Ana sayfa Haberler Kuzey Kutbu yeni Ortadoğu mu oluyor? Türkiye bunun neresinde?

Kuzey Kutbu yeni Ortadoğu mu oluyor? Türkiye bunun neresinde?

0
Eriyen buzullar ile ortaya çıkan enerji kaynakları ve oluşan alternatif ticaret güzergâhları nedeniyle günümüzde jeopolitik açıdan oldukça önemli bir hale gelmiş olan Arktik bölgede pek çok ülke oldukça fazla araştırma ve çalışma yürütüyor.
Gelinen bu noktada Arktik bölgenin öneminin ülkemiz açısından değerlendirilmesi amacıyla 4 Aralık’ta Piri Reis Üniversitesi Deniz Kampüsü Konferans Salonu’nda, Arktik Bölgesinin Siyasi ve Hukuki Önemi ve Türkiye Açısından Değerlendirilmesi konulu panel düzenlendi.
Deniz hukuku ve kutuplar alanlarında uzman akademisyenler Arktik bölgenin siyasi, hukuki ve bilimsel açıdan önemini anlatıp, ülkemizin bu bölge hakkında izlemesi gereken politikalar hakkında görüşlerini paylaştılar.

“Polar Code kuralları, hem Arktik’de hem de Antarktika’da geçerlidir”
Piri Reis Üniversitesi Deniz Hukuku Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğretim Üyesi N. Bülent Sözer, Kuzey Kutbu’nun hukuki süreci hakkında bir konuşma gerçekleştirdi.
Kuzey Kutbu’nun deniz buzullarından oluştuğu için hukuki açıdan bölgeye kıyısı bulunan Arktik ülkelerinin kendi karasuları içerisindeki egemenlik haklarının geçerli olduğunu söyleyen Sözer, ikinci aşamada ise UNCLOS kurallarının geçerli olduğunu; bölgede bu kuralları uygulamayan tek devletin ise ABD olduğunu söyledi. Sözer bölgede ayrıca IMO tarafından hazırlanmış konvansiyonların da prensip olarak geçerli olduğunu belirtti. Sözer, ülkelerin MEB alanlarında kendi tedbir kararlarını uygulayabildiklerini fakat bu kararları alırken Uluslararası Denizcilik Kuralları’na uymak zorunda olduklarını; 1 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe giren Polar Code’un da hem Arktik hem de Antarktika’da geçerli olduğunu dile getirdi.

Piri Reis’in Arktik haritası
Türkiye’nin ilk Arktik seferini gerçekleştiren ekibin başında bulunan İTÜ Kutup Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Burcu Özsoy ise Türkiye’nin Kutup Vizyonu hakkında bilgi verdi.
2015 senesinde İTÜ’de Kutup Araştırmaları Merkezi kurduklarını ve 2017 senesinde 1’inci Ulusal Antarktika seferini icra ettiklerini belirten Özsoy; Kutup araştırmaları kapsamında Tuzla’da Kutup Bilim Evi oluşturduklarını ve şu anda Piri Reis’in bulunan Arktik haritası üzerinde çalışmalar yürüttüklerini, bu çalışmaları da tüm dünyaya duyuracaklarını söyledi.
Özsoy, ilk Arktik seferini 2019 Temmuz ayında gerçekleştirdiklerini ve bu seferde 880 deniz mili yol kat ettiklerini, 14 örnek istasyon oluşturup 14 bilimsel projeyi icra ettiklerini de belirtti.
Türkiye’nin ilk Arktik seferine katılmış Piri Reis Üniversitesi DMYO Öğretim Görevlisi Barbaros Büyüksağnak, Svalbard Anlaşması’nın Türkiye için önemine dikkat çekti.
Büyüksağnak, Norveç’in kuzeyinde yer alan Svalbard adalarında 20’nci yüzyılın başlarında kömür maden yataklarının bulunması ve herkese açık olmayan özel alanların ortaya çıkması ile oluşan anlaşmazlıkların çözüme kavuşturulması maksadıyla 9 Şubat 1920 tarihinde Paris’te Svalbard Anlaşması’nın imzalandığını belirtti.
45 ülkenin taraf olduğu anlaşmaya göre Norveç, adalar üstünde mutlak hâkimiyete sahip. Türkiye’nin henüz bu antlaşmada taraf olmadığını hatırlatan Büyüksağnak, anlaşmaya taraf olan devletlerin vatandaşlarına da eşit haklar tanındığını belirtti.
Anlaşma gereğince taraf olan devletler bölgede; balıkçılık ve avlanma, denizcilik, endüstriyel, madencilik ve ticari alanlarda faaliyetlerde bulunma ve bilimsel çalışmalar yürütme hakkına sahip ancak tüm faaliyetleri düzenlenme yetkisi Norveç’e ait. Büyüksağnak, Norveç’in bu faaliyetleri düzenlerken milliyetleri nedeniyle kimseye farklı muamelede bulunamayacağını belirtti. Svalbard’da uygulanan gelir vergisinin Svalbard Bütçesi adı altında sadece adanın ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanıldığını belirtti ve bölgede askeri faaliyetlerinin hoş karşılanmadığını söyledi.
Svalbard Antlaşması’na depozitör ülke olan Fransa’ya başvuruda bulunan Türkiye’nin antlaşmada taraf olmasını engelleyecek hiçbir durumun bulunmadığını da söyleyen Büyüksağnak, Türkiye’nin bu bölgede varlık göstermek ve bilimsel araştırma yapmak için bu Antlaşmada taraf olmasının önemine işaret etti.

Arktik: Polar İpek Yolu
Piri Reis Üniversitesi Deniz Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi Danışma Kurulu Üyesi Doç. Dr. Levent Kırval ise ‘‘Arktik Bölgesinin Küresel Siyaset Açısından Önemi’’ hakkında bilgi verdi.
Arktik bölgenin 3 kıtayı birbirine jeopolitik açıdan yaklaştırdığını ve oldukça önemli bir kilit bölge olduğunu belirten Kırval, özellikle Soğuk Savaş döneminde ABD ve SSCB arasında bölgede yoğun çekişmeler olduğunu söyledi.
Küresel ısınma sonucu buzulların erimesi ile bölgede maden ve enerji kaynaklarının çıkmasıyla beraber, önümüzdeki 20-30 yıllık dönemde erimenin artması ile bu rezervlerin daha kolay erişilebilir olacağına dikkat çeken Kırval; ulaşım yollarının daha geniş hale gelmesiyle gelecekte jeopolitik ağırlık merkezinin Ortadoğu’dan Arktik bölgeye kayacağı görüşünün giderek arttığını söyledi.
Çinli uzmanların Polar İpek Yolu adını verdikleri bölgede 90 milyar varil petrol (dünya rezervinin yüzde 6’sı kadar), 48 trilyon metreküp doğalgaz (dünya rezervinin yüzde 25’i kadar) ve 44 milyar varil doğalgaz sıvısı tespit edildiğini belirten Kırval, Arktik bölgede bilimsel faaliyetlerde izin veren koruyucu kanunlar bulunmadığından serbest rekabet ortamı olduğunu, çekişmelerin giderek artacağını ve bölgede askeri faaliyetlerin Soğuk Savaş dönemindekine yaklaşacağını vurguladı.
Kırval, bölgede Türk lehçesi kullanan çok sayıda Ural Türk’ünün bulunduğunu, bu nedenle Türkiye’nin bölgede kültürel faaliyetlerde bulunması gerektiğinin ve bölgeye özel politika belirlemesi gerektiğine de dikkat çekti.