Cumhurbaşkanı Erdoğan ve beraberindeki heyet 21 Eylül tarihinde özel uçakla ABD’ye hareket etti. Ekip bir hayli kalabalıktı. Sadece adı anılanlar aşağıda belirttiğim 13 kişi ancak heyet eminim ki 13 kişiden ibaret değil.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, eşi Emine Erdoğan, Bakanlar Kemal Memişoğlu, Mehmet Fatih Kacır, Ömer Bolat, Hakan Fidan, Alparslan Bayraktar, Mehmet Şimşek, Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Yaşar Güler, İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Dış Politika Başdanışmanı Çağatay Kılıç ve Binali Yıldırım eşlik etti.
Ziyaret öncesi ABD’ye eli boş gidilmezdi, bir jest ile gidilmeliydi. Otomobil başta olmak üzere onlarca ABD’den ithal edilen ürünlerde vergi indirimine gidildi. Yani heyet ABD’ye eli boş gitmedi.
BM’de ilk olarak yapılan toplantıda konu Gazze’ydi. Trump grubun sözcüsü olarak kabûl ettiği, yanına oturttuğu Erdoğan ile poz verirken Gazze’deki soykırımdan hiç bahsetmedi. Hamas’ın terör örgütü olduğunu ve elindeki rehineleri, ölmüş olanların cesetleri dâhil teslim etmediği sürece barış olamayacağını söyledi. Trump’a göre “Müslüman ve Arap liderler” ile yaptığı toplantı harika geçmişti.
Erdoğan’ın 23 Eylül’de BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma ise beklendiği gibiydi. 5 dakika süre verilen konuşmada özellikle Gazze vurgusu ve İsrail’in saldırganlığı konusu konuşmanın büyük kısmıydı. Filistin ile KKTC’nin tanınmasını istemesi de önemliydi.
BM Genel Kurulu’na eski El Kaideci, Suriye yeni yönetimi başkanı Eş Şara (Collani) ABD’den vize alarak gelebilirken Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a vize verilmemesi ise ABD’nin hayata bakışının göstergesiydi. Kendine uygun olan özgürlük savaşçısı, uygun olmayan teröristti.
Trump BM’de konuşma yaptı. Prompter arızalanınca (belki de kendi istedi) BM’nin işlevsizliğinden başladı, göç konusunun Avrupa’nın sonu olacağını belirtti. Filistin’i tanımanın Hamas’a taviz vermek anlamına geldiğini belirtti. Avrupa ülkelerini neredeyse tek tek ve hâtta Londra Belediye Başkanı’nı dahi kapsayacak şekilde azarladı. “Rusya’dan hâlâ enerji alanlar var” dedi, Rusya’yı “kâğıttan kaplan” ilan etti. Her zamanki gibi kendisini ve ABD’yi de övdü.
Zaten hazırlıklı gelen Türk Heyeti ilk tepkiyi verdi ve ABD’nin Mercuria şirketiyle sıvılaştırılmış doğalgaz almak üzere 20 yıllık bir anlaşma imzaladı. ABD gazının maliyeti net açıklanmamakla birlikte Türkiye’nin bunu taşıyacak bir deniz ticaret filosu olmadığı biliniyor. Yunan armatörlere gün doğdu diyebiliriz. Öyle ya, komşu da nasibini alsın tabii ki.
Bu arada Erdoğan, Trump yanlısı olduğu bilinen Fox News’a bir mülakat verdi. “Hatırlarsanız Sayın Trump bir ifade kullandı. ‘Rusya-Ukrayna savaşını ben bitiririm' dedi. Bitti mi? Hâlâ devam ediyor. Aynı şekilde ‘Gazze savaşını ben bitiririm' dedi. Bitti mi? Hayır.” dedi. Trump bunu hem de kendisini destekleyen kanalda kabul eder mi? Elbette etmedi. Söyledikleri doğruydu aslında ama Sayın Erdoğan da bilir ki bu tip liderler eleştiri sevmez. Her ne kadar İletişim Başkanlığı “yanlış anlaşılma var” diyerek Fox News’a düzeltme gönderse de kanal çevirinin arkasında durduğunu vurguladı yani kabûl görmedi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio bunun üzerine açıklama yaparak “Liderler istediklerini söyleyebilir ama günün sonunda bir çözüm gerektiğinde Beyaz Saray'a gelmek isterler. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu hafta Başkan'la görüşmek için Beyaz Saray'a geliyor. Hepsi Trump'la konuşmak, onun sorunu çözmesini istiyor. Gerçek şu ki, bugün bile devam eden toplantılarımız var ve liderler bu toplantıların bir parçası olmak için adeta yalvarıyor. ‘Bizi de dâhil edin, beş dakika el sıkışma imkânı sağlayın' diye arıyorlar” dedi.
ABD'nin Ankara büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, New York'ta katıldığı bir etkinlikte ilginç ifadelerde bulundu. Erdoğan ile ilgili olarak Trump ile olan görüşmesinden şöyle bir bölüm aktardı.
“Başkanımız ‘Bundan bıktım, ilişkiler düzeyinde cüretkâr bir adım atalım ve ihtiyacı olanı verelim' dedi.”
“Tamam Sayın Başkan, neye ihtiyacı var?' diye sorduğumda ‘meşruiyet' dedi. Çok akıllı biri. Mesele sınırlar, S-400 ya da F-16'lar değil. Mesele meşruiyet.”
Bu hadsizlik iade edilmedi tabii ki. Ama ben iade edeyim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Cumhurbaşkanı’nın ABD’nin meşruiyet vermesine ihtiyacı yoktur. Bu sadece ve sadece aziz Türk milletinin uhdesindedir.
Dünkü toplantı ise merakla bekleniyordu. Yakasında F-35 sembolü ile karşıladı Trump Erdoğan’ı. Masada günlerdir konuşulan Boeing maketi vardı. Toplantı öncesi ve sonrası açıklamalar ise uzun yıllar konuşulacak cinstendi.
Trump her zamanki gibi diplomasi dışı üslûbuyla aşağıdaki şu başlıkları attı.
“Hileli seçimleri o (Erdoğan) herkesten daha iyi bilir. Çok saygın biri, kendi ülkesinde, tüm Avrupa'da ve tüm dünyada çok saygı görüyor”,
“Erdoğan’ın muazzam bir ordu kurduğunu” kaydederek, “Kendisini Beyaz Saray'da ağırlamak bizim için bir onurdur.” dedi.
“F-35'ler konusunda Türkiye ile rahatlıkla anlaşma yapabiliriz ama önce Cumhurbaşkanı Erdoğan da bizim için bir şeyler yapacak.”,
“Yapabileceği en iyi şey, Rusya’dan petrol ve doğalgaz almamak olur.”,
“Erdoğan’ın Rusya’dan petrol alımını durduracağına inanıyorum.”,
“Erdoğan’ın Gazze duruşunu bilmiyorum”,
“Rahip Andrew Brunson ben devreye girmeden önce 35 yıl ile yargılanıyordu. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı aradım, o da Rahip Brunson'ı serbest bıraktı. Bu, Hristiyan-Evanjelik topluluğumuz için harika bir şeydi”,
Trump, Suriye'de Esad rejimini devirme mücadelesinde başarıdan sorumlu olan kişinin Erdoğan olduğunu söyleyerek, “Suriye'deki zaferin sorumlusu Erdoğan'dı. Bu, Türkiye için bir zaferdi” dedi.
İçeride neler konuşuldu bilemiyoruz. Erdoğan’ın F-35’ler için yapması gereken acaba nadir toprak elementlerini ABD’ye vermek midir? Yoksa Ruhban Okulu’nu açmak mıdır?
Trump’ın her bir cümlesi üzerine ayrı bir hikâye yazılabilir. Tek tek yorumlamak acı verir ve yaralayıcı olur. Benim tavsiyem Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden liderlerin kendilerine meşruiyet vereceğini iddia edecek kadar hadsiz liderler ile yüz yüze görüşmemeleridir. “Müttefik” olduğu söylenilen ülkelerle ülke menfaatleri için görüşmek gerekiyorsa da geçmişte yapılan hadsizlikleri ayni ile iade edilmelidir ülkenin ve milletini ve devletini temsil ile yetkili kişilerin itibarları ülkemize yaraşır şekilde kalsın. Bu hem ülkemiz adına hem de şahsi prestijleri adına çok daha anlamlı ve iyi olur.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.






