Denizcilik sektöründe uluslararası alanda köklü bir değişim ve dönüşüm sürecine hep birlikte tanıklık ediyoruz. Adeta bir devir kapandı, yeni bir devrin içindeyiz. Şimdi ve gelecek dönemde zor kararlar almamızı sağlayacak problemler masada ve denizle iştigal eden herkesi çözüm için bekliyor. Bu nedenle 11 Ekim 2026 tarihinde İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde, 09:00-17:00 saatleri arasında gerçekleşecek İMEAK Deniz Ticaret Odası seçimlerinde sektörün yeni dönem için geleceğini belirleyecek üyeler tribalizmden çok başarılı insanların karar anındaki ciddiyetiyle oylarını vermeli.
Üyeler için bu seçim “onu severim, bunu sevmem” olarak düşünülmemeli; aynı zamanda ülkemizin ulusal ve uluslararası arenadaki konumunu geliştirecek, temsil gücünü ve kurumsal hafızasını da yaşatacak ciddi bir karar olarak eyleme dökülmeli. Bu kritik süreçte somut başarılar üzerinden değerlendirme yapılmalıdır.
Atatürk’ün “Denizciliği Türk’ün büyük millî ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız” vizyonu, bugün hâlâ masada bizi bekleyen problemlerin çözümlenmesine ışık tutup, yolumuzu aydınlatıyor. Bu vizyon, liderlerin yalnızca unvan veya “etiket” başarılarla değil, köklü bir birikim, etik duruş ve toplumsal sorumlulukla hareket etmesini gerektiriyor. Oda seçimlerinde karşı karşıya gelen iki önemli aday, Recep Düzgit (Viya Böyle-Mavi pusula) ve Şadan Kaptanoğlu (Denizde Yeni Rota-Sarı pusula) bu açıdan dikkatle incelenmeli.
Recep Düzgit 1996’dan bu yana aralıksız her yönetimde görev almış. Oda’ya ve sektöre kendini adamış bir isim olarak öne çıkıyor. Yıllar boyunca, değişen koşullara uyum sağlayarak, kurumun idari ve finansal istikrarını sağlamış ve sektörün ihtiyaçlarına yönelik somut projeler üretmiş bir lider profili çiziyor. İMEAK DTO yönetiminin Piri Reis Üniversitesi için üstlendiği tüm borçların ödenip kârlılıkla kendi kendine yetebilen bir uluslararası yeterlikte bir eğitim yuvasına çeviren yönetimde yer alması, yeni dönemde de “PRÜ için yurt yapma” vaadi sektörün dikkatini çekti. Zira yıllardır beklenen bir ihtiyaçtı. Bu vaat yalnızca gençlere yatırım yapmak anlamına gelmiyor; aynı zamanda sektörün nesilden nesle devamlılığı ve toplumsal sorumluluğun da gözetildiğini ön plana çıkarıyor.
Dönemindeki seçimlerde Başkan Metin Kalkavan kendi gibi aydın isimlerle bu eğitim yuvasını kurdu. Sonraki dönem kendisine rakip olarak çıkan Salih Zeki Çakır’ın Üniversite muhalefetine karşı (yine sahnedeler) PRÜ’yü korudu. Tamer Kıran seçimle, Kalkavan’dan devraldığı eğitim projesini sahiplendi ve Üniversite’nin borçlarını temizledi. Üniversite’yi de Oda’yı da mali bir disiplin ile 8 yılda ciddi oranda kâra geçirdi ve aday olmayacağını belirterek bayrağı, “liyakatı ve kurumsal hafızayı” esas aldığını belirterek gönül rahatlığı ile Recep Düzgit’e devretmek istediğini duyurdu.
Düzgit’in kimi zaman çok sert kimi zaman ise müşvik liderlik tarzı, klasik yönetim anlayışından ziyade, Atatürk’ün vizyoner yaklaşımına ve çağdaş liderlik teorilerine uygun bir çizgide ilerliyor. Harvard Business Review ve John Kotter’ın analizlerinde vurgulanan, “kurumsal hafızayı koruyarak yenilikçi adımlar atabilen, etik değerlere bağlı, şeffaf ve hesap verebilir liderlik” özelliklerini taşıyor. Sektördeki uzun soluklu tecrübesi, kriz dönemlerinde -ki özellikle 2020 Covid19 döneminde- sergilediği soğukkanlılık ve çözüm odaklı yaklaşımı, Düzgit’i öne çıkaran temel özellikleri arasında yer alıyor.
Düzgit’i destekleyen liderlere baktığımızda, başarısı kanıtlanmış, sektörün hafızasını taşıyan ve uluslararası alanda çok yönlü etkinlikleriyle bilinen isimler. Önceki Başkan Kalkavan ve ekibi, şimdiki Başkan Tamer Kıran ve ekibi bayrağı kurumsal hafıza ve liyakata sahip Düzgit’e devretmek istediklerini kamuoyuyla açıkça paylaştı. Kıran, sektörün deneyimli ve stratejik zekâya sahip kadroları, ulusal menfaatlerimizin korunmasında ve dünya denizciliğine yön veren karar masalarında güçlü bir temsiliyetin oluşmasında kritik rol almaya “üyeler teveccüh gösterirse” hazır olduklarını tevazu içinde belirtti. Düzgit’in nasıl bir yönetim ekibi kuracağı seçimden sonra belli olacak ancak birkaç isim dışında olası Oda Meclis üyelerine bakılırsa ulusal değerlerimize bağlı, yüksek karakterli, vizyoner ve kurumsal değerlere de sahip profillerin öne çıkacağını tahmin etmek zor değil. Hâliyle ülkemizi hâlihazırda temsiliyette uluslararası unvanlara da sahip bu ekip, sektörün geleceği için güven verici bir tablo sunuyor.
Şadan Kaptanoğlu ise geçmişte ulusal ve uluslararası unvanlarına rağmen, bu unvanların içini dolduracak somut başarılarla maalesef öne çıkamıyor. Pandemi döneminde Baltık ve Uluslararası Denizcilik Örgütü (BIMCO) Başkanlığı gibi önemli bir görev üstlenmiş olmasına karşın, ülkemizi uluslararası platformlarda daha aktif ve etkili temsil edememiş olması, liderlik profilinde önemli bir eksiklik olarak gözümden kaçmamış ve eleştirmiştim. Sektörün en kritik dönemlerinden biri olan pandemide, çözüm üreten, dünya gündemine yön veren güçlü çıkışlar yapması beklenirken, yalnızca toplantılara katılmakla yetinmek, vizyon eksikliğine işaret etmişti. O döneme bakılırsa uluslararası basında elle tutulur bir demeci olmadığı görülebilir. Burada bir parantez açalım. Kaptanoğlu’nun, Başkanlık ettiği bu Örgütün/Konseyin yıllardır bilinen ismi Baltık ve Uluslararası Denizcilik Örgütü (The Baltic and International Maritime Council)’dür. Kendisi seçim çalışmaları kapsamında toplumda “pay-to-pay” olarak bilinen bir televizyon kanalı röportajında niyeyse “Dünya Armatörler Birliği Başkanıyım” demeyi tercih etmiştir. Esasen tercih ettiği ismin uluslararası alanda karşılığı olan adres BIMCO değil, International Chamber of Shipping (ICS)’tir. Parantezi bu önemli bilgiyle kapatalım.
Ayrıca, Kaptanoğlu’nun açıklamalarında kadın olmayı bir ayrıcalık olarak sunması ve pozitif ayrımcılık beklentisiyle hareket etmesi nazarımda toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının özüne aykırıdır. Zira Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken, kadını toplumsal hayatta yücelten, cinsiyet ayrımı yapmadan eşitlikçi bir bakış açısı benimsemişti. Uygar toplumlarda kadın-erkek ayrımı yapılmadan, liyakat ve yetkinlik ön planda tutulmalı. Kadın temsili elbette önemlidir; ancak bu temsil, sadece cinsiyete değil, yetkinliğe ve kanıtlı birikime de dayalı olmalıdır.
Burada ayrıca, Kaptanoğlu’nun ulusal tarihi değerlere -Ankara gibi- bakabilme bağlılığının ya da sağ duyusunun tartışmalı olduğunu atlamamak gerekir. Bu köşeyi düzenli okuyanlar, bu konuda en doğru değerlendirmeyi yapacaklardır.
Kaptanoğlu’nun ittifak kurduğu “bazı isimler” hakkında da sektörde hâlâ olumlu bir kanaat oluşmadığı gözlemleniyor. Tahminimce bu kanaatin mazisi 15 Temmuz öncesi 2013 seçimlerine atıfla, 15 Temmuz sonrası 2017 seçimlerindeki üye söylemlerine dayanıyor.
Günümüzde liderlerin ve ekiplerinin sosyal medya performansı da şeffaflık ve etik açısından önemli bir gösterge hâline geldi. Kaptanoğlu hesaplarında bot hesapların yoğunluğu, paylaşımların görüntülenme ve beğeni oranlarındaki istatistiksel tutarsızlıklar, bakmayı ve görmeyi bilen gözlere çarpıyor. Merak eden inceleyebilir, herkese açık.
Bir diğer önemli husus ise, seçim sürecinin asaleti ve kurumsal değerlere uygun şekilde yürütülmesi. Ne yazık ki, Oda’nın Piri Reis Üniversitesi’nde yapılması planlanan ve resmî onayı alınarak Oda üyelerine duyurulmuş olan seçim yeri kararına Kaptanoğlu’nun son dakika itirazı, seçim karnesine üyelerce eksi olarak işlendi. Çünkü Üniversite, seçim için tüm yasal ve kurumsal nitelikleri taşıyordu. Bu itirazla, Oda kaynaklarının kasasında kalması ya da yapılacaksa PRÜ yerine özel bir kuruma aktarılması Kaptanoğlu’nun devletin Üniversitesi’ne güvenmeyişi ve keyfi israfa sebebiyeti nedeniyle “sorumsuzluk” olarak değerlendirildi.
Seçmene büyük bir sorumluluk düşüyor: Duygu mu, liyakat mı?
Seçmenin en büyük sorumluluğu, duygusal bağlılıkları bir kenara bırakarak, adayların gerçek başarılarını, sektöre kattıklarını ve gelecek vizyonlarını somut verilerle objektif şekilde değerlendirmek olmalıdır. Atatürk’ün liderlik anlayışı, kişisel sadakatten ziyade, ülke değerlerini, toplumsal sorumluluğu ve etik değerleri esas alır.
Denizcilik sektörü, ülke ekonomisine salt döviz girdisi ve istihdam sağlayan ekonomik bir alan değil; aynı zamanda toplumsal refah, ulusal güvenlik ve genç nesillerin geleceği açısından da stratejik bir öneme sahiptir.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





