7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılan Kuzey Atlantik Konseyi (NAC) Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi NATO’yu gözden geçirmek için uygun bir fırsat oluşturmuştur.
Değişen NATO
1949’da algılatılan Sovyet tehdidine karşı ortak güvenlik İttifakı olarak kurulan NATO Soğuk Savaş’ın Batı tarafından kazanılmasında önemli rol oynamış, Soğuk Savaş bitince varlık nedenini kaybetmiştir.
Ancak Soğuk Savaş bitse de ABD’nin küresel üstünlük mücadelesi devam etmektedir. Bu mücadelede ABD’nin en önemli rakipleri Rusya ve Çin’dir. ABD NATO’yu Rusya’ya karşı bir değer unsuru olarak görmekte ve bu ülkeyi NATO aracıyla batıdan çevrelemeye devam etmektedir. Bu nedenle varlık sebebi ortadan kalksa da NATO değişen güvenlik ortamına uyum sağlayarak ve değişerek varlığını sürdürmektedir.
NATO’da Soğuk Savaş sonrası en önemli iki değişim etki alanını genişletmesi ve alan kısıtlamasının kaldırılmasıdır.
Soğuk Savaş’ın bitimi, SSCB ve Varşova Paktı’nın (VP) dağılması ile Doğu Avrupa’da oluşan stratejik güç boşluğu NATO tarafından hızla doldurulmuş, SSCB’den ve Yugoslavya’dan ayrılan devletler üye yapılarak üye sayısı 16’dan 32’ye çıkartılmıştır. Rusya’yı çevreleme amaçlı bu genişlemeye “NATO 2.0” denilmektedir.
Sonraki genişleme aşaması diğer rakip Çin’i kuşatmaya ve Çin’in bir kuşak bir yol (OBOR) projesini önlemeye yöneliktir. Bu kapsamda “ortaklık” adı altında dünya çapında 29 devlet ile aşağıdaki ilişkiler geliştirilmiştir:
Barış İçin Ortaklık (Partnership for Peace: PfP) kapsamında 12 devlet;[1]
Akdeniz Diyalogu kapsamında 5 devlet (Cezayir, Mısır, Ürdün, Moritanya, Fas), İstanbul işbirliği kapsamında 4 devlet (Bahreyn, Kuveyt, Katar, BAE); Küresel ortaklık kapsamında 8 devlet (Afganistan, Avustralya, Irak, Japonya, Güney Kore, Moğolistan, Yeni Zelanda) ile ilişkiler geliştirilmektedir. Hedef bu devletleri NATO ile uyumlu çalışabilir duruma getirmek, siyasal amaç ise Çin’i kuşatmak ve OBOR projesinin önünü kesmektir. “NATO 3.0” denilen budur.
Soğuk Savaş döneminde örgütün görev alanı üye devletlerin ülkeleri ile sınırlı iken Bosna, Kosova, Arnavutluk, Irak ve Afganistan’da kullanılmakla alan sınırlandırması kalkmıştır.
Bu değişimlerin sonucunda NATO, Kuzey Atlantik örgütü ve ortak güvenlik ittifakı olmaktan çıkmış, başat gücü ABD’nin küresel emperyal çıkarları için dünyanın her yerinde kullanılabilen bir araç durumuna getirilmiştir.
Ankara Zirvesi
7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılan Kuzey Atlantik Konseyi (NAC) devlet ve hükûmet başkanları zirvesi yukarıdaki gelişmelerden bağımsız olarak değerlendirilemez.
Zirve’de beklendiği gibi ABD’nin çıkarları yönünde iki önemli karar çıkmıştır: Savunma harcamalarının artırılması ve Ukrayna’ya askerî desteğin artırılması. Her iki konu da yeni değil, önceki zirvelerde alınmış olan kararların devamı niteliğindedir.
2025’teki Lahey Zirvesi’nde üyelerin 2035 yılına kadar savunma harcamalarını millî gelirlerinin yüzde 5’i düzeyine çıkarmalarına karar verilmişti. Ankara Zirvesi’nde bu hedefe ne kadar yaklaşıldığı gözden geçirilmiş, 50 milyar dolarlık donatım yatırımı yapılmasına karar verilmiştir.
Savunma harcamalarının artırılması ABD’nin öteden beri istediği bir şeydir. ABD bununla kendi araçsal yükünü hafifletmeyi ve üyelere daha çok silâh satmayı amaçlamaktadır.
ABD’nin savunma bütçesi diğer tüm üyelerin savunma bütçelerin toplamından fazladır. Ancak ABD bu paranın tümünü NATO amaçları için değil, çoğunu kendi küresel emperyal çıkarları için kullanmaktadır (Venezuela, İran…).
Zirve’de öne çıkan diğer bir konu savunma sanayi yatırımlarının artırılması ve bu alanda işbirliği yapılması, savunma sanayi ürünlerinin ticaretindeki engellerin kaldırılmasıdır. ABD bu konuda samimi ise parasını ödediğimiz F 35’lere el koymaması, F-16 modernizasyon kiti ve jet motoru almamıza engel olmaması gerekir.
Savunma harcamalarının ve yatırımlarının artırılmasının güvenlik/refah dengesinde refahın aleyhine olacağı dikkate alınmalıdır.
Zirve’de Ukrayna’ya 70 milyar dolar değerinde askerî yardım yapılmasına karar verilmiştir.
Ukrayna ABD için Rusya’yı çevrelemek acısından önemlidir. Ukrayna NATO yardımı ile bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne kavuşur ve NATO üyesi yapılırsa Karadeniz, Rusya ve Gürcistan dışında NATO ülkeleri ile çevrilmiş olur. Bu da Rusya’nın hassas karnının (heartland) füze menziline girmesi demektir.
Ukrayna’ya yardımın Karadeniz üzerinden yapılması durumunda Türkiye Montrö hassasiyetini korumalıdır.
Zirve sonuç bildirisinde önceki bildirilerde olmayan ve ABD’nin koydurduğu anlaşılan İran konusu da yer almaktadır. İran’ın nükleer silâha sahip olmaması ve Hürmüz Boğazı’nı açık bulundurması istenmektedir.
Sonuç olarak Ankara Zirvesi’nden yeni bir şey çıkmamış, önceki kararlar ABD’nin çıkarlarına uygun olarak teyit edilmiş ve gözden geçirilmiştir.
Nasıl güvenlik ittifakı?
Değişen NATO’nun ve başat gücü ABD’nin ittifak üyelerinin güvenliğini ne ölçüde sağladığının sorgulanması gerekmektedir.
Başkan Truump’ın Kanada’yı ve Danimarka egemenliğindeki Grönland’ı ilhak niyetini açıklamamasıyla ilk kez bir NATO üyesi diğer üyelerin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tehdit etmiştir. Salt bu bile ittifakın sorgulanması için yeterli bir nedendir. Trump ayrıca diğer bir müttefik İspanya’ya karşı ekonomik savaş ilan etmiştir.
Türkiye’ye gelince;
ABD ittifak kavramına aykırı olarak;
“Amerikan düşmanlarına yaptırımlar yasasını” (CAATSA) uygulayarak bizi düşman gibi görmektedir.
Parasını ödediğim F 35’lere el koymuş, F- 16 modernizasyon kiti ve jet motoru almamıza zorluk çıkarmaktadır.
Güneyimizde bir Kürt devleti kurmaya çalışmakta, bu amaçla bölücü terör örgütünü desteklemektedir.
TSK’ya önemli darbeler vuran FETÖ‘yü desteklemiştir.
Süleymaniye’deki özel kuvvet unsurlarımızı başlarına çuval geçirerek tutsak almıştır.
Cumhurbaşkanı’na “aptal olma” (don’t be stupid) diyerek hakaret etmiştir.
Türk Yunan askerî dengesini aleyhimize bozmaktadır.
Türkiye’nin haklarını yok sayarak Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail ile Doğu Akdeniz’deki kaynakları sahiplenmektedir.
Büyükelçisi aracılığıyla Türkiye’nin Osmanlı millet sistemine dönmesini ve monarşi ile yönetilmesini tercih ettiğini açıklamıştır.
Kısaca ulusal güvenliğimizi sağlamak için girdiğimiz NATO’nun başat gücü ABD, ulusal güvenliğimizi sağlamak bir yana, tehdit etmektedir.
Bu durumda bizim de Soğuk Savaş’ın ittifak bağımlılığından kurtulmamız, NATO ve ABD ile ilişkilerimizi gözden geçirmemiz gerekmektedir.
Ne dünya 1950’lerin dünyası ne de Türkiye 1950’lerin Türkiye’sidir.
[1] Ukrayna, Moldova, Ngürcistasn, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistasn, Kırgızistan, Rusya, Özbekstan, Ermenistan, Tacikistan.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





