36. NATO Zirvesi, 7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılacak. NATO tarihinin en kritik zirvelerinden biri olması beklenen toplantı aynı zamanda yeni bir NATO’nun da inşası anlamına gelebilir.
Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada son yıllarda yaşanan savaş ve çatışmalar ülkemizin jeopolitik ve jeoekonomik değerinin altını kalın bir şekilde tekrar çizdi. Avrupa’nın oluşturmaya çalıştığı güvenlik mimarisinin Türkiye olmadan nasıl tamamlanabileceği soruları Avrupa başkentlerinde her geçen gün daha güçlü yankılanıyor. Belçika’nın neredeyse tüm devlet kadrolarıyla gerçekleştirdiği Türkiye ziyareti, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin savunma sanayisinin parlayan yıldızı ASELSAN’a yaptığı ziyaret ve İngiltere’yle var olan yakın ilişkilerin daha da derinleşmesi Türkiye’nin önemine yapılan vurgu anlamı taşıyor.
Zirve’nin kritik başlıklarının ilk sırasında ise ABD geliyor. İsrail ile birlikte İran’a yönelik saldırılarda Avrupalı müttefiklerinden beklediği desteği bulamayan Vaşington yönetimi Zirve’ye başkanlık düzeyinde katılacak. Başkan Donald Trump’ın diğer liderlerle arasında neler geçeceği şimdiden merak konusu oldu bile. Avrupa’daki askerî varlığını sıklıkla tartışmaya açan Trump yönetimi, bu konuda somut adımlar atabilir.
Stratejik odak
NATO, küresel önceliklerdeki değişimlere ve Vaşington’un stratejik odağının kademeli olarak Hint-Pasifik bölgesine yönlendirilmesine uyum sağlarken, Avrupalı müttefiklerin Amerika Birleşik Devletleri arasında daha yakın bir koordinasyon sağlaması gerektiğine yönelik algı her geçen gün güçleniyor.
Ankara’daki Zirve öncesinde NATO’nun uzun zamandır süregelen yük paylaşımı ve gelecekteki ittifak planlaması hakkındaki tartışmalar bir sonuca varacak gibi durmuyor. Avrupa'nın kendi caydırıcılık ve savunma kapasiteleri konusunda daha büyük sorumluluk üstlenmesi gerektiği ise bizzat Avrupalı liderler tarafından dillendiriliyor. Ancak somut adımlar henüz ortada yok.
ABD’nin kaynaklarının önemli bir kısmını kademeli olarak Asya-Pasifik bölgesine yönlendireceği bir süredir biliniyor. Bu yönlendirmeye paralel olarak Avrupa’nın savunma kapasitesinde tehlikeli boşluklar oluşmasına izin vermemek için bu süreci nasıl senkronize edeceğine yönelik üstünde anlaşmaya varılmış bir plan yok. Amerikan varlığının azaltılması durumunda Avrupalı müttefiklerin hangi işlevleri üstleneceğine dair bir projeksiyon da çizilmiş değil.
Bir diğer önemli başlık ise Rusya olmaya devam edecek gibi görünüyor. Avrupalı üst düzey yetkililer belirli aralıklarla Rusya’yla savaşın yakın olduğu konusunda uyarılar yapıyor. Bunun sonuncusu Avrupa’nın “stratejik denizi” olarak tanımlanan Baltık Denizi’nde yaşandı. Sekiz NATO ülkesi ve Rusya tarafından çevrili olan deniz; askerî birlikler, silâhlar, mühimmatlar ve ittifakın doğu kanadını savunmak için gereken pek çok şey için önemli bir nakliye rotası görevi görüyor.
Deniz ayrıca Rusya'nın denizden yapacağı bir saldırıyı püskürtmek için NATO'nun güveneceği İsveç'in Gotland ve Danimarka'nın Bornholm Adaları gibi stratejik adalar ve geçiş noktalarıyla kaplı. Bunun dışında olası bir işgal durumunda karşı saldırı için üs olarak da kullanılacak. Yakın zamanda bu bölgede gerçekleştirilen geniş çaplı bir NATO tatbikatı Rusya tarafından da yakından takip edildi. ABD’nin Avrupa’daki rolünü azaltma girişimlerini dikkatle izleyen Moskova yönetimi, Ankara’daki Zirve’de de bölgeyle ilgili ele alınacak başlıklara kulak kesilebilir. 200 limana ev sahipliği yapan ve dünya kargo trafiğinin yüzde 15'ini karşılayan Baltık Denizi’yle ilgili Almanya, Polonya, Danimarka, Letonya, Litvanya, Estonya, Finlandiya ve İsveç’in izleyeceği tutum ve gündeme getirecekleri öneriler Ankara’daki Zirve’nin spotlarında olmayabilir ama detaylarında mutlaka takip edilmesi gereken başlıklarından olacak.
NATO 3.0 nedir?
Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte NATO ittifakına yeni ortaklıklar eklenerek, ittifak bir küresel güvenlik aktörüne dönüşmüştü. “NATO 2.0” olarak tanımlanan bu dönemin sonuna gelindiğine inanan çevreler artık “3.0” versiyonuna geçilmesi gerektiğini söylüyor. Kısaca Soğuk Savaş dönemindeki kolektif savunmaya odaklı ittifaka benzemesi gerektiği savunuluyor.
ABD yönetiminin en kritik isimlerinden biri olan Savunma Bakanı Pete Hegseth, ittifakın savunma bakanlarının Brüksel’de gerçekleştirdiği toplantıda “NATO 3.0” vizyonunu ortaya koymuştu. NATO’nun geleceğinin sorgulandığı toplantılarda ortaya atılan bu vizyon birçok tartışmayı da beraberinde getirmiş oldu. Bu nedenle, Avrupalıların kendi güvenliklerinin sorumluluğunu üstlenmesine yönelik en ciddi adım olarak da okunabilecek NATO 3.0 çıkışı, Ankara’daki Zirve’nin ana teması olacak.
ABD’nin odağını Asya-Pasifik’e kaydırması ve Avrupalıların kendi güvenliklerinin sorumluluğunu almasının yanı sıra savunma harcamaları da gündemin bir diğer önemli maddesi olacak. İttifakı oluşturan ülkelerin savunma harcamalarını artırmaları Lahey’de yapılan 2025 Zirvesi’nde kabul edilmişti. Ankara Zirvesi’yle birlikte bu harcamaların somut askerî yeteneklere dönüştürülmesine odaklanılması hedefleniyor.
Ankara’da yapılacak Zirve’ye NATO'nun ittifak dışı ortaklarından da katılımın olması bekleniyor. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve AB yetkililerinin yanı sıra NATO'nun Asya-Pasifik'teki ortakları olan Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın katılım göstereceği öngörülüyor.
Önümüzdeki 25 yıl birçok açıdan önceki 75 yıla göre daha karmaşık görünebilir ancak geçmişinden ders çıkarabilen, bugüne uyum sağlayabilen ve geleceği planlayabilen bir ittifak olarak NATO’nun önemi sanıldığı kadar azalmayabilir.
Altı aylık değerlendirme
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Brüksel’deki Bakanlar Zirvesi’nde ülkesinin Avrupa'daki askerî varlığının altı aylık bir incelemesinin başlatıldığını duyurdu. Bu inceleme kıtadaki Amerikan askeri sayısını, askerî erişim, üs kurma hakları ve uçuş izinlerini kapsıyor.
Hegseth, bu altı aylık inceleme süresini Vaşington'un diğer önceliklere yöneldiği daha sert bir ittifaka yeterince hızlı ilerleyip ilerlemediklerinin bir testi olarak da değerlendirdi. Trump yönetimi ayrıca, Avrupa müttefiklerinin hızla yenilemekte zorlanabileceği savaş uçakları, havadan yakıt ikmal tankerleri, deniz devriye uçakları ve deniz kuvvetleri gibi üst düzey varlıklar da dâhil olmak üzere, NATO kuvvet planlama gereksinimlerine yönelik ABD katkılarını azalttı.
Hegseth, Avrupa kıtasının savunması için artık ABD’ye güvenmemeleri gerektiğinin altını çizdi. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ise ABD'nin açıklamasını “tamamen kabul edilebilir” olarak nitelendirdi ve kuvvet konuşlandırmasının gözden geçirilmesinin “son derece mantıklı” olduğunu sözlerine ekledi.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron ise Hegseth’e doğrudan yanıt vermek yerine Türkiye’de yapılacak Zirve’ye odaklanmayı tercih etti. Macron, Ankara Zirvesi’nin NATO'nun Avrupa ayağını güçlü bir şekilde yeniden pekiştireceğini belirtti.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





