TBMM’de çözüm sürecine dair bir komisyon kurulması fikri ilk olarak teröristbaşı Öcalan’dan çıktı. Daha sonra Devlet Bahçeli, 100 kişilik bir komisyon kurulması gerektiğini dile getirdi.
Amaç neydi? Meclis yeni yasama yılına girdiğinde, bu komisyonun önerileri üzerine Cumhur İttifakı’nın deyimiyle “Terörsüz Türkiye” sürecinde adımlar atılması ve Meclis’te kararlar alınarak sürecin ilerlemesini sağlamaktı.
Bugüne kadar komisyon ne yaptı?
5 Ağustos 2025 günü faaliyetlerine başlayan bu komisyon, bugüne kadar 15 toplantı yaptı. Bu toplantılarda 128 STK ve kanaat önderi olarak belirlenen kişileri dinlediler.
Neler dinlediklerini hepimiz büyük bir öfke ve üzüntü ile takip ettik.
Bugüne kadar Kürtlerin “eşit yurttaş” olmadıkları, “ezilen ve sömürülen” oldukları, ana dillerini kullanamadıkları, teröristbaşı Öcalan’ın Kürt halkının temsilcisi olduğu, büyük bir lider olduğu, hattâ Atatürk ile bile mukayese edilebilir olduğu, Türk askeri ve polisinin kadınları taciz ettiği, köyleri yaktığı, faili meçhul cinayetler işlediği, Türkiye Cumhuriyeti’nde demokrasinin özellikle işletilmediği bölgelerin olduğu ve daha neler neler…
Tek tek kimin neler söylediğini yazmaya kalksak yüzlerce sayfa olur.
Genel itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti ve onun güvenlik güçlerine iftira ve hakaretler içeren söylemlerin olduğu bir yer hâlini aldı komisyon. Ve çoğunlukla da “buradaki görevimiz dinlemek” diyerek sessiz kalan bir milletvekili topluluğu. Sanki Türk milletinin seçtiği vekiller, Türk milletine ve onun devletine, şanlı ordusuna yapılan hakaretleri, atılan iftiraları dinlemeye gitmişler.
PKK’nın bir terör örgütü olduğunun unutulduğu, teröristbaşı Öcalan’ın sadece bu sürecin değil, bütün Orta Doğu’nun en büyük lideri olduğunun vurgulandığı bir mecranın adı oldu komisyon.
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki ne DEM ne de teröristbaşı Öcalan, Kürt kökenli vatandaşlarımızın temsilcisi değildir. Olamaz ve bu şekilde kabul görmeleri de mümkün değildir.
Sadece PKK terörünün bölgede yarattığı korku ve baskı ikliminin, feodal yapı ile birleşmesinin sonucundan dolayı DEM’in bölgede yoğun şekilde oy aldığı bilinmelidir.
Birinci çözüm süreci, etnik ayrımcılığı körüklemiş, PKK’nın bölgede etkinlik kurmasını sağlamış ve sonucunda 2007’de yüzde 5,5 oy alan bir parti, 2015 yılına gelindiğinde yüzde 13 oy alır hâle gelmiştir.
2023 seçimlerine aynı gözle baktığımızda, 64 milyon seçmenin olduğu ülkemizde 4 milyon 800 bin seçmenin oyunu alan bir partiden bahsediyoruz. Yani yüzde 7,5. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yüzde 34,83, Doğu Anadolu Bölgesi’nde ise yüzde 28,58 oy alan bir partinin bütün bölge adına ipe sapa gelmez şeyler söylemesi ve bütün bölgeyi temsil ettiğini söylemesi akıl tutulmasıdır. Diğer bölgelerde, PKK’nın yarattığı baskı ortamının dışında kalan, kendisini Kürt olarak tanımlayan vatandaşlarımızın DEM’e oy verme oranlarından ise bahsetmek bile yersiz olur. 2023 seçimlerinde sadece yüzde 15’i DEM’i tercih etmiş.
Asıl daha büyük akıl tutulması ise; Cumhur İttifakı ve Ana Muhalefet’tedir. DEM ve teröristbaşını bütün bölgenin ve Kürt kökenli vatandaşların temsilcisi gibi görmek için ellerinden gelen bütün çabayı gösteren Cumhur İttifakı bileşeni AKP ve MHP ile bunlara DEM’i kaptırmama yarışına giren CHP’nin yaşadığıdır.
Bugün yaşanan ise bütün bu saçmalıklardan ortaya çıkan birinci çözüm sürecinin benzeri ve hattâ bir adım daha ötesine geçmiş olan DEM, teröristbaşı ve PKK’nın hadsizliği ve şımarıklığıdır.
Kim ne derse desin! Sürecin başından beri en doğru değerlendirmeleri yapan çözüm süreci bileşeninin PKK olduğunu söylemek acı verici olsa da gerçek.
Sürece diplomatik olarak uyum sağladı, örgütün lağvedildiğini açıkladı, gösteri şeklinde 30 kalaşnikofu yaktı ve muhatap alınmanın verdiği bütün avantajları kullandı.
PKK kadar süreci yönetemeyen ve hâkim olamayan partilerin olduğu bir meclisten çözüm beklemek hayâl ötesi.
Gidişat şunu gösteriyor: Bu çözüm süreci de devleti ve milleti yaralayarak fiyasko ile biter. Sonucunda DEM biraz daha meşruiyet kazanmış şekilde süreçten çıkar, Selahattin Demirtaş kafa karışıklığı sağlayarak muhalif oyların bölünmesi maksadıyla serbest bırakılabilir ve bir sürecin daha sonuna gelinir. Yüce Türk Milleti sonra tekrar “rabia” ve “kurt” işaretleri ile hiçbir şey olmamış gibi uyutulmaya çalışılır.





