Evrimin en çirkin yüzüyüz. Dünyayı, canlıları, kendimizi, birbirimizi tüketiyoruz. Hep dardayız, hep savaştayız, hep bataktayız. Tatminsiz biçimde her şeye saldırıyoruz. Ne yaparsak yapalım mutlu olamıyoruz. Neden? Yok edici bir görev olarak tüketim, Donald Trump ve üst kat komşumuz ilk akla gelen nedenler
Yüce Yöney
“Anne ne yapıyorsun diye sordu cılız uykulu sesiyle. / Bir şey yapmıyorum canım. Burada düşünüyorum öyle sadece. / Ne düşünüyorsun? / Bazen her şeyi yakıp yıkmak istediğimi.”
Guadalupe Nettel’in Yoldan Çıkanlar kitabındaki Ateşle Oyun adlı öyküden yukarıdaki alıntı. Bazen her şeyi yakıp yıkmak istemek ne kadar insanî değil mi? Zaman zaman hepimizin içine çöken bir duygu. Ben son olarak, Beyaz Saray sözcüsünün bir İngiliz gazetecinin sorusunu beğenmediği için hepimizin bildiği gerçekleri çarpıtarak gazeteciyi “sol muhaliflikle” ve doğru gazetecilik yapmamakla suçladığı basın toplantısını izlerken hissettim bunu. Soru ABD’deki kısaca ICE (Amerikan Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı) diye bilinen silâhlı gücün işlediği cinayetle ilgiliydi. Hepimizin gerçeği gördüğü kayıtlara rağmen ABD Başkanı Trump’ın meşru müdafaa diyerek destek verdiği ICE’ye dair bir soruydu. Herkesin bildiği gerçeği akıl almaz bir inkâr yoluyla farklı göstermenin devlet politikası hâline gelmesini anlamak, kabul etmek mümkün değil. Üstelik sadece ABD’nin değil, iktidarını devam ettirmek için her şeyi mubah gören birçok hükûmetin de politikası bu…
Nettel’in satırlarına yansıttığı bir tür çaresizlikle birleşen bir öfke. Yaşamımız boyunca zaman zaman karşımıza çıkan bir insanlık hâli. Hepimiz biliyoruz bu duyguyu. Birçok kişi gibi ben de daha önce Gazze’de yapılan katliam karşısındaki çaresizliğimizde hissetmiştim meselâ. Sonra İstanbul’da giderek palazlanan gençlik çeteleriyle ve gözü kapalı cinayet dâhil işledikleri suçlarla ilgili araştırmayı okurken yine aynı duygu… Tabii yeni maden yasalarıyla kirletilen, yaşanmaz hâle getirilen memleketin doğasının acısıyla birlikte de aynı his gelmişti. Keza rant uğruna yaşam alanları yok edilen insan, hayvan, bitki tüm canlıların hâlini gördüğümde de… Ve tüm dünyada giderek büyüyen açlık ve açgözlü savaşlar yüzünden yerlerinden edilen insanların belirsiz ve huzursuz geleceklerine sürüklenişi de yine acizlikle birleşen öfkeye düşürüyor beni. “Bazen her şeyi yakıp yıkmak isteği” yakalıyor insanı. Bazen öyle işte!
Üstten bakış
Ama üst kattaki komşuya sorsanız, yalnız bizim köpek havladığında geliyormuş bu yakıp yıkma duygusu. Ne havlamasıymış bu böyle? Her gün her gün… Hayvanların sadece haftanın belli günlerinde ve kendilerine ayrılmış saatlerde ses çıkarma izni olduğu bir dünyayı hayâl eden komşumuzun gücü, neyse ki Donald Trump gibi benmerkezci arzularını hayata geçirmeye yetmiyor. Gerçi o da farklı alanlarda denemeler yapmadı değil. Apartmanın bahçesini çevreleyen böğürtlen dolu çalılığı bir gece kimseye söylemeden kesip atmışlığı var meselâ. Gerekçesi akıl dışı: Hırsıza yuva olurmuş o çalılar. Hem Şeytan işemiş böğürtlene, lanetliymiş. Bu çağda söylediklerine bak… Korku filmlerinden çıkıp gelmiş bir karakterle yaşıyormuşuz meğer. Sonradan öğrendik ki dini referanslı böyle bir efsane varmış: Başmelek Mikail Şeytan’la dövüşüp onu Cennet’ten kovalayınca Şeytan yere inerken bir böğürtlen çalısının üstüne düşmüş. Hâliyle dikenler batınca da böğürtlenleri üstlerine tükürerek lanetlemiş. Bizim komşu, bahçemiz gibi efsaneyi de biraz tahrif etmiş belli ki; tükürük yeterince etkileyici gelmemiş olsa gerek, işetmiş Şeytan’ı. Oldum olası hep mutsuzdur bizim üst kat; mutsuzluğu depresif de değildir, hep uydurulmuş bir nedeni ve dolayısıyla hedefi vardır; kedi, köpek, böğürtlen, mevsimine göre neye, kime takıldıysa artık…
Üst kat mutluluğa mesafe yaratıyor olsa gerek. Malûm, kendini yukarıda görenler bir türlü tatmin olamazlar, dolayısıyla ne huzur vardır ne mutluluk. Aşağıda hayatlar daha pür, daha gerçektir.
Doyumsuz bir tür
Sidney Üniversitesi’nde ders de veren mimar, yazar, eleştirmen, köşe yazarı gibi sıfatlara sahip Elizabeth Farrelly’in harika bir kitabı var: Mutluluğun Sakıncaları. O kitapta istemekten söz ederken, eskiden ihtiyaç duymak anlamına gelirdi, günümüzde ise tersine, “gelgeç bir arzuyu ifade ediyor” diyordu.
“İstiyorum, çünkü istiyorum tavrından ibaret, herhangi bir ihtiyaç, anlam ya da mantık tarafından dizginlenmemiş, pervasız bir arzu. Bu arada belki de isteklerimizde fazlaca inatçı davrandığımızdan, doyumsuz insanlara dönüşmüş durumdayız. Ne kadar çok şeye sahip olursak, o kadar fazla istiyoruz. Sanki bizim için vazgeçilmez olan şey, arzunun ta kendisiymiş gibi. Bolluk içinde yüzüyor olsak bile, istemeyi bıraktığımız ânda varlığımız da son bulacakmış gibi davranıyoruz.”
Bu sadece günümüz insanının tavrı değil, mevcut kapitalist düzenin merkezlerinden biri de aynı zamanda. “Mutluluk için tüketmelisiniz.” Bize çeşitli biçimlerde, kimi zaman doğrudan kimi zaman alt metinlerde söylenen bu işte. Yaşadığımız çağda reklamları, “her türlü arzumuzu tatmin etmenin sadece bir hak değil, aynı zamanda bir tür ödev olduğunu bıkıp usanmadan tekrarlıyor” diye deşifre ediyor Farrelly. “Bireysel emeklilik olsun, iç çamaşırı ya da tatil olsun, satın alın diye bastırıyor reklamlar, satın alın çünkü hak ediyorsunuz, çünkü siz buna değersiniz, ama en önemlisi, çünkü istiyorsunuz.”
Benzer bir tespiti Orman Çetesi adlı animasyon filmde, Bruce Willis’in seslendirdiği Rakun RJ de yapıyordu. Diğer hayvanlara hitaben şöyle diyordu RJ. “Biz hayvanlar yaşamak için yeriz. İnsanlar ise yemek için yaşarlar. Yemek, yemek, yemek. Sizce ellerinde yeterince yiyecek var mı?” Diğer hayvanlar başlarıyla onaylarken RJ dünyanın gerçeğini anlatıyordu: “İnsanlar asla yetinmezler.”
Unutulmuş, çok eski bir mesel olsa gerek, “Bir mimarla bir rakun aynı şeyi söylüyorsa durum hiç de iç açıcı değildir” sözü. Yine de fiziksel ve sosyal evrimden umudu kesmemek gerek. Bir de çaresizliğe teslim olunmamalı tabii. Leh şair Wislawa Szymborska’nın kelimeleriyle söylersek, “Umarsızlığı kullanamam, benim değildir, emaneten bırakılmıştır bana çünkü.”
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.






