Jeopolitik büyüteç ile Ürdün

MDN İstanbul
  • |

Tuğamiral (E) Dr. Yalçın Özkütük

Osmanlı’nın dağılma sürecinde 1917’de Ürdün’ü işgal eden Birleşik Krallık, 1921’de Ürdün Emirliği’ni kurdurmuş, rejimi monarşi olan “yapay” devlete 1946’da bağımsızlığı verilmiştir. 1948 Arap-İsrail Savaşı’nda Ürdün, Doğu Kudüs ve Batı Şeria’yı ele geçirdikten sonra 1949’da ülkenin resmî adını “Haşimi Ürdün Krallığı” olarak değiştirmiş ve 1950'de bahse konu Filistin topraklarını ülkesine dâhil ettiğini ilan etmiştir.

Bu politik adım, Ürdün için sadece topraklarının genişlemesi değil aynı zamanda nüfusunda da önemli bir artış anlamına gelmiştir. Nitekim Filistinli sığınmacı akını sebebiyle Ürdün’ün nüfusu yaklaşık üç kat artmıştır. 1967 Arap-İsrail Savaşı’nda Ürdün’ün Batı Şeria ve Doğu Kudüs'ü kaybetmesi sonucunda Filistin'den yeni bir sığınmacı dalgası daha gelmiş ve ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 60'ı Filistin kökenli olmuştur. 1991'de Irak'ın Kuveyt'i işgali sonrasında burada yaşayan yaklaşık 250 bin Ürdün vatandaşı Filistinli, 2003’te ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra yine çok sayıda Iraklı ve 2011’de başlayan Suriye İç Savaşı sürecinde yaklaşık 2 milyon Suriyeli Ürdün’e sığınmıştır. Bunun yanı sıra ülkede 600 binden fazla Mısırlı işçi bulunmaktadır.

2016 itibarıyla 10 milyonu geçkin bir nüfusu olan ülkenin etnik açıdan yüzde 98’i Arap, dinsel açıdan ise yüzde 92’si Sünni Müslümandır. Ürdün son şeklini 1949’da almasına rağmen “uluslaşma” devletin kurulmasından sonra gerçekleşmeye başlamış ve bu süreç hâlen devam etmektedir.

Temel zafiyet alanları

Toplumun en önemli bölünmelerinden biri, “yerli” Ürdünlülerle “Filistinli” Ürdünlüler arasındaki bölünmedir. Filistinli kimliğini zayıflatarak ve farkları gösteren tüm terim ve kavramları kamu söyleminden çıkararak ulusal kimliği oluşturabilmek için 1960’ta Ürdün’de yaşayan tüm Filistinlilere vatandaşlık hakkı verilmiştir. Filistinlilerin içerisinden bir grubun İsrail’e saldırılar başlatması sonucunda; “Kara Eylül” olarak adlandırılan, 1970'te başlayıp 1971'de söz konusu Filistinli grubun yenilgisiyle sona eren bir iç savaş yaşanmıştır. Bu tarihten sonra Filistinliler vatandaşlığa alınmamış, vatandaş olanlar ise mümkün mertebe devlet kurumlarında istihdam edilmemiştir.

Ürdün'deki bir diğer bölünme; kabile bölünmesidir. Bugüne kadar kabile kimliği, değerleri ve gelenekleri, Ürdün toplumunda ve ülkenin siyasi yaşamında önemli bir rol oynamıştır. Çok büyük bir çoğunluğun Arap ve Sünni Müslüman olması sebebiyle etnik ve dinî ayrımcılığın görülmediği Ürdün’de anayasa gereği “devletin dini İslam” olmakla birlikte, vatandaşlar yasalar önünde eşittir.

Doğal kaynaklarının olmayışı, su kıtlığı sebebiyle kısıtlı tarım yapılabilmesi ve diğer yapısal eksiklikleri sebebiyle sürekli açık veren bir ekonomiye sahip olan ve nüfusuna oranla çok sayıda mülteciye/sığınmacıya ev sahipliği yapan Ürdün, dış ekonomik yardıma ve dış kaynaklı yatırımlara ihtiyaç duymakta, devamında özellikle Batılı devletlerle ve kurumlarıyla iyi ilişkiler sürdürmek zorunda kalmaktadır. Aynı zamanda Ürdün’de monarşik rejimin devamlılığını sağlamanın öncelikli olduğunu ve bunun yapılmaya çalışılan demokratikleşme girişimlerini engellediğini ifade etmek mümkündür.

Batı eksenli dış politika

Ürdün tarihi boyunca zayıflığı sebebiyle güçlü bir Batılı koruyucu ve ortak arayışında olmuştur. Bu çerçevede ABD, 1957'den itibaren Ürdün monarşisinin iktidarda kalması için Birleşik Krallık’ın yıllık olarak yaptığı yardımı devralmıştır. İlerleyen süreçte ABD, 1982 Reagan Planı çerçevesinde Ürdün’ü İsrail’e yakınlaştıramayınca yaptığı yardımları keskin bir şekilde azaltmış ve silâh satışlarına sert kısıtlamalar getirmiştir. Ürdün-ABD ile ilişkileri, 1991’de Irak’ın Kuveyt’i işgali sürecinde yine gerginleşmiştir. Çünkü Ürdün, iç kamuoyunun baskısı sebebiyle Irak karşıtı koalisyona katılmamıştır. Sonuçta Ürdün'e yapılan ABD yardımı savaştan sonra birkaç yıl boyunca kesilmiş ve Ürdün tarihinin en derin ekonomik krizini yaşamıştır.

Ekonomik krizden ötürü diz çöken Ürdün, Ekim 1994’te İsrail ile barış anlaşması imzalamayı müteakip, 1996'da “NATO ülkeleri dışındaki en önemli müttefik” payesini almıştır. Ekonomik anlamda ise ABD Ürdün'ün 200 milyon dolarlık borcunu silmiş, 2000’de Dünya Ticaret Örgütü’ne katılımını sağlamış ve 2001'de Serbest Ticaret Anlaşması’nı imzalamıştır. Toplumun çoğunluğunun hoş karşılamamasına rağmen Ürdün 2003’teki İkinci Körfez Savaşı’nda bu kez ABD’nin yanında yer almış, ABD ve müttefik unsurlarının ülkesinde geçici konuşlanmasını kabul etmiştir. 2003'ten beri ABD'nin Ürdün'e yıllık ortalama ekonomik yardımı 760 milyon doları, askerî yardımı 500 milyon doları aşmış, Ürdün en çok ABD yardımı alan ilk 10 devlet arasında yerini almıştır.

Ancak bağımlılığın doğal bir sonucu olarak Ekim 2023’te başlayan Gazze’deki İsrailHamas Savaşı’nda sağlanan ateşkes sonrasında ABD Gazze’de yaşayan Filistinlilerin Ürdün’e ve Mısır’a gönderilmesi ve dolayısıyla Gazze’nin İsrail’e bırakılması projesini gündeme getirdiğinde bahse konu her iki ülke de buna karşı çıkınca, ABD Filistinlileri kabul etmedikleri takdirde Ürdün’e ve Mısır’a yaptığı yardımları kesmekle tehdit etmiştir. Yakın tarihte ise Ürdün; İran’ın İsrail’e yönelik 13 Nisan ve 1 Ekim 2024 tarihlerindeki hava saldırılarında, Haziran 2025’deki ABD/İsrail-İran Savaşı’nda ve bu savaşın devamı olan 28 Şubat 2026’da başlayan savaşta İsrail’in savunulmasına katkı sunmakta, İran’a saldırılar düzenleyen CENTCOM/ABD uçaklarına Azrak'taki Muvaffak Salti Hava Üssü’nde ev sahipliği yapmaktadır.

Ürdün’ün Batı boyutlu dış ilişkilerinde ABD ile ilişkilere nazaran daha gevşek bir eksende ilerleyen AB ilişkileri yer almaktadır. AB, kendisine yönelen özellikle göçü ve radikalizmi azaltmak maksadıyla Suriyeli sığınmacı alan Ürdün’e, yerel yönetimler, enerji, işsizlik ve yoksullukla mücadele gibi sosyal ve ekonomik alanlarda mali destek sağlamaktadır.

Dış politikada diğer büyük güçler

Dış yardımlarla varlığını devam ettirebilen Ürdün’ün temel politikası, yardım yapabilecek devlet sayısını artırmak ve bunun için küresel güçler arasında bir denge politikası yürütmektir. Ürdün’ün tarihsel olarak Batılı güçlerle geliştirdiği ilişkilerin yanı sıra SSCB/RF ile tesis ettiği iş birliği, bahse konu denge politikasının bir sonucudur ve yardım almaya yöneliktir. RF’nin Ürdün’e yönelik yardımları/desteği genelde siyasi düzeyde ve ticari ilişkiler çerçevesinde gerçekleşmiştir. Suriye İç Savaşı sebebiyle sığınmacı akınına uğrayan Ürdün, kendisine yapılan yardımların artırılmasını talep etmesine rağmen Suriye rejiminin yanında duran RF, bu talebe karşılık vermemiştir.

Ürdün-Çin ilişkilerinde; Ürdün açısından ABD’ye olan bağımlılığı dengeleme politikası esasken, Çin açısından ise bölgede ABD’nin etkisini azaltmak ve bölgesel güvenlik sorunları üzerinden kendisine hareket alanı yaratmak maksadıyla ekonomik bağ esaslı kurulan bir ilişki söz konusudur. Enerji kıtlığı çeken, su ve ulaşım konularında sorunlar yaşayan Ürdün’de Kuşak Yol Girişimi doğrultusunda Çin yatırımları devam etmektedir. Dünyanın ikinci büyük kaya petrolü elektrik santralinin ve güneş enerjisi santralinin kurulmasına ilişkin projeler, Kızıldeniz'den Lut Gölü'ne su çekme projesi, demir yolu inşası, nükleer güç alanında işbirliği adımları, komşu ülkelere göre nispeten güvenli bir ortam sunan Ürdün’de öne çıkan Çin yatırımlarıdır.

Sonuç

Komşu devletlerdeki hemen hemen her savaş, iç savaş, istikrarsızlık vb. sürecinde Ürdün’ün siyasal, sosyal ve ekonomik dengesini bozacak ölçüde sığınmacı akınına uğraması, uluslaşamamasındaki başat engeldir. Bu durumun, doğal kaynak olmayışına ilave olarak dışlayıcı kurumların bulunması sebebiyle oluşan zayıf ve dolayısıyla ABD’ye bağımlı bir ekonomi ve rejim güvenliğinin demokrasiden önce geldiği, gelir dağılımında adaletsizlik, yolsuzluk, yozlaşma vb. kronik zafiyetler içeren siyasi ve sosyal yaşamla desteklenmesi, istikrarlı ülke görüntüsü veren Ürdün’ün aslında istikrarsızlığa çok daha yakın olduğunu göstermektedir.

Seçilmiş kaynakça Özkütük, Y., “Bölgesel Güvenlik Kompleksi Teorisi Çerçevesinde Doğu Akdeniz Kompleksi”, 2025, Nobel Kitap

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.

ETİKETLER:
Bunu Paylaşın