Tuğamiral (E) Dr. Yalçın Özkütük
Dizinin ilk yazısında; Somali’nin tarihçesini ve Somaliland’ın genel durumunu ele almış, ikinci yazıda İsrail’in tanımayı meşrulaştırma çabalarına değinmiştim. Bu son yazıda ise; kısa bir hatırlatmanın ardından tanımanın hedeflerine değindim ve yazının geneline dair bir değerlendirmeyle noktayı koydum.
Hatırlatma
“İsrail’in “Husi tehdidi” üzerinden BAE ile işbirliği içinde kurduğu bölgeyi kontrole yönelik mekanizma, Batı'nın ekonomik ve askerî gücünü ayrıcalıklı kılan bölgesel ve küresel bir sistemi destekleyen daha geniş bir kontrol mekanizmasının parçasıdır. İsrail ABD'nin hedeflerine ulaşmasında, Orta Doğu'nun kritik ticaret koridorları ve enerji kaynakları üzerinde kontrol sağlamaya yardımcı olmaktadır. Bu durum, Batı’ya enerji akışını sağlamanın yanı sıra, bu kaynaklara erişimi özellikle Çin bağlamında jeopolitik bir silâh olarak kontrol etmekle ilişkili bir husustur.
ABD ile İsrail arasındaki görev paylaşımına istinaden; dünyanın en önemli “choke point” (dar boğaz)’lerinden birisi olan ve Orta Doğu kaynaklı enerjinin dünyaya deniz yoluyla ulaştırılmasında kilit konumda olan Hürmüz Boğazı ve Hint Okyanusu’nun kontrolünü, esas olarak Bahreyn ve Katar’da konuşlu unsurlarıyla ABD’nin üstlendiğini, bahse konu enerjinin Avrupa’ya ulaştırılmasında kilit roldeki bir diğer “choke point” olan Bab’ül Mendep Boğazı’nın kontrolünü ise BAE sermayesini kullanarak İsrail’in üstlendiğini ve bu durumun İsrail’in yakın/orta vadede gerçekleştirmesi olası bölgesel hedefleriyle de uyumlu olduğunu belirtmek mümkündür.”
“Çalışmayı; … “bölgesel deniz hakimiyeti” esaslı jeopolitik bir hegemonya projesinin ilanı olarak görmek mümkündür.
Çalışma, uluslararası sularda hareket özgürlüğünü beraberinde getiren Deniz Kuvvetlerini “en esnek” müdahale aracı olarak öne çıkarmaktadır.
İsrail; …Afrika Boynuzu’nda daimî konuşlandırılmış ve gerektiğinde hem Doğu Akdeniz’de hem de Kızıldeniz’de/Hint Okyanusu’nda harekât icra edebilecek, nicelik açısından büyük olmasa da etkin bir Deniz Kuvvetlerine sahip olması gereken aktör olarak sunulmaktadır. … İsrail Donanmasının “ön alıcı” harekât yapabilmesi için; güç aktarımı imkân kabiliyetlerinin geliştirilmesi, suüstü platformlarına uzun menzilli güdümlü mermi (füze) atma kabiliyetinin kazandırılması ve halihazırda ileri seviyedeki denizaltı yeteneklerinin daha da geliştirilmesi önerilmektedir.”
Yukarıdaki ilk iki paragraf, “İsrail’in “Hüzün Kapısı” hedefi” başlıklı yazının sonuç bölümünden ve diğer ifadeler bu yazı dizisinin ikinci yazısından alıntıdır. ABD-İsrail ikilisinin bölgeye ilişkin temel hedeflerine ve bu bağlamda İsrail Deniz Kuvvetlerine verilen görevin ana esaslarına ilişkin hatırlatmadan sonra, İsrail’in “başlangıç” olarak Somaliland’ı tanıma hamlesiyle neleri hedeflemiş/hedefliyor olabileceği hususlarına geçebiliriz.
Tanımanın hedefleri
İsrail’in Somaliland’ı tanıması; “iyi hesaplanmış bir hamle”dir. İsrail, nüfuzun limanlar ve deniz taşımacılığı koridorları üzerindeki kontrolle doğrudan bağlantılı olduğu bölgeler olan Kızıldeniz ve Basra Körfezi dinamiklerini önümüzdeki süreçte yeniden şekillendirecek, tanıma karşılığında liman, hava meydanı, radar/füze mevzii, harekât ve istihbarat üssü vb. elde etmek için uzun vadeli bir dayanak mevkisini sessizce ve kolayca elde etmiştir. Bu noktada, tanımayla hemen hemen eş zamanlı olarak; Venezuela, Grönland ve İran merkezli gelişmelere, Ukrayna’daki savaşta Rusya’nın füzelerinin konuşulmasına bağlı olarak tanıma olayının gündemin gerilerine düşmesi, bir rastlantı mıydı yoksa ABD-İsrail ikilisinin dünya seviyesindeki planlamasının içinde ustaca bir zamanlama manevrası mıydı, tartışılır.
Bu tanıma sembolik değildir. Emperyalizmin bölgesel hedefleri çerçevesinde İsrail’in; güvenliğini daha uzaktan sağlamaya başlaması, nüfuz alanını genişletmesi ve ticari dayanıklılığı için yapılmış stratejik seviyede bir yatırımdır. Biraz daha açacak olursak tanıma sayesinde İsrail, bölgedeki BAE altyapılarından da yararlanarak;
– Her tür askerî ve istihbarî erişimini genişletmektedir.
– Öncelikle Yemen’i (İran ve Husi başta olmak üzere SA varlığı), müteakiben Afrika Boynuzu merkezli çevreyi (Sudan, Güney Sudan, Eritre, Cibuti, Etiyopya, Somali ve kısmen SA) kontrol edebileceği bir konuma yerleşmektedir.
– Yukarıda belirtilen iki hususun ortak çıktısı olan “tedarik zincirlerinin korunması, ekonomik istikrarın sürdürülmesi ve Süveyş Kanalı’nın kontrol altına alınması” paketiyle deniz ticaretini güvence altına almaktadır.
– Ve bölgedeki nüfuz alanını genişletme esaslı müteakip hamleler için, çok değerli bir atlama taşı elde etmektedir.
Tanıma ile İsrail-ABD’nin, bölgeye ilgisi olan doğrudan veya dolaylı rakiplerini dengelemeyi/etkisizleştirmeyi/çevrelemeyi hedeflediğini de görmek gerekir:
– Cibuti’deki ilk denizaşırı askerî üssü de dâhil olmak üzere Kuşak ve Yol projeleriyle güzergâh boyunca büyük bir varlık oluşturan Çin,
– Bölgede üs ve deniz lojistik tesisleri arayışında olan Rusya,
– Somali üzerinden bölgedeki varlığını genişleten ve derinleştiren Türkiye,
– İsrail’in müttefiki Etiyopya ile özellikle “su paylaşım sorunu” yaşayan, Cibuti’deki Doraleh Limanı ve Eritre’deki Assab Limanını unsurları için genişleten, Somali’de askeri varlık bulunduran Mısır,
– BOP kapsamında parçalanması planlanan bölgenin ağır toplarından SA.
İsrail’in tarihi ve dinsel bağlarına istinaden müttefiklik ilişkisi içerisinde olduğu, denize kıyısı olmayan Etiyopya'ya Kızıldeniz kıyılarında “resmî, tartışmasız ve çok maksatlı” bir kapı açmak da tanımanın alt hedeflerinden biri olarak ifade edilebilir. Halihazırda Etiyopya, ticaretinin yüzde 95’inden fazlasını denize kıyısı olan Cibuti üzerinden sağlamakla birlikte, Cibuti’nin çok işlevsel bir ülke olmaması nedeniyle ticareti dalgalı ve kırılgandır. Denize kıyısı olan Somaliland’a Berbera Koridoru üzerinden ulaşımı ise çok sınırlı seviyededir. Tanımayla birlikte ilerleyen süreçte Somaliland’ın, Etiyopya’ya toprakları üzerinden Berbera Limanı’na uzanan bir koridoru kiralaması ve Etiyopya’nın denize ulaşması uzak bir olasılık değildir. Böylece ticaret haricinde Etiyopya, Somaliland kıyılarında konuşlu bir donanma kurarak bölgede İsrail’in ön karakolu da olabilecektir. Aynı kapsamda Etiyopya’nın en büyük ticari partnerlerinden birinin ise İsrail olacağını ifade etmeye dahi gerek yoktur.
İsrail’in izolasyonu kırarak bölge gücü olması yolunda, önemli bir aşama olan İbrahim Anlaşmaları’na Somaliland’ı ve ardından Etiyopya’yı da katarak bahse konu anlaşmanın etkinliğini artırmak, farklı bir ifadeyle İsrail’in yanında saf tutacak devlet sayısın artırılması, bir diğer alt hedeftir.
Planları 7 Ekim 2023’ten çok önce yapılan Gazze'nin işgali kapsamında, hayatta kalan Filistinlilerin buradan “gürültüsüz” bir şekilde sürülmesi için, Somaliland ideal bir yer olarak değerlendirilebilir. Aynı zamanda ileriki dönemde Batı Şeria’dan çıkartılacak Filistinliler için de sürgün yeri şimdiden bulunmuş olacaktır.
Değerlendirme
– Bölgedeki mevcut durum, sahadaki gerçeklerin bir yanda “başarısız Somali” klişesinden ve diğer yandan “demokratik ve barışçıl Somaliland” klişesinden daha farklı ve karmaşık olduğunu göstermektedir. İsrail, söz konusu durumdan yararlanarak hedeflerine doğru ilerlemektedir.
– İsrail’in Levant ve Mezopotamya’nın ardından güneyde Kızıldeniz kıyılarında ve Afrika Boynuzu civarında hegemonya kurma hedefini, geçmişin Avrupalı sömürgeci mirasın güncel bir versiyonu olarak okumak mümkündür. Bu kapsamda Doğu Akdeniz'den Hint Okyanusu’na uzanan Kızıldeniz koridoru; yalnızca ticaret akışını değil, aynı zamanda harekât serbestisini güvence altına almaya dönük bir tasarım olmaktadır.

–Bu tanıma, hem İsrail tarafından “stratejik bir kazanım” hem de Somaliland için otuz yıllık tanınma mücadelesinde “tarihi bir zafer” olarak görülse de bölgesel istikrarsızlığı derinleştirici bir hamle olduğu kaçınılmazdır. Çünkü, bölgede doğrudan veya dolaylı çıkarları olan diğer aktörlerin İsrail’in hamlesi karşısında sessiz kalması beklenemez. Nitekim tanıma sonrasında SA’nın baskısıyla BAE’nin Yemen’de ve Sudan’da desteklediği yerel güçlerin arkasından çekilmesi “şimdilik” istikrara doğru atılmış adımlar olarak nitelenmekle birlikte, daha büyük bir istikrarsızlığın ilk adımları olması muhtemeldir.
– Tanımayla birlikte, bölge üzerindeki çıkar çatışmalarının sonucu olarak bir bloklaşmanın su yüzüne çıktığı görülmektedir.
İsrail-ABD ikilisinin yanında açıktan saf tutan başat aktörler; Somaliland, BAE, Etiyopya, Güney Sudan, Kenya, Fas, Hindistan, Arjantin, Şili, Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetleri, Libya’da Hafter’in Bingazi yönetimi ve son günlerde BAE’nin desteğini çekmesi sebebiyle dağılma aşamasına gelmiş olan Yemen’deki Güney Geçiş Konseyi olarak görünmektedir.
Uluslararası ilişkilerin temel prensiplerinden birisi, devletlerin aralarındaki sorunları tek bir paketin içerisine koyarak ilişkilerini sürdürmeye çalıştıklarında, özellikle güçsüz tarafın bu tür bir ilişkiden zararlı çıktığı genellemesidir. Örneğin; Türkiye ile Mısır arasında Doğu Akdeniz’deki yetki alanları ve Müslüman Kardeşler’e bakış açısı esaslı sorunlar, yine Türkiye ile SA arasında Müslüman Kardeşler ile olan ilişkilerden kaynaklı sorunlar mevcuttur. Ancak tanımayla birlikte, ABD-İsrail ikilisinin BOP hedeflerini elde etmeye devam ettiğini ve adım adım tehididin kendilerine yaklaştığını gören Türkiye, Mısır ve SA’nın; aralarındaki ideolojik, ekonomik, tarihsel vb. kökenli sorunları “dondurarak” çıkarları açısından tanıma karşıtı blokta bir arada olmayı uygun gördüğü anlaşılmaktadır. Bu blokta yer alan diğer başat aktörler ise; Pakistan, Somali, Eritre, Katar, Cibuti, Cezayir, Arap Birliği, Afrika Birliği, BM, Sudan Silahlı Kuvvetleri, Libya’da Ulusal Birlik Hükümeti olarak görünmektedir.

– Jeopolitiğin kara merkezli (heartland) klasik yaklaşımları, günümüzün çatışma dinamiklerini ve denizlerin artan önemini açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Spykman’ın Rimland (kenar kuşak) yaklaşımı bu bağlamda deniz-kara etkileşimini yeniden düşünmek için bir çerçeve sunmakta, deniz-kara etkileşiminin ve kıyı şeritlerini kontrol etmenin küresel güç mücadelesindeki rolüne vurgu yapmaktadır. Bu bağlamda Bab’ül Mendep esaslı rekabetin, Avrasya’yı çevreleyen kenar kuşakta yakın geleceğin en önemli jeopolitik fay hattı olacağı ufukta görünmüştür.

– “Siyah İnsanlar” Ülkesindeki Jeopolitik Mücadele” başlıklı yazımın sonunda vurguladığım hususu bu yazı dizisinin sonunda da vurgulamak zorundayım, çünkü Orta Doğu ve Afrika’da bugün yaşanan sorunların temelinde dün yaşananların olduğu, ele aldığım her ülke özelinde karşımıza çıkmaktadır. Sömürge olmamak adına Atatürk’ün önderliğinde atalarımız bir Kurtuluş Savaşı yapmasalardı ve devamında “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmasalardı, acaba biz bugün ne durumda olurduk?

Kaynakça
– Eylon, Y. and Guzansky, Y., “Israel in the Red Sea Arena: An Updated Maritime Strategy”, Institute for National Security Studies (INSS), Memorandum 248, Nov 2025.
– Kütükçü, Y., “Büyük Güç Rekabeti ve Denizlerin Yeniden Merkezileşmesi”,Yakup Kütükcü (@yajupsen) / X, 30 Ara 2025.
– “BAE-İsrail, Britanya sömürgeciliğiyle süreklilik içinde”, https://www.ydh.com.tr/d/33567/d/33682/fas-in-savunma-kapasitesinde-yeni-donem, 29 Ara 2025.
– Ibrahim, Y.A.H., ”İsrail'in Somaliland hamlesi: Hedefte Türkiye mi var?”, https://www.aa.com.tr /tr/analiz/israilin-somaliland-hamlesi-hedefte-turkiye-mi-var/3783687, 29 Ara 2025.
– Hanedar, F., “İsrail'in Somaliland'ı tanıması, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki saldırısını tetikledi”, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/israilin-somalilandi-tanimasi-suudi-arabistanin-yemendeki-saldirisini-tetikledi/3786885, 1 Oca 2026.
– Hashem, Y.W.E., “One Nation, Two Paths: Colonial Legacies and the Divergent Statehoods of Somalia and Somaliland”, The University Of Chicago, Master Thesis, May 2025.
– Hoehne, M.V., ”Israel Recognizes Somaliland: Risks for Peace and Conflict in the Somali Horn of Africa”, Israel Recognizes Somaliland: Risks for Peace and Conflict in the Somali Horn of Africa | African Arguments, 6 Jan 2026.
– “İsrail’in ‘hegemonya manifestosu'nun deşifresi: INSS Memorandum 248”, https://ydh.com.tr/d/33217/israil-in-hegemonya-manifestosu-nun-desifresi-inss-memorandum-248, 16 Ara 2025.
– İlhan, S., “Siyonizmin Somali’ye ilgisi ve Harare Özerk Yahudi Devleti’ni Kurma Girişimi”, https://www.sde.org.tr/analiz/siyonizmin-somali-ye-ilgisi-ve-harare-ozerk-yahudi-devleti-ni-kurma-girisimi-haberi-62311, 5 Oca 2026.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





