Bu yazımda ABD/İsrail-İran Savaşı’nın başından itibaren yazdığımız “Savaşın dumanı altında” yazı serisindeki öngörülerimi ele aldım. Ne yazdık ne oldu kısaca tarihe not düşelim.
Savaşın dumanı altında – 1 (14 Mart 2026)
“ABD/İsrail’in 12 bini aşkın saldırısına karşılık İran 4 binin üzerinde karşılık vermiş. Bu da şunu gösteriyor: Savaşın bu ritmiyle uzun süre sürdürülebilirliği yok. Kara taarruzu ihtimâli ise oldukça düşük görünüyor. Belki klasik bir askerî deyimle ABD “istediği yer ve zamanda” bir bölgede “geçici” süre ile mevzi üstünlüğü elde edebilir. Fakat bu sürdürülebilir gözükmediği için ancak “geçici” olabilir. Vekâlet yoluyla da olmayacağı görülüyor. Batı’dan ayrılıkçı Kürt teröristler, güneybatı ve güneyden ABD ve müttefikleri, İran içlerine özel kuvvetler ve hava indirme birlikleri çok uygulanabilir bir senaryo olarak gözükmüyor.
Bu hâliyle savaş ne kadar sürer sorusuna cevabım: En fazla 20 gün daha devam eder. Normali mart sonu, uzarsa nisan ortası. Daha fazla uzaması mümkün değil.”
Bu ilk yazımızda belirttiğimiz gibi 8 Nisan’da ateşkes ilan edildi.
Savaşın dumanı altında – 2 (17 Mart 2026)
“Öncelikle, İsrail’in bölgede güçlü bir ülke olabilmesi ve savunmasını daha emniyetli bir şekilde sağlayabilmesi için “genişlemesi” şart. Millî güç unsurlarından biri de malûm “coğrafi güç”. Yüzölçümü bu kadar küçük bir ülkenin askerî açıdan güçlü olabilmesi çok da mümkün değil.
İsrail, Lübnan’a saldırıları ile Hizbullah’ı yok etmeye çalışırken, aynı zamanda ilhak edeceği yeni topraklara da postalını basmış oldu.”
Yazdığımız oldu ve İsrail Savunma Bakanı İsrayel Katz “işgal ettikleri topraklardan çıkmayacaklarını” açıkladı.
Savaşın dumanı altında – 3 (19 Mart 2026)
“ABD/İsrail’in tehlike olarak Şii kesimi gördüğü, Sünni kesimi ise daha kontrol edilebilir ve yönetilebilir olarak değerlendirdiği çok açık.
Savaşın geldiği aşamada, ABD/İsrail, İran’ın Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani’yi de öldürdü. Laricani aslında rejimin beyni ve savaşın siyasi yönünü yöneten önemli bir kişiydi. Laricani’nin yokluğu İran tarafında bir kırılmaya neden olabilir mi? Olmaz.”
Yazımızda kesin dille belirttiğimiz gibi kırılma olmadı ve savaş kaldığı yerden devam etti.
Savaşın dumanı altında – 4 (26 Mart 2026)
“Ana kıtasından bu kadar uzak mesafede, ABD gibi bir süper güç dahi olsan, çok uzun zamanlara yayılacak savaşı sürdüremezsin.
Şu güne kadar İran’ın büyük direnci ve “Siz hepiniz, ben tek” meydan okuması ile savaş devam etti. İran, 12 gün Savaşı’ndan sonra gerekli dersleri çıkarmış; yönetimsel, toplumsal ve askerî açıdan iyi hazırlanmış görülüyor. Hava kuvvetleri açısından karşılıklı çatışmayı ve rekabete girmeyi yok saydı.
Aslında bana göre İran talî mesele. Asıl mesele; Orta Doğu’nun yeniden şekillenmesi. İsrail, Lübnan’da saldırılarına devam ediyor. Katil İsrail, 1000’e yakın insanı katletti ve yüzbinlerce insanı da Litani Nehri’nin ötesine sürerek evsiz barksız bıraktı.
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, “Bu alanı kontrol edeceğiz” diyerek İsrail’in bu bölgeyi ilhak edeceğini başka kelimeler ile izah etti.”
Aynı Bakan işgal ettikleri bölgeden çekilmeyeceklerini ilan etti.
Savaşın dumanı altında – 5 (2 Nisan 2026)
“Kara harekâtı konuşulmaya devam ediyor. Ne hikmetse ekonomik hedef olan Harg Adası bu konuşmaların merkezinde. Hedef Hürmüz Boğazı’nın kontrolü değil de niye Harg Adası olsun ki? Yasak Ada olarak da bilinen Harg Farsça’da bir cins hurma adı. İran’a 25 km uzaklıkta, Buşehr eyaleti açığında, İran petrol ihracatının yüzde 90’ının yapıldığı bir adadan bahsediyoruz. Oysa Boğazı kontrol eden, Körfezi de kontrol eder. Bütün harekât 8 km uzunluğunda, 5 km genişliğindeki adaya mı kaldı? Hürmüz Farsça’da “iyilik ve ışığın tanrısı” anlamına geliyor. Hürmüz Boğazı’ndan 2025 Mart’ta 2 bin 935 tanker geçmişken, 2026’da sadece 135 tanker geçebildi. Savaşın başında, 28 Şubat’ta Brent petrol fiyatı 70 dolarken şimdi 106 dolar. Bana göre ekonomik, siyasi ve askerî hedef Hürmüz Boğazı’dır. Yani Işığın tanrısına sahip olmak varken hurma yemek niye?”
Yazımızda belirttiğimiz gibi Harg Adası gündeme gelmedi, işaret ettiğimiz gibi bütün mücadele Hürmüz Boğazı’na hâkimiyet üzerine oldu.
Savaşın dumanı altında – 6 (8 Nisan 2026)
“İran’ın direnci, kim ne derse desin takdire şayandır. Bunda İran halkının bir parçası olan Türk kökenli vatandaşların devlet anlayışları ve devletlerine sahip çıkışları, beraber yaşadıkları insanları ve ne kadar kötü olursa olsun yönetimlerini dış güçlere karşı satmamalarının payı büyüktür. İran’da yaşayan Türkler “bu savaştan nasıl faydalanırızın” değil, “nasıl ülkemizi savunuruzun” parçası olmuşlardır. ABD/İsrail saldırılarının yüzde 85’inin Türklerin yaşadığı bölgelere olmasına rağmen bu direnci göstermişlerdir.”
İran her türlü saldırıya karşı ulus devlet özellikleri göstererek yıllardır süren ambargolara ve dahi bu hukuksuz saldırılara beklediğimiz karşılığı verdi.
Savaşın dumanı altında –7 (14 Nisan 2026)
“İran Savaşı, ABD tarafından küresel ekonominin kontrolünü elinde bulundurmak maksatlı bir savaş olarak değerlendirilebilir; fakat İsrail açısından tali bir savaştır. İsrail’in ana hedefi genişlemektir. Önce Suriye iç savaşı sırasında, bölgenin su ve tarım kaynaklarını barındıran Golan Tepeleri’nin bir kısmı; sonra 41 km uzunluğu, 6–12 km arası genişliği olan Gazze; şimdi ise Lübnan’ın 20–30 km içlerine kadar uzanan, Litani Nehri’ne kadar olan bölgede “güvenlik bölgesi” ya da “tampon bölge” adı altında işgal ettiği topraklar.”
Gelinen noktada, İran ile ABD arasındaki mutabakata rağmen İsrail Lübnan içlerinde ilerlemeye devam ediyor ve bu bölgeden geri çekilmeyeceğini belirtti.
Savaşın dumanı altında –8 (29 Nisan 2026)
“Savaşların genel tanımına baktığımızda, “siyasal hedeflere askerî yöntemlerle ulaşılması” esas kabul edilir. ABD, dünya devi süper güç ordusuyla Venezuela’daki gövde gösterisinin ardından çıktığı ikinci sahada çok da başarılı bir sınav veremedi. Askerî açıdan, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yıllardır süren savaşta zaman zaman alay konusu olmasına benzer bir durumla karşı karşıya kaldı. İran, ölümlerle askerî personel kaybederken ABD, zorunlu istifalarla üst düzey askerlerini kaybetti. Dolayısıyla ABD, askerî hedeflerine ulaşamadığı gibi siyasal hedeflerine de tam anlamıyla ulaşamadı.”
ABD, İran ile savaşında siyasi ve askerî hedeflerine ulaşamadı. Aksine Trump iktidarının prestiji sarsıldı.
Savaşın dumanı altında –9 (Yeni saha Irak mı?) (4 Mayıs 2026)
“Savaş esnasında IKBY (Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi), yani Barzani aşireti bölgesi 600 civarında İHA ve füze saldırısına uğradı. Bunların yarısından fazlası Irak içerisindeki unsurlar tarafından gerçekleştirildi. Bu saldırıların ise çoğunlukla Haşdi Şabi tarafından gerçekleştirildiği biliniyor.
Bu grubun ABD/İsrail yanlısı olarak gördüğü IKYB’nin bundan sonra bulunduğu bölgede çok da rahat ve huzur içerisinde olmasını beklememek gerekir. Barzani aşiretinin refah seviyesini petrol bölgelerine yakınlığı nedeniyle artırması, bağımsızlık için arada sesini yükseltmesi ve bölgesel tehdit olarak ortaya çıkması Haşdi Şabi tarafından saldırılara uğraması ile sonuçlanabilir.”
Yazımızda belirttiğimiz gibi, barış görüşmelerine rağmen belirtilen bölgeye 200’ün üzerinde daha saldırı yapıldı. Toplam saldırı sayısı 800’ü geçti.
Savaşın dumanı altında –10 (İsrail’in Savaşı) (4 Mayıs 2026)
“İran’ın Şii liderliği üzerinden Orta Doğu’da etkili bir güç hâline gelmesini büyük bir tehdit olarak gören İsrail, bölgesel hedefleri önündeki en büyük engel olarak İran’ı değerlendirdi ve ABD aracılığıyla İran’ı baskı altına aldı.
İsrail, savunma alanını genişletebilmek, nüfus yoğunluğunu azaltabilmek, verimli tarım arazileri ve su kaynaklarına erişebilmek için genişlemek zorunda olduğunu düşünüyor. İsrail’de kilometrekare başına düşen insan sayısı yaklaşık 468 iken, İran’da 56, Türkiye’de ise 114’tür. İsrail, güvenliğini garanti altına almak ve uygun savunma koşulları oluşturmak amacıyla genişlemeyi, yani çevresine müdahale ederek toprak hâkimiyetini artırmayı stratejik bir zorunluluk olarak görüyor.”
İsrail birliklerinin hâlen Lübnan ve Suriye içindeki ilerlemesi devam ediyor.
Savaşın dumanı altında –11 (Suudi Arabistan ile BAE ilişkisi nereye gidiyor?) (21 Mayıs 2026)
“İsrail ve ABD’nin savaş boyunca en büyük destekçileri, Körfez ülkeleri olarak da tabir edilen Basra Körfezi’ne kıyısı bulunan Arap ülkeleri oldu. Bunların başında ise BAE (Birleşik Arap Emirlikleri) ve Suudi Arabistan geliyor. Her iki ülke de gerek ekonomik gerekse siyasî desteklerini, “din kardeşi” olmayan İsrail ve ABD’den yana kullanmaktan çekinmedi.
Suud ailesinin yönettiği, 36 milyonluk nüfusa ve tarihsel güce sahip Suudi Arabistan ile; Nehyan ve Maktum ailelerinin yönettiği yedi emirlikten oluşan, yaklaşık 11 milyon nüfuslu BAE arasındaki rekabetin boyutu, bölgenin gelecekte nasıl şekilleneceği açısından önemli bir parametre olmaya devam edecek. Limanların kontrolü, enerji koridorları, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz’deki çıkar çatışmaları belirleyici olacak.
İsrail’in bir Körfez ülkesini yanına alması, kendisi açısından küçük de olsa bir sigorta olarak görülebilir. Suudi Arabistan ile BAE arasındaki rekabetin, bir Körfez ülkesini İsrail’e müttefik yapacak seviyeye gelmesi ise konunun ciddiyetini ortaya koyuyor.”
BAE Hindistan, Yunanistan, İsrail eksenli savunma anlaşmaları yapmaya devam ediyor.
Savaşın dumanı altında –12 (İsrail’in varoluş sınavı: Şii ekseni?) (8 Haziran 2026)
“Şii felsefesinin temelinde yer alan “zulme karşı mücadele ve direnme ve şehitlik” ilkeleri, Şiilerin bölgede İsrail için bir tehdit olarak görülmesine yeterli bir sebep oldu. İsrail bu nedenle çoğunlukla kendisiyle iyi ilişkiler içerisinde olan Sünni Müslümanlar yerine Şii kesimleri düşmanlaştırdı.
Azılı İsrail düşmanı ve antisemitik olarak görülen bölge iktidarlarının “bir vesileyle” ortadan kaldırılması, Hizbullah ve bölge Şiilerinin yalnızlaştırılmasını sağlamıştır. Irak’ta Saddam Hüseyin en büyük tehdit olarak görülürken etkisiz hâle getirilmiş, ülke anayasal bir çerçevede bölünerek kırılgan bir yapıya dönüştürülmüştür. Suriye’de Beşar Esad, tarihsel olarak süregelen İsrail karşıtlığının en sert temsilcilerinden biriyken, maalesef Türkiye’nin de izlediği yanlış politikayla saf dışı bırakılmış; yerine ılımlı İslam’a yönelen Sünni bir yönetim getirilmiştir. Suriye’deki İran unsurları bölgeyi terk etmek zorunda kalmış, ülke İsrail’in daha rahat hareket edebildiği bir sahaya dönüşmüştür.”
Savaşın dumanı altında yazı serisindeki öngörülerimizin bir kısmının net bir şekilde gerçekleşmiş olduğunu görmek onur verici. Umut ederim bu yazılarımızın bazılarında Türkiye ile ilgili belirttiğimiz hususların en azından bir kısmı gerçekleşmez. Öyle ki, “Terörsüz Türkiye” sürecinin Orta Doğu’yu şekillendirme sürecinin bir parçası olması, “ulus devlet” anlayışının bu nedenle saldırıya maruz kalmasının nedeni olduğu gerçeği ‘yeni anayasa’ ile taçlandırılıp(!) önümüze koyulmaz.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





