NATO 3.0’ün temelleri Ankara’da atılacak

MDN İstanbul
  • |

Zirveye dair Ufuk Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Global Academy Yayın Koordinatörü Prof. Dr. Birgül Demirtaş ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi’nde size göre hangi başlıklar öne çıkabilir? Son zamanların en kritik zirvelerinden biri olacağı değerlendiriliyor, bunun sebebi nedir?

Uluslararası sistem, son yıllarda zorlu meydan okumalardan geçmektedir. Bir yandan Rusya-Ukrayna savaşı, öte yandan Ortadoğu’da yaşanan çatışmalar, küresel düzeni ve istikrarı tehdit etmektedir. Yaşanan çatışmalı ortam ve barışa ne zaman ulaşılacağı konusundaki belirsizlik, NATO üyeleri arasındaki ilişkileri de etkilemektedir. Üstelik, ABD Başkanı Trump’ın NATO’ya yönelik eleştirel söylemleri, ittifakın geleceğiyle ilgili soru işaretlerine yol açmaktadır.

Ankara’daki zirve muhtemelen öncelikli olarak NATO’nun yeni güvenlik tehditlerine nasıl daha iyi bir yanıt verebileceğine odaklanacaktır. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin ifade ettiği gibi NATO’nun nasıl daha güçlü bir aktör olacağı meselesi en temel konulardan biridir. Burada, odak noktasının Rusya’dan algılanan tehdit ve ona verilebilecek yanıtlar olması beklenebilir.

Nitekim, NATO üyelerinin büyük çoğunluğu, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırılarını tüm Avrupa güvenliğine tehdit olarak algılamaktadır. Son dönemde Romanya’ya düşen füzeler, Ukrayna savaşının Avrupa için de nasıl geniş çaplı bir tehdit olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu bağlamda, gündemdeki bir başka konu da Ukrayna’ya gelecek dönemde nasıl yardım yapılacağı olacaktır.

Zirvenin muhtemel başka bir gündem maddesi savunma harcamalarının artırılması konusu olacaktır. Lahey’de geçtiğimiz yıl yapılan zirvede NATO üyesi ülkeler, savunma harcamalarının GSMH’lerinin yüzde 5’e yükseltilmesini kabul etmişlerdi. Son bir yıl içinde güvenlik sorunlarının daha da yoğunlaşması düşünüldüğünde muhtemelen bu konu tekrar gündeme gelecektir.

Üçüncü bir gündem maddesi NATO içindeki transatlantik denge olabilir. ABD Başkanı Trump’ın da katılması beklenen Ankara Zirvesi’nde ittifak içindeki ABD-Avrupa kanadı arasındaki yük paylaşımı meselesi muhtemelen dile getirilecektir. Özellikle Rusya’nın revizyonist dış politikasıyla mücadele edebilmek için transatlantik uyum hayati önemdedir. Temmuz Zirvesi, bunun başarılıp başarılamayacağı konusunda önemli bir test olacaktır. Zirve sırasında ABD-Avrupa arasında güvenlik yaklaşımlarında yeniden uyumun sağlanıp sağlanamayacağı önemli bir sorudur.

İlginizi çekebilir:

NATO 3.0’ın temelleri Ankara’da atılacak

Avrupa güvenlik mimarisinin yeniden inşasında Türkiye hangi rolü üstlenebilir?

Askeri güvenlik, Türkiye’nin Soğuk Savaş yıllarından bu yana öncü olduğu konulardan biriydi. Nitekim Türkiye NATO içinde ABD’den sonra en büyük ikinci ordusuna sahip olma konumunu sürdürmektedir.

Avrupa Birliği son dönemde kendi güvenlik mimarisini inşa etmek için yeni programlar oluşturmaktadır. Rusya’dan algılanan tehdidin ağırlığı düşünüldüğünde bu çabaların artması beklenmektedir. Ancak SAFE, PESCO, Avrupa Savunma Fonu gibi yaklaşımlara Türkiye gibi üye olmayan ülkelerin katılımı kolay değildir. Avrupa’nın karşı karşıya kaldığı güncel tehditlere karşı Türkiye’yle işbirliği yapması gereklidir. Ancak Türkiye’nin AB’ye üye olmaması sözkonusu işbirliğinin çerçevesini sınırlandırmaktadır. İleriki dönemde AB’nin sert güvenlik konularında Türkiye’yle yeni işbirliği formülleri geliştirip geliştiremeyeceğini zaman gösterecektir.

AB’nin Türkiye’yle ilgili son yıllardaki yaklaşımı tam üyelik konusunu gündeme almadan, mülteci meselesi gibi öncelik olarak gördüğü konularda istediği zaman istediği şekilde işbirliği yapmaktır. Türkiye önemli bir “öteki” konumundadır. Güvenlik politikaları konusunda da Brüksel’in pragmatik yaklaşımını sürdürmesi beklenebilir.

Türkiye, Avrupa güvenliği açısından “tamamlayıcı” bir rol mü yoksa “oyun kurucu” bir rol mü üstlenebilir?

Türkiye tek başına Avrupa güvenliğini şekillendiremez, ancak Avrupa güvenlik mimarisinde önemli roller oynayabilir, nitekim oynamaktadır da. 2015’ten itibaren Avrupa’ya yönelik yaşanan mülteci akınında da bu durumun izlerini gördük.

Ayrıca Türkiye’nin özerk dış politikasının önemi de vurgulanmalıdır. Türkiye Rusya-Ukrayna savaşında AB’nin dış politikasından kısmen farklı bir politika izledi. Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarına katılmadı. Hem Rusya hem de Ukrayna’yla diyalogunu ve iyi ilişkilerini korumayı başardı. Savaşı sona erdirmek için arabuluculuk rolü oynamaya çalıştı.

Türkiye’nin dış politika tarihi de aslında orta büyüklükteki bir ülkenin çok boyutlu dış politikasının örneğini sunmaktadır.

Dolayısıyla, Türkiye Avrupa güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Oynadığı rol, tamamlayıcılığın ötesindedir, “kopyala-yapıştır” dış politikadan farklıdır.

ABD ve Çin ilişkileri hakkında ne düşünüyorsunuz? Trump ve Putin’in ziyaretlerinin somut bir yansıması olacak mı?

ABD-Çin arasındaki ekonomik rekabette Çin her yıl daha fazla öne geçmektedir. Çin küresel ekonomide her yıl artan bir paya sahip olmakta, ABD’nin küresel ekonomideki payı ise sürekli azalmaktadır. Trump’ın korumacı ticaret politikası uygulaması, Çin’le rekabetten duyduğu kaygının bir yansımasıdır. Çin-ABD arası ticaret savaşı ileriki yıllarda da devam edecektir.

Enerji yollarının güvenliğinin Avrupa açısından ne kadar kritik olduğu Hürmüz’deki krizle bir kez daha ortaya çıktı. Sizce ABD ve İsrail tarafı bunu hesap edebilmiş miydi?

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaşı, Ortadoğu’daki enerji güzergâhlarının önemini bir kez daha ortaya çıkardı. Petrol fiyatlarının yükselmesi hayatın pek çok alanını etkiledi. ABD ve İsrail’in İran’daki rejimi devirme amaçları şu ana kadar gerçekleşmedi. Eğer planlanan kısa sürede Tahran’da teokratik rejimin devrilmesi ise bunu yapamadılar.

İran ve Ukrayna’daki savaşların kısa vadede hangi aşamalara gelmesini bekliyorsunuz?

İran’daki savaş son aşamasına girmiş gibi gözükmektedir. ABD kamuoyu uzun sürecek bir savaşı desteklemeyecektir. Üstelik Trump’ın Kongre onayı olmadan 60 gün savaş yapma yetkisi sona ermiştir.

Rusya-Ukrayna Savaşı için ise şu an için net bir şey söylemek ne yazık ki mümkün değil. Kalıcı bir müzakere masasının bile henüz kurulamaması olması düşündürücüdür.

ETİKETLER:
Bunu Paylaşın