Ana sayfa Dünya Normandiya formatı ve aktörlerinin pozisyonları

Normandiya formatı ve aktörlerinin pozisyonları

0
Ukrayna’daki krize siyasi çözüm bulmak amacıyla oluşturulan “Normandiya formatı” 2014 yılında; Rusya, Ukrayna, Fransa ve Almanya tarafından hayata geçirildi. Normandiya Çıkarması’nın yıldönümü vesilesiyle dört ülke lideri ilk kez bir araya geldiği için bu oluşuma “Normandiya dörtlüsü” adı verildi. Zirve’nin sonuncusu, 19 Ekim 2016’da Berlin’de gerçekleşmişti.

Putin ve Zelenskiy ilk defa yüz yüze

Üç yıllık aradan sonra Macron, Putin, Zelenskiy ve Merkel 9 Aralık’ta Paris’te toplandı. En son yapılan Zirve, Ukrayna ve Fransa’da düzenlenen devlet başkanlığı seçimleri öncesinde gerçekleştiği için Zelenskiy ve Macron ilk defa dörtlü formatın yeni simaları olarak görüşmelerde yer aldı. Putin ile Zelenskiy’nin de ilk defa yüz yüze geldiklerini belirtelim.
Zirve’nin yapılabilmesi önemli ancak bu noktaya gelmek kolay olmadı. Ukrayna ve Rusya destekli ayrılık yanlısı milislerin, güven artırıcı önlemler çerçevesinde birliklerini kademeli olarak çekme konusunda uzlaşmaları Zirve’nin önünü açtı. Bununla birlikte, Kiev ve Moskova’nın Donbas’ın yerel seçimler yapıldıktan sonra özerk bir statüye geçmesi konusunda anlayış birliği tesis ettiklerini hatırlatalım. Taraflar verdikleri sözlere uyar ve AGİT seçimlerin adil ve şeffaf olarak tamamlandığını onaylarsa, bölge otomatik olarak kendi kendini yöneten özerk bir statüye kavuşacak. Rusya bu karta oynuyor.

Steinmeier formülü

İşte tam bu noktada sıklıkla gündeme getirilen “Steinmeier formülü” öne çıkıyor. Minsk Anlaşması ile taraflar arasında alınan kararların uygulanmasını sağlamak için 2016 yılında dönemin Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier tarafından geliştirilen formül, bir yol haritasını ortaya koymuştu. “Steinmeier formülü” olarak adlandırılan eylem planı, Ukrayna yasalarında Lugansk ve Donetsk Halk Cumhuriyeti’ne özel statü verilmesi prosedürünü düzenliyor. Paris’te Steinmeier formülünün Normandiya formatının ön şartı olarak kabul edilmesi, esasen Zirve’nin en önemli kazanımı oldu.
Donbass gündemi ile toplanan Zirve’de sonuçlar tatminkâr olmasa da bazı somut adımlar atıldı. Yıl sonuna kadar yeni bir mahkûm takası yapılması, dört ay sonra yeni bir Zirve düzenlenmesi, bölgede yıl sonuna kadar süresiz ateşkes sağlanması ve Ukrayna’nın doğusundaki güçlerin çekilmesi için üç yeni bölgenin oluşturulması konularında mutabakat sağlandığı görüldü. Zirve sonuçlarına dört ülkenin lideri de farklı optiklerden yaklaştı. Bu durum ülkelerin öncelikleri ve dış politika perspektifleriyle doğrudan alakalı.

Uslu çocuk Almanya

Almanya Şansölyesi Merkel, liderlerin Ukrayna’nın güneyinde yerel seçimleri düzenlemek için gerekli siyasi adımlar üzerinde anlaştığını belirterek, “Paris’te, başta Steinmeier formülünün uygulanması olmak üzere çeşitli konular üzerinde tartıştık,” ifadelerini kullandı. Bu açıklama Almanya’nın son dönemde izlediği aşırı sağduyulu ve dingin politika ile uyumlu.
Kısa bir süre sonra siyasi kariyeri sonlanacak Merkel; son NATO Zirvesi, ABD ile ilişkiler, Suriye ve Libya meseleleri, AB ile Türkiye ilişkileri, İran meselesi, Avrupa’da popülizmin yükselişi ve göçmen sorunu gibi tüm başlıklarda “sakin” kalmaya çalışıyor. Fransa’nın yaramaz çocuk rolünü oynadığı bugünlerde, Almanya uslu çocuk görüntüsü veriyor.
ABD ile ilişkilerde atılan geri adımlar ve verilen tavizler bunun ispatı mahiyetinde. Almanya’nın NATO’nun geleceği adına elini ziyadesiyle cebine atacağı günler uzak değil. Bu noktada Çin ve Rusya ile ilişkilerini milli çıkarları nispetinde gözeten ve ivmelendiren enerji bağımlısı Almanya’nın, ABD’nin tepkisini azaltmak uğruna fazla dingin bir politika izlediği görülüyor. Ancak belirtelim, Almanya’nın bu itidâlli politikası uygun, makûl ve sürdürülebilir değil. Yönünü arayan Almanya’nın pusulası istikrar bulmak zorunda ve bunun için meselelere Atlantik optiğinden bakan Merkel sonrası dönemi beklemek gerekecek.

“Hepsi çıksın konuşuruz!”

Gelelim Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’ye… Görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildiğini ve daha fazla sorunu çözmek istediğini belirten Zelenskiy, “Birçok sorun ele alındı ve mevkidaşlarım bunun ilk toplantı için çok iyi bir sonuç olduğunu söyledi. Fakat dürüst olacağım; çok az sorun çözüldü, daha fazlasını çözmek isterdim,” açıklamasını yaptı.
Siyasi acemiliğini aşamadığı görülen Zelenskiy’nin bu argümanları şaşırtıcı değil. Zira ülkesinde çok ağır baskı altında olduğu görülüyor. Burada asıl sorun Normandiya dörtlüsünün iki Avrupalı ortağının Ukrayna’yı olası bir çözüme ikna etmeleri durumunda Zelenskiy’nin bu süreci götürüp götüremeyeceği. Bunu ilk gündeme getiren Putin oldu.
Putin, endişelerini “Başkan Zelenskiy’nin milliyetçilerle nasıl tartıştığını hepimiz biliyoruz. Ukrayna’da kimin daha güçlü olduğu anlaşılmıyor. Donbass sakinlerine güvenlik garantisi verilmeden milliyetçiler bu topraklara girerse neler yaşanacağı, onları kimlerin yöneteceği belli değil,” şeklinde dile getirdi.
Şüphesiz acemi Zelenskiy’nin dış politikada “doyen” kıvamına gelen Putin ile aşık atması olası değil. Diplomasinin inceliklerini sergilemede oldukça tecrübeli olan Putin, Paris’te Zelenskiy karşısında ağırlığını açıktan hissettirdi. Misal; toplantı masasında Putin ile Zelenskiy, Merkel ile de Macron karşı karşıya oturdu. Toplantının başlamasına dakikalar kala Putin’in, Zelenskiy’e esprili bir şekilde, “Hepsi çıksın konuşuruz” demesi, Normandiya formatına damgasını vurdu, elbette anlayana…

Fransa’nın üzerine iki beden büyük gelen gömlek

Ve Fransa… Fransa Cumhurbaşkanı Macron yaptığı açıklamada, “Avrupa kıtasında istikrar, yeni bir güven ve güvenlik mimarisinin inşası, Minsk Anlaşmaları çerçevesinde Doğu Ukrayna’daki çatışmaların çözümünden geçiyor. Putin ve Zelenskiy ilk toplantısını gerçekleştirdi. Ülkesindeki çatışmayı yatıştırmada gösterdiği kararlılık ve cesaretinden dolayı Zelenskiy’e teşekkür etmek istiyorum,” ifadelerini kullandı.
Bu açıklama son dönem Fransız dış politikasının tipik yansımalarını ihtiva ediyor. Düşük devlet kapasitesine karşın popülist politikalar izleyen Macron’un Avrupa’nın liderliğine oynadığı (ya da Avrupa’nın lideriymiş gibi davrandığı) artık bir sır değil ve kadim destekçisi Merkel’in dahi zaman zaman tepkisini çekiyor. Bu minvâlde “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” gibi sıradışı çıkışlar yapan Macron, ısrarlı bir şekilde Avrupa’nın yeni bir güvenlik mimarisine ihtiyaç duyduğunu dillendiriyor. Avrupa ordusu fikri de karşılığı olmasa da bu yaklaşımın bir sonucu.
İç istikrarını bir türlü sağlayamayan ve iç dinamiklerini konsolide edemeyen Macron, politik zaaflarını ve çıkmazlarını agresif ve popülist bir dış politika izleyerek aşmaya çalışıyor. Son dönemde her konuda Türkiye karşıtı tutum takınması ve ülkemize saldırması da esasen bu stratejinin bir parçası. Hatırlatalım, Macron’un Aralık ayı başında Londra’da düzenlenen NATO Zirvesi’nde Türkiye aleyhine yaptığı sivri çıkışlara Trump dahi katlanamamış ve cevap yetiştirmek durumunda kalmıştı. İkilinin kameralar önündeki tavırları adeta bir stand-up şovunu andırmıştı.
Olguları sıralayalım. Ukrayna, Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz meselelerinde Fransa’nın üzerine giydiği gömleğin iki beden büyük geldiği görülüyor. Fransa bakımından bu strateji sürdürülebilir değil ve kaçınılmaz olarak aşındığını göreceğiz. Macron’un, Boris Johnson’ın İngiltere’de elde ettiği zaferinin bir benzerini Fransa’da yakalaması da pratikte olası değil. Ekonomik olarak düşüşte olan Fransa kaçınılmaz olarak askeri gücüne yaslanmak durumunda kalacak ki bu durum tıpkı 2011 Libya meselesinde olduğu gibi Fransa’yı sıcak bir çatışmanın içine çekebilir.
Şurası çok açık, Macron tıpkı Sarkozy gibi konjonktürel gereklilik ve zorunluluklardan dolayı iktidara geldi. Bu nedenle, bölgesel kriz noktaları göz önüne alınarak, Fransa’nın agresif hamleleri yakından takip edilmeli. Bu tespiti ülkemizin savunma ve güvenlik politikalarını dizayn eden karar vericilerin dikkatine sunmak isteriz, bilhassa Doğu Akdeniz ve Libya özelinde…

Srebrenitsa baştan sona yeniden yaşanır

Gelelim Rusya’ya… Rusya Devlet Başkanı Putin Zirve sonrası, Rusya’nın Ukrayna’daki çatışmaya son vermek için elinden gelenin en iyisini yapacağını, çatışan tarafların “doğrudan diyaloğa” başvurması gerektiğini kaydetti. Devamında Rusya ile anlaşmaya varabilirse Ukrayna’nın doğalgazı yüzde 25 daha ucuza alabileceğini ifade etti. Kiev’in Donbass Bölgesi’ne yönelik af yasasını kabul etmemesi ve Bölgenin Rusya ile sınırının kontrolünü ele alması halinde, yerel halkın katliam tehdidiyle karşı karşıya kalabileceğini vurgulayan Putin, Srebrenitsa örneğini verdi.
“Ukrayna’da hâlâ af yasası kabul edilmiş değil. Oysa 2015’te bu konuda anlaşma yapıldı, bu yönde kararlar var, ama hiçbir şey uygulanmıyor,” diyen Putin devamla, “Ukrayna tarafı da sürekli; izin verin, ordumuz sınırı kapatsın talebinde bulunuyor. Ama buna imkân verilse, nelerin başlayacağını hayâl edebiliyorum. Srebrenitsa baştan sona yeniden yaşanır,” vurgusunu yaptı.
Putin’e göre Ukrayna’nın şart koşan bu tutumu; ateşkes, rehine teslimi, silahlı kuvvetlerin çekilmesi, özerk bölgelerin kurulmasını içeren Minsk Anlaşmalarıyla çelişiyor. Ukrayna’nın zaaflarını çok iyi bilen Putin, enerji kartını diplomatik bir manivelâ olarak kullanmaktan da geri kalmıyor. Zira olası bir anlaşma durumunda Ukrayna’nın doğalgazı yüzde 25 daha ucuza alabileceğinin ifade edilmesi aynı zamanda Ukrayna iç kamuoyuna yönelik başarılı bir stratejik iletişim örneği. Ayrıca doğrudan diyaloğa atıfta bulunması ise Almanya ve Fransa’ya açık bir mesaj.

Mevcut konjonktürde ABD başta olmak üzere Batı ile ilişkilerini hem dengeleyici hem de gerilime zorlayıcı bir eksende sürdüren Rusya’nın Ukrayna meselesinde geri adım atması olası değil. Görünen o ki Rusya, bir süre daha esnek ve müzakereye açık bir dış politika izleyecek ve tıpkı Suriye örneğinde olduğu gibi güç dengelerini askeri üstünlüğüne yaslanarak değiştirmeye çalışacak. Kırım meselesini de-facto bir duruma getiren Rusya, Ukrayna özelinde şüphesiz sabırlı hareket edecek ve sonunda muhtemelen Ukrayna’nın doğusunu da koparacak. Bu durum Batı ile koşulsuz ve acemice flört eden Ukrayna’nın ödeyeceği diyet olarak tarihteki yerini alacak.