“Önemli olan, memleketi temelinden yıkan, milleti tutsak ettiren iç cephenin çökmesidir. Bu gerçeği bizden daha çok bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Bugüne kadar başarılı da olmuşlardır.”
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk
Yine, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün anlamlı bulduğum bu sözüyle başladım yazıma çünkü bugün yapılanların, yine iç cepheyi parçalamak için yapıldığı kanaatindeyim.
Son yıllara baktığımızda, iktidar gücünün ülkenin iç cephesini muhafaza etmek gibi bir derdi olmadığını izlediği politikalardan anlayabiliyoruz. Eğer iç cephenin korunması gibi bir kaygıları olsaydı, “Terörsüz Türkiye” gibi ucube bir süreci ellerinin tersiyle iterlerdi. Öyle ki; benzer bir süreç denemesi 2007-2015 yılları arasında yapılmış ve iç cepheye ne kadar büyük zarar verdiği tüm taraflarca görülmüştü. Bitmiş terör örgütünün küllerinden yeniden doğması sağlanmış, bunun bedeli de 794 şehit verilerek ödenmişti. Kahraman yiğitlerimizin aziz ruhları şâd olsun. O vakit sormak gerekir: Bölge halkının derdi, ülkenin genelinde olduğu gibi ekonomi iken, bunu etnik bir mesele hâline getirmek için çaba göstermek, iç cephenin parçalanmasına çalışmak değil de nedir?
Bugün de durum çok farklı değildir. Terör örgütü PKK ve onun siyasi temsilcisi gibi hareket eden DEM Parti, “bölge halkının temsilcisi” gibi kabul edilerek hareket edilmeye başlanmış; bu durum iç cephede kırılmalara neden olmuştur. Toplum ayrışmış, sosyal medyada dahi etnik kökenine göre birbirine hakaret eden, birbirine kötü gözle bakan topluluklar maalesef hükûmetin bu anlamsız, temelsiz politikasıyla oluşmuştur.
AKP’nin “dindar ve kindar nesil” yetiştirme projesindeki “kindar” nesillerin; Yunan’a, İngiliz’e, Amerikalıya ya da Rus’a karşı değil, kendi gibi düşünmeyen Türk milletinin fertlerine karşı kindar yetiştirildiğini görüyoruz. Türklük gibi bir dertleri olmadığı için bu, din temelli bir kindarlıktır. Tarikat sarmalında yetişen nesillerin, kendi gibi düşünmeyen vatandaşlara karşı öfke duyması tesadüf değildir. Bu da iç cephede kırılmadır.
Olgular üzerinden bakıldığında resim nettir ve hükûmetin iç cepheyi muhafaza gibi bir derdi olmadığı anlaşılmaktadır. Aksine, Orta Doğu ülkeleri formatında bir yapı için çaba gösterildiği izlenimi oluşturulmaktadır ki AB, ABD’nin dış politikasında Türkiye’yi bir Avrupa ülkesi olarak değil “Orta Doğu ülkesi” olarak sınıflandırdığı girişimleri de bilinmektedir. Hükûmet ortağı MHP lideri Sayın Bahçeli’nin, “Cumhurbaşkanının iki yardımcısı olsun; biri Kürt, diğeri Alevi olsun” teklifini birleştirici görmek tam da bu noktada aşırı saflık olur.
Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin başına geçerek “Alevi” kimliğini ön plana çıkarmış ve bunu sıklıkla vurgulamıştı. “Ben Dersimli Kemal’im” söylemlerinden uzak durmuş olsaydı, kimsenin kendisinin ne etnik kökeniyle ne de mezhebiyle bu kadar ilgileneceği vardı.
Siyaseti şekillendirme adına atılan adımların sonucunda, AKP’nin kendisi için en büyük tehlike olarak gördüğü ve tarihsel husumet beslediği CHP’ye karşı demokratik enstrümanlar kullanılarak fakat hukuksuz biçimde saldırıları sürmektedir. Bunun nedenlerinden biri de CHP’nin bölünmesini ve tamamen mezhepsel bir parti olarak görülmesini sağlamaktır.
İç cephenin önemli bir parçası olan ana muhalefet partisinin mezhepsel bir yapıya evrilmesi yine iç cepheyi kamplara ayırma girişimlerinden biridir. Mahkemenin çok tartışılan ve tarih boyunca da tartışılacak olan “mutlak butlan” kararı, savaş meydanlarında kurulmuş bir partinin parçalanmasına hizmet edebilecek niteliktedir.
Sayın Özgür Özel, her ne kadar CHP’yi Atatürk’ün partisi gibi yönetmese de yönetim tarzında ve politikalarında Atatürk’ten eser bulunmasa da mezhepsel ya da etnik bir tabana hitap etmemiş ve partiyi bir kitle partisi olarak muhafaza etmiştir. Ancak Sayın Kılıçdaroğlu’nun “Dersimli Kemal” kimliğiyle partinin başına tekrar geçmesi hâlinde, insanların bu kadar ayrıştığı bir dönemde CHP’ye bakış açısı da farklı olacaktır.
“İç cephe parçalanıyor, CHP de bunun için parçalanmak isteniyor” dedik. Şimdi de bunların neden yapıldığına bakalım: Tabiî ki yeni anayasa düzleminde.
Peki neden yeni anayasa?
Ülke insanının açlığının, yoksulluğunun, adaletsizliğin, eğitim sistemindeki çöküşün, hastanelerde randevu alınamamasının, emeklilerin açlık sınırının altında yaşamasının ve TÜİK verilerine göre çocukların yüzde 36’sının yoksulluk içinde bulunmasının nedeni 1982 Anayasası mı? Yoksa 23 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin kötü yönetimi mi?
AKP, mevcut Anayasa yüzünden neyi yapmak istedi de yapamadı? 174 maddesinin 51’inde esaslı değişiklik yapılmış, 23 maddesi tamamen yürürlükten kaldırılmış bir anayasadan söz ediyoruz.
Demek ki yeni anayasa elzem bir konu değildir. Ancak siz ulus devlet yapısını zayıflatmak, “Türk, Kürt, Arap” ekseninde yani etnik ve mezhepsel kimliğe dayalı yeni bir ülke modeli oluşturmak ve bunu aynı zamanda Sünni-Alevi gibi mezhepsel farklılıkları belirginleştirerek yapmak istiyorsanız; üstelik bunu iktidarınızın teminatı olarak görüyorsanız, işte o zaman yeni anayasa sizin için en önemli mesele hâline gelir.
İç cephe özenle parçalanır, engeller demokrasinin argümanları kullanılarak itina ile ortadan kaldırılır, bu yolla muhalefet şekillendirilir, ülkenin kuruluş felsefesi değiştirilir, vatanseverler hukuk sopası ile baskılanır ve iktidar kalıcı hâle getirilir. Lübnan iç savaşla, Irak ABD’nin savaş yoluyla getirdiği “demokrasi” ile Suriye iç savaş ve İsrail’in yönlendirmesi ile bunları yaşayarak bugünkü “mozaik ülke” hâline geldi. Adaletin işlemesi ve hukukun egemen olması sağlanarak ülkemizde benzer şeyleri yaşamamak, mozaik ülke değil Atatürk’ün kurduğu mermer ülke olarak kalabilmek dileğimiz.
Tabiî şu soru da zihinler de çokça tartışılacak: Acaba Yüce Türk Milletinin millet egemenliğine olan bağlılığı değiştirilebilir mi?
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





