Ana sayfa Editörün Seçtikleri Jeopolitik kaynama noktası: Afganistan

Jeopolitik kaynama noktası: Afganistan

0
Afganistan

Jeopolitik bir kaynama noktasına evrilen Afganistan, Orta Çağ karanlığına gömülürken ülkeden kaçan Afganlar kaosa sebep oldu. Söz konusu düzensiz göç olunca; insan hakları, demokrasi vb. kavramlar Batı’da rafa kaldırıldı. Uluslararası Göç Örgütü rakamlarına göre, Türkiye’de ikâmet eden göçmen ve mültecilerin sayısı 3,9 milyon

11 Eylül 2001 saldırılarından sonra Afganistan’ı işgal eden ABD, Taliban’la yaptığı anlaşma sonrası 30 Ağustos’ta apar topar geri çekilmesini tamamladı. Tüm dünyanın şaşkın bir şekilde takip ettiği geri çekilme öylesine plansız ve programsız bir görüntü sergiledi ki akıllarda ülkelerini terk etmek için birbirini ezen Afganların ve ABD’nin geride bıraktığı harp silah araç ve gereçlerinin görüntüsü kaldı. 20 yıldır Afganistan’da bulunan Batılı ülkelere çalışan yerel Afganların, Taliban korkusu ile ülkelerini terk edebilmek için sergiledikleri acıklı görüntüler hafızalara kazındı.

Ülkeden kaçmak için beyhude gayret sergileyen çaresiz insanların ve hatta uçaktan düşen bedenlerin görüntülerinin dehşetle izlendiği Afganistan’da artık tam bir kaos havası hâkim. Taliban, ülkede adeta bir korku iklimi yarattı ve bu durum kaçınılmaz olarak küresel bir hipnozu tetikledi. Tüm dünyanın gözleri önünde Afganlar kaderlerine ve Taliban’ın insafına terk edildi.

Milli bilince sahip olmamak ya da bu bilinci yitirmek eşittir felaket
ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerin çekilmesi esnasında Afganistan ordusu kısa sürede çökerken, Taliban ciddi bir direnişle karşılaşmadan Kâbil’e girdi. Afganistan ordusunun şaşırtıcı bir şekilde dağılması şok etkisi yarattı. 20 yıldır NATO tarafından sözde eğitilen ve donatılan sayıca ve görece üstün Afganistan ordusunun çaresizliği ve korkaklığı milli bilince sahip olmayan ya da bu bilinci yitiren bir ulusun başına nelerin gelebileceğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Lejyoner kılıklı besleme Afgan ordusuna 20 yıldır boşuna yatırım yapıldığı hayretle gözlendi.

Savaş kazanan ordu(!) edasıyla ülkede kontrolü ele geçiren Taliban mensuplarının tutumları, davranışları, sergiledikleri tavırları ve konuşmaları hayret ve endişeyle takip edildi. Koca koca adamların kalaşnikoflarla çarpışan otolara binmeleri aslında birçok sorunun cevabını veriyordu. Durum sosyolojik, psikolojik ve teokratik yönlerden mutlak suretle incelenmeli.

Diğer taraftan Taliban’ın akıcı bir şekilde İngilizce konuşan ve eğitimlerini ‘‘Batı’’da aldıkları anlaşılan az sayıdaki yöneticinin durumu ise kafalarda tereddüt yarattı. Sözde yıllardır dağlarda yaşayan bu kitlenin İngilizce pratiklerini nasıl yaptıkları (!) ve “native speaker” kıvamına nasıl evrildikleri anlaşılamadı! Bu beslemelerin kimler tarafından, ne zaman ve hangi amaç için yetiştirildikleri kuşkusuz bir gün ortaya çıkacaktır. Yaşanan bu süreç esnasında Taliban, kadın hakları başta olmak üzere birçok konuda uluslararası topluma ılımlı mesajlar vermeye gayret etse de küresel kamuoyu tarafından şüpheyle izleniyor.

Taliban eşittir takiyye
Örneğin ABD Dışişleri Bakanlığı, Taliban’ın kontrol ettiği Afganistan’da yeni kurulan hükümetin ancak belli kriterleri karşıladıktan sonra tanınabileceğini açıkladı. Avrupa Birliği (AB), Taliban’ın sözlerine değil eylemlerine göre hareket edileceğini duyurdu. Tehlikenin farkında olan ve Sovyetler ile ABD’nin başına nelerin geldiğini gören Çin, iletişim kapısını açtı ve Taliban ile görüşmeler başladı. Dersini iyi aldığı gözlenen Rusya, geçmiş hatalarını tekrarlamayacağını hissettirdi ve ihtiyat butonuna bastı. Fransa ise çok net bir çıkış yaparak Taliban’ı yalan söylemek/takiyye yapmakla itham etti ve asla tanımayacağını açıkladı.

Tüm bu yaşananlar ve dinamik işleyen süreç Afganistan’ı jeopolitik bir kaynama noktasına evirdi. Ülke geri dönüşü olmayan bir yola girdi. Orta Çağ’ın karanlığına gömülmesi muhtemel Afganistan, herkesin kaçmak istediği bir ülke hâline geldi. Kuşkusuz bu durum Avrupa başta olmak üzere tüm dünyayı yeni bir göç dalgası tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı. Konformist Batı’ya endişe hâkim oldu.

Taliban eşittir evrensel yoksulluk
Birleşmiş Milletler (BM) Kalkınma Ajansı, Afganistan’ın yerel toplulukları ve ekonomilerini desteklemek için acil çabalar gösterilmezse, ülkenin gelecek yılın ortasında “evrensel yoksullukla” karşı karşıya kalacağını duyurdu. BM Kalkınma Programı (UNDP), Taliban’ın Afganistan’da yönetimi ele geçirmesinin, “20 yıllık istikrarlı ekonomik kazanımları riske attığını” kaydetti. Durumun vahameti bu minvalde…

Yeni bir jeopolitik silah eşittir göç
Tuhaf bir paradigma. Ülkesini terk etmek isteyen tümü Müslüman Afganlar çıkışı ve kaçışı Batılı ülkelerde arıyor. Sosyolojik açıdan incelenmesi gereken bir durum. Dini hassasiyetini ön planda tutan lâkin bir şekilde ülkesini terk etmek isteyen Müslümanlar nedense her daim Batı’ya göçmek istiyor. Arabistan Yarımadası’na ya da Orta Doğu’ya göçmek isteyenler nedense yok hükmünde. Görece daha modern olan Türkiye dahi popüler bir destinasyon görüntüsü sergiliyor ülkesini terk eden kaçkınlar için.

Birçoğu için Avrupa’ya geçiş güzergâhı olarak görülen ülkemiz, yoğun ve ağır bir mülteci tehdidi altında. Ülkemizin kısa-orta vadede demografik yapısına halel getirme potansiyeline sahip bu kaçkın yığınlarının ülkemize verdikleri zararlar saymakla bitmiyor. Gelinen noktada artık ülkemizde istenmiyorlar. Avrupalı devletlerin bu konudaki tutumları ise net. İnsan hakları, demokrasi vb. kavramlar, söz konusu düzensiz göç olunca rafa kalkıyor. Kimse ülkesinde bu kaçkınları istemiyor.

Batılı ülkeler medeniyetlerini ve zenginliklerini paylaşmayı göze alamıyorlar. Sadece ve sadece eğitimli, nitelikli kaçkınlara kapılar açılıyor. Hristiyan kaçkınlara öncelik veriliyor. Birçok insan kabul edilebilmek uğruna dinini hatta ismini değiştiriyor. Lâkin bu gerçekler kamuoyundan saklanıyor. Demokrasi havarisi Batılı ülkelerde oto sansür uygulanıyor. AB, parasını vermek kaydıyla bu kaçkınları misafir edecek ülke arayışlarını hızlandırıyor. Maalesef ülkemiz bu yaklaşım neticesinde popüler bir göçmen durağı hâline getirilmek isteniyor. Telkinler bu istikamette yapılıyor.

2,6 milyon Afgan mülteci eşittir kaos
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) rakamlarına göre, 2020’nin sonunda iltica sürecine girmemiş veya bu süreci tamamlamamış yaklaşık 2,6 milyon Afgan mülteci bulunuyor. Afgan mültecilerin yüzde 85’i Afganistan’ın komşu ülkeleri İran ve Pakistan’da bulunuyor. 2020 verilerine göre, Almanya en fazla Afgan mülteciye ev sahipliği yapan üçüncü ülke konumunda. Afgan mültecilerin 148 bini, yani yüzde 5,5’i Almanya’da bulunuyor.

Avusturya, Fransa ve İsveç, Avrupa’daki Afgan mülteciler için diğer önemli destinasyonlar arasında. AB’nin son raporuna göre, 2021 yılının ilk çeyreğinde AB’de yaklaşık 7 bin Afgan’a kalıcı veya geçici yasal statü verildi. Bunların en az 2 bin 200’ü Yunanistan’da, bin 800’ü Fransa’da, bini Almanya’da ve yaklaşık 700’ü İtalya’da bulunuyor.

Afganistan Taliban

Fransa ve Almanya, Afgan sığınmacıları en çok reddeden ülkeler olarak öne çıkıyor. Avustralya’da 11 bin Afgan mülteci bulunuyor. Bu sayı Birleşik Krallık, Hindistan ve ABD’de bulunanların sayısını aşmış durumda. ABD, ülkedeki askeri görev sırasında Washington Hükümeti ve diğer kuruluşlarla birlikte çalışan Afganlar için programını genişletti. ABD, 2021’de 500’e yakın Afgan mülteci kabul ederken, 2020 mali yılında 600 ve 2019 mali yılında bin 200 mülteci kabul etti.

Uluslararası Göç Örgütü rakamlarına göre, Türkiye’de ikâmet eden göçmen ve mültecilerin sayısı 3,9 milyon ve bunların yüzde 90’ını Suriyeliler oluşturuyor. Türkiye’nin Kâbil Büyükelçiliği’ne son süreçte en az 300 bin kişinin vize müracaatında bulunduğu ortaya çıktı. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 12 Ağustos 2021 rakamlarına göre, bu yıl 29 bin 118 Afgan düzensiz göçle Türkiye’ye geldi. Bu sayı 2019’da 201 bin 437, 2020’de ise 50 bin 161 idi. 2018’de 100 bin 841, 2017’de 45 bin 259, 2016’da 31 bin 360, 2015’te 35 bin 921, 2015’te 12 bin 249 kaçak Afgan Türkiye’de yakalandı.

Afganistan eşittir korkunç bilanço
Bakınız, ABD’nin 11 Eylül 2001’deki terör saldırılarının ardından Afganistan’a girişi sonrası şimdiye kadar 172 binden fazla kişi yaşamını yitirdi. ABD, 20 yıl süren savaşta 2 bin 448 Amerikan askerini kaybederken, ABD için çalışan ve hayatını kaybeden Afganların sayısı da 3 bin 846 olarak kayıtlara geçti.

Savaştan en fazla etkilenenler ise Afgan siviller oldu ve 47 bin 245 Afgan savaşta hayatını kaybetti. Taliban karşısında yenilgiye uğrayan Afgan ordusunda 66 bine yakın asker hayatını kaybederken, Taliban ve diğer muhalif savaşçılar tarafında ise 51 bin 191 kişi öldü. Afganistan’da görev yapan NATO ve diğer ülkelerden ise bin 144 asker hayatını kaybetti. Öte yandan Afganistan’da şimdiye kadar 400’ün üzerinde insani yardım çalışanı ve 70’den fazla gazeteci yaşamını yitirdi. 

ABD’nin 2020 itibarıyla borçlanarak finanse ettiği Afganistan ve Irak savaşlarının maliyeti 2 trilyon doları geçti, 2050’ye kadar bu borçlanmanın faizinin 6,5 trilyon doları bulacağı hesaplanıyor. 

ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley’in çıkışı eşittir insan aklıyla alay etmek
Yaşanan gelişmeler sonrası ABD cenahında kimse sorumluluk almadı. Biden suçu Trump’a atarken Trump, Biden’ı beceriksizlikle suçladı. Rusya tüm sorumluluğu ABD’ye attı. Herkesin herkesi itham ettiği bu dönemde ABD’ye duyulan güven örselendi. ABD’nin müttefiklerini ve ortaklıklarını nasıl ortada bırakabileceğinin pratiği yapıldı. Hamasetin havada uçuştuğu bu dönemde aklıselim kayboldu. Bir ülke ucunda ışık olmayan bir tünele sokuldu.

Bu noktada trajikomik açıklama ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley’den geldi. İnsan aklı ile dalga geçercesine Milley, Afganistan’da iç savaş çıkmasının “çok muhtemel” olduğunu ve bunun da ülkede terörist grupların canlanmasına yol açabileceğini açıkladı.

Afganistan’dan çekilmenin tamamlanmasının ardından Taliban’ın gücü kontrol etme kapasitesini sorgulayan Milley, “Daha geniş bir iç savaş çıkma olasılığının var olduğunu düşünüyorum. Bu da aslında El Kaide’nin yeniden kurulmasına, IŞİD veya diğer terörist grupların büyümesine yol açabilecek koşullara yol açacaktır,” tespitinde bulunarak, ülkedeki şartlar nedeniyle 12, 24 veya 36 ay içerisinde terörist grupların yeniden canlanacağını kaydetti. İyi hoş lâkin o zaman sormak gerekiyor. Afganistan’a neden girdiniz ve neden çıktınız?

Gelinen aşamada jeopolitik bir kaynama noktasına evrilen Afganistan, Orta Çağ karanlığına gömülen bir “fallen state” haline geldi. Her ne kadar Taliban, hükümeti kurmayı başarsa da ülkede birliğin sağlanması mümkün görünmüyor. Daha şimdiden Taliban içinde güç mücadelesi başladı. Kabile devletine dönen Afganistan’da devlet kapasitesinin tesis edilmesi ve sürdürülmesi reel politiğe uygun değil.

Milley haklı, Afganistan kuşkusuz kısa süre içinde terör örgütleri için bir “safe heaven” hâline gelebilir. Öyleyse soralım, bu durum mâlumun ilanı değil mi? ABD’nin Afganistan’dan kaçarcasına çıkışı stratejik bir körlük olamayacağına göre bile bile lades durumunun arka planında ne var? Müdahil olanın kaybettiği ve/veya çöktüğü Afganistan’da SSCB ve ABD örneklerinden sonra sıra Çin’e mi geldi? Bazılarının dediği gibi Taliban ile “angajmanı sürdürmek”, Taliban’a meşruiyet kazandırmanın dışında kime ne kazandıracak? İzleyerek göreceğiz.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.