Son dönemde “yeni anayasa”, “vatandaşlık” ve “üniter yapı” gibi başlıkların yeniden tartışmaya açılması, Lozan’ın anayasal statüsünü ve güncel anlamını da kamuoyunun gündemine taşıdı. MarineDeal News olarak, Anayasa Hukuku alanının saygın isimlerinden İstanbul Gedik Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu ile bu konuda kısa bir röportaj gerçekleştirdik
Prof. Kanadoğlu, Lozan’ın günümüzdeki anayasal düzenle ilişkisini tarihsel bağlamı içinde değerlendirirken, aynı zamanda egemenlik, vatandaşlık ve hukuk devleti ilkeleri bakımından Antlaşma’nın taşıdığı güncel anlamları da çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
Lozan Antlaşması, sadece bir barış metni değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası hukuktaki temel kurucu belgelerinden biri. Bu yönüyle bakıldığında, Lozan'ın bugünkü anayasal düzen açısından taşıdığı anlam nedir?
Bugünü anlamak için uluslararası hukuku ortaya çıkaran 1648 Westphalia Barış Antlaşması’na kadar geriye gitmek uygun olacaktır. Bu Antlaşma ile devletler egemen birer hukuk nesnesi olarak kabul edilmiş, bunun doğal sonucu “devletlerin egemen eşitliği” ilkesi olmuştur. Ancak bu ilke devletlerin dünya üzerinde hegemonya sağlamak için güç mücadelelerine girmelerini önlememiştir. 1792-1815 Napolyon Savaşları sonrasında kurulan Birleşik Krallık’ın hegemonyasını, Amerika Birleşik Devletleri’nin Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sonucunda oluşturduğu hegemonya izlemiştir. Bunu sağlamak için girilen güç mücadeleleri dünya (ya da bölge) savaşlarını ortaya çıkarmış, sonrasında yapılan barış antlaşmalarıyla dünya sisteminde yeni bir denge kurulabilmiştir. Lozan Barışı’nın bu bağlamda tarihsel önemi, Birleşik Krallık yerine ABD’nin yeni hegemonyasını ortaya çıkaracak olan bir güçler mücadelesi içerisinde ortaya çıkmış olmasıdır. En büyük hesaplaşmanın özellikle İngiltere ve Türkiye arasında geçen Lozan’da sonuç olarak dünya sistemindeki yeni güç dengesine işaret eden ilk bölgesel antlaşma ortaya çıkmıştır. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması, Büyük Savaş’tan sonra Lozan’a eşitler ve özgürler arasında yapılan tek önemli antlaşma olma özelliği de kazandırmıştır. Lozan Antlaşması ile egemen eşit hukuk özneleri olan devletler arasında karşılıklı uzlaşmaya dayalı uluslararası hukuka geri dönülmüştür.
Öte yandan Türkiye’ye zorla dayatılan, devletlerin egemen eşitliği ilkesini göz ardı eden Sevr Antlaşması’nın ölü doğmasını sağlayan da Lozan Antlaşması olmuştur. Gerçekten de Sevr Antlaşması orduyu minimize ederek, Boğazlardan geçişi kazanan devletlerin kontrolüne bırakarak ve yabancılara çok geniş kapitülasyonlar vererek Osmanlı egemenliğine ağır bir müdahâlede bulunmuştur. Sevr Antlaşması özünde Türkleri gelişme yeteneği olmayan ve dışarıdan bir güçle medeni hâle getirilebilecek insanlar olarak küçümsemişti. İşbirlikçi Osmanlı hükûmeti, “yarı sömürge tipi köylü devleti” olmaya razıyken, TBMM hükûmeti bu antlaşmayı imzalayanları, imzadan 9 gün sonra “vatan haini” ilân edebilmişti.
Lozan ile yalnızca bağımsızlık sağlama alınıp Türkiye Devleti’nin uluslararası toplumdaki yerini alması sağlanmamış, yeni kurulacak cumhuriyetin temeli de oluşturulmuştur. Böylelikle radikal yeniliklere giden yolun önü açılmıştır. Çöküş döneminin ideolojileri olan Panislamizm, Osmanlıcılık ya da Turancılık gibi gerici ve şoven akımların maddî zemini kalmamıştır. Bunların yerini vatan ve ulusal toplum olguları almıştır ve Lozan Antlaşması ile Orta Doğu’daki ilk ulus-devlet kurulmuştur.
Anayasa hukuku tarihi, uluslaşmanın demokratikleşmeyi de beraberinde getirdiğini göstermektedir. Kurtuluş Savaşı’nın bile demokratik bir ortamda yürütülmesi bu tespiti doğrulamaktadır.
Lozan Antlaşması’nın felsefî bir değeri de vardır: Doğunun batıya karşı başarılı tepkisinin kabûl görmesiyle Avrupa/ Asya ya da Hristiyan/ Müslüman dünya arasında bir uyum kapısı aralanmış ve bölgede ilk kez Rönesans’ın gizi yakalanmış oluyordu.
Lozan Antlaşması, aynı zamanda Türkiye'nin egemenlik sınırlarını ve hukukî statüsünü belirleyen bir zemin oluşturdu. Bu yönüyle düşünüldüğünde, antlaşmanın Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal kimliğiyle kurduğu ilişkiyi nasıl tanımlarsınız?
Yukarıda belirtilen ulusal ve demokratik mücadele her ülkede olduğu gibi bizde de feodal-dinci ideoloji ve kurumların gerilemesine, laik düşünce ve kurumların ilerlemesine yol açmıştır. Lozan Antlaşması’nda çözüme bağlanan kapitülasyonlar ve azınlıklar statüsü konusundaki gelişmeler bu ilerlemeyi adeta tetiklemiştir. Şöyle ki; Lozan’da en büyük hesaplaşma kapitülasyonlar konusunda yaşanmıştır. Uzun çekişmelerden sonra malî, iktisadî ve adlî kapitülasyonlar kaldırılmış ve böylelikle Türkiye’nin yarı sömürgeleşme süreci kesilmiştir.
Yine Lozan’da sadece Rum, Ermeni ve Musevilerden oluşan gayrimüslimler “azınlık” olarak kabûl edilmiş, bu azınlıkların kişisel ve aile hukuklarının kendi göreneklerine göre korunması garanti edilmiştir. Ancak Lozan’dan bir süre sonra azınlık cemaatleri temsilcileri Ankara hükûmetine başvurarak bu özel statülerinden vazgeçmiştir. Çünkü Türkiye hukukta laikleşme perspektifini benimsemiştir. Tek ve laik hukuk gerek kapitülasyonlar gerekse azınlıklar konusunda dış müdahaleleri kesmenin en etkili aracı olmuştur.
Türkiye'de tekrar yoğun şekilde gündeme gelen “yeni anayasa” tartışmalarında, Lozan’a atıf ya da dolaylı göndermeler yapılabiliyor. Sizce yeni anayasa tartışmalarında Lozan’ın yeri nasıl konumlandırılmalı?
Türkiye’nin bağımsızlığı, ulusal bütünlüğü, demokrasisi ve bu niteliklerinin güvencesi olan laikliğin korunması ve sürdürülebilir kılınması bakımından Lozan’ın anlam ve önemi açık biçimde ortadadır. Lozan’dan vazgeçmek bu ilkelerden de vazgeçmek; Türkiye’nin temellerini yıkmak anlamına gelecektir.
Bu vazgeçiş, Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı Devleti üzerinde kurgulanan devlet tezlerinin yeniden gündeme getirilmesi ve canlandırılmasına yol açabilecektir. Ulusal demokratik egemenlik yerine İslam ve “yeni” Osmanlı birliği ideolojisini esas alacak bir devlet tezi ABD ve azınlıkların tezleriyle birleştiğinde ortaya çıkan talepler hafızalardan henüz silinmemiştir. Bu talepler kısaca şöyle sayılabilir: “Kürdistan’ın” ayrı bir statüye kavuşturulması, Akdeniz’de limanı olacak bir Ermenistan, Boğazlar ve Marmara’da uluslararası denetim.
Yeni bir “açılım” süreci konuşulurken, Türkiye'nin üniter yapısı, vatandaşlık tanımı ve yerel yönetimlerin yetkileri gibi konular da tartışma alanına giriyor. Bu başlıkların Lozan Antlaşması ile olan ilişkisini anayasal bir çerçevede nasıl tanımlarsınız?
Bir kez daha belirtmek gerekir ki, Lozan üniter ulus devletin uluslararası hukuk tarafından da tanınmasıdır. Gayrimüslim olanlar dışında dil ya da din azınlığı bulunmadığını belirleyen Lozan’ı tartışmaya açmak ancak yukarıda belirtilen taleplerin bir yansıması olabilir.
Özellikle uluslararası güç dengesinin önemli ölçüde bozulduğu günümüz dünyasında, küresel tüm aktörlerin içinde oldukları bölgesel savaşlara müdâhil olmak gibi bir tercih çok büyük riskler içermektedir. Bu savaşlar sonrası dünyanın alacağı yeni denge durumunun nasıl olacağı düşünülmeden Lozan’ı göz ardı edecek tutumlar, doğal sınırlarına erişmiş olan ulus devletimizin zarar görmesine sebep olacaktır.
İktidar partisi, Lozan Barış Antlaşması’nın çerçevesini, maddelerini kendi çıkarları doğrultusunda ilga edebilir mi? Bu, egemen ve ulus devlet Türkiye Cumhuriyeti’nde herhangi bir şekilde mümkün olabilir mi? Olamazsa, oldubittiler ile halkın egemen ve üniter yapısını zedeleyici girişimler Anayasamızda ne şekilde koruma altındadır?
Hiçbir siyasî parti Lozan Antlaşması’nın maddelerini tek taraflı olarak ilga edemez. Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasî ve hukukî zemininin oluşturulmasında Lozan Antlaşması özel ve ayrıcalıklı bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi de Lozan Antlaşması’nı anayasal değerde bir hukukî belge olarak değerlendirmektedir. Bu anayasal belge gündelik siyasal çıkarlara feda edilemez. Anayasal kurumlar işlediği sürece böyle bir oldubittiye izin verilmez. Demokratik ve laik devlete karşı bir kalkışma niteliği gösteren böyle bir girişime karşı koyacak en büyük iktidar ise egemenliğin sahibi olan ulustur.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.






