İran nereye, ABD nereye saldırır? (Savaşın Dumanı Altında-13)
İran-ABD/İsrail Savaşı, 8 Nisan’da açıklanan ateşkes ile bitmiş ve ikili görüşmeler ile düşük yoğunluklu çatışmaların olduğu bir ortama evrilmişti. Benim de iddia ettiğim gibi savaş çok uzun sürmeden masaya oturulmuştu.
Ateşkes ortamı ve anlaşma maddeleri uzun uzadıya İran ve ABD arasında müzakere edildikten sonra ortak bir noktada mutabakata varılmıştı. Bunun sonucu olarak da 17 Haziran’da ABD Başkanı Donald Trump, G7 Zirvesi için bulunduğu Fransa'da (Versailles Sarayı) çerçeve anlaşmayı imzalamış, aynı gün İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da belgeyi Tahran'da imzalamıştı.
Net olarak da 19 Haziran’da Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in arabuluculuğunda yürütülen süreçte, 14 maddelik mutabakat metni liderler tarafından dijital ortamda elektronik olarak karşılıklı imzalanarak resmiyet kazanmıştı.
İmzalanan bu metin, İran adına ekonomik ve askerî kazanımlar sağlayan bir anlaşma olarak değerlendiriliyordu. Böyle olması, Trump’ın bütün algı yönetimine rağmen ABD içinde ve dışında ABD’nin savaşı kaybettiği algısını oluşturdu. 3 Kasım 2026'da ABD Temsilciler Meclisi'ndeki 435 sandalyenin tamamı ve ABD Senatosu'ndaki 100 sandalyenin 35'inin belirleneceği ABD ara seçimlerinin olması, Trump üzerinde “savaşı kaybetti” algısını silerek seçimlere girmesi için baskı oluşturdu.
İkinci önemli etken İsrail’in baskısıydı. İsrail anlaşmadan oldukça rahatsız olmuş, kendi harekâtını örten ateşkesin bitmesi için siyasi girişimlerde bulunmuştu. İsrail içinde bir kesim, ABD’yi İsrail’i yalnız bırakmakla suçluyordu. Damadı ve Orta Doğu Özel Temsilcisi Yahudi olan bir başkanın, İsrail tarafından gelecek eleştirilere çok da tepkisiz kalması beklenemez tabii ki. Bu konudan rahatsız olanlar da vardı. Başkan Yardımcısı JD Vance, Epstein’in MOSSAD ile bağı vardı diyerek MOSSAD şantajları olduğu iddiasını güçlendirdi.
Üçüncü etken, Trump gibi biri için olmazsa olmaz ve başarı ölçütü olarak kabul edilen ekonomik sebeplerdi. Savaş maliyeti ve İran’a verilen ekonomik tavizler, Trump gibi ekonomik vaatleri ön planda tutan biri için kayıp olarak kabul edilebilir.
İran-ABD/İsrail Savaşı’nı iki bölüm olarak değerlendirmek gerektiğine inanıyorum. Birinci bölüm, İran’ın İsrail için tehdit olmasının önüne geçmek ve Çin ile irtibatını keserek ticari açıdan Çin’i zor durumda bırakmak maksatlıydı. İkinci bölüm ise anlaşmaya rağmen çok da önemli gerekçelere dayanmadan başlayan, ekonomik nedenli Hürmüz’ü kontrol etmek maksatlı bölümdü.
ABD, ekonomik kayıplarını ve prestijini ancak Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmekle sağlayabilir. Trump, daha savaş Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmeden gemilerden ne kadar ücret alacağını açıklamıştı bile. Toplam gemi yükünün değerinin yüzde yirmisi kadar bir ücret ABD’nin talebiydi. Dünya petrol ticaretinin yüzde yirmi dördünün geçtiği bu suyolunun çok büyük bir gelir kapısı olacağı açıktır.
En dar yeri 33, en geniş yeri 95 kilometre olan boğazın kontrolü için kritik yer ise Keşm Adası. Uzunluğu 135, genişliği 11 kilometre olan, 1490 kilometrekarelik (Gökçeada’nın 5 katı büyüklüğünde) adanın etrafında 4 küçük ada bulunmakta. Yaklaşık 150 bin nüfuslu bir yerleşim yeri ve yirmiye yakın köyün olduğu stratejik bir ada. Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmek isteyen, Keşm’i kontrol etmek zorundadır. ABD için kara birliklerinin çıkarma yapabileceği en uygun bölge olarak değerlendirilebilir. Böyle bir denemenin başarısı ve sonrasında nasıl kalıcı olabileceği askerî sevk ve idare yeteneğine bağlıdır.
İran için Orta Doğu’yu karıştırma ve savaşı yayma merkezi ise Irak olabilir. İran şu ana kadar Irak’ta IKBY Bölgesi’ne 1000’e yakın saldırı düzenledi. Irak Hükûmeti de bunu pek sahiplenmedi. Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin görevi devralmasından sonra Irak’ta “devlet kurumları dışı unsurların silahlanmasına” eylül sonu itibarıyla son verileceğini açıklaması, Haşdi Şabi’yi işaret etmektedir. Şii temelli Haşdi Şabi’nin silah bırakmaya zorlanması İran tarafından tepkiyle karşılanabilir. Şii liderlerin silah bırakmaya direnç göstermesi ve İran’ın bu grupları desteklemesi bölge için yeni bir çatışma ortamı oluşturabilir. Irak sahası belki de İran için “acil durumlarda kırılacak cam” seçeneği olabilir.
Zeydi’nin Trump’a devlet dışı silahlı grupları tasfiye edeceği konusunda güvence vermesi ve ülkesinde Trump destekli başbakan olarak görülmesi, İran tarafından hedef olması için yeterli sebeplerdir. Bu durum, IKBY aşiret özerk bölgesi içinde bir tehdit oluşturur. Belki abileri İsrail ve ABD’nin dahi önlemekte zorlanacağı saldırılar ile karşılaşabilirler. Böyle bir senaryoda yalnızca İran değil, Irak'taki bazı Şii gruplar da saldırılarda rol alabilir.
Savaşın ikinci perdesi, anlaşma, karşılıklı tehdit ve belki de şimdilik düşük profilli olarak bir süre daha devam eder. Bana göre savaşın tamamen sona ermesi, ABD ile İran'ın Hürmüz Boğazı'nın ekonomik paylaşımı konusunda uzlaşmasına bağlıdır. Bu nedenle ABD ve İran'ın politikalarını ekonomik çıkarlar üzerinden, İsrail'in politikalarını ise bölgesel genişleme hedefleri üzerinden değerlendirmek daha doğru sonuçlar verecektir.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.






