Küresel piyasalar yalnızca ekonomik verilerin değil, savaşın, siyasetin ve ticaret politikalarının aynı ânda fiyatlandığı oldukça karmaşık bir dönemden geçiyor. ABD, İran ve İsrail arasında devam eden savaş ortamı zaman zaman diplomatik müzakerelerle sakinleşiyor görünse de gerilimin yeniden tırmanma ihtimali, yatırımcıların temkinli duruşunu korumasına neden oluyor. Özellikle enerji arzı ve lojistik hatları açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı'na ilişkin belirsizlikler, savaşın bölgesel sınırları aşarak küresel enflasyon ve büyüme üzerinde baskı oluşturabileceğini gösteriyor. Tarafların saldırılara ara vermesi ve müzakere sürecinin devam etmesi kısa vadeli bir rahatlama sağlasa da henüz kalıcı bir çözümün ortaya çıkmamış olması, jeopolitik risklerin gündemin ilk sırasında kalmasına neden oluyor.
Ankara'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi de bu yeni güvenlik mimarisinin ve artan savunma harcamalarının en somut göstergelerinden biri oldu. Zirve’de NATO üyelerinin savunma ve güvenlik harcamalarını millî gelirlerinin yüzde 5'ine çıkarma hedefi, savunma sanayisi üretiminin artırılması ve ortak tedarik projeleri öne çıktı. Açıklanan yeni alım programları, savunmanın yalnızca siyasi ve askerî değil, aynı zamanda uzun vadeli bir ekonomik ve sektörel tema hâline geldiğini ortaya koydu.
Jeopolitik risklerin yanında Trump yönetiminin ticaret politikalarında yeniden daha agresif bir çizgiye geçmesi de piyasaların önündeki önemli belirsizliklerden biri olarak karşımıza çıkıyor. ABD'nin çok sayıda ülkeye yönelik ithalat tarifelerini yeniden artırması, küresel ticarette misilleme riskini yükseltirken şirketlerin maliyetleri, tedarik zincirleri ve yatırım kararları üzerinde baskı yaratıyor. Tarifelerin özellikle tüketici fiyatları üzerinden ABD enflasyonunu yeniden yukarı çekme ihtimali, Fed'in faiz politikası açısından da önemli bir risk oluşturuyor. Bu nedenle piyasalar bir taraftan büyüme ve istihdamdaki zayıflamayı, diğer taraftan ticaret savaşlarının yaratabileceği yeni enflasyon dalgasını aynı ânda fiyatlamak zorunda kalıyor.
Makroekonomik görünümde ise ABD tarafında açıklanan veriler, ekonominin kontrollü yavaşlamadan daha belirgin bir ivme kaybına doğru ilerleyebileceğine ilişkin sinyaller üretti. İşsizlik oranının yüzde 4,2 ile beklentilerin ve önceki seviyenin üzerinde gerçekleşmesi, tarım dışı istihdamın 57 bin ile öngörülerin gerisinde kalması ve ISM endekslerinde görülen zayıflama, istihdam ile ekonomik aktivitenin güç kaybetmeye başladığını gösterdi. Haziran ayında aylık enflasyonun eksi yüzde 0,4'e gerilemesi ve yıllık enflasyonun yüzde 3,5 ile beklentilerin altında kalması ise fiyat baskılarında aşağı yönlü bir eğilime işaret etti.
Fed, son toplantısında federal fonlama faiz aralığını yüzde 3,50–3,75 seviyesinde sabit bıraktı. Bir tarafta istihdam piyasasındaki yavaşlama ve enflasyondaki geri çekilme faiz indirimi beklentilerini desteklerken, diğer tarafta savaşın enerji fiyatları üzerindeki etkisi ve Trump'ın gümrük tarifeleri Fed'in hareket alanını sınırlıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde faiz kararlarının yalnızca açıklanan makroekonomik verilere değil, petrol fiyatları ile ticaret politikalarının enflasyon üzerinde oluşturacağı yeni baskıya da bağlı olacağını düşünüyorum.
Bu görünüm doğrultusunda döviz piyasalarına baktığımızda, Fed'in faiz politikasına ilişkin beklentiler ile küresel risk algısının pariteler üzerinde belirleyici olmaya devam ettiğini görüyoruz. Euro/dolar paritesinde kısa vadede 1,1310 ve 1,1270 destek seviyelerine doğru geri çekilmeler yaşanması sürpriz olmayacaktır. Ancak bu düşüşlerin söz konusu destek bölgelerinde sınırlı kalacağını ve alıcıların yeniden devreye girmesiyle birlikte paritede yukarı yönlü tepki alımlarının güç kazanacağını düşünmekteyim. Özellikle orta ve uzun vadeli görünümde yukarı yönlü ana senaryonun korunduğu paritede, alımların momentum kazanması durumunda ilk etapta 1,17 seviyesine doğru yükseliş potansiyeli oluşabileceğini değerlendiriyorum.
Sterlin/dolar paritesinde ise kısa vadede 1,3240 ve 1,3050 destek seviyeleri dikkatle takip edilmelidir. Olası geri çekilmelerin bu bölgelere kadar devam etmesi teknik görünüm açısından sağlıklı bir düzeltme olarak değerlendirilebilir. Özellikle orta vadeli yatırımcılar için 1,3240, uzun vadeli yatırımcılar açısından ise 1,3050 seviyesi önemli alım kademeleri olarak öne çıkmaktadır. Bu destek bölgelerinde oluşabilecek fiyatlamaların, yukarı yönlü yeni bir trendin başlangıcına zemin hazırlama ihtimalini yüksek görüyorum.
Enerji piyasalarında ise jeopolitik riskler fiyatlamalar üzerinde etkisini sürdürse de Brent petrol tarafında 105-110 dolar bandının güçlü bir direnç bölgesi olmaya devam ettiğini düşünüyorum. Bu bant üzerinde kalıcılık sağlanamadığı sürece yukarı yönlü hareketlerin sınırlı kalma ihtimali daha güçlü görünüyor. Olası bir düzeltme senaryosunda ise Brent petrolün varil başına 85–82 dolar bandına doğru geri çekilerek bu bölgede yeniden denge arayışına girmesi öncelikli senaryo olarak öne çıkmaktadır.
Değerli metaller tarafında ise altın ons fiyatında 4.000 dolar seviyesi psikolojik bir eşik hâline gelmiş durumda. Bu seviyenin altına yaşanan geri çekilmelerde tepki alımları gelse de söz konusu alımların henüz güçlü ve momentumlu bir yükseliş trendine dönüşemediğini görüyoruz. Bu nedenle kısa vadede ons altında 150–250 dolarlık ilave bir geri çekilme ihtimalini göz ardı etmiyorum. Özellikle 3.850, 3.800 ve 3.750 dolar seviyeleri orta ve uzun vadeli yatırımcılar açısından yakından takip edilmesi gereken önemli destek bölgeleri olarak öne çıkmaktadır. Bu seviyelerde oluşabilecek geri çekilmelerin, kademeli alım fırsatı sunabileceğini düşünüyorum.
Yukarı yönlü senaryoda ise altın fiyatlarının yeniden güçlü bir yükseliş trendine girebilmesi için 4.300 dolar seviyesi üzerinde haftalık kapanışlar görmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu seviyeye doğru yükselişler yaşansa bile kalıcılık sağlanamadığı sürece yukarı yönlü hareketlerin sınırlı kalması ve satış baskısının yeniden devreye girmesi ihtimali göz ardı edilmemelidir. Ana senaryom; ilk etapta sınırlı bir geri çekilmenin ardından altının yeniden toparlanarak 4.300 dolar seviyesine yönelmesi, bu ana direnç seviyesinin üzerinde kalıcılık sağlanması durumunda ise yükselişlerin ivme kazanarak 4.700 dolar seviyesine doğru genişlemesidir. Bu nedenle 4.300 dolar seviyesi ana eşik, 4.700 dolar seviyesi ise orta vadeli ikinci ana direnç olarak yakından takip edilmelidir.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





