İsrail’in Somaliland’ı tanıması: Buzdağının görünen kısmı-1

MDN İstanbul
  • |

Tuğamiral (E) Dr. Yalçın Özkütük

Ekim 2025 ve Kasım 2025’de, MarineDeals News’de yayımlanan “İsrail’in “Hüzün Kapısı” Hedefi”” ve “”Siyah İnsanlar” Ülkesindeki Jeopolitik Mücadele” başlıklı yazılarımda; ABD şemsiyesi altındaki İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’nin, Bab’ül Mendep Boğazı-Kızıldeniz odaklı olarak Yemen ve Sudan’daki faaliyetlerini ele almıştım.

İlk yazımda; Gazze işgalinin 13 Ekim 2025 itibariyla resmen tamamlandığını, bir sonraki ABD-İsrail adımının ne olabileceğine dair fikir jimnastiği yapma zamanının geldiğini, anılan ikilinin bu saatten sonra BOP hedeflerine daha motive bir şekilde yönelmesinin beklenmesi gerektiğini ve “Yemen’de Husiler’i etkisizleştirme” görüntüsü altında İsrail’in bölgede hâkimiyet kurmaya yönelik, BAE katkılı faaliyetlerini artıracağını belirtmiştim.

Açıkçası öngörümün bu kadar kısa bir süre içinde gerçekleşeceğini beklemiyordum, ancak 2025’in son günlerinde bu öngörünün ilk işaretleri geldi. Önce “Somaliland”in İsrail tarafından resmen “devlet” olarak tanınması, hemen ardından bu gelişmeyle bağlantılı bir şekilde, Yemen’deki Husi karşıtlığında beraber olduklarını sandığımız Suudi Arabistan (SA) ile BAE’nin, gerçekte rekabet halinde olduklarına dair yaşananlar gündeme düştü. Yayımlanan bahse konu iki yazımın devamı niteliğinde olan, üç bölümlük bu dizi yazımda, “tanıma”yı çok yönlü incelemeye çalıştım. İlk bölümde: Somali’nin tarihçesini ve Somaliland’ın genel durumunu ele aldım.

Somali’nin kısa tarihçesi

“Somali” ismi, yerel dildeki “su” ve “mal” kelimelerinin birleşiminden ortaya çıkan “hayvancılıkta zengin bir halk” anlamına gelmektedir. Nüfusu yaklaşık 15 milyon olan Somali’de etnik köken; yüzde 85 Somalili ve yüzde 15 diğer (Arap ve yerel Bantu) şeklindedir. Afrika boynuzunda yer alan Somali toplamda 3.333 km’lik (Türkiye’nin Akdeniz’deki kıyı uzunluğunun yaklaşık iki katı) Aden Körfezi ve Hint Okyanusu kıyı şeridiyle kıtanın en uzun sahiline sahiptir. Sıcak ve kurak bir iklime sahip olan ülke ekonomisinin yaklaşık yüzde 65'i hayvancılık ve tarıma dayanmaktadır. Ülkede genel olarak plato, düzlük ve yayla şeklindeki toprakların yüzde 15'i ekime uygun olmakla birlikte, nehirlerin etrafındaki topraklar oldukça verimlidir. Somali, çoğu işletilmeyen uranyum, demir, kalay, bakır, jips, boksit ve doğal gaz yataklarına sahiptir. Arap Yarımadasına yakınlığı nedeniyle petrol açısından da zengin olduğu varsayılan ülkenin kuzeyindeki Puntland eyaletinde, yaklaşık 5-10 milyar varillik petrol rezervi keşfedilmiştir. Nüfusun yaklaşık yüzde 70’i yoksulluk sınırının altında yaşamakta; dış kaynaklara, bağışlara ve uluslararası yardımlara yüksek derecede bağımlılık söz konusudur.

Somaliler ortak bir soya sahip olmalarına rağmen sömürgecilik öncesinde bir devlet kuramamışlar, siyasal kimlik ve örgütlenme akrabalık bağlarına dayanmış, yönetim klanlar etrafında şekillenmiştir. Afrika’nın birçok bölgesinde olduğu gibi, Somali de 1885’te sömürgeci paylaşımın konusu olmuştur. Klanlar tarafından yönetilen topraklar Avrupalı güçler arasında bölünmüş;  “Britanya Somaliland”ı olarak bölgenin kuzeyini Britanya kontrol altına almış,  “İtalyan Somaliland”ı olarak bölgenin güneyini İtalya işgal etmiş ve günümüzde Cibuti olarak bilinen bölgeyi “Fransız Somaliland”ı olarak Fransa ele geçirmiştir. Bahse konu sömürge yönetimlerinin özü aynı olmakla birlikte niteliği farklılık göstermiştir. Güney Somali’de İtalya’nın kurduğu “sömürücü tek ürünlü tarım ekonomisi” klan parçalanmasını derinleştirmiş ve yerli yönetişim biçimlerini bastırmıştır. Buna karşılık kuzeyde Britanya yönetimi, otoriter olmasına rağmen görece daha az sömürücü olmuş ve geleneksel klan yapılarının korunmasına olanak sağlamıştır. Sömürge stratejisindeki bu ayrışma, 1991 sonrası Somali’nin çöküşü ile Somaliland’ın görece istikrarı arasındaki karşıtlığın zeminini hazırlamıştır.

Britanya Somaliland’ı, Haziran 1960’ta kısa süreliğine bağımsızlığını ilan etmiş, Temmuz 1960’ta ise İtalyan Somaliland’ı ile birleşerek Somali Demokratik Cumhuriyeti’ni oluşturmuştur. Bu birleşme, hukuki ve idari açıdan tam bir eşitlik temelinde gerçekleşmediğinden, Somaliland elitleri siyasi ve ekonomik olarak dışlandıklarını ifade etmeye başlamıştır. 1969’da askeri darbeyle iktidara gelen General Barre, Somali’de merkeziyetçi ve otoriter bir yönetim tesis etmiş; 1980’li yıllarda rejimin kuzeydeki Issak klanına yönelik ağır baskıları bölgede derin bir travma yaratmıştır. 1988-1991 yılları arasında meydana gelen iç savaşta on binlerce sivilin ölümü ve kitlesel göçler, kuzey-güney kopuşunu fiilen gerçekleştirmiştir. İç savaşı tetikleyen başat hususlar; sömürge döneminin bölünme mirası, klan rekabeti, neoliberal gündemler, silahların yaygınlığı, kaynak ve iktidar mücadelesi olmuştur.

1991’de Barre rejiminin çökmesiyle Somali’de merkezi devlet fiilen dağılmış ve ülke uzun süreli bir devlet krizine girmiştir. 1990’lar boyunca savaş ağaları, klan temelli milisler ve yerel otoriteler ülkenin farklı bölgelerinde hüküm sürmüştür. BM ve ABD öncülüğündeki “barışçıl” amaçlı unsurlar kalıcı bir istikrar sağlayamadığından ülkeyi terketmiştir. 2000’li yılların başında geçici hükümetler kurulmuş ancak başkent Mogadişu ve çevresi dışında etkileri sınırlı kalmıştır. Aynı dönemde “İslami Mahkemeler Birliği” yükselişe geçmiş, 2006’da Etiyopya’nın müdahalesiyle dağıtılmış, bu yapıdan radikal İslamcı El-Şebab terör örgütü doğmuştur. El-Şebab, 2010’lardan itibaren Somali devletini ve sivilleri hedef alan terör eylemleriyle ülkenin en büyük güvenlik tehdidi haline gelmiştir. 2012’de Federal Somali Cumhuriyeti ilan edilerek kalıcı bir anayasal çerçeveye geçilmiş, federal üye devletler; Jubaland, Güneybatı, Hirshabelle, Galmudug, Puntland, Kuzeydoğu ve Somaliland olarak ortaya çıkmıştır.

Bu gelişmeler ile birlikte; merkez-eyalet yetki paylaşımı, seçimlerin klan temelli olması, yolsuzluk, ekonomik kırılganlık ve güvenlik sorunları devam etmiştir. 2020’lerde Mogadişu’da devlet kurumları kademeli olarak güçlenirken El-Şebab tehdidi, insani krizler (kuraklık, açlık vb.), dış yardıma bağımlılık ve bölgesel rekabet Somali’nin temel yapısal sorunları olmaya devam etmiştir. Siyasi açıdan bakıldığında Somali, bir devlette olması gereken hiyerarşik bir yapılanma ve yönetim yerine “heterarşik” bir yapı ve yönetim sergilemektedir. Klan feodalları ve El Şebab dahil devlet ve devlet dışı aktörler iktidarda farklı etkinlik derecelerinde yer alarak, farklı bir siyasi düzen yaratmaktadır. Bu durum dış güçlerle, özellikle diaspora Somalilileri ve dış destekçilerle ittifak halinde gerçekleşmektedir.

Somaliland’a genel bir bakış

Merkezi devletin fiilen dağılmasıyla birlikte Somaliland (Britanya Somaliland) 18 Mayıs 1991’de tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etmiştir. Bu ilan, 1960’taki birleşmenin gönüllü ve geri alınabilir olduğu argümanına dayandırılmıştır. O tarihten itibaren Somaliland; kendi anayasal düzenini kurmuş, seçimler yapmış, Somali’ye göre daha istikrarlı bir siyasi yapı ve güvenlik ortamı tesis etmiştir. 2001’de yapılan referandumla bağımsızlık iddiası teyit edilmiştir. Somaliland’ın ekonomisi büyük ölçüde hayvancılık, diasporanın gönderdiği paralar ve Berbera Limanı üzerinden yürüyen ticarete dayanmaktadır. Karayla çevrili olması sebebiyle denize ulaşımı olmayan Etiyopya’nın “Berbera koridoru” üzerinden, 2016 sonrası BAE’nin yatırımlarıyla gelişen Berbera limanını ticari açıdan etkin kullanması, bölgede ticareti dolayısıyla refah seviyesini artırmıştır. 2020’lerde iç siyasi rekabet, seçim ertelemeleri ve doğu bölgelerindeki güvenlik sorunları yönetimi baskılarken, Somaliland yine de Somali geneline kıyasla daha işleyen kurumlara, düşük terör tehdidine ve görece istikrarlı bir yönetime sahip olmuştur.

Uluslararası alanda ise fiili devlet kapasitesine rağmen tanınma sorunu, Somaliland’ın temel açmazı olmaya devam etmektedir. Uluslararası toplum Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımamaktadır. BM, Afrika Birliği ve Arap Birliği, Somali’nin toprak bütünlüğünü esas almakta; Somaliland’ı Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olarak görmektedir. Tanınmamanın temel nedenleri arasında; sınırların değişmezliği ilkesi, ayrılıkçı emsallerin teşvik edileceği endişesi ve Somali iç barış sürecinin zarar göreceği kaygısı yer almaktadır. Tüm bunlara rağmen Batı emperyalizminin bölgedeki gücü olan İsrail 26 Aralık 2025’de Somaliland’ı resmen “devlet” olarak tanıyan ilk devlet olmuştur. İsrail’in tanıması; başta Somali olmak üzere kendi içindeki azınlık gruplarıyla mücadele eden birçok Afrika ve Orta Doğu ülkesinin İsrail’e karşı ortak bir cephede birleşmesine neden olmuş ve dünyada çok sayıda devlet tarafından tepkiyle karşılanmış, ancak bu durum İsrail için bir anlam ifade etmemiştir. Aynı zamanda ABD, Filistin’in birçok ülke tarafından tanınmasına tepki göstermeyen uluslararası toplumun, Somaliland’ın tanınmasına tepki göstermesini çifte standratlık olarak nitelemiştir. Bu noktada, Gazze’ye ve Filistin’e pratikte bir yarar sağlamayan, özellikle Batılı birçok devletin Eylül 2025’de Filistin’i tanımasının hatırlatılması, “İsrail’in Somaliland’ı tanımasına emsal teşkil etmesi maksatlı, organize bir hareket miydi?” şüphesini doğurmaktadır.

Diğer yandan İsrail’in tanımasına destek veren odaklar ve/veya doğrudan İsrail, bahse konu tanımanın ilk olmadığını, İsrail’den önce 2024’te Etiyopya’nın Somaliland’ı tanıdığını gündeme taşımaktadır. Oysa ki Ocak 2024’te Etiyopya ile Somaliland arasında sadece bir Mutabakat Muhtırası (MoU) imzalanmıştır. Bu anlaşmada; Etiyopya’nın denize erişim için Berbera limanına ve kıyı hattına erişim elde etmesi karşılığında Somaliland’ın bağımsızlığını tanıyacağına dair ifadeler bulunduğuna veya Somaliland tarafından bu şekilde açıklandığına dair bir muğlaklık vardır. Etiyopya hükümeti bu tanımayı resmen açıklamamış ya da fiilen gerçekleştirmemiştir. Bu nedenle uluslararası alanda Etiyopya’nın Somaliland’ı tanıdığı kabul edilmemektedir. Somali hükümeti; bu anlaşmayı “bağımsız Somaliland’ı tanıma”, dolayısıyla  Somali’nin toprak bütünlüğüne aykırılık olarak görmüş ve anlaşmayı geçersiz sayacak bir yasa çıkarmıştır.

Resmi olarak Somaliland, harita üzerinde çizili sınırlara sahip bir eyalet olmakla birlikte, klanlar esaslı yerel güçler kendi iddialarına uygun şekilde farklı Somaliland haritaları üretmekte ve yayımlamaktadır. En yaygın ve kabul gören toprak dağılımına göre: Somaliland olarak bilinen alan, fiiliyatta üç ayrı parçadır.

– Birincisi, Somali Federal Cumhuriyeti tarafından tanınan “Kuzeydoğu” eyaletidir. Somaliland, bu eyaletin topraklarının bir bölümünün kendisine ait olduğunu savunmaktadır.

– İkincisi; asıl Somaliland bölgesi olan ortadaki “Kuzeybatı” bölgesidir.

– Üçüncüsü ise Somali-Cibuti sınırı boyunca, en kuzeyde yer alan “Awdal” bölgesidir. Somali’nin birliğinden yana olan Awdal bölgesi, kendisini Somaliland haricinde ayrı bir bölge olarak görmektedir. Nitekim Awdal ile asıl Somaliland bölgesi arasında zaman zaman çatışmalar yaşanmaktayken, tanımadan sonra çatışmalar tekrar başlamıştır.

Puntland ise; BAE'nin vesayeti altında olan, “şimdilik” bağımsızlık talep etmeyen, özerk statüsünün garanti edilmesini isteyen ve Somaliland ile sınır sorunları yaşayan, komşu bir bölgedir.

Özetle Somaliland, Kuzeydoğu eyaletinin bir kısmı hariç olmak üzere Somali’nin kuzeyindeki bölgenin tamamen “Somaliland” olduğunu iddia etmekle birlikte, bölgenin başat klanları olan Darood, Samaroon ve Issak klanları arasındaki sürtüşmeler, Somaliland’ın aslında çok parçalı bir yapı olduğunu ortaya koymaktadır. Klanların iddialarından ve bu iddiaların ürünü haritalardan anlaşılacağı üzere, Somaliland kendi içerisinde bizlerin aşina olduğu şekilde keskin sınırları olmayan, klanların kontrol alanları olan bir bölgedir.

Dizinin ikinci yazısında; İsrail’in tanımayı meşrulaştırma çabalarını ele alacağım.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.

ETİKETLER:
Bunu Paylaşın