Ana sayfa Gündem Küresel satrancın yeni tahtası: Asya-Pasifik 21’inci yüzyılın en büyük jeopolitik sınavı Çin...

Küresel satrancın yeni tahtası: Asya-Pasifik 21’inci yüzyılın en büyük jeopolitik sınavı Çin mi?

0
Asya-Pasifik

Dünyanın sıklet merkezinin doğuya kaydığı bir sır değil. Görünen köy kılavuz istemiyor

Hegemonyanın yüzyıl arayla el değiştirmesine yönelik yinelenen teori, birkaç istisna dışında doğru kabûl edilebilir. Doğru, Çin yükselen değer. Rusya ile stratejik ortak. Bu ikilinin kapasitesi ile ABD’nin tek başına mücadele etmesi mümkün değil. Üstelik Çin sadece ekonomik olarak değil, askeri olarak da büyüyen bir güç. Biden sonrası dönemde ABD’nin bütün hesap ve önceliğinin Çin olduğu açıkça görülüyor. Bu nedenle Asya-Pasifik Bölgesi’ni yakın takibe almakta ve gelişmeleri izlemekte yarar görüyoruz. Zira ülkemize de kaçınılmaz yansımaları olacak.

ABD’nin Çin ile ilişkileri: 21’inci yüzyılın en büyük jeopolitik sınavı
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, dönem içinde ülkesinin dış politika önceliklerini anlatmaya devam etti. ABD’nin bundan sonra demokrasi adına başka ülkelere askeri müdahalede bulunmayacağını veya otoriter rejimleri askeri güçle değiştirmeye kalkışmayacağını söyleyen Blinken ezber bozdu. Bu argümanlara sevinenler de oldu. Lâkin küresel anlamda demokrasiyi teşvik edeceklerini belirterek, “(…) Ama demokrasiyi, pahalı askerî müdahaleler ya da otoriter rejimleri güç kullanarak devirme girişimleri ile yüceltmeye çalışmayacağız. Bu taktikleri eskiden kullandık. Ancak iyi niyete rağmen başarılı olamadılar. Demokrasinin yüceltilmesine kötü bir nam kattı bunlar ve Amerikan halkına olan güveni zedeledi. Biz işleri farklı yapacağız şeklinde konuşan Blinken şüphe uyandırdı.

ABD’nin önceliklerden birinin yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını ile mücadele ve küresel sağlık güvenliği olduğunu anlatan Blinken, küresel ekonomik durgunluğu tersine çevirmenin, demokrasiyi yeniden yüceltmenin de diğer önemli öncelikler arasında olduğunu dile getirdi.

Yeni dönemde ABD’nin askeri güç yerine diplomasiye öncelik vereceği görülüyor. Blinken, özellikle Afganistan ve Orta Doğu’daki müdahalelerden sonra kalıcı bir barış inşa etmede askeri gücün sınırlı bir rol oynadığını gördüklerini kaydederek, “Gelecekte askeri güç kullanmak durumunda kaldığımız zaman bunu sadece hedef ve misyonlarımız açık ve elde edilebilir ise; değerlerimiz, kanunlarımız ile tutarlı ve Amerikan halkının rızası çerçevesinde yapacağız. Ve bunu diplomasi ile birlikte yapacağız” değerlendirmesinde bulundu.

ABD’nin Çin ile mücadelesini önemli bir öncelik olarak gördüklerini belirten Blinken, Çin’in ABD ile ilişkilerini “21’inci yüzyılın en büyük jeopolitik sınavı” olarak nitelendirdi. ABD’nin dünyada, Rusya’dan İran’a, Myanmar’dan Etiyopya’ya kadar birçok sınama ile karşı karşıya kaldığını belirten Blinken, “Ancak Çin’in ortaya koyduğu sınama hepsinden çok farklı” dedi.

ABD’nin Çin ile ilişkilerinin gerektiğinde rekabetçi, gerektiğinde işbirliği eksenli, gerektiğinde ise hasımlık üzerinden olacağını vurgulayan Blinken, “Çin, istikrarlı ve açık uluslararası sisteme ve dünyayı bizim istediğimiz gibi yapan kurallar, değerler ve ilişkilere ciddi bir şekilde; ekonomik, diplomatik, askeri ve teknolojik olarak meydan okuyabilecek tek ülkedir” diye konuştu. Blinken haksız sayılmaz. Sadece Çin’e yönelik aşağıdaki iki veriyi incelediğimizde ABD’nin telaşının yersiz olmadığı sonucuna varıyoruz.

Çin, dünyanın en büyük donanmasına sahip ülke oldu
Yükselen Çin gerçeğinin sadece ekonomik parametrelerle sınırlı olmadığını belirtmiştik. Nitekim ABD Deniz İstihbarat Ofisi’nin ülkelerin deniz savaş gücü üzerine hazırladığı rapora göre, Çin Donanması son 20 yılda 3 kat büyüdü ve 360 savaş gemisi gücü ile dünyanın en büyük donanmasına sahip ülke haline geldi.

Raporda, Çin Donanması’nın gelecek 4 yıl içinde gemi sayısını 400’e çıkarmayı hedeflediği, Çin’in “endişe verici” bir hızla modern savaş gemisi, denizaltılar, uçak gemileri, savaş uçakları, amfibi saldırı gemileri, balistik nükleer füze denizaltıları, büyük sahil güvenlik gemileri ve kutup buz kırıcıları inşa ettiği belirtildi. ABD’nin 297 savaş gemisiyle Çin’in ardından ikinci sırada yer aldığını hatırlatalım.

Çin’in ihracatı yüzde 155 arttı
Çin Gümrük Genel İdaresi’nin açıkladığı verilere göre Çin, ihracatını son bir ayda, Şubat 2020’ye oranla yüzde 154,9 oranında artırdı. Çin’in, 2021 Ocak-Şubat ayları için 60 milyar dolar olarak beklenen ticaret fazlası ise 103,25 milyar dolara ulaştı.

İçinde bulunulan salgın koşullarına karşın Çin’in ihracat verilerinde 5 aydır görülen artış devam etti. İhracat artışı yıllık bazda yüzde 60,6’ya ulaşarak yüzde 38,9 olan beklentilerin oldukça üzerine çıktı. Çin ekonomisinin 2020’de yüzde 2,3 büyüdüğünün altını çizelim. Çin’in ithalat rakamlarında ise Ekim 2018’den bu yana en yüksek oran olan yüzde 17,3 artış görüldü. Tüm dünyanın salgın ile boğuştuğu ve ekonomik olarak zorlandığı mevcut konjonktürde Çin’de kaydedilen ekonomik veriler dikkat çekici. Çin’in birçok kırılgan ülkenin aksine, salgını avantaja çevirdiği görülüyor.

Çin Dışişleri Bakanı Wang: Rusya ve Çin “siyasi virüse” karşı mücadele ediyor
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Rusya ile Çin’in yeni tip koronavirüs salgını sırasında sadece hastalıkla değil aynı zamanda “siyasi virüs” ile de mücadele etmek zorunda kaldığını açıkladı. Yıllık basın toplantısında konuşan Bakan, “Çin ve Rusya’nın yüzyılın salgını karşısında omuz omuza durduğunu ve birlikte çalıştığını gördük. Covid-19 ile birlikte mücadele etmenin yanı sıra, politik virüse karşı da ortak bir çaba gösteriyoruz” ifadelerini kullandı.

Wang Yi’nin “siyasi virüs” ile ortaya attığı bulmacayı çözmek zor olmasa gerek. ABD’nin Çin’e yönelik artan baskısı ve çevreleme çabalarına karşı Çin’in Rusya ile “dik” durmaya devam edeceği anlaşılıyor. Nitekim Wang Yi’nin “Rusya ve Çin’in tüm dünyada güvenilir barış ve istikrarın direği olmaya devam edecek” şeklindeki sözleri bu öngörüyü teyit ediyor.

Stoltenberg: Rusya ve Çin’in yükselişine karşı ABD ve Avrupa birlikte durmalı
Avrupa Parlamentosu’nun Güvenlik ve Savunma Alt Komitesi toplantısına katılan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, NATO’ya yönelik tehdit ve sınamaları “Rusya’nın istikrarsızlaştırıcı tavrı, terörizm, gelişmiş siber saldırılar, yıkıcı teknolojiler, Çin’in yükselişi ve iklim değişikliğinin etkileri” şeklinde sıraladı. “Hiçbir ülke veya kıta bu sınamalarla tek başına yüzleşemez. Ne Avrupa ne de Kuzey Amerika ama ikisi birlikte bunu başarabilir” ifadesini kullanan Stoltenberg, Joe Biden’ın ABD’de başkan seçilmesinden sonra transatlantik ilişkilerde yeni bir dönem için önemli bir fırsat yakaladıklarını söyledi.

AB ile NATO arasında daha güçlü bir işbirliği kurulmasının önemine işaret eden Stoltenberg, “Hepimiz biliyoruz ki, AB vatandaşlarının yüzde 90’ı NATO ülkelerinde yaşıyor. Ancak AB üyesi ülkeler NATO’nun savunma harcamalarının yalnızca yüzde 20’sini karşılıyor. Bu yüzden NATO içindeki güçlü bir transatlantik bağ Avrupa’nın güvenliğinin temel taşıdır ifadelerini kullandı.

Stoltenberg, Çin’i bir hasım olarak görmediklerini, bu ülkenin ekonomilerin gelişmesine katkıda bulunduğunu ancak Çin’in otoriter bir ülke olarak Avrupa değerlerini paylaşmadığını vurguladı. Çin’in ikinci büyük savunma bütçesine sahip ülke olarak modern askerî imkânlara yatırım yaptığını hatırlatan ve Çin’in yükselişinin küresel güç dengesine getirdiği değişime karşı Avrupa ile Kuzey Amerika’nın birlikte durması gerektiğini söyleyen Stoltenberg, “Avrupa da Kuzey Amerika da tek başına yeterince büyük değil ama birlikte dünyanın gayrisafi milli hasılalarının ve askerî gücünün yüzde 50’sine sahipler. Çin’in yükselişi söz konusu olduğunda birlikte durmanın önemi görülüyor” şeklinde konuştu. Israrla vurguluyoruz, Çin meselelerinde NATO’yu daha aktif ve etkin görmeye başlayacağız. 2021 yılında yapılacak NATO Zirvesi ve alınacak kararlar bu nedenle oldukça önemli. NATO muhtemelen, Soğuk Savaş sonrası yaşadığının benzeri bir kırılma ile yüzleşmek durumunda kalacak.

Çin’in artan nüfuzuna karşı reçete Quad İttifakı mı?
ABD Başkanı Biden’ın, Çin’in artan askeri ve ekonomik nüfuzuna karşı oluşturulan ve ABD’nin yanı sıra Japonya, Avustralya ve Hindistan’ın da üyesi olduğu Quad ülkelerinin liderleriyle 12 Mart’ta görüşmesi, akıllara “ABD Quad İttifakı’nı mı canlandırıyor?” sorusunu getirdi.

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada sanal toplantının, Başkan Biden’ın Hint-Pasifik Bölgesi’ne verdiği önemin göstergesi olduğu belirtildi. Toplantıda koronavirüsle mücadele, ekonomik büyüme ve iklim krizi konularındaki işbirliğinin geliştirilmesi gibi başlıkların da kapsandığı vurgulanarak ABD Başkanı Biden’ın Bölge’nin güvenliği ve refahına ilişkin ülkesinin taahhütlerini dile getirdiği ifade edildi.

Çin, Asya başta olmak üzere dünya genelinde giderek daha iddialı bir dış politika izlerken, ABD de bölgedeki müttefikleri ve ortaklarıyla bağlarını güçlendirmeyi önceliyor. Nitekim Quad’ın dört ülkesinden üçü Hindistan, Avustralya ve Japonya, Çin kaynaklı güvenlik meseleleriyle karşı karşıya bulunuyor. Bu ülkelerin arasındaki işbirliği, 2004’te meydana gelen depremin ardından gelişmiş ve ABD’nin de katılımı ile Çin karşıtı stratejik bir yapı halini almıştı. Trump döneminde canlandırılan bu mekanizmayı Biden’ın da önemsediği ve kullanacağı anlaşılıyor.

ABD’li Bakanlar ilk yurtdışı ziyaretlerini Japonya’ya yaptı
Mart ayının önemli gelişmelerinden birisi de ABD Dışişleri Bakanı Blinken ile Savunma Bakanı Austin’in ilk yurtdışı gezilerini 15 Mart’ta Japonya’ya, akabinde Güney Kore’ye yapması oldu. Japonya Dışişleri Bakanı Toşimitsu ile temaslarda bulunan Blinken, Çin’i “baskı ve saldırganlık” kullanmaya karşı uyararak, ziyaretin basit ve önemli ana amacının “ABD’nin iki ülke ittifakına yönelik taahhütlerini yeniden vurgulamak” olduğunu söyledi. Motegi ise cevaben bu ziyareti “Japonya-ABD ittifakının güçlendirilmesine yönelik güçlü bir mesaj verilmesi için büyük fırsat” olarak niteledi. Bölgede uluslararası topluma öncülük edileceğini belirten Motegi’nin, “Hint-Pasifik Bölgesi’nin refahı ve barışın temeli ABD-Japonya’nın ‘sarsılmaz’ ittifakıdır” açıklamasının altını çizmekte fayda var.

ABD ve Japonya’nın çağın temel meselelerine yönelik işbirliğini derinleştirdiğini belirten ve “Kabine düzeyinde ilk yurtdışı durağımızda Japonya’yı seçmemiz tesadüf değil” ifadesini kullanan Blinken’ın “60 yıldan fazladır ittifakımız sadece iki ülke için değil, hem Bölge’nin hem de dünyanın barışı, refahı ve güvenliğinin köşe taşını oluşturmuştur” açıklaması, ABD ile Japonya arasındaki kadim işbirliğin Biden döneminde artarak gelişeceğini gösteriyor.

Austin ve Blinken ikilisinin düzenledikleri Asya-Pasifik turunun Çin’e karşı “güçlü bir caydırıcılık” tesis etmeyi amaçladığı aşikâr. Üstelik bu ziyaret ABD’nin 4 Mart’ta yayımladığı ulusal strateji belgesiyle de uyumlu. Belgede, Çin’in “hızla iddialı” bir konuma geldiğine işaret edilerek, “Pekin yönetiminin ekonomik, diplomatik, askeri ve teknolojik güçlerini birleştirerek istikrarlı ve açık uluslararası sistemi sürekli sınama kabiliyetine sahip olan tek rakip olduğu” belirtilmişti. Belgede Kuzey Kore’nin ise “oyun değiştiren kabiliyet ve teknolojileri takip eden, ABD’nin müttefiklerini ve ortaklarını tehdit eden, bölgesel istikrara meydan okuyan bir aktör” olarak tanımlandığını hatırlatalım.

ABD ve Çin arasında tarihi toplantı: Sert rekabetten memnuniyet duyarız
ABD Dışişleri Bakanı Blinken ile Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan’ın Çinli mevkidaşları ile 19 Mart’ta Alaska’da yaptıkları tarihi toplantı beklenenden daha yüksek tansiyonda geçti. Blinken toplantıda yaptığı konuşmada Çin’in attığı adımlarla, “küresel istikrarı sağlayan kurallara dayalı dünya düzenini tehdit ettiği” iddiasında bulundu. Çin ile ABD’nin kendilerine özgü siyasi rejimlere sahip olduğunu dile getiren Blinken, bu farklılıklara rağmen iki ülkenin iklim ve küresel ekonomi konularında ortak menfaatleri olduğunu söyledi. Sullivan da “Çatışma peşinde değiliz ancak sert bir rekabetten memnuniyet duyarız” mesajını verdi.

Çin’i boğmak imkânsız
Çin Dışişleri Bakanı Yang bu ithamlara çok sert bir üslup ile cevap verdi. Geleneksel Çin sabrının ve dinginliğinin dışına çıkarak küresel istikrar konusunda ABD ve Çin’in sorumlulukları bulunduğunu ifade eden Yang, konuşmasına ABD’yi Hong Kong dolayısıyla uyguladığı yaptırımlar nedeniyle eleştirerek başladı. Blinken’in siber güvenlik konularını da toplantıda gündeme getireceğini belirtmesine cevaben Yang, ABD’nin siber ihlâller konusunda dünyada öncü olduğunu ifade etti ve “Bu konuda başkalarını suçlayamazsınız” iddiasında bulundu.

ABD’nin Çin’e yönelik suçlamalarına da yanıt veren Yang, Çin’in, işgalleri, rejimleri devirmeyi ve başka ülkelerin insanlarını katletmeyi kabul etmediğini söyledi. Hızını alamayan Çinli Bakan, “ABD’nin önce kendi imajını değiştirmesi ve kendi demokrasisini dünyaya ihraç etmeyi bırakması önemlidir. ABD’de çok sayıda insanın ABD’deki demokrasiye olan güveni az” argümanlarını kullandı. Yang ayrıca ABD’nin evrensel değerlerden bahsetmesini de eleştirerek, “Ne ABD’nin kendisi ne de Batı dünyası uluslararası kamuoyunu temsil ediyor” ifadesini kullandı.

Çin’in ABD’nin suçlamalarını kabûl etmeyeceğini söyleyen Yang, son zamanlardaki gelişmelerin iki ülke ilişkilerini benzeri görülmemiş zor bir duruma soktuğunu kaydederek, ABD’nin ülkesine yönelik yaptırımlarına ilişkin de “Çin’i boğmak imkânsız” açıklamasını yaptı.

Müttefikler ve işbirliği yapılabilecek ortaklar
ABD içinde bulunduğu zor durumun farkında. Hegemonik gücü ve devlet kapasitesi Rusya ve Çin ikilisi ile aynı anda baş etmeye yetmiyor. Bu nedenle Biden yönetimi müttefiklerini Çin ve Rusya’ya karşı yanında yer almaya çağırıyor. Bu stratejinin iki sac ayağı var. Bunlar müttefikler ve işbirliği yapılabilecek ortaklar.

ABD müttefik bağlamında öncelikle NATO’nun devreye sokulmasını önceliyor. Bu nedenle Biden sonrası ABD’nin, Trump döneminden farklı olarak transatlantik ilişkileri restore etmeye öncelik vermesi tesadüf değil. ABD Çin’e karşı NATO’nun daha fazla inisiyatif ve sorumluluk almasını istiyor. NATO’nun Avupalı Genel Sekreteri de aynı şekilde düşünüyor. Stoltenberg’in Çin’in yükselişine karşı hiçbir ülke veya kıtanın bu sınamayla tek başına yüzleşemeyeceğini, bunu ancak Avrupa ve Kuzey Amerika’nın birlikte başarabileceğini ifade etmesi tesadüf değil. Muhtemelen bu yaz yapılacak NATO Zirvesi bu nedenle önem arz ediyor.

Zira stratejik konseptini değiştirecek ve NATO 2030 çalışmasını tamamlayacak İttifak, kadrajına Çin’i daha geniş zaviyeden alacak. Elbette Rusya’nın da Avrupalı müttefikler tarafından karşılanması talep edilecek, şüphesiz ABD desteğiyle. Bu nedenle ABD, Almanya’daki kuvvetlerini azaltmaktan vazgeçti. Bir nevi iyi niyet hamlesi. Buna karşın aynı ABD’nin bu mayıs ayına dek Afganistan’daki askerlerini çekme konusundaki kararlılığını dikkatinize sunalım.

Jeopolitik gidişatı belirleyecek aktör: Hindistan
Gelelim sac ayağının diğer tarafına, yani işbirliği yapılabilecek ortaklara. Bu noktada ABD’nin önceliğinin Japonya ve Güney Kore olduğu yapılan ziyaretler ve bu ziyaretlerde kullanılan argümanlardan açıkça görülüyor. Bu ülkelerin yanına Avusturalya da eklenebilir. Bölgede takip edilmesi gereken aktör Filipinler. Malûm mart ayında Duterte, ülkesindeki ABD üslerini kapatmakla tehdit etmişti.

Asya-Pasifik Bölgesi’nde Çin alerjisi olan küçük ülkelerin tutumu elbette önemli lâkin bölgedeki denkleme etki edecek ve jeopolitik gidişatı belirleyecek ülke şüphesiz Hindistan olacak. Son bir yıldır bu duruma ısrarla temas ediyoruz. ABD ile Çin arasındaki küresel bilek güreşinin gidişatını muhtemelen Hindistan belirleyecek. Küresel satrancın yeni tahtası şüphesiz Asya-Pasifik Bölgesi ancak Çin’e karşı oynanan bu oyunda vezirin Hindistan olacağını ilerleyen günlerde yaşayarak göreceğiz.

Her devletin bir özgül ağırlığı vardır
Hindistan jeopolitik öneminin farkında. Hindistan’ın ilk sınavı Rusya’dan alacağı S-400 sistemi olacak. İki ülke arasında anlaşmanın yapıldığı açıklanmıştı. Buna karşın ABD Savunma Bakanı Austin’in sarf ettiği “Hindistan S-400 sistemlerini almadığı için gündemimizde yaptırım meselesi yok” argümanını takdirinize sunuyoruz. Sahi ABD, S-400 meselesinde tıpkı bize yaptığı gibi Hindistan’a da yaptırım uygulayabilir mi? Soruyu tersten soralım, mevcut konjonktürde ABD, Hindistan’ı karşısına alabilir mi? Unutmayalım, her devletin bir özgül ağırlığı vardır. Gücünüzün sınırlarını bilmeli ve ona uygun hareket ederek stratejiler belirlemelisiniz.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.