Konteynerde üçüncü yıl: Ev hâlâ bir vaat

MDN MEDIA
  • |

6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçti. Ancak konteyner kentlerde yaşayan yüz binlerce kişi için “geçici” olarak tanımlanan bu yaşam biçimi kalıcı bir belirsizliğe dönüşmüş durumda. Yeniden inşa edilen kentlerde barınan depremzedeler, bir yandan günlük hayatın zorluklarıyla mücadele ederken bir yandan depremin yarattığı psikolojik ve toplumsal enkazla baş etmeye çalışıyor.

“Depremden önce mahallede herkes birbirini tanırdı, okul yakındı,” diyen üç çocuk annesi Hacer Bahçeci, Hatay’daki konteyner kentte yaklaşık bir buçuk yıldır yaşıyor. Konteyner kentte çok farklı profillerden insanların bir arada yaşadığını söyleyen Bahçeci, özellikle çocuklar konusunda ciddi bir tedirginlik yaşadıklarını ifade ediyor: “Tanımadığınız insanlarla çocuklarınızı aynı okula göndermek insanı huzursuz ediyor.”

Bahçeci, depremlerden sonra kiracı oldukları evden çıkmak zorunda kaldıklarını ve bu süreçte üçüncü çocuğuna hamile olduğunu öğrendiğini anlatıyor. Bir süre Isparta’da yakınlarının yanında kaldıktan sonra Hatay’a dönmüşler. Konteyner kentte sağlık hizmetlerine erişebildiklerini, artık bir sağlık ocağı ve okul bulunduğunu söylüyor. Ancak buna rağmen en büyük beklentileri bir an önce kalıcı bir eve kavuşmak.

6 Şubat 2025’te açıklanan resmi verilere göre Türkiye genelinde yaklaşık 650 bin kişi konteyner kentlerde yaşıyordu. BBC Türkçe’nin edindiği bilgilere göre bu sayı bugün yarının altına düşmüş durumda. Çoğu 21 metrekare olan bu geçici konutlardan öncelikle ev sahipleri, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinesinde inşa edilen kalıcı konutlara taşınıyor. Bakanlığın BBC Türkçe ile paylaştığı verilere göre son bir yılda Türkiye genelinde 200 binden fazla konut teslim edildi; bunların 130 binden fazlası Hatay’da.

Yeni konutlar altyapı yetersizlikleri ve kent merkezlerinden uzak olmaları nedeniyle eleştirilirken, Bakanlık BBC Türkçe’nin bu konulardaki sorularına yanıt vermedi. Bahçeci ise beklentisini şöyle özetliyor: “Hal böyle de olsa evimiz olsun, gerisi önemli değil.”

Hatay’da Romanlar ve Roman gibi yaşayan gruplar (Rom, Dom, Lom, Abdal) depremlerden en çok etkilenen kırılgan gruplar arasında yer alıyor. Bu topluluklarla çalışan Sivil Düşler Derneği Başkanı Erkan Karabulut, yaklaşık üç yıldır bu grupların yoğun yaşadığı bir konteyner kentte kaldığını anlatıyor. Yaklaşık 900 konteynerin bulunduğu bu alanda hem ikamet ediyor hem de dernek faaliyetlerini sürdürüyor.

Karabulut, Roman, Dom ve Abdal topluluklarının deprem öncesinde de yoksulluk, sosyal dışlanma, eğitime erişememe ve işsizlik gibi sorunlarla mücadele ettiğini belirtiyor. Geleneksel mesleklerin yok olmasıyla hurdacılık, atık toplayıcılığı ve temizlik işçiliği gibi güvencesiz işlere yönelen bu gruplar, deprem sonrası bu imkanları da kaybetmiş durumda.

Hurdacılığın yasaklanması, yıkılan evlerle birlikte temizlik işlerinin ortadan kalkması ve şehirde düzenli istihdam yaratacak bir yapının oluşmaması, bu toplulukları tamamen devlet yardımlarına bağımlı hale getirmiş. Karabulut’a göre Hatay’da kamuda çalışan Roman, Dom ve Abdal sayısı yalnızca 17. Bugün bu gruplar, ücretsiz barınma, elektrik ve su hizmetleriyle ayakta kalmaya çalışıyor.

Psikolojik ve toplumsal enkaz

Malatya’da iki engelli çocuğuyla birlikte konteyner kentte yaşayan Nur Doğan, barınma, eğitim ve sağlık alanlarında destek alabildiklerini ancak evsizliğin yarattığı duygusal yıkımın çok ağır olduğunu söylüyor. “Devlet yaraları sarma noktasında ileri safhada olsa bile bizim yüreğimiz her zaman kırgın,” diyen Doğan, eski mahallelerindeki dayanışma duygusunun tamamen kaybolduğunu ifade ediyor.

Malatya Valiliği’nin talebiyle İnönü Üniversitesi tarafından yapılan ve Mayıs 2025’te güncellenen bir araştırma da bu hissin yaygın olduğunu ortaya koyuyor. Çalışmayı yürüten Prof. Dr. Abdullah Korkmaz, deprem öncesinde kente güçlü bir aidiyet duyan Malatyalıların yarısının bugün imkan bulursa göç etmek istediğini belirtiyor. Konutların yer değiştirmesi ve mahalle kültürünün dağılması, sosyal bağların ciddi şekilde zayıflamasına yol açmış durumda.

Hatay’da Katar tarafından inşa edilen bir konteyner kentte yaşayan psikolog Ezgi Harbelioğlu ise üç yıldır “evim” diyebileceği bir yerinin olmamasının ağırlığını taşıyor. Tek odalı konteynerde mutfak ve çamaşır makinesi olmadan yaşadığını anlatan Harbelioğlu, güvenlik kaygılarının da günlük hayatın bir parçası haline geldiğini söylüyor.

Konteyner kentlerde çocukların durumu da ayrı bir endişe kaynağı. Aileler, çocuklarını dışarı bırakacak kadar güvende hissetmediklerini, oyun alanlarının yetersiz olduğunu ve şehirde çocuklara yönelik sosyal alanların neredeyse yok denecek kadar azaldığını dile getiriyor.

Deprem öncesinde yaşadığı Armutlu Mahallesi rezerv alan ilan edilen Harbelioğlu, yeni konutlara taşınma fikrinin umut kadar endişe de yarattığını söylüyor. “Antakya’yı Antakya yapan bence binalardan çok insanlardı,” diyen Harbelioğlu, yıkılan mahallelerin ruhunun ancak insanların yeniden bir araya gelmesiyle canlanabileceğini ifade ediyor.

“Belki fırıncım geri döner, kasabım yeniden dükkan açar, çocukluk fotoğrafçım tekrar gelirse… Binalar aynı olmasa da, zamanla o ruhu yeniden yakalayabiliriz.”

ETİKETLER: ,
Bunu Paylaşın