Küresel piyasalarda son dönemde yaşanan gelişmeler, jeopolitik risklerin ve siyasi belirsizliklerin finansal varlık fiyatları üzerindeki etkisini bir kez daha net biçimde ortaya koyuyor. Özellikle savaş söylemlerinin güç kazandığı, diplomatik temasların sonuç üretmekte zorlandığı ve bölgesel tansiyonun yükseldiği bir ortamda, piyasalarda oynaklığın artması artık istisnai değil, yapısal bir durum hâline gelmiş durumda. Bu çerçevede yatırımcı davranışlarının daha temkinli, fiyatlamaların ise daha hassas hâle geldiğini söylemek mümkün.
Enerji tarafı bu sürecin en belirleyici başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Petrol fiyatlarının 100 dolar seviyesinin üzerinde kalıcılık göstermesi, küresel enflasyon açısından yukarı yönlü bir baskı unsuru yaratıyor. Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Mevcut yükseliş klasik anlamda bir arz krizinden ziyade, daha çok tedarik zinciri ve lojistik kaynaklı bir fiyatlama davranışını yansıtıyor. Hürmüz Boğazı gibi kritik geçiş noktalarında yaşanan aksaklıklar, petrolün üretilmesine rağmen piyasaya etkin şekilde ulaştırılamamasına neden oluyor. Bu da fiyatların, fiziksel arzdan ziyade erişim problemi üzerinden yukarı yönlü tepki vermesine yol açıyor.
İlerleyen dönemde ise riskin boyutu değişebilir. Eğer çatışmalar derinleşir ve enerji üretim altyapıları doğrudan hedef alınırsa, bu durumda arz-talep dengesinde daha kalıcı bir bozulma gündeme gelebilir. Böyle bir senaryoda petrol fiyatlarının çok daha sert ve hacimli yükselişler sergilemesi şaşırtıcı olmayacaktır. Ancak mevcut koşullar korunur ve diplomatik bir normalleşme süreci başlarsa, petrol fiyatlarında 95–93 dolar bandına doğru bir geri çekilme potansiyeli de güçlü kalmaya devam ediyor. Özellikle 88 dolar seviyesinin altında kalıcı kapanışlar görülmediği sürece, aşağı yönlü hareketlerin daha çok düzeltme niteliğinde kalacağını ve ana trendin yukarı yönlü potansiyelini koruyacağını düşünüyorum.
Değerli metaller tarafında ise daha dengeli ama temkinli bir görünüm söz konusu. Altın fiyatlarının 4700–4800 dolar bandından kısmi bir baskı ile geri çekildiğini gözlemliyoruz. Bu geri çekilmenin kısa vadede devam etme ihtimâli göz ardı edilmemeli. Özellikle 4200 dolar seviyesine doğru bir hareket, piyasanın test etmek isteyebileceği kritik bir eşik olarak öne çıkıyor. Bu seviyenin altında oluşabilecek bir kırılma, mevcut trendin yeniden sorgulanmasına neden olabilir. Bu nedenle kısa vadede aşağı yönlü risklerin varlığını kabul etmek gerekiyor. Bununla birlikte uzun vadeli perspektifte altının güçlü hikâyesini koruduğunu düşünüyorum. Ancak bu hikâyenin yeniden güç kazanabilmesi için 4700–4800 dolar bandı üzerinde aylık bazda kalıcılık sağlanması kritik olacaktır. Bu gerçekleşmeden 5000 dolar ve üzeri fiyatlamaları sağlıklı bir şekilde konuşmak erken olabilir. Uzun vadeli 7000 dolar ve üzeri hedefler korunmakla birlikte, kısa vadede daha dengeli ve zaman zaman aşağı yönlü hareketlerin yaşanması olasıdır.
Döviz piyasalarına baktığımızda, Euro/Dolar paritesinde yukarı yönlü beklentimizin korunduğunu görüyoruz. 1.16 seviyelerinden gelen tepki alımlarıyla birlikte paritenin 1.17 üzerinde tutunması, alıcılı görünümün devam ettiğine işaret ediyor. Orta vadede 1.20–1.21 bandına doğru bir hareket potansiyeli hâlen masada. Benzer şekilde Sterlin/Dolar tarafında da 1.35 üzerindeki kapanışların korunması hâlinde, önce 1.38 ardından 1.40 seviyelerinin gündeme gelmesi mümkün görünüyor. Bu durum, gelişmiş ülke para birimlerinin dolar karşısında görece güçlenme eğiliminin devam edebileceğine işaret ediyor.
Yurt içine döndüğümüzde ise Borsa İstanbul tarafında pozitif ayrışma potansiyelinin sürdüğünü söylemek mümkün. Küresel risklerin artmasına rağmen endeksin bu süreci görece dengeli atlatıyor olması, içerideki hikâyenin gücünü destekliyor. Orta vadeli 17.000 puan hedefimizi korumakla birlikte, ikinci çeyrek içerisinde 15.150–16.240 bandına doğru kademeli bir yükseliş hareketi oldukça olası görünüyor. Özellikle 14.500 seviyesi üzerinde gerçekleşecek kalıcı kapanışlar, yeni bir yükseliş trendinin tetikleyicisi olabilir. Olası geri çekilmelerde ise 13.600 ve 12.800 seviyeleri kritik destek bölgeleri olarak öne çıkıyor. Bu seviyelerin korunması hâlinde, ana trendin yukarı yönlü potansiyelinin güçlü şekilde devam edeceğini değerlendiriyorum.
Sektörel dağılım açısından bakıldığında ise savunma sanayi, enerji ve rafineri tarafı başta olmak üzere petrokimya ve havacılık sektörlerinin dönemsel olarak ön plana çıkma ihtimali oldukça yüksek. Özellikle enerji alanında faaliyet gösteren ve hem konvansiyonel kaynaklara hem de yenilenebilir enerji yatırımlarına aynı anda odaklanan şirketler, bu dönüşüm sürecinde bir adım öne çıkacaktır. Bu noktada yalnızca mevcut kârlılık değil, geleceğe yönelik yatırım ve adaptasyon kapasitesi de belirleyici olacaktır.
Sonuç olarak, içinde bulunduğumuz dönem tek yönlü fiyatlamaların değil; çok katmanlı, haber akışına duyarlı ve yüksek oynaklık içeren bir piyasa yapısına işaret ediyor. Bu nedenle yatırım kararlarında hem makro dinamikleri hem de teknik seviyeleri birlikte değerlendirmek, kısa vadeli dalgalanmalar ile uzun vadeli trendleri birbirinden ayırabilmek her zamankinden daha kritik hâle gelmiş durumda.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





