“Ömrüm vefa ettiği sürece üretmeye devam”

MDN MEDIA
  • |

Ayşe Aslı Başak FONASBA’nın düzenlediği ‘Young Agents and Brokers Award 2026”da ikincilik ödülü kazandı. Gemi brokerliği ve acentelik sektörünün dijital dönüşümünü ve geleceğini ele alan Başak için uluslararası başarılar yeni değil. Başarılı deniz insanı, daha önce Norveç’te denizcilik sektöründe uluslararası başarı gösteren 40 yaş altı genç kadın profesyonellerinin seçildiği “Takip edilecek 10 Kadın” listesinde de yer almıştı.

Ayşe Aslı Başak ile başarılarını, kariyerini, denizcilikte kadın olmayı ve geleceğe dair planlarını konuştuk

Kendinizi kısaca tanıtır mısınız, Ayşe Aslı Başak kimdir?

Bir denizci, girişimci; teknoloji odaklı, geliştiren, dönüştüren birisi. Tabiî ki merkezine denizciliği alan, mesleğiyle teknolojiyi entegre eden bir vizyonla ilerleyen bir dünya insanıyım. İstanbul Teknik Üniversitesi Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği bölümünden Denizcilik Fakültesi’ni ikincilik ile tamamlayıp mezun oldum.

Sonrasında kariyerime dökme yük gemilerinde başladım. Okyanus aşırı seferlerde Amerika, Çin, Avustralya, Güney Afrika, Körfez başta olmak üzere farklı coğrafyalarda aktif olarak çalıştım. ISM/Safety Enspektörlük deneyimim sonrası bir Amerikan firmasında Avrupa yüklemelerinden sorumlu Port Kaptan, Gemi Operasyon Müdürü pozisyonlarında görevlerde bulundum.

Kısaca gemilerin teknik, emniyetli yönetim, hem de kiralama ve ticari operasyon masasını deneyimledim. Bugün ise Shipsider’ın kurucusu ve CEO’suyum. Shipsider’da deniz ticareti operasyonlarını daha akıllı, daha hızlı ve daha ölçülebilir hâle getirmek için yapay zekâ destekli teknolojiler geliştiriyoruz. Bir taraftan da kadınların denizcilikte daha görünür olduğu, gençlerin sektöre daha güçlü girebildiği bir yapı için uzun yıllardır farklı sosyal inisiyatiflerde uzun yıllardır gönüllü görev alıyorum.

Aynı zamanda İMEAK Deniz Ticaret Odası adına TOBB İstanbul Genç Girişimciler Kurulu’nda Nuri Mert Can, Elif Ceren Gülcek ve Bahadır Onur ile birlikte İcra Kurulu Üyesi olarak yer almaktayım.

“Kadınlar denizcilikte farklı bir kategori olarak görülmemeli. İyi bir denizciyseniz iyi bir denizcisinizdir”

İlk olarak Young Agents and Brokers Award’dan ödülle dönen makalenizi sormak istiyorum. Bu konuyu ele alma fikri nasıl ortaya çıktı?

Makalenin başlığı “From Paper to Digital Platforms: The Reality Gap Shaping the Future of Shipbroking”. Aslında bu süreç Bahadır Tonguç Bey’in Shipsider olarak bizleri FONASBA’nın İstanbul’da gerçekleştirdiği Genel Kurulu’na davet etmesiyle doğdu. Gemi brokerliğinin dijital ve yapay zekâ dünyasından sahada şirketler, ürün geliştirme ve teknoloji entegrasyonu konusunda yaşadığımız problemlerden ortaya çıktı. Yani fikir tamamen sahadan çıktı.

Bugün denizcilikte herkes dijitalleşmeden, yapay zekâdan, platform ekonomisinden, denizcilik teknoloji ekosisteminden bahsediyor, denizcilik odağında teknoloji firmaları uluslararası dominasyona sahip. Ancak işin operasyonel tarafına baktığınızda uygulamada oldukça ciddi bir gerçeklik farkı var. Bir tarafta çok ileri teknoloji geliştiren şirketler var, diğer tarafta günlük operasyonunu hâlâ nispeten geleneksel kalmış yöntemler olan E-mail, Excel, WhatsApp, telefon ve manuel dokümanlarla yöneten yapılar var.

Ben hem operasyon tarafında çalıştığım hem de bugün bir teknoloji şirketi yönettiğim için bu iki dünyayı aynı anda görebiliyorum. Makalede de özellikle bunu anlatmak istedim. Dijitalleşme süreci yazılım satın almanın ötesinde bir kültür, insan, veri kalitesi, güven, iş yapış biçimleri ve hâtta jenerasyon farkları bu dönüşümün parçası. FONASBA Young Agents and Brokers Award’da dünya genelinden farklı ülkelerden gelen çalışmalar arasında bu makalenin dereceye girmesi ülkemiz adına denizcilik ve dijitalleşme ile ilgili geleceğin gemi brokerliği ve gemi acenteliğinin konuşulduğu ve standartlarının yazıldığı bir çatıda oldukça önem arz ediyor.

Nitekim İMEAK Deniz Ticaret Odası Başkanı Sayın Tamer Kıran tarafından da bu konunun önemi tarafımıza belirtilmiş ve FONASBA’da elde ettiğimiz başarı Türk denizcilik sektörünü başarıyla temsil eden bir girişim olarak yer almıştır.

Denizde kadın olarak çalışmaya başladığınız ilk yıllarla bugün arasında sektörde nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?

Ben denize başladığım dönemde kadın denizci olmak hâlâ oldukça sıra dışıydı. Bizden önceki dönemlerin ilklerini başaran Kapt. Esra Ulutürk Dinç, Kapt. Nildeniz Şen ve Kapt. Aylin Coşkun isimleri bizlere her zaman rol model olmuştur. Bizler kız kardeşleri olarak onların yaşadıkları önyargıları belki de süspanse ettikleri için çok ağır şekilde yaşamadık. Ancak gemiye çıktığımda şirketimin ilk kadın Zabitiydim. Bu sorumlulukla benden sonra gelecek kız kardeşlerim için de üzerimde büyük bir sorumluluk hissederek görevlerimi icra ettim.

Günümüzde gemi koşullarının gelişen teknolojilerle daha uygun hâle gelmesiyle gemilerde görev yapan kadın zabitlerin, kaptanların, mühendislerin sayısı artmıştır. Şirketlerin yaklaşımı oldukça pozitif yönde sürdürülebilirlik ve eşitlik kapsamında değişime uğradı. IMO’nun artık 18 Mayıs’ı “Dünya Kadın Denizciler Günü” olarak kutlamaya başlaması da ciddi bir farkındalık yaratmıştır. Tamamlanmış bir süreçten bahsetmekse yanlış olur.

Mesleğe başladığımda var olan kadın denizci oranı yüzde 2’den azdı, oran yine bu seviyelerde. Her ne kadar sahadaki oran sirkülasyonu bu seviyelerde devam etse de asıl önemli olan gemi yönetimlerinin, şirketlerin karar mekanizmalarında, teknik pozisyonlarda, yönetim kurullarında ve sektörün geleceğini şekillendiren teknoloji şirketlerinde de daha fazla yer almaları doğrudan daha fazla kadına ilham olacak ve sektördeki her alanda kadın istihdamını da artıracaktır.

Ben hiçbir zaman kadınların denizcilikte farklı bir kategori olarak görülmesi gerektiğini düşünmedim. İyi bir denizciyseniz iyi bir denizcisiniz; iyi bir yöneticiyseniz, iyi bir yöneticisiniz. Ancak fırsata erişimde eşitliği sağlamak gerekiyor.

“Yapay zekâ kullanıyoruz” demek tek başına hiçbir şey ifade etmiyor

Kariyerinize Zabit olarak başladınız ve farklı kıtalarda sefer yaptınız. Denizde edindiğiniz deneyim bugün iş hayatınızda ne kadar belirleyici oldu?

Oldukça belirleyici oldu çünkü Shipsider’ın temelinde bile aslında o yıllar var. Deniz size çok hızlı karar vermeyi ve kriz yönetimini öğretiyor. Bir problem çıktığında bazen günlerce analiz yapma lüksünüz yok. Elinizdeki bilgiyle risk değerlendirip en emniyetli şekilde hızlı karar vermek zorundasınız. Bir de bu işin uzmanlaşma kısmı var. Teknoloji şirketlerinde ne yazık ki sahada yetişmiş uzman mühendis sayısı yazılımcıların ve geliştiricilerin arasında azınlık kalıyor.

Özellikle Port Kaptanlık dönemimde 700’den fazla gemi yüklemesini bilfiil sahada yönetmiş, yabancı müşterilerin navlun kayıplarını, demorajları dâhil tüm operasyonları onların adına karar mekanizması ile yönetmiş bir denizci olarak, denizciliğin “Uluslararası” doğasını deneyimlemek çok önemliydi. Özellikle son görevimde büyük bir Amerikan firmasında, farklı milletlerden insanlarla, farklı kültürlerle ve çok yoğun operasyonel koşullarda çalışırken sektörün ihtiyaçlarını sahada keşfetme imkânı elde ettim. Hızlı kararın ötesinde, uzmanlaşmak girişimcilikte çok büyük bir artı sağlıyor.

Gemi operasyonlarını yönetirken var olan riskler, problem ve durumların belirsizliği aslında girişimcilik alanında da oldukça benzer. Her zaman bütün cevaplar elinizde değil. Bugün bir ürün geliştirirken sürekli şunu düşünüyoruz: “Bunu gerçekten bir gemi operatörü kullanır mı? Chartering departmanındaki kişi buna zaman ayırır mı? Bu sistem yoğun bir operasyon gününde gerçekten işini kolaylaştırır mı?” Bence denizcilik teknolojisi geliştirirken bu saha perspektifi çok önemli.

Aynı zamanda bir “start-up” kurucusu olarak, denizcilik sektöründe teknoloji satmanın diğer sektörlere kıyasla zor taraflarını anlatır mısınız?

Denizcilik teknoloji ve yazılım satılması kolay bir sektör değil, tabiî kuralı ve regülasyonu henüz oluşmadıysa. Öncelikle sektör oldukça geleneksel ve birebir iletişime dayalı güven üzerine kurulu.

Bir şirket yıllardır belli bir operasyon modelini kullanıyorsa, onun yerine yeni bir teknoloji entegre ederken, çoğunlukla bu işi yıllardır Excel dosyası ve geleneksel yöntemlerle yönetmiş ekiplerin direnciyle karşılaşabiliyoruz. Aslında yapılan iş aynı, yalnızca yöntemi farklı ve insanların alışkanlıklarını da değiştiriyorsunuz.

İkinci konu satış döngülerinin uzun olması. Özellikle büyük armatörlerde veya kurumsal denizcilik şirketlerinde bir ürünün değerlendirilmesi, IT güvenlik süreçleri, satın alma, operasyon ekiplerinin onayı, yönetim onayı derken süreç ciddi şekilde uzayabiliyor.

Üçüncü konu ise denizcilikte teknolojinin mutlaka gerçek bir finansal karşılığı olması gerektiği. “Yapay zekâ kullanıyoruz” demek tek başına hiçbir şey ifade etmiyor. Operasyon süresini ne kadar azalttınız? Demoraj kaybını ne kadar önlediniz? Bir gemi seyrüseferinin kârlılığını ne kadar doğru hesapladınız? Karbon maliyetini ne kadar erken öngördünüz? Ne kadar navlunda tasarruf ettiniz? Müşteri bunları görmek istiyor. Bu yüzden bizim Shipsider’da yaklaşımımız teknoloji satışı üzerine değil, müşteri değil, beraber büyüyeceğimiz uzun soluklu partner’liklerle denizcilik şirketlerinin operasyonel problemlerini çözmek.

Brokerler ve operatörler kesinlikle ortadan kalkmayacak

Shipsider'da yapay zekâ ve shipfintech üzerine çalışıyorsunuz. Yapay zekânın denizcilikte ilk olarak hangi işleri dönüştüreceğini düşünüyorsunuz?

Bence ilk dönüşüm tamamen operasyonel karar destek sistemlerinde olacak. Tamamen bir gemiyi yapay zekâ her iki taraf arasında müzakere etsin, navlunu göndersin, anlaşmayı yapsın ve gemiyi bağlasın gibi bir süreç değil. Bu süreçlerin tasarlanması konusunda oldukça büyük bir operasyonel “know-how” aktarımına ihtiyaç var.

Denizcilikte inanılmaz miktarda dağınık, yapılandırılmamış ve bilinmeyen veri var. Charter party’ler, Statement of Facts, Notice of Readiness, sefer dokümanları, e-postalar, liman verileri, bunker verileri ile buna ek olarak gemilerin rotasyon, sefer-navlun optimizasyonu, gemi takip sistemleri gibi entegrasyon ihtiyaçları da devreye giriyor.

Denizcilikte şu yok; evet bir yazılım tüm işinizi çözecek. Bunu biz şöyle revize ettik, her armatörün, kiracının, operatörün, brokerin ihtiyaçları, hacmi ve odağı farklı. Tankeri, kuruyükü, konteyneri; hepsi bir uzmanlık alanı. Bizim değer önerimiz de burada yer alıyor, ihtiyaçlarına göre hızla şekillenen “Customized, Automated” yani yapı olarak otomotize edilmiş şirket hacmine özelleştirilmiş sistemler. İş yapış şekilleri hâlâ büyük ölçekte insanlar tarafından manuel okunuyor ve yorumlanıyor ve hata payına oldukça açık.

Aynı zamanda operatör ve brokerlerin iş yükü nedeniyle yeni iş geliştirme ve kendi şirketlerinin büyümesinde ölçeklenmesinde de büyük handikaplar yaratıyor. Yapay zekâ burada çok hızlı bir dönüşüm yaratma potansiyeline sahip. Örneğin “laytime” ve “demurrage” hesaplamaları bunun çok iyi bir örneği. Bir operasyon uzmanı onlarca sayfalık dokümanı okuyup hangi sürenin sayılıp hangisinin sayılmayacağını hesaplıyor. Kendi geliştirdiğimiz, iki sene üzerinde eğitilen, OCR optik okuma sistemleriyle entegre edilmiş, algoritması bizim tarafımızdan deneyimli ekibimizle oluşturulmuş yapay zekâ sistemimizle bu dokümanları okuyabiliyor, ‘charter party clause’larıyla karşılaştırıp ve hesaplamayı dört dakika gibi bir sürede otomatik şekilde operatöre sunuyoruz.

Aynı şekilde “pre-fixture” tarafında “voyage” kârlılığı, navlun karşılaştırma-değerlendirmesi, karbon maliyeti ve rota senaryoları çok daha hızlı analiz edilebiliyor. Ama bence önemli olan şu, yapay zekâ kaptanın, brokerin veya operatörün yerini almaktan çok, onların işini kolaylaştırıyor, karar verme hızını ve doğruluğunu artırıyor. Böylelikle operatör veya broker küçük ekiplerle bile yeni işlere ve büyümeye odaklanabilsin.

Gemi brokerliği açısından baktığımızda dijital platformlar mevcut iş yapış biçimini nasıl değiştirebilir?

Brokerlikte bilgi her zaman çok önemliydi. Kimin hangi gemisi var, hangi yük piyasada, hangi bölgede nasıl bir navlun oluşuyor. Bunların büyük bölümü yıllarca kişisel network, brokerlere özel etkinlik katılımları ve telefon trafiği üzerinden ilerledi. Dijital platformlar bu bilginin daha hızlı ve daha sistematik hâle gelmesini sağlamaya başladı. Örneğin geçmiş “fixture” datalarının daha iyi analiz edilmesi, benzer seferlerin karşılaştırılması, piyasa trendlerinin görülmesi, hızlı navlun-rotasyon karşılaştırmaları, kârlılık analizlerinin özellikle “Time Charter” ve “Off Hire” durumlarında operatörlere analitik ve tek bir çatı altında kolaylık sağlaması ileride tarafların çok daha hızlı eşleştirilmesini de mümkün kılacak.

Brokerler ve operatörler kesinlikle ortadan kalkmayacak. Çünkü brokerlerin asıl değer önerisi, çözdüğü problemde, hızda ve sorunsuz operasyon yönetiminde sürdürülebilir büyüme sağlıyor. Müzakere, piyasa sezgisi, güven ilişkisi ve insan faktörü önemli olmaya devam edecek. Nasıl silikon vadisi yapay zekâ sistemleri günden güne daha sezgisel, insan gibi düşünen sistemler hâlinde eğitilmeye devam ediyorsa, denizcilik tarafında da brokerlerin bu teknolojilerle kendi işleyişlerini dönüştürerek, sezgisel ama daha dijital bir ekosistemin inşası mümkün olacak.

Teknolojiyi deneyen, işine entegre eden, ilkleri gerçekleştiren ticari yönetimler, brokerler, operatörler jeopolitik kısıtlamalarla ilerleyen denizcilik sektörünün önümüzdeki 10 yılda kazananı olacak.

‘Shipbroking’ ve ‘ship agency'de dijital platformların önündeki en büyük engel nedir?

Bence tek bir engel yok ama en büyüğü kültür ve güven. Teknoloji aslında birçok problemi çözebilecek seviyeye geldi. Ancak burada şu bakış açısını değiştirmek gerekiyor: “Biz bunu zaten yapıyoruz” mantığı. Elbet her şirket kendi ölçüsünde pek çok farklı araçları, herkesin bildiği genel yapay zekâ sistemlerini kullanıp test ediyor.

Yapay zekâ araçlarını kullanmak çok güzel, ancak ortama spesifik geliştirilmemiş, uzun metotlarla eğitilmemiş ve belirli bir yapı üzerinde entegre ve tersine mühendislik yöntemleriyle inşa edilmemiş yapay zekâ sistemleri denizcilik sektörü için büyük bir risk oluşturuyor. Denizcilik operasyonu özellikle çok fazla analitik görevin, hesaplama metodunun kullanıldığı ve farklı değişkenlerin farklı şekilde test edilmesi ve doğru tek bir sonucun farklı dinamiklere göre değiştiği bir sektör. Dolayısıyla sektörün yapay zekâyı entegre etme yöntemi oldukça büyük bir risk oluşturuyor.

Gerçek dijital dönüşüm şirketin işleyiş sistemi ve kültürüne özel şekilde iş akışını, ekipleri yeniden en etkili ve tasarruf edebilecek dijital yöntemlerle tasarlamak demek. Bir diğer konu da veri paylaşımı. Denizcilikte veri oldukça hassas. Navlun bilgileri, “charter party” sözleşme detayları, müşteri bilgileri veya operasyonel performans şirketlerin rekabet avantajının parçası. Dolayısıyla platformların başarılı olabilmesi için yalnızca iyi teknoloji geliştirmesi yetmez. Güvenli bir veri altyapısı, açık bir iş modeli ve kullanıcıya gerçekten değer yaratan bir yapı kurması gerekiyor.

Bugün geriye dönüp baktığınızda, kariyerinizde bir kırılma noktası olarak gördüğünüz bir yer var mı?

Tek bir ân söylemek zor ama sanırım denizden karaya geçtiğim dönem önemli bir kırılma noktasıydı. Çünkü denizdeyken sektörün yalnızca gemi tarafını görüyorsunuz. Karaya geçtiğimde chartering, operasyon, finans, safety, inspection gibi çok daha geniş bir resim görmeye başladım.

Kendimi çok fazla teknik alanda hapsetmek istemeyip, ticari alana yöneldiğimde de Master’ımı Uluslararası Ticaret ve Lojistik Yönetimi üzerine tamamlarken, gemi ticari yatırımları, gemi finansmanı, yatırım stratejileri gibi konularda akademik çalışmalar yaptım. Amerikan şirketinde çalıştığım dönemde doğrudan ticari operasyon ve brokerlik alanında deneyim elde ederken, bu alandaki açıkları sahada fark edip bir geliştirme süreci oluştu.

Sonra iki sene önce bir başka kırılma noktası Singapur’da denizcilik beş büyük oyuncusu olan BW LNG, Wilhelmsen, Hafnia, IMC Group gibi şirketlerin ortaklığında kurulan Studio 30 50’ye davet alarak Shipsider’ın ilk adımlarını fikir olarak denizciliğin büyük küresel oyuncularıyla geçerli kılıp geliştirmeye başlamak oldu.

Denizcilikte yıllarca yaşadığım problemlere sürekli “Bunun daha iyi bir yolu olmalı” diye bakıyordum. Shipsider aslında bu sorunun sonucu. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’den doğup, Katar’a operasyonlarını Katar Teknoloji Bakanlığı bünyesinde taşımış, farklı ülkelerde şirketlerle çalışan, uluslararası projeler yürüten, uluslararası bir ekiple dünya denizcilik teknolojisinin geleceğini konuşuyoruz. Ama ilginç olan şu; hâlâ birçok ürün kararında gemide yaşadığım bir operasyonu hatırlıyorum. O yüzden kariyerimin farklı dönemleri aslında birbirinden kopuk değil.

Gerçekleştirdiğiniz uluslararası başarıların ortak noktasına baktığımızda kadın liderliği, denizcilik, sosyal girişimcilik ve teknolojinin sürekli kesiştiğinizi görüyoruz. Bütün bunlar size nasıl hissettiriyor?

Tabiî ki gurur veriyor ama ben bunları çok fazla birbirinden ayırmıyorum. Denizcilik benim mesleğim. Teknoloji bugün bu meslekte çözmek istediğim problemlerin aracı. Kadınların sektörde daha görünür olması ise benim kendi kariyerimde doğal olarak yaşadığım bir konu.

SheFarers’ı Kapt. Hülya Güler ile kurarken de temel düşüncem buydu. Genç kadın denizcilerin bizim başladığımız dönemde yaşadığımız bazı zorlukları daha az yaşamasını istedim. Bugün bir kadın denizci tarafından kurulmuş denizcilik teknoloji şirketinin Türkiye’den ve Katar’dan global pazara açılmaya çalışması bence kendi başına önemli bir hikâye. Ama benim için en değerli tarafı aldığımız ödüllerden çok, bunların başka kadınlara veya genç denizcilere “Ben de yapabilirim ve yalnız değilim” hissini verebilmesi.

Son olarak geleceğinizle ilgili bir soru sormak istiyorum; sırada ne var?

Shipsider tarafında sırada ölçeklenme var. Bugüne kadar çok güçlü bir ürün ve teknoloji altyapısı oluşturduk. Şimdi odağımız bunu daha fazla gemi işletmecisine ve daha fazla pazara ulaştırmak. Özellikle Körfez, Asya, Türkiye ve Avrupa bizim için önemli bölgeler.

Teknoloji tarafında da yapay zekâ destekli “laytime” ve “demurrage” otomasyonu, “chartering” ve “voyage” operasyonları, karbon yönetimi ve daha ileri seviyede “predictive maritime trade intelligence” üzerinde çalışıyoruz. Uzun vadede Shipsider’ı bir operasyon yazılımı olarak görmüyorum. Deniz ticaretinde kararların alındığı, ekosistemin merkezi olduğu, özelleştirilmiş bir “intelligence layer” oluşturmak istiyoruz.

Kendi adıma ise denizcilik, teknoloji ve girişimcilik üçgeninde üretmeye ömrüm vefa ettiği sürece devam etmek niyetindeyim. Denizcilikte özellikte bir sonraki problemi görerek ve “Bunu teknolojiyle daha iyi nasıl yapabiliriz ve kolaylaştırabiliriz?” diye sorarak bunu geliştirmeye ekipçe odaklıyız.

Bunu Paylaşın