Levent Akson: Bizim şanssızlığımız denizci bir idarecinin gelmemesi

Yeşim Yeliz Egeli

LodeStar Genel Müdürü Kpt. Levent Akson ile küresel iklim değişikliğinin etkilerini, denizcilerin karbon salınımına katkılarını, uygulanan yeni kuralları ve LNG’nin dünya denizciliğindeki önemine değindiğimiz bir sohbet gerçekleştirdik

2025 yılı beklentileriniz nelerdir?

Artık senelik değil, aylık değil haftalık işliyor her şey dünyamızda. Denizcilik 2025’e kötü girdi. Toparlanma olabilir mi kestirmek zor ama umut ediyoruz ki toparlasın ve geçen seneki ortalamaları tüm gemiler yakalayabilsin.

Gezegenimiz can çekişiyor, imdat diyor ama sesini duyan yok. Bunda deniz ticaretinin rolü nedir?

Donald Trump 2015 senesindeki ilk başkanlığı sırasında şöyle bir söz etmişti, “Ben insan kaynaklı iklim değişikliğine inanmıyorum. Hava bazen sıcaktır, ertesi gün soğuktur. Buna da hava durumu denir.” Mantık olarak doğru ama konumuz iklim. İklim nedir? Seneler boyu yapılan ölçümlerin ortalamasının bizlerde yarattığı beklentiye İklim denir. Peki, iklimi ne etkiler? İklimi 3 şey etkiler; birincisi dünyamızın güneşe olan mesafesi. Eğer güneşe biraz daha yakın olsaydık Venüs gibi olurduk ve yüzey sıcaklığımız +450 derece olurdu. Eğer biraz daha uzak olsaydık Mars gibi yüzey sıcaklığımız -50 derece olurdu. Biz şimdi tam olması gereken yerdeyiz. İkinci etken karaların ve denizlerin dünya yüzeyindeki dağılımı ve bunların üzerindeki renklerdir. Albedo (yansıtabilirlik) etkisi denen bir şey vardır. Sıfır tüm siyah yüzeyler için tanımlanır. 1 ise parlak ve beyaz yüzeyler için tanımlanır. Dünyamızın albedosu 0.30’dur. Yani güneş ışınları yüzeyimize çarptıktan sonra yüzde 30’unu kuzeye yansıtır, yüzde 70’ini de absorbe eder. Arktik ve Antarktika burada çok önemlidir ki bunun değişmesi durumunda sistem bozulur ve çok ciddi bir küresel iklim değişikliğine gireriz.

Arktik bölgede buzlar eriyor. Buzların erimesinin iklim değişikliği üzerindeki en büyük etkisi beyaz yüzeylerin deniz yüzeyi olan lacivert yüzeylere dönüşmesi ve güneş ışınlarının yansımayıp deniz tarafından absorbe edilmesi. Bu son derece önemli. Bunun içindir ki Grönland, Arktik ve Antarktika daima beyaz kalması gereken yerlerdir. Bu denge bozulduğu zaman maalesef geri dönüşü yok.

Aslında denge bozuldu değil mi?

Evet denge bozuldu ama bunun asıl sebebi üçüncü etken yani atmosferimizdeki gaz miktarı. Güneş ışınları atmosferimize; demo ışınları, ultraviyole ışınlar, kızılötesi ışınlar ve mor ötesi ışınlar olarak gelir ve yüzeye çarptıktan sonra uzaya yansır. Uzun dalga boylu ışıklar denir, daha bilindik adıyla da kızıl ötesi ışınlar. Atmosferimizi saran gazların içerisinde oksijen ve nitrojen bu güneş ışınlarının geçmesine müsaade eder. Çünkü bunlar iki atomludur. Atmosferimizdeki 3 atomlu gazlar bu ışınların geçmesine müsaade etmez. Bunlar; 3 atomlu karbondioksit, 4 atomlu metan ve 3 atomlu diazot monoksit. Kızıl ötesi ışınlar bunlara çarptığı zaman ne yapacağını bilemez ve bir kısmı dünyamıza geri döner ve bir kısmı da uzaya saçılır. Bu ışınları tutma özelliği olan gazlara da sera gazı diyoruz. Ağırlıklı olarak, karbondioksit, metan (doğal gaz) ve diazot monoksit.  Burada en büyük etki yüzde 80 ile karbondioksittedir. Metan ise yüzde 16 etkendir. Bunu tanımladıktan sonra neden dünya böyle bir karar aldı ve neden dünya küresel iklim değişikliğine müdahale etmek zorunda kaldı? Bunu cevaplamak gerekiyor.

Sanayi devriminden bu yana yapılan ölçümlerde şu görüldü; atmosferde 280 ppm olan karbondioksit oranı 420’ye çıktı ve bu yükselmenin direkt olarak karbondioksitle ilgisi olduğu ve bunun insan kaynaklı olduğu tespit edildi. 2025 yılında Paris’te COP dediğimiz Conference of the Parties toplantısı yapıldı ve 197 ülke bir karara imza attı. 2016 yılında da bu karar yürürlüğe alındı. Bu şunu diyordu; “2050 senesine kadar küresel ısınmayı 2 derece ile sınırlandıracağız. Mümkünse 1,5 derecenin altında tutacağız.” Ülkeler buna imza attılar ve karbondioksit salınımına neden olan endüstriler kendi dersini çıkarmak için çalışmalara başladı. Karbondioksit salınımını azaltmak için neler yapmaları gerektiğini öğrenmeye çalıştılar. Bunlardan nasibini alan da tabii ki denizcilik sektörü. En ağır imtihana sokulan da denizcilik sektörü.

Neden peki en ağır imtihana sokulan denizcilik sektörü? Havacılık ve karacılık sektöründen daha mı fazla salınım yapıyor?

Denizcilik bu durumu kabullenen bir sektör kolu. Dünya Denizcilik Örgütü (IMO) tarafından getirilen veya getirilecek olan kurallarla bu durumu kabullendiklerini en başından belirttiler ve denizcilik sektörü olarak bu konu üzerine çok ciddi çalışmalar yaptılar. Dünya denizcilik sektörü atmosfere ne kadar karbondioksit salıyor? 1 milyar ton. Uçaklar ne kadar salıyor? 1,5 milyar ton. Uçaklarla ilgili hiçbir çalışma yapılmıyor. Neden? Bunun cevabı uçakları üreten ülkelerin hangileri olduğunda gizli.

Levent Akson LNG

O zaman tekrar Trump’a dönelim

Trump yeni dönemine başlamadan önce fikrinin değişmediğini belirtti ve şunları söyledi, “Ben küresel iklim değişikliğine inanmıyorum ve karbondioksit salınımı konusunda bir kısıtlama getirmiyorum.” Çevreciler de şu şekilde anlatıyor Trump’ı, “Trump diye yazılır + 4 milyar ton karbondioksit diye okunur.”

Tekrar denizciliğimize dönecek olursak öncelikle zehirli gazlarla mücadele etmeye başladık. Biliyorsunuz “scrubber” adı altında ve düşük sülfürlü yakıt (VLSFO) adı altında kükürt 0.5 oranına kadar düşürüldü. Önemli miydi? Çok önemliydi. Geç kalınmış bir karardı bu ama alındı. Fakat 2050 hedefiyle ilgili sadece Avrupa Birliği (AB) 2023 senesinde bir karar aldı. Tanktan bacaya giden süreçteki karbondioksit oranını düşürmeye çalıştı. Armatörü şuna zorladı, makinenin verimliliğini artır, kullandığın yakıtın verimliliğini artır. Artırmazsan benim ülkelerimin limanlarına geldiğin zaman ben sana ceza uygulayacağım, dedi. 2024 başından itibaren de bunu uygulamaya başladı. Fakat asıl bu sene başından itibaren uygulanmak üzere FuelEU Maritime adı altında yeni regülasyonlar getirdi. Bu şu demek; yakıt kaynaktan çıktığı andan itibaren rafineye taşınması, rafineriden gemiye gelmesi, gemide stoklanması ve yakılması. Bu süreç içerisindeki sera gazları (karbondioksit, metan ve diazot monoksit) geçerse çok büyük ceza uygulayacağını açıkladı. Bu bir devrimdi. Bunları AB yapıyor. Peki, IMO ne yapıyor? Seyretti ama gerekli dersleri çıkarttı ve bu sene nisan ayında ya da eylül ayında benzer ya da daha ağırını tüm denizcilik sektörü için çıkartacağı söyleniyor. Burada herkesin dikkatli olması gereken ciddi bir devrim. Herkes artık ayaklarının üstüne basmak ve bir çözüm üretmek zorunda.

Bu gemilere sahip olamayanlar ne olacak?

Öncelikle şunu anlamak lâzım. Nedir bu yeşil yakıt? Üç tür yakıt var; gri yakıt, şu anda kullanılan karbondioksit emisyonu yüksek olan fuel oil, dizel oil ya da fosil yakıtlar. Mavi yakıtlar ise “carbon capture” yapılmış, yani atmosfere çıktığı anda karbonu yakalanmış temiz yakıtlar. Yeşil yakıtlar; elektroliz yoluyla sürdürülebilir enerjiden elde edilen hidrojeni yakalanmış karbondioksit ile birleştirirseniz metanol elde edersiniz. Havadaki azotla birleştirirseniz amonyak elde edersiniz.

Günümüzde karşımıza 3 adet yeşil yakıt çıkıyor. Birincisi hidrojen, yandığı zaman su buharı çıkartan temiz bir yakıt. İkincisi metanol, yandığı zaman çok az miktarda karbondioksit ve diğer zehirli gazlardan çıkartıyor. Üçüncü de amonyak. Bu üç yakıt tarzında tercih durumunda kaldı armatörler. Bunun hangisini kullanalım? Bir taraftan da endüstri bu yakıtları üretme çalışmalarında bulundu ama sınıfta kaldı. Çünkü bugün metanol ve amonyağa, kimya, plastik, gıda ve tarım sektöründen muazzam bir talep var. Dünya 180 milyon ton metanol üretiyor, bunların tamamı da kimya sektörüne gidiyor, plastik sektörüne gidiyor. Bir taraftan 110 milyon ton amonyak üretiliyor. O da tarım sektörüne gidiyor, başka yerlere gidiyor. Armatörler bir açmazda kaldı. Bunu IMO da fark etti, AB de fark etti ve ortaya LNG’yi koydular. Dediler ki: LNG bir fosil yakıt olmasına rağmen, gemilerde iklim değişikliğiyle mücadelede kullanılabilir.

Ben buna katılmıyorum çünkü bir fosil yakıtı alternatif yakıt olarak koyuyorlar. Dünyadaki fosil yakıtların birincisi kömür, ikincisi petrol, üçüncüsü ise doğal gaz. Bir birim elde etmek için kömür yakarsanız 5 birim karbondioksit çıkar. Bir birim LNG elde etmek için fosil yakıt kullanırsanız bu sefer de 4 birim karbondioksit çıkar. Bir birim LNG elde etmek için doğalgaz yakarsanız 3 birim karbondioksit salarsınız. Endüstri yeşil yakıt üretemedi. Sınıfta kaldılar. Rahmetli Süleyman Demirel’in ünlü lafına ithaf ederek diyelim. “Yeşil yakıt vardı da biz mi içtik?”

Yeşil yakıt nasıl elde ediliyor? Örneğin, metanol şu ânda piyasada satılıyor veya kömürden ya da doğalgazdan elde ediliyor. Bu elde edilme sürecinde de yine karbondioksit salınmış olunuyor. “Well to wake” bir yakıt olmuyor. O zaman yine LNG’ye gidiliyor. 2050’ye kadar geleceğin yakıtı olarak kullanılması düşünülüyor.

LNG’yle ilgili yapılan çalışmalarda bu yakıtı yakan gemilerin 2045 yılına kadar kullanılması planlanıyor.

LNG kötünün iyisi denebilir mi?

Evet, LNG kötünün iyisi maalesef. Ben şöyle adlandırıyorum. Mahşerin 3 atlısı, biri kömür, biri petrol birisi de doğalgaz. Maalesef doğalgaza mecbur kaldık.

Doğalgaz zehirli gazlar konusunda oldukça temiz bir yakıt ancak karbondioksit salınımı konusunda aynısı söylenemez. Bu nedenle karbondioksit için bir çözüm üretmek gerekiyor. Ben de bir armatör olarak çözüm arıyorum. Nedir çözüm? Yeşil yakıtlar. İkinci alternatif ise karbon yakalama. Geminin bacasında karbonu yakalayıp karbonsuz bir baca salınımı sağlamak. Bu sefer de yakaladığımız karbonu depolamak zorunda olacağımız için gittiğimiz herhangi bir limanda tahliye etmemiz gerekiyor. Bu çok kolay bir şey değil. Endüstri bunun üzerine çalışmalar yürütüyor. Şu ânda 37 tane gemi bu şekilde emsal olarak çalıştırılmaya başlandı.

Bir de Çinlilerin yaptığı toryum reaktörü var. Ülkemizde de bolca çıkartılan bir maden. Toryum tek başına yakılamıyor. Mutlaka uranyum 235 reaksiyonu ile başlatılması gerekiyor. Yine de şöyle bir avantajı var bombaya çevrilemiyor ve düğmesine bastığınız zaman reaktörünü durduruyor.

Bir diğer çözüm ise armatörlerin çokça kullandıkları biyodizel. Biyodizel Türkiye’de de temin ediliyor. Yakıtın içine belli oranlarda kattığınız zaman AB’den alacağınız ceza düşürülüyor. Bana göre bir çözüm değil ve 2034 yılından sonra biyodizel kullanımı da muhtemelen yasaklanacak.

Armatörler bir açmazın içerisinde ve bu açmazın içerisinden çıkılabilir tek yol sıvılaştırılmış doğal gaz yani LNG.

Türkiye buna hazır mı?

Türkiye Cumhuriyeti, Türk denizcileri ve Türk armatörleri bu konuda kulaklarının üzerine yattılar. Çeşitli kez uyardık. LNG’nin gümbür gümbür geldiğini ve bundan kaçılamayacağını defalarca anlattık. Şu ânda Türkiye’de benim tespit ettiğim yalnızca 1 şirket var. O da Genel Denizcilik ve 4 tane VLCC tankerinde LNG yakıt kullanıyor.

LNG’lerde de metan gazı kaçağı olabiliyor ve bu da karbondioksitten 28 kat daha fazla seragazı özelliğine sahip. Yine de karbondioksit 100 sene atmosferde kalabilirken metan 6 senede kendisini yok ediyor.  Armatörler için gerçekten çok büyük avantajlar yaratan bir yakıt. Dünya genelinde Türkiye hariç 200 noktada LNG tedarik edebiliyorsunuz. Makineye vermiş olduğu enerji de daha yüksek. Dünyanın en uğrak bölgelerinde kurulan 200 bunker noktası da ne kadar önem verildiğinin bir göstergesi. Türkiye de kaçınılmaz olarak LNG bunker gemilerini tedarik etmek zorunda. Artık LNG kullanan gemiler ülkemize gelip transit geçmeye başladı. Bu rakamlar da giderek artacak.

LNG’nin en önemli özelliklerinden birisi de test edilmiş olması. En az 15 senedir yakıt olarak kullanılıyor. En büyük dezavantajı tabii ki hâlâ bir fosil yakıt olması ve metan gazı yayması.

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş nedeniyle Rus gazına uygulanan ambargolar sonrası alternatif olarak ABD’den gemilerle taşınan LNG sizce yeterli mi?

Geçen sene 400 milyon ton LNG taşındı ve LNG gemi inşası konusunda sipariş defteri ciddi anlamda dolmuş durumda. Bu çok ciddi bir miktar. Doğal gazın şöyle bir özelliği var. Gaz halinden sıvılaştırıldığında hacmi 600 kere küçülebiliyor. Bu da 100 bin tonluk bir gemiye konduğunda taşınan yük 100 bin x 600 olur. Çünkü bu; evde, işyerinde ve sanayide gaz olarak kullanılıyor. LNG gemileri şu âna kadar dünyaya yetti. Ancak, talepler her zaman için önemli. Avrupa Rus gazını kullanmadan endüstrisini devam ettiremez. Taşıma suyuyla da değirmen dönmez. Almanya’nın muhalif partileri iktidara geldikleri ânda Rus gazına döneceklerini söyledi. Açık açık bunu beyan ettiler çünkü ekonomileri çöküyor.

Türkiye gazının 3’te 1’ini anlaşmalı olduğumuz ülkelerden LNG olarak alıyoruz. Son dönemdeki anlaşmalardan sonra ABD’den almaya başladık. ABD’nin LNG’sinin kalitesinin çok kötü olduğunu da belirtmek gerekiyor. Avrupa ülkelerinin Rus gazına döneceğini düşünüyorum çünkü mecbur kalacaklar.

Levent Akson LNG

Azerbaycan gazı nasıl?

En kaliteli gazlar; Azerbaycan, Türkmen ve Kazak gazları. Bu gazların kalitesi çok yüksek.

Türk armatörleri ve idareciler bundan sonraki süreçte ne yapmalı?

Çok geç kalındı. Dünyada ABD’den sonra en büyük doğal gaz üreticilerinden birisi Katar. Biz Katar’a sadece borç almaya gittik. Dünyanın en büyük LNG filosu Katar’da. Nakilad diye bir şirket ve 230 tane LNG gemisi var. Eğer üniversiteler ve devlet, Katar’la yıllar önce bir anlaşma yapıp öğrencileri buraya gönderip yetiştirseydi bu yıllar kaybolmayacaktı. Kaybolan yıllar bunlar. İlk aldığımız FSRU gemi Ertuğrul Gazi yabancılar tarafından çalıştırılıyor.

Türkiye’nin zamana ihtiyacı olabilir mi?

Devletin geçiş süreci olmaz. Yapar ya da yapamaz. Ben LNG konusunda 3 tane seminer düzenledim. Devlet yetkililerine, üniversitelere ve armatörlere seslendik, “LNG geliyor, bunun kaçışı yok çünkü endüstri LNG’nin yerine koyabilecek bir yakıt bulamadı, başat yakıt olacak. Gemilerinizde kullanılacak,” dedik ama dinleyen olmadı. Bu nedenle bir ülke için bir geçiş süreci olmaz. Ya vardır ya yoktur.

Bundan sonra yapılması gerekenler nelerdir? Hangi kararlar alınmalı?

İlk olarak LNG bunker gemisi yaptırmalıyız. Bu geminin yapımı sırasında Türk denizcilerini götürüp o gemi üzerinde yetiştirmeliyiz. Daha sonraki süreçte şu ânda hâlihazırda BOTAŞ tarafından her gelişinde 150 bin ton alınan LNG’den gemilere yakıt alınabilir. Bu LNG’yi de bölgeden geçen gemilere satıp para kazanılabilir. Yabancının yaptığı şeyi bizim yapmamamız mümkün değil. Daha iyisini yaparız. Daha güzel gemi yaparız, daha iyi denizciler yetiştiririz. Türkiye’deki tek örnek olan Genel Denizcilik bünyesindeki 4 LNG gemisinin personellerinin yarısı Hintli yarısı Türk ve devamlı olarak yetiştirmeye çalışıyorlar. Gerçekten takdir edilmesi gereken bir çalışma.

Peki, ticaret erbapları bu duruma neden eğilmiyor?

Üç tip gemi armatörü var. Birinci tip araştırmacı, inceleyici, üretken örneğin Maersk gibi, MSC gibi. İkinci tip bunları takip eden grup. Üçüncü tip ise ortalık bir yansın tutuşsun da biz ondan sonra düşünürüz diyen güruh. Maalesef biz bu üçüncü gruba giriyoruz. “Bekleyelim bir görelim, ne olacak? Ondan sonra biz karar verelim.” E, karar vereceksin ama biz geç kalıyoruz.

Devlet bu konuda ne yapabilir?

Devlet ve denizcilik birbirinden uzak fakat bir o kadar da birbirine yakın iki tane olgu. Bizim şanssızlığımız Celal Bayar haricinde denizden anlayan, denizi seven, denizci bir idarecinin gelmemesi. Devlet denizcilere destek olmalı. Bu armatörün cebine 10 milyon dolar koyup “gemi al” demek değil.

Koster projesi yenilenirken hangi yakıt türü tercih edilmeli?

Mevcut filo ile bir şey yapamayız. Türkiye yeşil yakıt da üretmiyor. Sadece Bandırma’da yılda 500 tonluk hidrojen üretiliyor. Onu da zaten Hidrojen Peroksit Tesisi’ne veriyorlar. Türkiye’de yeşil yakıt yok. Üretimi de öyle kolay bir şey değil. Türk armatörünün yapması gereken en önemli şey alternatif yakıta yönelmek. Şu an için biyodizel ama LNG kaçınılmaz olarak hâlâ kapıda duruyor.

LNG yatırımları konusunda Türk armatörlerinin geri kaldıklarını düşünüyor musunuz? Nasıl bir yol çizmelerini önerirsiniz?

Devam edecekler ya da bitecekler. Çünkü rekabet edemeyeceksiniz. Türkiye’den Rotterdam’a yük var. LNG yakan bir gemi teklif veriyor, siz teklif veriyorsunuz. Siz gittiğiniz zaman orada çok ciddi bir ceza ödeyeceksiniz. Rakip gemi ise herhangi bir ceza ödemeyecek. Sonuçta siz o yükü alamayacaksınız. Çok karamsar bir tablo çizmek istemiyorum. Çok akıllı insanlar vardır, şirketlerine bunları anlatan çok iyi yöneticiler vardır. Mutlaka dinleniyordur diye düşünüyorum. Olumlu düşünmeye çalışıyorum. Ama IMO çok daha sert kurallar çıkartacak. Bunlara uyum sağlayamayacak herkesi çok ciddi sıkıntılar bekliyor.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.

Bunu Paylaşın
yesimegeli@marinedealnews.com