Ana sayfa Yazarlar Prof. Dr. Oral Erdoğan Dolar’ın suyu ısındı! Kaynar mı?

Dolar’ın suyu ısındı! Kaynar mı?

0
1 Dolar 2 TL’yi gördü gözümüz aydın, aslında 2 TL’nin 1.98 veya 2.03’ten bir farkı yok hepsi rakam. Sanırım insan beyni “lineer” düşündüğünde “tam sayılar” ilgi çekici oluyor. İşadamları, yatırımcılar herkes 1 dolar 2 TL olur mu diyordu, evet oldu… Artık kendimize sormak için yeni bir küsuratsız döviz kuru belirleyelim o zaman.
“Peki Oral Hocam, Dolar 3 TL’yi görür mü, ya da yine 1 TL’ye geri döner miyiz?”
Aslında bizim cevap vermemize gerek kalmadan 28 Ağustos 2013’te TCMB Başkanı Erdem Başçı sene sonunda 1,92 seviyesinin beklenmesi yönünde ciddi mesaj verdi. Şaşırdık! Zira bir Başkan net olarak seviye belirtiyordu. Burası tartışmaya açık. Zira işadamları sene sonunda 1 dolar 1,92 olmazsa, kurdan zarar ederlerse zararlarını Başkan Bey’den talep etmeyi düşünmezler mi?
İşadamlarımız dolar yükseldikçe, ikiye ayrılıyor: Kimisi “işte bu, dolar yükselmeli, Türkiye böyle canlanır” derken; diğerleri belki de daha büyük kısım “krize mi gidiyoruz, böyle giderse iflas ederiz” diyor. Dolar 2 TL’yi aşınca ihracatçıların bir kısmı da bu kadarı fazla, acaba biraz gerilese iyi olmaz mı diye düşünüyor. Niye mi? Zira, Türkiye ekonomisi ithalata dayalı büyüyor, ihracat yapıyor. Öyle ki, ihracatçıların bir kısmı önce ithalat yapacak ki, sonra satabilsin.
Temmuz ayı ithalat artışına baktığımızda sermaye malı, yani yatırım malı ve ayrıca ara malı ithalatının hızlandığını görüyoruz. Benzer gelişme ağustosta da devam edecek gibi. Çok net gösteriyor ki dövizdeki artışa karşın Türkiye ithalat yapar hale gelmiş. Belki de iyi gelişme. Bunun arkasında yatan iki faktör dikkate şayan: Birincisi, Avrupa’daki ekonomilerin başta Almanya olmak üzere resesyondan çıkışı ile birlikte Türkiye’nin o ülkeler ile ticareti hızlanmaya başlıyor. Böylece kaybetme olasılığımız olan alternatif ülkeler yerine yine eski dost Avrupa ülkeleri ortaya çıkıyor. İkincisi ise; mayıs sonundan itibaren bir taraftan konjonktür bir taraftan iç olaylar aşırı derecede sorunlu iken temmuz ayında dış ticaret açığımız büyüyor. İyi de; bu kadar sorun var ise, Türkiye ithalatını halen nasıl ciddi şekilde artırıyor hem de yatırıma yönelik olarak. Anlaşıldığı üzere, yabancı her ne kadar portföy bazlı çıkış yapmış olsa da Türkiye ekonomisinde büyüme çarkları yavaşlamıyor. İthalata dayalı büyüme modeli devam ediyor.
Ağustos ayı sonlarında yaşadığımız türbülans ile faizler  yüzde 10’u aşmış, dolar 2,07’ye dayanmış, Borsa Endeski uzun bir dönemin dip seviyesi olan 65 binlere gerilemiş. Bunun arkasında, daha önceki yazıda da öne çıkardığımız üzere ABD ekonomisini yönetenlerin rolü vardır. Benzer gelişmeler sadece Türkiye’de değil tüm gelişmekte olan piyasalarda yaşanmıştır. Açıktan büyük bir gemi geçtiğinde kıyıda dalgalar oluşmuştur. Tehlike şimdilik atlatılmıştır. Ancak, herkes ayağını yorganına göre uzatmak durumunda. Kıyıya vuran dalgaların da bir maliyeti olacaktır. Türkiye ekonomisi; önce bütçesi, sonra finansal kurumları itibariyle oldukça güçlü konumdadır. Mendireğimiz (kamu bütçesi ve finansal kesim), mevcut konjonktürde yeterli desteği sağlamıştır. Yeni normalde ise bir yandan mendireğimiz daha sağlamlaştırılırken, öte yandan esas yumuşak karnımız olan reel sektörümüzün daha rekabetçi ve güçlü konuma getirilebilmesi gerekli olacaktır.