İki gün süreyle sadece Türkiye gündemini değil, dünya gündemini de meşgul eden NATO Zirvesi çarşamba günü itibarıyla sona erdi.
Oldukça yoğun geçen zirve; hazırlıkları, liderlerin karşılanması, toplantılar, geziler, ağırlanmaları ve uğurlanmalarını kapsayan, her biri kendi içinde büyük önem taşıyan faaliyetler bütünü içinde icra edildi.
Hazırlık kısmı uzun süren bir süreçte; cadde ve yol bakımları, yeni havaalanı bağlantısı, yoksul evlerin paneller ile kapatılması, uygun otellerin seçimi ve tahsisi, emniyet tedbirlerinin koordinasyonu ve toplantı hazırlıklarını kapsayacak şekilde kapsamlı olarak yapıldı. Hatta daha da ileri gidilerek, NATO için tehdit oluşturacağı gerekçesiyle “önleyici gözaltı” adı altında, 70 yaşın üzerindeki kişiler dâhil, baskınlar düzenlenerek tutuklamalar yapıldı. Gazeteciler için akreditasyon konusunda da önleyici tedbirler alındı. NATO İletişim Başkanlığına, hükûmete muhalif gazeteler sakıncalı olarak bildirildi ve NATO tarafından akredite edilmemeleri sağlandı. NATO, bu konuda kendilerinin sadece bildirilen listeye göre hareket ettiğini açıklayarak konunun tamamen ev sahibi ülkenin inisiyatifinde olduğunu belirtti. Böylece Türkiye'deki basın özgürlüğü konusu NATO tarafından da yerinde görülmüş oldu.
Liderlerin karşılanması görkemli bir şekilde yapıldı. Yeniçeriler ve mehter marşı ile tarihî vurgu yapıldı. Özellikle kamuoyu tarafından, Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in karşılanmasındaki mehter marşı, diğer liderlerin karşılanışındaki marşlardan daha anlamlı bulundu.
Zirvenin zirvesi tabii ki gerek kişiliği gerekse NATO'nun neredeyse yüzde 60'ını oluşturan ABD'nin lideri olması nedeniyle Trump'a aitti. Mütekabiliyet prensibine göre hareket eden Türk dış politikasına göre Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde karşılanması gereken Trump'a, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından jest yapıldı ve apronda karşılandı. İkilinin samimi pozları ve vücut dili ile samimiyetlerini gösteren hareketlerine zaman zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tercümanı da eşlik etti. Trump'ın Türk askerini “Merhaba asker.” şeklinde selamlaması da karşı jest olarak değerlendirilebilir. Külliye'de karşılanması ise bir film senaryosundan çıkmış kadar görkemliydi. Yeniçerilerin arasında görkemli yürüyüşü, Türk Yıldızlarının ABD bayrağı renginde bıraktığı izler altında ilerleyişi Trump'ı ayrıca havaya sokmuş olmalı ki, ilk konuşmasından itibaren garip söylemlerine başladı. Kendisi olmasa Türkiye'nin İran'ın yanında savaşacağı ve Türk kamuoyu tarafından hafızadan silinmek istenen Rahip Brunson meselesi ile zirve öncesi giriş yaptı. Her cumhurbaşkanını gördüğü yerde Rahip Brunson vurgusu yapması örtülü bir tehdit mi samimiyet göstergesi mi?
Bir de şu konuyu önemli buluyorum; Trump, Sayın Erdoğan'ı ne zaman görse aklına Rahip Brunson geliyor ve o konuyu tekrar tekrar gündeme getiriyor. Acaba Sayın Cumhurbaşkanı da Trump ile samimiyetine binaen birkaç FETÖ terör örgütü liderini istese, Trump da aynı iyi niyetle Türkiye'ye bunları iade eder mi?
32 liderin yanı sıra, Asya ve Orta Doğu ülkelerinin temsilcileri de zirveye ilgi gösterdiler. Zirvenin ana konusu, Trump'ın iktidara gelişinden beri ısrarla dile getirdiği, NATO ülkelerinin savunmaya daha fazla harcama yapması konusuydu. Ülkelerin, GSMH'nin yüzde 5'ine denk gelecek savunma harcamalarına pay ayırarak silahlanmaları konusunda mutabık kalınarak Trump'ın isteği yerine getirilmiş oldu. Trump'ın Grönland konusundaki söylemleri, sadece Danimarka'da değil, diğer NATO ülkeleri arasında da soğuk bir etki yarattı.
Nihayetinde ortak bir mutabakat metni ve ikili anlaşmalarla devam eden, katılımcılar tarafından çok başarılı olarak yorumlanan bir zirve oldu. Cumhurbaşkanının konuşması da ayrıntıları kapsayan, iyi hazırlanmış bir konuşmaydı.
Ağırlama kısmında Türk mutfağının özel yemekleri misafirlere ikram edildi. Hükûmet yanlısı medya nedense özellikle bu konudaki başarıdan saatlerce söz etti. Onları seyredenlerin büyük çoğunluğunun aklında muhtemelen, ismini duymuş olsa bile hayatı boyunca bir kere dahi yeme imkânına sahip olamayacağı ikramlar kalacak ve bununla dünya liderlerinin ağırlanmasından gurur duyacaklar. Kim bilir, belki de bunların bir kısmı, muhtemelen kimse görmesin diye panellerin arkasında kalan evlerin sakinleri olacak.
Türkiye açısından başarılı bir organizasyonla geçen zirve, aynı zamanda özellikle Trump tarafından birtakım vaatlerle tahmin edilenden çok daha önemli bir hâl aldı. Özellikle Trump'ın bir önceki döneminde, iktidarını devretmeye yakın, Türkiye'yi dâhil ettirdiği CAATSA yaptırımları uygulanan ülkeler arasından çıkarma vaadi sevinçle karşılandı. Trump'ın, parası ödenmiş ve hatta bakım masrafları dahi düzenli olarak ödenen 5 adet F-35 uçağının Türkiye'ye verilmesi için çalışacağını söylemesi bazıları tarafından zafer olarak görüldü.
Trump'tır, ne yapsa yeridir. CAATSA yaptırımları, ABD Kongresi tarafından yasalaşmış bir konu olduğu için kararı yine ABD Kongresi verecek. Trump'ın Kongre'de giderek etkisini kaybettiği gerçeği de göz önüne alındığında, bu konuda neler yapabileceğini zamana bırakmakta fayda var.
Trump'ı yakında bulan Suriyeli eski terörist (teröristin eskisi olur mu?) Başkan Şara da “meşruiyet” almasa olmazdı. İşi gücü bıraktı, Trump'ın yanına koştu ve meşruiyetini alarak mutlu bir şekilde döndü. Trump'a karşılığında ne verdiğini zaman içinde görürüz. Belki de bu konuda Trump, İsrail'e vekâlet vermiş olabilir; Trump'ın ne aldığını İsrail eliyle de görebiliriz.
Sonuç olarak; liderler görkemli geldiler, görkemli ağırlandılar, görkemli uğurlandılar. Macron; kendine güveni ve karizması, Miçotakis; “yengeç” yürüyüşü ve söylemleri, Rob Jettin; yalnız gelmesi, Meloni; Trump'a bakışları ya da bakmayışı, Starmer; emekli halleri, Kristrun Frostadottir; eğitimi ve güzelliği, Frederiksen ise tedirginliği ile zirvede dikkat çeken isimler oldular.
NATO’dan iç politika da payını aldı mı? Bunu kısa süre içinde görürüz.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.






