İki günde iki okula yapılan iki saldırı, neredeyse bütün ülkeyi yerle bir etti. Sabah anne ve babaları tarafından okula uğurlanan masum çocuklarımızın iki cani tarafından katledilişi, tüm ülkeyi şok etti ve büyük bir öfke yarattı.
Sonrasında bölgeye bakanların gönderilmesi, milletvekillerinin gitmesi ve çeşitli tedbirler alınması ise işin makyajı seviyesinde kaldı.
Katledilen çocuklarımız Türk milletinin içinde yanan bir kor olarak cennete giderken, ailelerine sabırlar diliyorum. Başımız sağolsun. Acı o kadar büyük ve derin ki kolay kolay kapanmayacak.
Olaylar tazeyken gerçeklerle de yüzleşelim. Bu olayı “iki caninin yaptığı bir katliam” olarak örtbas edemeyiz. Bolu Kartalkaya’daki yangın, Çorlu tren kazası, ülkedeki yoksulluk ve hatta 15 Temmuz gibi olaylar da örtülemez, örtülmemeli.
Devlet kurumları o kadar siyasallaşmış ki, kendi asli görevlerini tarafsız bir şekilde yerine getirme, “ehem-mühim” ayırt etme reflekslerini neredeyse kaybetmiş durumda.
Katil, terörist, hırsız yakalamak mı öncelikli konu, yoksa muhalefet partilerinin açığını, muhaliflerin tweetlerini bulup onlara dava açmak mı?
Bence çoktan ikincisi birincinin önüne geçmiş durumda. “Ehem” ve “mühim” yer değiştirmiş. Af kanunu çıkıyor, katil, terörist, hırsız dışarı çıkıyor fakat muhalif belediyelerle ilgili aftan yararlanmayı hemen tutuklama yoluna gidiliyor. Tweet atan ya da yazı yazan muhalif gazeteciler gözaltıyla yetinilmeyip tutuklanıyor.
Bir de şu gözle bakalım:
Tarikatlarda sapıklık yapanların peşine düşen, AKP’li bir belediyeye inceleme başlatan veya sabahın köründe AKP’li bir belediye başkanını evinden aldıran, hatta Atatürk’e ve Cumhuriyet’e hakaret edenleri yakalatan bir kamu görevlisi düşünelim. Bu kamu görevlisi sizce kamuda çok iyi yerlere gelebilir mi? En azından “başka bir yere atanma mobbingi” ile karşılaşmayacağı garantisi var mı?
Eğer bunlar algı ise hükümet bu algıyı değiştiren uygulamaları anlatmalı; yok eğer değilse, bu düzeni değiştiren atılımlar yapmalı. Yüce Türk milletinin her ferdinin eşit olduğunu göstermeli. Eşit olduğu hâlde “eşit değiliz” diyerek teröristlik yapanlara gösterilen ilgi ve alâkanın bir kısmı, farklı düşünen muhaliflere de gösterilmeli. Oligarşik bir düzen içinde yürütülen faaliyetlerin milletin bütününe yansıması mümkün değil.
Yukarıdaki konuları esas alarak tekrar bizleri yaralayan olaya döndüğümüzde ne görüyoruz?
Hükümet tarafından “konunun siyasi malzeme yapılmaması” ikazı görüyoruz. Neden siyasi olarak konuşulmasın? Yönetici konumundaki herkes zaten siyasi. Bakan siyasi, İl Millî Eğitim Müdürü siyasetin atadığı, İlçe Millî Eğitim Müdürü siyasetin atadığı, okul müdürleri İl Millî Eğitim Müdürü tarafından atanmış. Yani ötesinden berisinden herkes siyasi. Şimdi siyaset tarafından bu konu konuşulmayacak da ne zaman konuşulacak?
Sıralı amirler eleştirilmeyecekse kim eleştirilecek? Ramazan’da tedbir alıp öğrencilere görevler verilmesini sağlayan bir kesim tarafından alkışlanan Millî Eğitim Bakanı şimdi eleştirilmeyecek de ne zaman eleştirilecek?
Eğitimin ülkemizdeki halinin bir göstergesidir bu. Her gün televizyon ekranlarında “akran zorbalığı” örnekleri gösteriliyor. Bunda eğitimin, eğitim sisteminin hiç mi payı yok?
Askerlikte “eskiden” çok önemli bir kural vardı. Talimnamelerde yazılıydı: “Komutan, birliğinin yaptığı veya yapmadığı her şeyden sorumludur.” Ne hikmetse 15 Temmuz’dan birkaç yıl önce kimi rahatsız ettiyse bu ibare kaldırıldı. Hulusi Akar’a ve Yaşar Güler’e sormak lazım; muhtemelen onlar bu konuyu bilirler.
Bakanlar da sorumluluğu altındaki unsurların her şeyinden sorumludur; yaptıklarından ve yapmadıklarından. Ne hikmetse ülkede, makamlarda “sorumlu sorumsuzluk” hâkim oldu.
Okullar, emniyetin sağlanması gereken en önemli kurumların başında gelir. Suç şebekelerine, uyuşturucu tacirlerine ve akran zorbalığına karşı tedbirlerin alınması gereken yerlerdir. Katliam yapılabildiğine göre uyuşturucu tacirlerinin neler yapabileceğini hayâl dahi etmek istemiyorum.
Adaletin ve demokrasinin egemen olduğu bir toplumda bireylerin ahlaki değerlere bağlılığı da yüksek olur. Toplumdaki adaletsizlik hissiyatı her alanda topluma yansırsa, kural tanımazlık ve kanunsuzluk egemen olur. Türk milletinin yapısı devletine sadakatle yoğrulmuştur. Her şeyin aşındırıldığı zamanlarda hiç olmazsa bu yüce duygu kalmaya devam etsin.





