Ana sayfa Piyasa Ekonomi Nur topu gibi bir krizimiz oldu!

Nur topu gibi bir krizimiz oldu!

0

Türkiye bir yandan yaz aylarının sıcağı ile kavrulurken, bir yandan da ekonomide yaşanan sıcak gelişmelerle boğuşuyor. Temmuz ayının ikinci yarısında yaşanan pek de alışılmadık gelişmeler ve açıklamalar Türkiye ekonomisi ve piyasalarda beklentileri değiştirirken, tartışmaları da zirveye taşıdı. Aslında fitilin ateşlenmesi Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Türkiye tahminlerini revize etmesiyle başladı. IMF, G-20 ülkelerine yönelik yayımladığı raporda Türkiye’ye ilişkin beklentilerini olumsuz yönde revize etti ve bu yıl için büyüme tahminini yüzde 8.7 açıklarken, cari açık beklentisini de gayrisafi milli hasılanın yüzde 10.5’i olarak değiştirdi. Bu yaklaşık 85 milyar dolar’lık bir tutara işaret ediyor. Oysa IMF’nin bir önceki raporunda bu oran yüzde 8’di. IMF, Türkiye’nin 2012 büyümesini yüzde 2.5 gibi çok düşük bir oranda tutarken, cari açık beklentisini de yüzde 9.8 gibi yüksek bir oranda tuttu. Bir anlamda Türkiye ekonomisinde kriz öngördü. IMF’nin bu tahminlerinin üzerine AKP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Gedikli dünyada krizin olacağını ve bundan Türkiye’nin de etkileneceğini söyledi. Gedikli ‘Kriz geliyor, harcama yapmayın’ uyarısında bulundu. Ardından Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da “2008-2009 krizinin izleri henüz silinmiş değil. Hatta tam tersine risk göstergelerine baktığımızda ciddi riskler hemen kapımızda bekliyor. Son derece ihtiyatlı gitmemiz gereken bir dönemdeyiz” görüşünü dile getirince piyasada panik iyice arttı. Bütün bu açıklamaların ardından Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’dan şirketlere ‘Döviz açık pozisyonu vermeyin, döviz borçlarınızı kapatın’ açıklaması gelince, zaten sıcaktan kavrulan piyasada ciddi bir kriz beklentisi oluştu. Daha doğru bir ifade ile ‘Nur topu gibi bir krizimiz’ oldu. Bütün açıklamalar Avrupa borç krizi ve ABD kaynaklı sıkıntıların tam ortasında olunca son dönemin parlayan yıldızı Türkiye ekonomisine yönelik endişeler de doğal olarak arttı. MarineDeal News olarak bütün bu yaşananlar ışığında Türkiye’nin önde gelen ekonomistlerine Türkiye ekonomisinin önümüzdeki dönem fotoğrafını yorumlattık….

Ekonomistler ne diyor?

Deniz Gökçe-Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi
Türkiye’yi bir tek Avrupa krize sokar, orada da 3-5 aylık önlem alındı
Hükümet, kasım ayından bu yana Merkez Bankası’nın uyguladığı ekonomiyi soğutma operasyonunu BDDK’nın kararlarıyla destekliyor. Munzam karşılık oranlarını artırmak etkisini yavaş gösteriyor. Çünkü Merkez Bankası kredi azalsın istiyor. Ama aynı zamanda faiz yükselsin istemiyor. Faizi yükseltirse daha çok sıcak para girecek. Halbuki sıcak parayı kaçırmak için gecelik faizi yüzde 1.5’e indirmişti. Diğer taraftan Merkez Bankası repo piyasasında yağmur gibi likidite veriyor. Repo piyasasında verilen likidite haftalık, bu kredi kaynağı olamaz. Halbuki kredi kaynağı olan mevduatta karşılık oranını artırdı. Enflasyon yükselmediği sürece faizleri yükseltmez. Merkez Bankası sıcak para girişini ve TL’nin değerlenmesini istemiyor. Hükümet cephesinden ‘kriz geliyor, harcamayın’ açıklaması yapıldığında Avrupa’da önlem alınıp alınmayacağı kesin değildi. Şimdi Yunanistan’a yönelik atılan adımlarla Avrupa’da 3-5 aylık sakinleşme bekleniyor. Hem ABD hem Avrupa da kriz olsaydı dışarıda büyük kriz olurdu. Bakan ‘harcamayın’ dedi. Ama global riskin yarısı gitti şimdi. Sadece ABD tarafında sıkıntı var. Ekonomi aslında yavaşlıyor. Sanayi üretimi ve kapasite kullanımında duraklama var. Yani istenildiği gibi ekonomi yavaşlamaya başladı. Türkiye’ye etki edebilecek olan tek olay temel ihracat pazarımız olan Avrupa’nın sıkıntıya girmesi. Orada da 3-5 aylık bir önlem alındı. IMF’nin Türkiye tahminlerini revize etmesine gelince, bence IMF dünyada genel bir yavaşlama öngörüyor ve buradan da Türkiye’ye bir pay biçtiler. Türkiye’ye özel bir çalışma olduğunu sanmıyorum.

Ali İhsan Gelberi-Garanti Bankası Ekonomik Araştırmalar Bölüm Başkanı
Piyasalar bazı haberleri
abartmaya meyillidir

IMF’nin tahminleri yeni değil. IMF, IV. madde kapsamında aylar önce bir rapor hazırlamıştı. Hükümet bu raporun yayınlanmasına izin vermedi. IMF bu rapordaki tahminlerin bir kısmını 9-10 Temmuz tarihindeki G-20 toplantısından sonra yayımladığı rapora koydu. Türk kamuoyu ise bu raporu bir hafta sonra gördü ve yeni revize edilmiş rakamlar olarak algıladı. IMF tahminlerinde bazı tutarsızlıklar var. Örneğin 2012 yılında büyümenin yüzde 2.5’e düşmesine rağmen cari açıkta bir iyileşme olmaması tutarlı değil. Ancak orijinal raporun yayımlanmasına izin verilmediği için IMF’nin gerekçelerini bilemiyoruz. Piyasalarda cari açığın büyüklüğü nedeniyle bir kırılganlık var. Piyasalar bu durumda bazı haberleri ve rakamları abartmaya meyillidirler. IMF tahminleri de piyasa tarafından abartılmıştır. AB ve ABD sağlıklı ve sürdürülebilir büyümeye ulaşmakta zorlanıyor. Ayrıca, bankacılık sorunları da tam olarak çözülebilmiş değil. AB ve ABD’nin sorunlarının çözülmesinin uzun yıllar alacağı gözüküyor. Bu durumda, gelişmiş ülke merkez bankalarının uyguladığı gevşek para politikalarının uzun süre devam edeceğini söylemek yanlış olmaz. AB ve ABD’ de bu durumun krize dönüşüp ikinci dip yaşanması ihtimali az olmamakla birlikte, henüz bunu teyit eden veriler de yayımlanmış değil.

Türkiye’de kriz çıkar mı?
Gelişmiş ülke ekonomilerindeki kötüleşme Türkiye’nin dış ticareti ve cari açığı açısından olumsuzdur. Şu anda dış talebin Türkiye büyümesine negatif katkısı tarihi rekor seviyededir. Bu ülkelerin daha da kötüleşmesi, dış talebin negatif katkısını artırarak cari açığın daha da artmasına neden olacaktır. Diğer yandan, gevşek para politikalarının devam etmesi ise, yükselen cari açığın finanse edilmesinde herhangi bir zorlukla karşılaşılmamasını sağlayacaktır. Önümüzdeki yıllarda Türkiye finansman kolaylığı nedeniyle yüksek cari açığını sürdürebilir. Bu durum kısa vade için risk olmasa da orta ve uzun vade için bir risk oluşturmaktadır. ‘Türkiye’de kriz çıkar mı?’ sorusu son zamanlarda sıkça soruluyor. Bu soruya cevap vermek için kriz tanımında anlaşabilmek gerekir. Kriz tanımı kişiden kişiye değişmektedir. Kimisi için Türk Lirası’nın ani değer kaybı, kimisi için ekonomik büyümenin negatife geçmesi, kimisi için işsizlik oranlarının artması, kimisi için de devletlerin borcunu ödeyememesi kriz olarak algılanmaktadır. Türk halkının kriz tanımı nerdeyse 2001 krizi ile belirlenmiştir. Eğer 2001 krizinden daha hafif olan krizleri kriz diye tanımlamayacaksak, Türkiye’de kriz olmayacağını söyleyebiliriz. Çünkü bankacılık sistemi 2001 yılına kıyaslanamayacak oranda sağlam ve ülkenin kamu borçları tehlike yaratmayacak kadar düşük. Eğer 2008 yılında ekonominin 4 çeyrek küçülmesini ve işsizlik oranının yüzde 14′ e kadar yükselmesini kriz olarak değerlendirmiyorsak bir daha kriz çıkmaz.

Gazi Erçel-Merkez Bankası Eski Başkanı
IMF ‘kriz kurda değil büyüme
oranında kendini gösterecek’ diyor

Son dönemde Türkiye’yi de ilgilendiren kriz uyarıları yapılıyor. IMF’nin raporunda yapılan hesaplamalardan oluşan tabloyu şöyle yorumlamak mümkün: Türkiye ekonomisindeki aşırı ısınma 2012 yılında sert bir biçimde sona erecek. Büyüme düşecek, ekonomi soğuyacak. Eksi değerlerde bir soğuma ortaya çıkacak. Buna rağmen cari işlemler açığı azalmayacak. Ama finanse edilecek. Bu nedenle de döviz kurunda aşırı bir yükselme olmayacak. Zaten olsa enflasyon, kur etkisi ile yüzde 6’nın çok üzerine fırlar. Burada iki nokta önemli: Birincisi, Türkiye’de krizin tanımı, enflasyon tek hanelere düştükten sonra değişti. Artık krizi sadece döviz kuruyla değil milli gelirin azalmasına, bunun işsizliğe ve iç ticarete etkisine bakarak algılamak ve tanımlamak gerekiyor. İkincisi, AK Parti ve hükümet yetkilileri ekonominin aşırı ısınmasına karşı önlem alma yerine söylemleriyle ya da bekleyişleri yönlendirerek çare bulmaya çalışıyorlar. Kriz ortaya çıkarsa sorumlularını da dışarıda arıyorlar. Kanımca kamu maliye dengesi güçlü ve bankacılık sektörü sağlam bir Türkiye’de geçmişte olduğu gibi kriz çıkmaz. Döviz kuru fırlamaz. Olsa olsa cari açığı finanse etmek için alınacak borç miktarı artar, bu da ileride dış borç sorununu ya da krizini ortaya çıkarır. IMF de bu noktayı dikkate alarak olası bir krizin döviz kurunda değil büyüme oranında kendini göstereceğine vurgu yapıyor.

Ercan Kumcu-Merkez Bankası eski Başkan Yardımcısı
Türkiye ekonomisi gereksiz bir oynaklığa itiliyor
Avrupa ve Amerikan ekonomilerine yönelik riskler Türkiye’nin cari işlemler açığının finansmanına yönelik artan dış kaynak ihtiyacının karşılanmasını da riskli hale sokuyor. Geçen yılın kasım ayından bu yana gündeme gelen önlemler beklenen sonucu doğurmadı. Doğurması da beklenemezdi. Çünkü iç talebi durdurmaya yönelik değil, bankaların kredi genişlemesini dizginlemeye yönelik önlemler alındı. Bir başka deyişle, kredi talebinin büyümesi değil, kredi arzındaki büyüme dizginlenmeye çalışıldı. Başarılı olunamadı. Artan cari işlemler açığını risk görüp, önlem alıyormuş gibi görünüp de sonuç alınamayınca, aslında Türkiye ekonomisine yönelik riskler arttı. Anlaşılan, para ve maliye politikalarının iç talep büyümesini dizginlemeye yönelik kullanılması tercih edilmiyor. Merkez Bankası’nın politika faizini yükselterek iç talep idaresi yapması istenmiyor. Onun yerine “kriz çığırtkanlığı” başladı. Olası krizin de kaynağı dış gelişmeler olarak gösterilerek, yurtiçinde beklentileri bozarak iç talep idaresi yapılmaya başlandı. Döviz kurlarının fırlaması gündeme geldi.

‘Krizi davet ediyoruz’
Bu dönemde IMF’nin G-20 ülkelerine yönelik yaptığı analizde Türkiye’de cari işlemler açığının milli gelire oranının yüzde 10’u geçebileceğinin dile getirilmesi ve gelecek yıl ekonomik büyümenin yüzde 9’lara yaklaşmışken yüzde 2.5’e düşeceğinin tahmin edilmesi aslında Türkiye ekonomisinde kriz çıkacak anlamına geldi. O kadar ki, Merkez Bankası dahi, politika faizini değiştirmediği son toplantısında ekonomi aşırı soğursa (kriz çıkarsa) para politikasının gevşetilebileceğinden söz etti. Bütün bunlar ekonomik birimlerin kriz çıkabilir beklentilerini doğal olarak güçlendiriyor. Beklentileri bozuyor. Çok komik bir durum yaratıldı. Krizi davet ediyoruz. Doğal olarak döviz kurları yükselme eğilimine girdi. Borsa düşüyor. Hazine bonosu faizlerinin henüz tırmanışa geçmemiş olması ise para politikası faizinin artırılmayacağına yönelik beklentilerin güçlenmesinden kaynaklanıyor. Bir aşamada Hazine faizleri de artacak. Ama, davet ettiğimiz kriz kapımızı çaldığında, döviz kurlarındaki artış daha da hızlandığında, Hazine bonosu ve para politika faizi de dahil olmak üzere, tüm faizler fırlayacaktır. Türkiye ekonomisi gereksiz bir oynaklığa itilmektedir.

Haluk Börümcekçi-EFG Menkul Değerler Başekonomisti

Avrupa krizinin dış talep
üzerinden etkisi büyük olur
Avrupa borç krizi ve Yunanistan’ı aylardır konuşuyoruz. Yunanistan’a ilişkin bir çözüm bulunmuş gibi görünüyor ama bulunan çözüm kesin çözüm mü, bunu zamanla görüceğiz. ABD’nin borç limitini artırma sorunu da ciddi bir problem olarak masada duruyor. ABD’de de ağustos başına doğru bu soruna ilişkin bir çözüm çıkabilir. Ancak hem Avrupa hem de ABD’de yaşanan bu gelişmelerin etkisini zaten bütün gelişmekte olan ekonomiler gibi Türkiye de görüyor. Burada yaşanan gelişmeler bizi olumsuz etkiliyor. Ekonomilerde belli bir yavaşlama göze çarpıyor. Bunun yanı sıra eğer Avrupa ve ABD’de bozulma artarsa bütün küresel ekonomi bu durumdan olumsuz etkilenecektir. Özellikle Avrupa’da sıkıntının artmasının dış talep üzerinden Türkiye’ye etkisi büyük olur.