Ana sayfa Haberler Deniz Savunma Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 48’inci yılında: QUO VADIS Yunanistan?

Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 48’inci yılında: QUO VADIS Yunanistan?

0
QUO vadis Yunanistan?

Deniz Kurmay Yarbay (E) Özhan Bakkalbaşıoğlu, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 48’inci yıldönümünde Yunanistan’ın son dönemde Türkiye’ye yönelik kışkırtma içeren söylemlerini ve Türkiye’nin hukuki çerçevede atması gereken diplomatik adımları MarineDeal News’e özel kaleme aldı

20 Temmuz tarihinde Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 48’inci yılını kutlayacağız.

Türkiye’nin jeopolitiğini değiştiren, Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerimizin korunmasında bir dönüm noktası olan bu harekât 48 yıldır Ada’da kan dökülmeden barış içinde yaşanmasını da sağlamıştır. Bugün, Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerimizin korunması, MEB‘leri KKTC’yi de içine alacak şekilde çizmemiz ve Mavi Vatan sınırlarımızın tespiti bu harekât sonucunda oluşmuştur.

Doğu Akdeniz’in uçak gemisi olan Kıbrıs, Orta Doğu ile Süveyş Kanalı’nı kontrol eden bir konumdadır. Artık bu bölgede Türkiye de aktif duruma geçmiştir. Bu durum bölge ülkeleriyle olan ilişkilerimizi farklı boyutlara taşımaktadır. Hidrokarbon rezervleri emperyalist ülkelerin tekelinden kurtaracak politikaların gelişmesine neden olmuştur. Kıbrıs Barış Harekâtı Türkiye’nin bölgesel gücünü artırmıştır. Yorumlara açık ani bir karar ile Türkiye’ye Suriye krizi ile içte ve dıştaki (yeni) cepheler aynı ayrılıkçı güçler için açılmıştı. Şimdi Türkiye başarı sağladıkça önüne yeni sorunlar ısıtılarak getirilmektedir. Yunanistan olayı kanımca budur. Türkiye’yi iki cephede sorunlarla tutmak ve gerekirse savaştırmaktır. Güçsüz bir Türkiye yaratılıp Doğu Akdeniz ve bölgemizde emperyalist güçlerin istediği gibi kaynaklardan yararlanmasıdır. Aslında bu politika Türk /Osmanlı İmparatorluğu zamanında da oynanmıştı. Doğu’da Safevi/İran devleti ile sorunlar çıkarıp savaştırmak, barış sağlandığında bu sefer Batı’da Avusturya/Rusya ile aynı oyunu oynamak. İki cepheli sorun ve savaşlar devletlerin istemediği bir durumdur. Yunanistan’a yaptırılan budur. Zavallı Yunan halkına acıyorum hem büyük bir mali borçlanmaya giriyorlar hem de maceraya. Komşuluk görevi olarak bizden hatırlatması. Fıkra bu ya Miçotakis ile Paşinyan konuşuyorlarmış…

Miçotakis: Türkler o kadar güçlü değil…

Paşinyan: İnan beni de böyle kandırdılar!

Tarihin hiçbir döneminde bir Yunan adası olmayan Kıbrıs ne yazık ki Türkiye’nin zaman içindeki yanlış politikaları ve haklılığını anlatamama nedeni ile Yunanistan’ı adaya müdahil etmiştir. Kurulduğundan bu yana her zaman büyük devletlerin arkasına sığınıp politikalar geliştirmiş ve hep çıban başı olarak ortaya çözmek istemediği bir sorun çıkarmıştır. Aslında sorunu kendisi yaratmaktadır. Türkiye odaklı bir iç ve dış politika sürdürmesi sonucunda dış yardımlarla yaşamaya çalışmıştır. AB en sonunda bu oyunu görmüş parasını kurtarmak için Yunanistan’ı mali yönden bağlamıştır. Zaman içerisinde Türkiye’ye yönelik sinsi politikalarını sürdürerek hakkı olmayan birçok durumda pasif dış politikamız sayesinde haklı duruma geçmiştir. Batı dünyasının bu aymazlığını ve körlüğünü de anlamamız pek mümkün değil. Tek nedenin bizim Türk olmamız ve asırlarca Avrupa’yı yönetmemizden kaynaklandığı çok açıktır. Bu bağlamda baktığınızda NATO’ya üye olmamız Batı’nın kendini koruması için kenar kuşağı tesis etmekten başka bir şey değildir. AB ise vakit geçirmektedir asla ve asla üye olmamız görülmemektedir. Bir de coğrafyamızda yalnızlaşmamız Yunanistan’a yaramıştır ve Batı dünyasının bu tutumunu iyi değerlendirerek gerekli desteği almaktadır. Amacı aslında açıktır. Megali İdea’yı hangi zaman diliminde olursa olsun gerçekleştirmektir. Batı dünyası o hayâlini Yunanistan’a hiçbir zaman vermeyecek ama Türkiye’nin güçsüz kalmasını isteyecektir.

1974’te Türkiye’nin o günkü durumu ile bile Kıbrıs Barış Harekâtı’nı yapması hiç beklenmeyen bir durumdu. 15 gün Ege ve Akdeniz’de tatbikat yapılması,  materyal ve personel yorgunluğuna rağmen harekât emrinin alınmasından sonra 120 saat içinde Deniz Kuvvetlerimiz harekâta hazırdı. TCG KOCATEPE ile büyük bir diyet ödendi. ABD’nin amacı Makarios’un devrilmesiydi ve harekâta pek müdahil olmadı ancak olmuş gibi davrandı. İş bitti Türkiye Kıbrıs’ta “işgalci ve haksız” bir duruma sokuldu. Bu da yetmedi ABD ambargo koydu. Bugün harp sanayimizin bu güçte olmasının nedeni bu ambargoydu. Ancak sözde işgalci iddiaları üzerinden Yunanistan durumu fırsata çevirip zaman içinde iyi kullandı. Öyle ki, Başbakan Miçotakis elinde Mavi Vatan haritası ile kapı kapı dolaşıp Türkiye’yi şikâyet etti ve ABD Kongresi’nde ayakta alkışlandı. Afganistan Başbakanı Karzahi de ayakta alkışlanmıştı. Doğu Akdeniz’de kıyısı olmamasına rağmen hak iddia etmeye, Türkiye’nin sert müdahalesi sonunda Batıya sığınarak kendilerine göre olası bir Türkiye’nin saldırısına destek aradı. ABD bu fırsatı şöyle değerlendirdi, güya bize gözdağı veriyordu ama önce Yunanistan’ı küçük Amerika’ya çevirdi, sayısız üs kurdu asker ve malzeme yığdı, gerekçesi ise güya Rusya idi. Yunanistan’ı Rusya’nın birinci hedefi haline soktu.  Bununla da yetinmedi Doğu Akdeniz’de menfaatleri bozulan AB ülkelerini de işin içine soktu.

Şimdi ne olacak bunu irdelememiz gerekli. Yunanistan çok sayıda araç ve silah aldı, ülkesini ABD’ye ipotek etti. Tek bir mermi, tek bir zırhlı araç ve tek bir gemi bile yapacak alt yapısı olmayan bu ülke ne bulduysa aldı, Yunan halkı borçlandı, çok büyük bir dış borçları var. Güçlendi mi peki? Bence hayır çünkü alt yapısı ve nüfusu müsait değil ama “güçlüyüm ve ABD beni hep destekleyecek” hayâli içinde öyle zannediyor. “Küçük Asya” felaketini anlaşılan çabuk unutmuşlar. Türkiye’nin jeopolitik konumu, Rusya ile olan ilişkiler, Montrö Sözleşmesi ve bölgesindeki güç ağırlığı göz önünde bulundurulduğunda ABD’nin tercihi dikkate alınmalıdır. Ukrayna savaşında Rusya’ya ambargo uygulamamamız, hava sahasını kapatmamamız gibi stratejik kararlara ABD pek ses çıkaramadı. Çünkü Türkiye kaybedilmesi göze alınamayacak konumdaki bir devlettir. Yunanistan’ın bu gerçeği anlaması gerekli. Ama hâlâ “Türk tehdidi” silahına sarılıp kullanmaktalar. O kadar ki Yunanistan Meriç Nehri’nde 32 metre eninde bir kanal açtı. Batı’ya, sözde “saldırganlığımızı” göstermek için aldığı tedbir. Açmasına gerek yoktu. Atatürk Lozan’da, Yunanistan’ın vereceği tazminatı istememiş, karşılığında KARAAĞAÇ Bölgesi’ni almıştır. Bu bölge Meriç Nehri’nin karşı kıyısıdır. Nehir geçişi yapmadan kuvvetlerimizin geçiş noktası olan stratejik bir toprak parçasıdır ve kuzeyden Yunanistan’a hâkimdir. Atatürk’ün nasıl bir öngörü sahibi olduğunu yeri gelmişken bir kere daha bu bilgiyle vurgulamış olalım.

Yunan silahlı kuvvetlerinin komuta kademesinde çalışmış “İstanbul köprülerini uçaklardan atılacak 3 füze ile imha edeceklerini” söyleyen subayların olması kendi açılarından endişe vericidir. Miçotakis’in devamlı Türkiye’yi tahrik edici diplomasi yapması bir yere kadar hoş görülür ama Türkiye’nin sabrını test etmek hiç iyi değildir.

Neden Yunanistan bu yolu seçiyor? Çünkü Uluslararası hukuk kurallarına göre mahkemelerde haksız çıkacak. Bu nedenle bir Türkiye tehdidini kullanıp türbinlere oynuyor. Peki Türkiye ne yapıyor? Çok geç kalıyor ama argümanları haklılığını kanıtlayacak güçte. Bunu kullanmamız gereklidir. Lozan Antlaşması’na göre özellikle gayri askeri statüdeki adaların silahsızlaştırılmasındaki haklılığı, EGEAYDAAK, Yunanistan’ın dünyada benzeri olmayan karasuları sınırından farklı bir hava sahası kullanması, Batı Trakya Türklerinin Türk kimliği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde kabul edilmesine rağmen uygulanmaması, Kıta sahanlığı tespitinde dünyada bir çok örneği olmasına rağmen sonuçlanmaması, Doğu Akdeniz’de MEB tespitindeki dünya örneklerinin dikkate alınmaması, içişlerimiz olan ve YÖK’e bağlı çalışması gereken Ruhban okulunun ısrarla bağımsız olmasının istenmesi verilebilecek örneklerden bir kaçıdır.

Türkiye tüm bu konuların uluslararası hukuk çerçevesinde çözümü için adımları atmalıdır. Yunanistan’ın bir yanlışlık yapıp savaş başlatmasına mâni olmak mühimdir. Bu en çok Yunanistan’ın zararınadır. Kendi silahını ve cephanesini kullanan kendi elektronik sistemlerini uygulayan Silahlı Kuvvetlerimizin (TSK) 1974 Harekâtı’nda geçirdiği sıkıntı ve engellemeler bugün yoktur.

O zaman soruyorum: QUO VADIS Yunanistan?

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.