanırım işsizlik oranına bağışıklık kazanılmış.

Şöyle ki, Merkez Bankası’nın 30 Ocak 2020 tarihinde yayımladığı Enflasyon Raporu’ndaki modelleme de 2019 sonuna doğru CDS primindeki düşüşün (tahminen); yüzde 57’sinin enflasyondaki inişten, yüzde 23’ünün büyüme oranındaki artıştan, yüzde 16’sının ise küresel risk iştahındaki yükselişten kaynaklandığı ifade edilmektedir. Demek ki ülkemizdeki ana riskler enflasyon ve ani büyüme atakları…

Peki, mali politika hangi yolu tercih etti?
Kamu bankaları eli ile yüksek hacimde ucuz kredi verildi. Ekonomik büyümeye meydan okundu fakat cari açık da tetiklendi. Diğer taraftan, finansal piyasalara müdahale edilmesi, rezerv kayıpları neticesinde “fiyatlamalar yanlış seviyede” algısı oluştu. Örneğin, Merkez Bankası’nın -uzun bir dönem- politika faizinden düşük fonlama yapması, dolara müdahale edildiğine yönelik söylentiler, döviz alımındaki vergi artışı, BDDK’nın yeni aktif rasyosu bu müdahalelerden birkaçı…

Dövize olan talebi, yani piyasayı durdurmak zordur, bariyerler konulsa dahi piyasadaki oyuncular bir yol bulup istediğini yapar. Kaldı ki öyle de oldu ve dövize talep yükseldi. Nassim Nicholas Taleb’e göre, piyasa evcilleştirilemez ve siz onun içinde büyürsünüz. Quantum fonu ile başlayan pound krizi, piyasanın evcilleşmeyeceğinin güzel bir örneğidir.

Özetlersek; ekonomi kredi eli ile büyürken, kamu bankaları kuru baskılamak istedi. Böylece ülke hem büyüyecek hem de enflasyon oluşmayacaktı. Açıkçası bu plan 2017-2018 yıllarında da tecrübe edildi, pandemi yokken dahi verimli olmamıştı.

Merkez Bankası’nın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır
Merkez Bankası ve mali politikanın senkronize ilerlemesi önemli ve gereklidir. Ancak, Merkez Bankası’nın web sitesinde “Merkez Bankasının temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır.” yazmaktadır. Yani enflasyonla mücadeledir. Şu sıralar Merkez Bankası büyümeye odaklanarak, enflasyon hedefinden vazgeçiyor algısı oluşuyor. Hâlbuki kendi raporunda bile risk priminin yüzde 57’sinin enflasyondan kaynaklı olduğunu yazmıştı.

Dolar kurunun her artışında piyasanın aklına şu soru geliyor “Merkez Bankası ve mali politika bu uygulamayı ne kadar sürdürebilir?” Bu sorunun cevabı kurdaki atakların yönünü belirleyecektir.

Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi değildir.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.