Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür, parçalanamaz. Manda ve himaye kabul edilemez; Türk milletinin bağımsızlığı esastır.
Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919)
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
1921 Anayasası
“Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir. Ben, milletimin ve büyük atalarımın en değerli mirasından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım.” Mustafa Kemal Atatürk, Ankara, Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 22 Nisan 1921
Yazının başlığı meşruiyet (yasaya, hukuka ve genel değerlere uygunluk). Ancak yukarıda belirtilen hususların özgürlük ve bağımsızlığın önemini vurguladığı söylenebilir. Buna şöyle bakalım: Meşruiyetin tek kaynağı millettir. Bunun dışındaki her güç, her dayatma, her yönlendirme bağımsızlığa vurulmuş zincirdir. Halktan alınmayan meşruiyet, meşruiyet değildir; bağımlılığın en açık hâlidir.
İktidar olunabilir, yönetimde kalınabilir; fakat ülke ve millet menfaatine adım atılabilir mi? Atılamaz. Arap ülkeleri bunun en büyük yansımasını İran-ABD/İsrail savaşında gösterdiler. Müslümanların kutsal topraklarında yaşayıp, Müslümanların ve Müslümanlığın tarihsel düşmanlarıyla ortak olup aynı kitaba inanan insanlara saldırdılar. Binlerce İranlının ölümünde payları var. Kutsal Kitap’ta dahi kötü bahsedilen bir kavmin temsilcileriyle bunu yaptılar. Hem de bu kavmin temsilcileri Gazze’de 70 binin üzerinde insanı katletmişken ve katletmeye devam ederken.
Bu ülkelerin meşruiyeti var mı? Cumhuriyet ve onun gereği olan demokrasiye sahip olmadıkları için, kendi halkları tarafından meşru kabul edildikleri söylenemez. Geleneksel olarak bir milletin yönetimine sahip olunması hiçbir şekilde kabul edilemez. Ancak diğer ülkeler tarafından tanındıkları için uluslararası alanda meşruiyetleri vardır. Dünyada pek çok bölgede bazı ülkelere “demokrasi getirmekte” mahir olan ABD nezdinde de oldukça meşrudurlar. Ne de olsa bir dediklerini iki etmezler.
ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Başkan Donald Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, katıldığı her toplantıda kendileri için vazgeçilmez gördükleri demokrasiyi Orta Doğu halkları için zehirli bir yönetim olarak göstermeye devam ediyor. ABD bu yönetimlerden memnun olduğunu söylüyor. Monarşik yönetimlerin olması gerektiğini savunuyor. Bölge ülkelerinin ancak monarşi ile yönetilebileceğini ifade ediyor.
Barrack denilen, Trump’ın ve Epstein’in ortak arkadaşının Orta Doğu ve Türkiye üzerindeki “yönetimsel tasarrufları” ne hikmetse Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti tarafından bir tepkiyle karşılanmıyor. Gün geliyor Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan’a meşruiyet veriyor. Gün geliyor, “1919’dan beri ulus devletler tarafından engellenmiş durumdayız; her devletin farklı bir hükûmet türü tarafından yönetilmesi fikri pek iyi işlemedi.” diyor. Ne oldu 1919’da? Hangi ulus devletin temeli için harekete geçildi Orta Doğu’da? Bu söylemin hedefi belli ve herkes anlıyor. Gün geliyor, devletin bakanlarının bulunduğu bir ortamda ABD’li diplomat, Orta Doğu’da tutunabilen yegâne hükümetlerin monarşik yapılı “güçlü liderlik rejimleri” olduğunu savunuyor.
Geldiğinden beri Türkiye Cumhuriyeti üzerine söyledikleri buradan Amerika’ya yol olur. Cumhurbaşkanına yönelik ithamı dâhil, herhangi bir tepkiyle karşılaştı mı? Hayır…
Neden kimse bu adama haddini bildirmiyor ya da bildiremiyor? Pek çok yerde geçtiği gibi kendisini müstemleke valisi mi zannediyor?
Rahip Brunson olayıyla başlayan ya da şiddetini artıran ABD baskısına, ekonomik ve jeopolitik çözümler üretememek nedeniyle maruz kalmanın bir yansımasıdır Barrack’ın söylemleri. Tam bağımsızlık, özgürlük ve demokrasi karşıtlığıyla Türk milletine ve onun kutsal mücadelesine hakaretler yağdıran bir elçiyi tutmak zorunda kalırsanız, yarın öbür gün aynı söylemler üzerinden yürüyen başkalarının sözlerine de katlanmak zorunda kalırsınız.
İran’ın, her şeye rağmen savaşarak direnç gösterdiği bu haydutluğun başka bir yöntemine, her ne sebeple olursa olsun, Türk milleti maruz kalmak zorunda değildir ve maruz bırakılmamalıdır.
Suriye sahasında güçlü bir irade ortaya konulmuş olsa, ABD/İsrail politikalarına yancı olunmasa, parasını ödediğin uçakları almak veya milletin parasını geri almak için gerekli hamleler yapılmış olsa, bugün ABD Büyükelçisi de bu sözleri söyleyecek cesareti kendisinde bulamazdı.
Yüce Türk Milleti Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinin, doğru politikalar izlediğinde nasıl yanında durduğunu Kıbrıs Barış Harekâtı’nda ve Irak Savaşı sırasında göstermiştir. Türk milletinin kadim devlet anlayışının onun iradesiyle hükûmet edip yönetenler de farkında olmalıdır.





