Küresel piyasalarda son dönemde yaşanan gelişmelere baktığımızda, aslında fiyatlamaların yalnızca ekonomik verilerle değil; aynı zamanda jeopolitik riskler, enerji güvenliği, lojistik dengeler ve yeni dünya düzenine yönelik güç mücadeleleriyle şekillendiği oldukça net bir şekilde görülüyor. Özellikle ABD ile Çin arasında gerçekleştirilen görüşmelerden tam anlamıyla güçlü ve somut bir diplomatik sonuç çıkmamasına rağmen tarafların süreci kontrollü ve uzlaşmacı bir zeminde götürmeye çalışması, kısa vadede piyasalar adına kısmî bir rahatlama yarattı. Ancak bu durum, küresel sistemdeki kırılganlığın ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Tam aksine, mevcut tablo bize dünyanın artık çok daha hassas, çok daha kırılgan ve çok daha hızlı reaksiyon veren bir ekonomik düzen içerisine girdiğini gösteriyor.
ABD–İsrail–İran hattında yaşanan gerilim her ne kadar son günlerde görece daha sakin bir görüntü verse de bölgedeki tansiyonun yeniden yükselebilme ihtimâli oldukça güçlü duruyor. İsrail’in Lübnan eksenli yeni hamleleri, İran’ın Körfez bölgesindeki stratejik söylemleri veya ABD’nin Hürmüz Boğazı çevresindeki askerî konumlanmasını artırabilecek olası adımlar, yalnızca bölgesel değil küresel ekonomik dengeler açısından da ciddi riskler taşıyor. Çünkü artık modern dünyada savaşlar sadece cephelerde yaşanmıyor; enerji koridorlarında, lojistik ağlarında, limanlarda, deniz yollarında ve tedarik zincirlerinde de yaşanıyor. Bugün petrolün üretilebiliyor olması tek başına yeterli değil. O petrolün güvenli şekilde taşınabilmesi, sigortalanabilmesi, rafinerilere ulaşabilmesi ve nihai tüketiciye aktarılabilmesi gerekiyor. Tam da bu nedenle jeopolitik risklerin artması, yalnızca enerji fiyatlarını değil; küresel taşımacılığı, navlun maliyetlerini ve dolaylı olarak enflasyonu da yukarı yönlü baskılıyor.
Bu noktada son dönemde tekrar önem kazanmaya başlayan Baltık Kuru yük Endeksi (BDI) kritik bir gösterge hâline geliyor. Çünkü BDI yalnızca bir taşımacılık endeksi değil; aynı zamanda küresel ticaretin nabzını tutan öncü göstergelerden biri olarak kabul ediliyor. Demir cevherinden kömüre, tahıldan sanayi emtialarına kadar birçok ürünün taşınma maliyetini ölçen bu endeks, dünya ekonomisindeki lojistik sağlığın en önemli göstergelerinden biri niteliğinde. Özellikle navlun fiyatlarında yaşanabilecek sert yükselişler, yalnızca taşımacılık maliyetlerini artırmakla kalmaz; aynı zamanda üretim maliyetlerini, sanayi girdilerini ve tüketici fiyatlarını da doğrudan etkiler. Bu nedenle BDI’daki yükseliş eğilimi, önümüzdeki süreçte küresel enflasyonun yeniden yukarı yönlü baskılanabileceğine dair önemli sinyaller veriyor.
Öte yandan Çin tarafında tablo dikkat çekici şekilde farklı ilerliyor. Çin ekonomisi her ne kadar zaman zaman iç talep sorunları, emlak krizi ve işsizlik gibi başlıklarla baskı altında kalsa da üretim gücü, sanayi altyapısı, teknoloji yatırımları ve enerji diplomasisi sayesinde küresel sistem içerisindeki ağırlığını artırmaya devam ediyor. Özellikle Çin’in alternatif ticaret koridorları oluşturma çabası, enerji anlaşmaları ve üretim kapasitesini koruyabilmiş olması, ABD tarafındaki baskıya rağmen elini güçlü tutuyor. Trump yönetiminin yaklaşan ara seçim süreci öncesinde daha kontrollü ve dengeli bir strateji izlemeye çalışmasının altında da aslında bu gerçek yatıyor. Çünkü ABD ekonomisinde açıklanan makro veriler, büyüme tarafında istenilen ivmenin tam olarak yakalanamadığını gösterirken; yüksek faiz ortamının ekonomik aktivite üzerinde baskı oluşturmaya başladığı da giderek daha net hissediliyor.
Avrupa Birliği tarafında ise en temel kırılganlık enerji bağımlılığı olmaya devam ediyor. Özellikle Almanya başta olmak üzere Avrupa sanayisinin enerji maliyetleri nedeniyle rekabet gücünde yaşadığı aşınma, üretim tarafında daralmaları beraberinde getiriyor. Buna ek olarak Avrupa Birliği’nin kendi içinde siyasi birlik konusunda hâlâ tam anlamıyla ortak bir refleks oluşturamaması, göç politikalarından savunma stratejilerine kadar birçok başlıkta fikir ayrılıklarının devam etmesi, bölge ekonomisini kırılgan hâle getiriyor. Avrupa’nın hem enerji hem de üretim tarafında dışa bağımlı yapısı, jeopolitik risklerin arttığı dönemlerde bölgeyi çok daha hassas bir noktaya taşıyor.
Böylesine kırılgan ve çok katmanlı bir küresel atmosfer içerisinde yatırımcı davranışlarında da daha temkinli ve seçici bir sürece girildiği görülüyor. Özellikle değerli metaller tarafında geçtiğimiz dönemde yaşanan güçlü rallilerin ardından fiyatlamalar artık daha kontrollü ve daha sıkışık bant hareketleriyle devam ediyor. Altın tarafında ons bazlı 4700–4800 dolar bandı aşılamadığı sürece aşağı yönlü baskının bir miktar daha devam etme ihtimâli korunuyor. Bu süreçte 4350–4270 bandına doğru geri çekilmeler gündeme gelebilir. Ancak söz konusu bölgenin aynı zamanda orta ve uzun vadeli yatırımcı açısından güçlü bir denge alanı oluşturduğunu düşünüyoruz. Özellikle bu bandın aşağı yönlü kırılmaması durumunda altının uzun vadeli yukarı yönlü trendini korumaya devam edeceğini söylemek mümkün.
Gümüş tarafında ise 70–74 dolar bandı kritik önem taşımayı sürdürüyor. Sanayi metalleri, yenilenebilir enerji yatırımları, yapay zekâ teknolojileri ve iletken sektöründeki gelişmeler düşünüldüğünde gümüşün stratejik öneminin devam ettiği görülüyor. Bu nedenle söz konusu destek bölgesinin korunması halinde yukarı yönlü potansiyelin devam etmesi beklenebilir. Özellikle 81 dolar üzerindeki aylık kapanışlar, gümüş tarafında yeni bir yükseliş dalgasının ivme kazanmasına neden olabilir. Ancak hem altın hem de gümüş tarafında geçtiğimiz yılın son dönemlerinde gördüğümüz sert ve agresif yükselişlerden ziyade, daha kontrollü, daha sıkışık ve zamana yayılan fiyat hareketlerinin ön planda olacağı bir döneme girildiğini düşünüyoruz.
Parite tarafında ise dolar endeksindeki zayıflamanın etkileri dikkat çekiyor. Euro/dolar paritesinde 1.16 seviyesi üzerindeki kalıcılık korunurken orta vadede 1.21 hedefinin masada kalmaya devam ettiğini düşünüyoruz. Sterlin/dolar tarafında ise 1.33 seviyesi üzerindeki tutunma hareketi önemli. Bu bölge üzerindeki fiyatlamaların devam etmesi durumunda 1.35 seviyesine doğru yeni yükselişler görülebilir. Uzun vadede ise İngiltere Merkez Bankası’nın politikaları, küresel faiz dengeleri ve doların rezerv para statüsüne yönelik tartışmalarla birlikte 1.40 bandına doğru potansiyelin korunabileceğini değerlendiriyoruz.
Yurt içi piyasalarda ise Borsa İstanbul’un küresel risklere rağmen görece daha dirençli bir görünüm sergilediği dikkat çekiyor. Daha önce hedef bölge olarak paylaştığımız 15.150 seviyesi test edilirken, bu bölgeden sonra doğal kâr satışlarının yaşanması piyasa dinamikleri açısından olağan karşılanmalı. Ancak 14.100 ve 13.850 bandı aşağı yönlü kırılmadığı sürece Borsa İstanbul’da yukarı yönlü ana potansiyelin korunduğunu düşünüyoruz. Özellikle 16.240 ve devamında 17.000 seviyelerine yönelik beklentiler orta vadede canlılığını sürdürüyor.
Sektörel bazda değerlendirildiğinde ise dünyanın yeni ekonomik düzeninde stratejik öneme sahip alanların yeniden ön plana çıktığı görülüyor. Savunma sanayi şirketleri, enerji güvenliği üzerine çalışan kurumlar, alternatif ve yenilenebilir enerji yatırımları yapan şirketler ile gıda-perakende-tarım zincirini aynı yapı içerisinde bulunduran şirketlerin önümüzdeki süreçte daha fazla dikkat çekmesi sürpriz olmayacaktır. Çünkü yeni dünya düzeninde yalnızca finansal güç değil; enerjiye erişim, gıda güvenliği, üretim kapasitesi, lojistik sürdürülebilirlik ve savunma teknolojileri de ülkelerin ve şirketlerin gelecekteki değerini belirleyen ana unsurlar hâline gelmeye başladı diyebiliriz.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





