Ana sayfa Haberler İnsansız suüstü sistemleri

İnsansız suüstü sistemleri

0

Dördüncü Sanayi Devrimi birçok alanda yeni ve devrimsel teknolojileri ile kendini hissettirmeye başladı. Bu anlamda “Akıllı teknolojiler” belki de en revaçta olan ve konuşulan teknoloji. Akıllı teknolojilerin deniz alanına yansımalarından biri olan “insansız suüstü araçları” alt başlığı da bu ayki dosya konumuz. Personel idame maliyetinin olmaması, personelin araç üzerinden yarattığı sağlık merkezli risklerden muaf olması gibi ana nedenlerle önümüzdeki süreçte bunun deniz alanlarında sık rastlanılacak teknolojilerin başında geleceği düşünülmektedir.

Kendi kendine yanaşan ve hareket eden arabalar ve sorulara cevap veren insan robotlardan sonra yapay zekanın nereye varacağı ve deniz sahasına ne ölçüde katkıda bulunacağını kestirmek zor olsa da, teknolojinin yolunun insansız yönelimden geçtiğini görmek için alim olmaya gerek yok. Ufak bir piyasa bilgisi vermek gerekirse, şu anda 470 milyon dolar civarında olan hacmin, yıllık yaklaşık  yüzde 15 birleşik büyüme oranı ile 2022 yılında 940 milyon doları bulması beklenmekte. Peki 2030? Katlanarak büyümeye devam edecek bu teknoloji pazarının hacminin nasıl bir istihdam ve finans sahasına dönüşebileceğini şimdiden görüyoruz sanırım.

Diğer taraftan yetenek penceresinden bakarsak, insansız suüstü araçlarını sadece kumanda sistemi ya da sensörleri itibarıyla ele almak eksik bir bakış açısı olabilir. Öncelikle ticari kullanımdan, güvenlik ve harp sahasına, bilimsel araştırmalardan daha birçok yeni alanlara uzanan bir yelpazede kullanılabilmekte. Dolayısıyla pazar ve teknolojik beklenti değişiklik gösterecektir. Lakin en çok ihtiyacın harp sahasında olacağı yönünde bir görüş hakim. Keşif-karakol faaliyetinden, denizaltı savunma harbine, mayın harbinden malzeme teslimatına ve daha birçok alanda geleceğin harp sahası insansızlaşacak. Hümanizm felsefesi üzerine kurulu, insan hayatını ve yaşam hakkını daima ön plana almış batının bu teknolojinin öncülüğünü yapacağı da tahmin edilmekte. Halihazırda Kuzey Amerika ve Avrupa şirketleri bu kapsamdaki en net örnekler. Bu arada İsrail’i de unutmamak gerekir. Hydronalix firmasının Basra körfezinde keşif gözetleme ve sualtı muhaberesini tespit amacıyla kullandığı insansız suüstü aracı bu anlamda kullanılan ilk örneklerden. Bu pazarda daha şimdiden birçok firma rol almak için teknolojik yatırım hazırlığı yapmakta. Mesele çok su kaldıracak, deniz dünyası önümüzdeki dönemde bu pazarda rol almak için birbiri ile yarışacak. Peki Türk Deniz Endüstrisi bu pazara ne kadar hazır? Elbet zaman gösterecek! Keyifli okumalar dileriz…

 

İnsansız suüstü sistemlerinde öncü Aselsan
Aselsan MGEO-İnsansız Kara ve Deniz Araçları Program Müdürlüğünden Kubilay Çınar, Aselsan’ın insansız suüstü sistemlerine ilişkin projeleri hakkında bilgiler verdi

İnsansız Deniz Araçlarının askeri ve ticari alanda kullanımı her geçen gün gelişerek artmakta. Yüksek risk içeren faaliyet alanları başta olmak üzere suüstü ve sualtında muhtelif uygulamaları olan sistemler; maliyet, zaman ve insan gücünden de tasarruf sağlamak amacıyla kullanılmakta, gemilerin suüstü atışlarında hedef ve hedef çekme görevlerinde insansız sistemlerin kullanımı dünya bahriyelerinde yaygınlaşmaktadır.

Bu gelişmeler ışığında, Aselsan A.Ş.’nin İnsansız Sistemler alanında gerçekleştirmekte olduğu faaliyetlerle kazanılması hedeflenen milli çözüm ve yeteneklerin, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ihtiyaçlarını karşılayabilmesi maksadıyla yürütülen çalışmalara aralıksız devam edilmektedir.

Asimetrik tehditler ile mücadele, kıyı gözetleme, liman ve boğaz güvenliği gibi görevleri gerçekleştirmek amacıyla geliştirilmiş olan Levent İnsansız Suüstü Aracı’ndan elde edilen tecrübeyle, insansız otonom ve uzak komuta suüstü sistemlerinin geliştirilmesi çalışmaları devam etmektedir.

Söz konusu faaliyetler kapsamında;

Ülkemizde ilk defa gerçek gemi ile infilaklı mayın denemesi gerçekleştirilmiş, Aselsan tarafından insansızlaştırılarak uzaktan otonom kumanda edilen münfesih L-1 Gemisi 17 Ekim 2014 tarihinde infilaklı mayın denemelerinde başarıyla kullanılmış, ülkemizde ilk kez gerçek gemi ile infilaklı mayın denemesi başarıyla icra edilmiştir.

Münfesih L-1 Gemisi 
İnfilaklı Mayın Denemesi
Aselsan tarafından insansızlaştırılarak uzaktan otonom kumanda edilen münfesih MTB-8 Gemisi, Deniz Kurdu 2015 tatbikatı Seçkin Gözlemciler gününde hareketli hedefe Hellfire güdümlü mermi atışında başarıyla kullanıldı.

Münfesih MTB-8 Gemisine Hellfire Güdümlü Mermi Atışı
Suüstü ve karabombardımanı atışlarında reyk (atış isabet) bilgisi aktarımının Aselsan ARI-1T İnsansız Hava Aracı vasıtasıyla sağlanması öngörülmüş, 2015 yılında Saros Körfezinde yapılan kara bombardımanı atışlarında ARI-1T ile canlı reyk görüntüsü aktarımı denemesi başarıyla uygulanmış, görüntüler Deniz Kuvvetleri Komutanlığı karargahına gerçek zamanlı iletilmiştir.

Kara Bombardımanı Atışları Reyk Görüntüsü
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı unsurlarınca icra edilecek suüstü atışlarında şişme hedef çekme hizmeti sağlanabilmesi maksadıyla; İnsansız Süratli Suüstü Botu Levent üzerinde gerekli düzenlemeler yapılarak “İnsansız Hedef Çekici Vasıta” görevi yapmak üzere Yavuz ve Barbaros Sınıfı Fırkateyn mataforalarında taşınabilecek şekilde tadil edilerek yeniden donatılmış, insansız bot yedeğinde çekilen şişme hedef görüntüsünün ARI-1T İnsansız Hava Aracı vasıtasıyla kontrol gemisine aktarımı sağlanmıştır.

Şişme Suüstü Hedefi İHA Görüntüsü
Deniz Kurdu 2017 Tatbikatı Seçkin Gözlemciler gününde helikopterden insansız süratli suüstü hedefine Hellfire güdümlü mermi atışı yapılabilmesi maksadıyla Aselsan ALBATROS-K (Katamaran) İnsansız Süratli Suüstü Hedef (SSH) Botu kullanılmış, görev başarıyla tamamlanmıştır.

ALBATROS-K SSH Botu
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı suüstü unsurlarının asimetrik tehdide karşı koyma ve atış eğitimlerinde hedef gemisi görevlerinde kullanabilmek maksadıyla ASELSAN tarafından İnsansız Asimetrik Süratli Suüstü Hedef (SSH) Botu ALBATROS-T geliştirilmiştir. Deniz testleri başarıyla tamamlanan sistem göreve hazırdır.

ALBATROS-T SSH Botu
Suüstü top, yakın savunma silah sistemleri ve güdümlü mermi atışları maksadıyla kullanılabilecek, yüksek sürat ve manevra kabiliyetine sahip sistemi desteklemek maksadıyla, hedefteki atış/vuruş görüntüsü gerçek zamanlı olarak Aselsan İnsansız Hava Aracı yardımıyla kontrol istasyonu/gemisine aktarılabilecektir.
Öncelikle Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve yakın gelecekte yabancı deniz kuvvetlerine insansız suüstü sistemleri ile hedef hizmeti sağlayabilmeyi hedefleyen Aselsan, elde ettiği birikimi, İnsansız Mayın Karşı Tedbir Sistemlerinde de kullanmak amacıyla  çalışmalarını sürdürmektedir.


‘İnsansız suüstü araçlarının geleceği parlak’
Gedik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Baykal, kullanım alanlarının genişliğinden dolayı insansız suüstü araçlarının geleceğe damga vurabilecek potansiyele sahip olduğunu vurguladı

İnsansız araçların çok değişik amaçlarla kullanımı; havada, suüstünde, sualtında ve su yüzeyi – hava, su yüzeyi-sualtı etkileşim alanında, dünyamızda hızla yayılmakta, ilgili teknolojiler baş döndürücü bir hızla gelişmektedir.

İnsansız araçların ticari ve askeri alanda kullanımında insanın riskli görev bölgesinden uzak tutulması, insanlı araçlarla erişilmesi güç alanlara ulaşılabilmesi, insanlı araçların boyutları ve gerektirdiği koşullar nedeniyle kısıtlanan operasyonel yetkinliklerin kazanılması, insan hatasının asgari düzeye indirilmesi hedeflenmektedir.

Suüstü insansız deniz sistemleri/araçları (SİNDES), ana tasarım temelini oluşturan deniz yüzeyi ile etkileşimlerine bağlı olarak,  birçok tekne/araç tipinden, çalışma prensibinden veya bunların birleşiminden oluşabilmektedir. Örneğin kayıcı veya yarı kayıcı tekne formunda, yarı batık, hidrofoil, çok tekneli sistemler ile hava yastıklı, WIG sistemler formunda olabilmektedir.

Askeri amaçlı SİNDES platformları temel olarak Mayın Harbi (MKT),  Denizaltı Savunma Harbi (DSH), Suüstü Savunma Harbi (ASUW), Özel Kuvvetler Destek, Elektronik Harp deniz güvenlik kontrol görev sahalarında etkin olarak kullanılabilmektedir. Ticari SİNDES platformları ile askeri platformlar ortak olarak  gözetleme, veri toplama, fiziksel çevrenin karekterizasyonu, SAR,  eğitim ve test, haberleşme,   payload transfer amaçlarıyla kullanılabilmektedir.

SİNDES platformlarının geliştirilmesi konusunda öncülük yapan ülkeler ABD, İngiltere, Kanada, Fransa, Almanya FC, İsrail, Rusya, Çin, Hindistan, Singapur, Norveç olarak sıralanabilir. Ülkemizde de bu konuda olumlu gelişmeler bulunduğu bilinmektedir.

Günümüzde geliştirilmiş,  sahada kullanılan SİNDES platformlarının çoğunluğu yedi metre ve altında boya sahiptir. Bu platformların sadece yüzde onu yarı batık olarak operasyoneldir. Aşağıda kullanım aşamasına erişmiş bulunan platformların boyutlarının dağılımı grafik olarak gösterilmiştir.

Geliştirilmekte olan projelerde de bu platformlarda trendin küçük boyutlu platformlar olduğu söylenebilir.

Bu kategorideki SİNDES platformlarının büyük çoğunluğunun yirmi metrenin altında boya, dört tonun altında payload kapasitesine, on beş günün altında ikmalsiz seyir yeteneğine, 50 Knot’a kadar hızlara ve yüksek otonomiye sahip oldukları kestirilebilmektedir.

SİNDES platformları payload taşıma kapasiteleri bakımından, istenildiğinde insanlı olarak kullanılabilme yeteneği en kolay kazandırılabilen platform tipi olmaları bakımından, hem insansız hava araçlarından, hem de insansız sualtı araçlarından daha avantajlıdır. Aynı zamanda kesintisiz görev süreleri ve sıa bakımından da özellikle düşük hızlarda, her iki alternatif platform türüne göre önemli avantajları bulunmaktadır. SİNDES platformlarının solar enerji, cisim ve akışkan hareketi kaynaklı enerji ve yeni enerji kazanım yöntemleri ile enerji depolama ve verimli enerji kullanımı ile ilgili gelişmeler ışığında görev sürelerinin aylarla ifade edilen sürelere çıkarılabileceği görülmektedir.

Güç sistemleri bakımından alternatifleri çoktur. İnsansız sualtı araçlarına oranla haberleşme, veri transferi, kontrol kolaylıkları bulunmaktadır. Görünmezlik, denizcilik ve deniz trafiği bakımından sualtı insansız araçlarına oranla dezavantajlıdırlar.

Kesintisiz görev sürelerinin de uzaması nedeniyle, SİNDES platformları için en üzerinde durulması gereken parametre denizcilik olarak ortaya çıkmaktadır. Genellikle küçük boyutları ile ağır deniz koşullarında görev yapabilmeleri, üzerlerindeki sensörleri etkin olarak kullanmaları zorlaşmakta, ağırlaşan deniz koşulları ile yetkinliklerini kaybetmektedirler. SWATH tipi bazı platformlarla denizcilik ile ilgili iyileştirmeler sağlanabilirken, operasyonel koşullara bağlı olarak çalışma ortamını değiştirebilen, gerektiğinde suüstünde, gerektiğinde sualtında çalışabilecek platformların geliştirilmesi denizcilik yeterliği bakımından önem kazanmaktadır. Şnorkel tipi platformlar da bu açıdan değerlendirilebilecek platformlardır. Sualtı ve suüstü ortamı ortak kullanabilen, esnek görev modülleri ile donatılabilecek platformların gelecekte operasyon sahasında önemli bir yeri olacağını söylemek mümkündür.

Gelecekte, ülke envanterindeki ticari/askeri insanlı platformların, gerektiğinde insansız platform olarak kullanılmasını sağlayabilecek sistemlerle donatılması, insansız platformlara dönüştürülmesi ve suüstü/sualtı/hava insansız platformlarında geliştirilebilecek ortak görev modülleri ile entegre görev yapabilecek sistemlerin oluşturulmasıyla maliyet etkin çözümlere ulaşılabileceği değerlendirilmektedir.

Boyutları ve maliyetlerinin uygunluğu, temin edilebilirliklerindeki kolaylık nedeniyle, önümüzdeki dönemde,  SİNDES platformlarının çok sayıda, birlikte hareket edebilen, akıllandırılmış sürüler halinde kullanımı konseptinin gelişeceği ve sahada kullanım alanı bulacağını öngörmek mümkündür. Yüksek teknoloji kullanan gelişmiş denizci ülkelerin insansız deniz araçları geliştirme/kullanmalarındaki hızlı artışın yanında, Özellikle büyük deniz savaş platformlarının hızla yükselen ilk kazanım ve idame maliyetlerini karşılamakta zorluk çeken ülkelerin tercihlerinin de SİNDES platformlarının temini yönüne kayacağını, bu alanda önemli bir pazarın oluşacağını, bu durumu değerlendirmek üzere, tüm altyapının etkin olarak kullanılması ile, Üniversite- Sanayi işbirliğine dayalı AR-GE ve üretim faaliyetlerine hız verilmesinin  ülkemize önemli avantajlar sağlayacağı sonucunu işaret etmektedir.

‘Akıllı ve insansız gemiler için bir pazar oluşuyor’
Sanmar Tersanesi Projeler Direktörü Ali Gürün insansız teknolojilerin uygulanmasının en zor olduğu gemi tipinin operasyon süresi ve niteliğinden dolayı römorkörler olduğunu belirtti

Son yıllarda römorkör inşasında uluslararası bir marka haline gelen Sanmar Denizcilik, akıllı teknolojilerin gemi inşa sanayinde kullanılmasında da öncü rolü üstleniyor. Sanmar’ın sadece insansız gemiler üzerine değil, birçok yenilikçi düşünce üzerine AR-GE çalışmaları yapmakta olduğunu ifade eden Sanmar Projeler Direktörü Ali Gürün, “Buna örnek olarak geçtiğimiz yıllarda inşa ettiğimiz dünyanın ilk LNG yakıtlı römorkörünü gösterebiliriz. Ayrıca kısa vadede akü tahrikli hibrit römorkör inşası konusunda güzel haberler vereceğimizi umuyoruz” dedi.

“Sanmar’da inşa edilen Svitzer Hermod römorkörü aslında teçhizat olarak insansız çalışma olanağı olsa da, yapılan ilk testlerde uzaktan operasyon yapması sağlanmıştır. Bu testlerin ve amaca ulaşmanın ikinci adımı olarak gemi üzerindeki birçok sensörlerle hareket, sıcaklık gibi bilgiler termal ve infared kameraların kayıt ettiği görüntüler ve DP kontrol sistemleriyle verilen komutlar ve hareketlerin kayıtları genel operasyon senaryoları için tutulmaktadır. Bir sonraki adımsa insansız bu operasyonların yapılmasını sağlamaktır.

Halihazırdaki kanunların, insansız çalışacak araçlardan dolayı oluşacak kaza durumlarında bir uzlaşma sağlayamaması ve yetersiz olmaları sebebiyle şu anda insansız gemi kullanımında hukuki boşluklar bulunmaktadır.

Dünyada akıllı ve insansız platformlara ilişkin bir pazar oluşmakta olduğunu görüşüyoruz.

Aslında gemi inşa sektörünün genel olarak otomotiv sektörünü takip ettiğini göz önünde bulundurduğumuzda çok kısa zaman içerisinde kanunların da buna izin verecek hale gelmesiyle birlikte bu tip gemileri göreceğimizi düşünüyoruz.

Açıkçası bu sistemlerin inşa sürecinden ziyade test ve denemeler ile ilgili birçok farklı aşaması olacağına inanıyorum.. Klaslama kuruluşlarının da bu işlemlerle ilgili yakın gelecekte standardizasyon getireceklerini biliyoruz.

İnsansız ve akıllı platformların başlıca avantajları arasında verimliliğin artması ve maliyetlerin düşmesi bulunuyor. Bunun haricinde bu tip gemilerin sayılarının artmasıyla birlikte kaza oranlarının azalacağı kanaatindeyiz. Nesnelerin İnterneti (Internet of Things-IOT)  diye ifade edilen yapılanma sayesinde bütün verilerin küresel olarak toplanmasını sağlayarak yine Big Data (Büyük Veri) denen bu verilerin toplandığı havuzdaki bilgilerin desteğiyle makinalar karar verebilecek ve ona göre hareket edebilecekler. Örnek vermek gerekirse; bir gemi düşünün ki hava durumu, yakıt durumu, güzergâh üzerindeki uğranılacak limanları, liman yoğunlukları ve limanlara gelecek ürünlerin zamanlamasını ve hatta yükleme yapacak vinçlerin müsaitliğini görerek, rotasına bu bahsi geçen veri havuzu sayesinde karar verebilecektir. Hatta birkaç konteyner firması bu işlemi kısmi olarak hayata geçirmiştir.”

Gemilere yapılan siber saldırının şirkete yapılandan farkı yok
İnsansız platformlarda kullanılan ekipman teknolojisi ile ilgili bilgiler veren Ali Gürün, “Daha öncede ifade ettiğim gibi denizcilik sektörü otomotiv sektörünü takip ediyor. Dolayısıyla  birçok sensör ve sistemler bu sektörden bizim sektörümüze gelmektedir. Birçoğunun denenmiş olması bizim avantajımız ve Tesla, Google araçları da bu konudaki en önemli ticari örneklerdir.”

“Akıllı deniz platformlarında bölgesel konumlama konusu zaten yıllardır sektörün bildiği ve dünyada birçok örneği olan, hatta standartlaşan DP (Dynamic Positioning) dinamik pozisyonlama sistemlerinin sayesinde sağlanmaktadır.

Geriye kalan yazılım aslında bütün verileri değerlendirip ve önceden sisteme girilen senaryoları kopyalamaktan ibaret olacaktır. Zaten şu anda Hermod da senaryolara karşın operasyonların kaydedilmesi safhasındadır.

Ayrıca, bu platformlardaki arıza ve güvenlik konularında da çalışmalar sürüyor. Oluşabilecek arızalara müdahalede birçok opsiyonel çözüm olabilir ama genel olarak her çözümde tek hataya karşı alternatif sistemlerin devreye girmesi söz konusu olur. Bu aslında bizim sektörde en baz prensiptir. Örnek olarak bir sevk sistemi arıza yaparsa ikinci sistem devrede olacaktır veya bir güç kaynağında sorun olursa ikincil sistem devreye girecektir. Ayrıca geminin operasyonuna ve yaptığı işe göre çeşitli alternatiflerde olabilir. Yine örnek vermek gerekirse, gemi olduğu yerde demir atıp bekleyeceği gibi en yakın servis istasyonuna da gidebilir. Siber güvenlik konusunda da uzun zamandır çalışmalar yapılıyor. Bu konu uluslararası sempozyumlarda da çok tartışılan bir konu olup hali hazırda çeşitli sistemler geliştirilirken buna uygun gemi klaslama kuralları da oluşturulmaktadır. Sonuç olarak, gemiye yapılan siber saldırı ve şirkete yapılan arasında bir fark yok, bu sebeple ilgili koruyucu programlar gelişmeye devam edecektir.

Hermod, sığ sularda uzaktan kumanda edilen bir geminin operasyonuna ilişkin ilk örnek oldu. Şehir merkezine çok yakın bir limanda; limandan ayrılma, kısa süreli seyir yapma ve yanaşma işlemlerinin hepsi Svitzer ofisinden yapılmıştır. Bunun dışında; çok kısa mesafelerde insansız (kaptansız) kanal geçişi yapan küçük kanal yolcu tekneleri halihazırda çalışmaktadır.

“Çalışmaların sonuçlarını yakında göreceğiz”

Özellikle alan sıkıntısı yaşanan römorkör gibi küçük tip gemilerde akıllı teknolojilerin fazlasıyla katkı sağlayacağını kaydeden Ali Gürün, Türkiye’de uzaktan idare edilen ve insansız gemi teknolojileriyle Ar-Ge çalışmalarının yakın zamanda başarılı sonuçlarını göreceğine inandığını vurguladı. “Aslına bakarsanız en zor operasyonu olan tipteki gemiler römorkörlerdir. Kısa süreli operasyonlar yerine uzun süreli seyir yapan konteyner, kimyasal tanker ve hatta yolcu gemilerin senaryoları ve kumandaları daha kolay olacaktır. Uzun seyir yapan gemiler uzun süreler içinde daha az komut alması gerekirken römorkör tipi küçük ve operasyon yapan gemilerde çok kısa zamanda çok fazla komut alması gerekecektir. Özetlemem gerekirse; insansız römorkör çalıştıracak seviyeye gelmişsek, bilin ki diğer tip gemilerin insansız tipleri çoktan çalışmaya başlamıştır.

Bu gibi sistemlerin Türkiye de üretimi için ise, teknolojik olarak yüksek seviye sensörler üretimi ve toplanan verilerin kayıt altına alıp işlem yapan yapay zeka (kontrol cihazları) üretimi safhasını geçmemiz gerektiğine inanıyorum. Zaten insansız hava araçları gibi bizi gururlandıran projelere imza atan Aselsan’ın yakın gelecekte deniz sektöründeki benzer sistemler için varlıklarını göstereceklerine inanıyoruz.”

‘Otonom deniz araçları Türkiye’de üretilebilir’
Emekli Deniz Kurmay Albay Mesut Zafer Sarı, deniz harekatının dinamik ve riskli görevleri, yeni otonom suüstü ve sualtı vasıtalarının inşa ve üretimini dikte etmekte olduğunu vurguladı

Dünyadaki teknolojik gelişmelere parelel olarak, askeri ve sivil denizcilik alanında da baş döndürücü ilerlemeler kaydedilmektedir. Sivil denizcilik alanında yeni gemi inşa ve personel maliyetlerini düşürmek maksadıyla İngiltere, Norveç, Hollanda gibi denizci ülkelerin inşa ettikleri otonom ticari gemileri ve projeleri çok yakında denizlerde göreceğiz. Dünya’daki gelişmeleri yakından takip etmek amacıyla, Otonom Gemi Teknoloji Sempozyumu 27-29 Haziran 2018 tarihleri arasında Hollanda’da yapılacaktır.

Askeri alanda, deniz harekatının dinamik ve riskli görevleri, yeni otonom suüstü ve sualtı vasıtalarının inşa ve üretimini dikte etmektedir. Böylelikle yetişmiş kalifiye personeli riske atmadan görevler icra edilebilecek, daha emniyetli seyir yapılabilecek ve gelişen olaylara daha hızlı reaksiyon gösterilecektir.

Son yıllarda dünyadaki askeri alandaki faaliyetlere hep birlikte bir göz atalım. İngiliz Kraliyet Donanması’nın Kasım 2016 ayı içersinde İskoçya’nın kuzey batısında icra ettiği Joint Warrior Deniz Tatbikatı kapsamında, NATO Centre for Maritime Research and Experimentation (CMRE) ve çeşitli ülkelerden 40’a yakın araştırma ve geliştirme kurumunun otonom vasıtalarının katıldığı Unmanned Warrior Naval Exercise icra edilmiştir. Tatbikata, insansız hava araçları (Unmanned Aerial Vehicles_UAV), insansız sualtı araçları (Unmanned Underwater Vehicles_UUV) ve insansız suüstü araçları (Unmanned Surface Vehicles_USV) iştirak etmiştir. Tatbikat kapsamında; coğrafi istihbarat, denizaltı savunma harbi, mayın karşı tedbirleri, istihbarat, gözlem,  hedefleme ve keşif, komuta ve kontrol olmak üzere 5 (baş) ana görev alanına yönelik sonuçlar ortaya konulmuştur. Tatbikattan elde edilen sonuçlara istinaden harekat ihtiyaçlarını karşılayacak yeni projeler için çalışmalar başlamıştır. İngiliz Kraliyet donanması da, Thames Nehri’nde ilk otonom botu olan Maritime Autonomy Surface Testbed (MAST) başarı ile kullanmıştır.

ABD Donanması ise, 2016 yılı sonunda Chesapeake Körfezi’nde üs/liman ve değerli birliği (HVU) koruma eğitimi/tatbikatı icra etmiştir. Tatbikat kapsamında çeşitli senaryolara istinaden birçok otonom bot sürü (swarm) halinde kullanılmıştır. Oluşturulan ağ ile radar ve sensörlerin ortak kullanımı ‘’Control Architecture for Robotic Agent Command and Sensing_CARACaS’’ yazılımı ile sağlanmış, senaryo kapsamında sahaya girmeye çalışan bilinmeyen temasa yaklaşılmış, tanıma ve teşhis kriterlerine göre sınıflandırılmış, sahada karakol yapan botlar ile bilgiler paylaşılmış ve sürü halinde harekat icra edilmiştir. Kontrol merkezinden yapılan  gözetim ve kontrol ile tatbikat başarı ile icra edilmiştir.

Birçok ülkenin çeşitli amaçlar için otonom suüstü ve sualtı deniz vasıtası geliştirme projeleri bulunmaktadır. Çoğu proje gerçekleştirilmiş ve fiili olarak harekat alanlarında kullanılmaktadır. İsrail’in Rafael-Protector, Aerospace-Katana, Elbit-Seagull, İsveç’in Bonefish, Thales’in Halcyon’unu örnek olarak verebiliriz.

ABD Donanması’nın otonom mayın avlama projesi kapsamında, 2014 yılında sözleşme imzaladığı Textron Systems firması, Common Unmanned Surface Vehicle (CUSV)’ı geliştirmiştir. Testlerden başarılı bir şekilde geçen otonom botlardan iki adet tedarik edilmesi planlanmıştır. Proje bedeli 14,8 milyon dolar olan botların bir tanesi AN/AQS-20A diğeri AN/AQS-24B mayın avlama sonarı ile donatılacaktır.

ABD Donanması’nın otonom denizaltı savunma harbi gemi programı (anti-submarine warfare continuous trail unmanned vessel_ACTUV) kapsamında, Sea Hunter gemisi 07 Nisan 2015 tarihinde hizmete alınmıştır. ABD Defense Advanced Research Projects Agency (DARPA) tarafından geliştirilen projenin iki yıl boyunca deniz tecrübeleri yapılmıştır. Sea Hunter, uçak gemisi ve diğer görev grubu içindeki gemilerle birlikte otonom olarak hareket edebilmektedir. Batı Pasifik’te ABD 7’nci Filo içinde görev alacak olan Sea Hunter, Çin ve Rus denizaltılarını bulmak amacıyla kullanılacaktır.

Söz konusu projelerden de anlaşılacağı üzere otonom vasıtalar, tek başlarına veya üzerinde bulundukları platformlardan bırakılarak harekat alanında bir kuvvet çarpanı olarak kullanılmaktadır. Ülkemizi çevreleyen denizler, özellikle Ege harekat alanı göz önüne alındığında, Deniz Kuvvetleri’nin otonom suüstü ve sualtı deniz araçlarına ihtiyaç duyduğu değerlendirilmektedir. Birçok ada, adacık ve kayalığın bulunduğu Ege Deniz’inde, keşif ve gözetleme faaliyetlerinin silahlı otonom suüstü araçları ile yapılması, harekat prensipleri açısından manevra ve baskın prensiplerini sağlayacaktır.

Önümüzdeki döneme yönelik yeni fırkateyn ve hücumbot inşa projelerinde, İngilizlerin Dreadnought 2050 konseptinde olduğu gibi gemiden havalanan, suüstüne ve sualtına bırakılan otonom araçların donanma envanterimize kazandırılması önem arz etmektedir.

Üs ve limanların korunmasında da otonom vasıtalar; güvenlik önlemlerinin artmasını, personel tasarrufu sağlanmasını, daha geniş bir alanın gözetleme kapsamına alınmasını ve süratli reaksiyon gösterilmesini sağlayacaktır. Ayrıca, ülkemizin çeşitli yerlerinde bulunan  stratejik limanların (petrol rafinerileri ve petrol boru hatlarının denize çıkış limanları vb.) denizden korunmasında ve çeşitli güvenlik projelerinde de etkin bir şekilde kullanılacaktır.

Bugün ABD Deniz Kuvvetleri, yeni nesil Zumwalt sınıfı (DDG 1000) destroyerler başta olmak üzere, nükleer ve biyolojik bir harpte gemilerini üs ve limanlara almak üzere otonom çalışmaları yapmaktadır. Birçok NATO ülkesi otonom vasıtalara yönelik Ar-Ge faaliyetlerini desteklemektedir.

Ülkemizde savunma sanayi sektöründe faaliyet gösteren kurum/kuruluşlar, tek başına veya bir platformdan atılan/taşınabilen otonom hava, susütü ve sualtı vasıtalarını üretebilecek altyapı ve teknolojiye sahiptir. Gelişmiş bahriyelerde olduğu üzere otonom vasıtaların donanmamız envanterine kazandırılması ve Ege harekat alanında bir kuvvet çarpanı olarak kullanılmasının uygun olacağı kıymetlendirilmektedir. Yurtdışında icra edilen otonom vasıta eğitim/faaliyetlerine iştirak etmek, otonom vasıta imkân ve kabiliyetlerimizin geliştirilmesine olumlu katkı sağlayacaktır.

‘İnsansız gemilerin yaygınlaşması riskleri azaltır’
Ares Tersanesi Deniz Programları ve ILS Müdürü Emrah Dündar askeri amaçlı kullanılan insansız deniz araçları ile ilgili detaylı bilgiler verdi

İnsansız deniz araçları için herhangi bir mürettebatı olmadan su yüzeyinde ya da su altında çalışan gemilerdir diyebiliriz. Bu vasıtalar kara, hava veya denizdeki başka bir platform üzerinde bulunan operatörler tarafından kontrol edilirler. İnsansız deniz araçları günümüzde çok çeşitli askeri ve ticari uygulamalar kapsamında kullanılmaktadır. Askeri amaçlı kullanılan insansız suüstü araçları ile ilk savunma hattı korunur ve içinde personel bulunan gemilerin mevcut olan risklerden kaçınması sağlanır.

Askeri amaçlı kullanılan insansız deniz araçları;

n Mayın Karşı Tedbirleri Harekatı (MCM)

n İstihbarat, Keşif ve Gözetleme (ISR)

n Denizaltı Savunma Harbi (ASW)

n Sığ Sularda Yüksek Süratli Saldırı (FIAC)

n Deniz Haydutluğu ile Mücadele Harekatı

n Temsili, hareketli suüstü hedefi vb maksatlarla kullanılmaktadır.

Ticari amaçlı kullanılan insansız deniz araçları ise;

n Petrol ve/veya Doğalgaz Arama

n Oşinografik Veri Toplama

n Hidrografi

n Haritalandırma

n Çevresel ve Biyolojik Araştırmalar vb. faaliyetlerde kullanılmaktadır.

Günümüzde genellikle alüminyum ya da gelişmiş kompozit materyallerden üretilen insansız deniz araçları; hava ve deniz koşullarından daha az etkilenmeleri, daha dirençli olmaları, manevra/sürat avantajına sahip olmaları, güneş/rüzgar gibi doğal enerji kaynakları ile desteklenebilmeleri, personel maliyetinin olmaması ve idame masraflarının düşük olması nedeniyle bahsedilen askeri ve ticari alanlarında artan bir ivmeyle kullanılmaktadır.

Askeri alanda kullanılmaya başlanılan insansız deniz araçlarının gelişimine aslında keşif gözetleme ve taarruz maksadıyla kullanılan insansız hava araçlarından sağlanan yüksek verim ve operasyonel başarıların ciddi katkı yaptığı söylenebilir. Son yıllarda Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından da hem yurt içinde hem de yurt dışında gerçekleştirilen tüm operasyonlarda sıkça kullanılan insansız hava araçları ciddi personel kaybının önüne geçmiş, nokta operasyonların olmazsa olmazları arasında envanterde yerini almıştır.

Benzer şekilde günümüzde asimetrik tehditlerin çok ciddi boyutlara ulaştığı, denizde teşhis edilemeyen 3-5 mt boyundaki küçük botların büyük ve değerli savaş gemileri için en büyük tehdidi oluşturduğu, liman ve kıyı tesislerinin barış zamanlarında da teröristler için ciddi bir hedef olduğu düşünüldüğünde tıpkı insansız hava araçları gibi insansız deniz araçlarının da önümüzdeki yıllarda ciddi bir harekat ihtiyacı olacağını öngörmek gelecek için çok da sürpriz bir tahmin olmayacaktır.

Ülkeler kendileri için en büyük tehdidin düşman kabul edilen diğer ülkelerin gemileri, uçakları, denizaltıları olacağını düşünmüşler ve donanmalarındaki tüm platform ve silah sitemlerini buna göre dizayn etmişlerdi. Ancak denizde ciddi ve ses getirecek eylemler üretemeyen terör örgütleri savaş gemilerinin zayıf yanlarını iyi çalışmışlar ve zamanla tüm dünyada ses getirecek ciddi eylemlere girişmişlerdir. Yakın zamanda yaşanan acı tecrübeler en modern savaş gemileri için bile yeri geldiğinde 3-4 mt boyundaki bir şişme botun bir uçaktan ya da gemiden daha tehlikeli olabileceğini göstermiştir. Manevra imkan kabiliyeti sınırlı olan savaş gemileri üzerine, 55-60 kts sürat ile yaklaşan bir terörist bot ya da sahilde bulunan bir pikap üzerinden fırlatılabilen bir güdümlü mermi için savaş gemilerinin çok da yapabilecek bir şeyi olmadığını geçmişte yaşanılanlar göstermiştir.

12 Ekim 2000 tarihinde ADEN körfezinde devriye görevinde bulunan ve ABD Deniz Kuvvetlerinde zamanın en gelişmiş gemisi olan USS COLE muhribine Yemen açıklarında

El-Kaide militanları tarafından bomba yüklü şişme bir bot ile terör saldırısı gerçekleştirilmiştir. Bu saldırı USS COLE personeli olan 17 denizcinin hayatını kaybetmesine, 39’unun ise yaralanmasına neden olmuştur.

14 Temmuz 2006 yılında ise günümüzün en gelişmiş gemilerinden olan İsrail yapımı SAAR-5 sınıfı INS HANIT korveti Lübnan kıyılarında devriye görevi icra ederken, Hizbullah militanları tarafından sahildeki bir pikap üzerinden atılan Çin yapımı C-802 güdümlü mermisi ile vurulmuş, ciddi hasar alan gemide 4 personelin hayatının kaybetmiştir.

Bu iki olaydan ders çıkaran ABD ve İsrail şu an da insansız deniz aracı teknolojisinde dünyanın en önde gelen iki ülkesi konumundadır. İsrail’de deniz sınırları dâhilinde önleyici karakol görevlerinin ve şüpheli deniz araçlarının ilk inceleme görevlerinin neredeyse tamamına yakını insansız deniz araçları ile gerçekleştirmektedir. Uzun süreler denizde kalabilen gece ve gündüz operasyon gerçekleştirebilen insansız deniz araçları, tespit edilen şüpheli gemileri sahip oldukları ekipmanlar ile detaylı inceleyebilmektedir. İncelenen ve tespit edilen tüm bilgiler anlık olarak karada bulunan operasyon merkezine aktarılmakta, operasyon merkezi tarafından emir verilmesi durumunda şüpheli gemiye insansız deniz aracı tarafından silah angajmanları gerçekleştirilmektedir.

Dünyada ilk kullanım konsepti olarak VHF ve UHF menzilde telsiz haberleşmesi yolu ile insansız deniz araçlarının kontrolü yapılmaktaydı. Bu durum insansız deniz araçlarının kullanım menzilleri açısından önemli bir handikap yaratıyordu. Ayrıca telsiz iletişiminin olumsuz hava koşullarından oldukça etkilenmesi de insansız deniz araçları ile zaman zaman irtibatın kaybolmasına yol açıyordu. Günümüz modern insansız deniz araçları ile tüm iletişim ve yönlendirme komutları uydular üzerinden kesintisiz olarak sağlanabilmekte, kullanılan oto pilot sistemleri sayesinde devriye paternleri ve intikal rotaları yüklenebilmektedir.

Günümüzde askeri amaçlar için kullanılan modern insansız deniz araçlarının özelliklerini şöyle sıralayabiliriz.
– Tamamen otonom komuta kontrolü
– Geliştirilmiş emniyet sistemleri
– Gri bölgeler tanımlayabilme
– Derinlik hassasiyetli çalışabilme
– Güvenli alanlar tanımlayabilme
– Yasak sahalar tanımlayabilme
– Herhangi bir sistem hatası tespit edildiğinde otomatik limana dön komutu olması
– Kötü niyetli kişiler ya da düşman eline geçmemesi için intihar etme komutu olması
– Birden fazla insansız deniz aracının aynı anda kontrol edilebilmesi
– Drone kullanarak insansız deniz aracının kontrol edilebilmesi
– Beni izle fonksiyonu olması. Bu fonksiyon sayesinde dost ya da şüpheli temasın komuta merkezinin gireceği kerteriz ve mesafeden otomatik olarak sürekli izlenebilmesi
– Uydu haberleşmesi
– Rüzgâr, güneş ve dalgalardan enerji elde ederek aylarca denizde kalabilmesi

Son yıllarda küresel piyasalarda hem askeri hem de ticari sektörde insansız deniz araçları yükselen talep görme eğrilerine sahiptir. Kurum ve kuruluşların insansız deniz araçlarına olan ilgi ve talepleri gün geçtikçe artmaktadır. Bu nedenle devlet kurumları ve özel şirketler daha verimli ve fonksiyonlu insansız deniz araçlarının gelişimi için ciddi yatırım yapmaktadırlar. Uzmanların görüşü 2020 yılına kadar insansız deniz araçlarının piyasa değerinin 1 trilyon ABD doları civarında olacağıdır.

Ülkemizde son yıllarda özel sektör kuruluşları tarafından insansız deniz araçları geliştirilmesi yönünde çok ciddi atılımlar mevcuttur. Üç tarafı denizler ile çevrili ülkemizin, liman ve deniz ticaret yollarının kontrolü ve korunması bekamız açısından olmazsa olma bir unsurdur. Terör örgütlerinin hedefi olan ülkemizde, gün geçtikçe artan asimetrik tehdit unsurlarının hem Deniz Kuvvetleri hem de Sahil Güvenlik Komutanlığı için de en büyük tehditlerden biri olduğu düşünüldüğünde, umudumuz ve beklentimiz insansız deniz araçlarının kullanımının ülkemizde de yaygınlaşması ve mevcut risklerin azaltılmasıdır.

İnsansız gemilerin işletme masrafları çok düşük olacak
İTÜ Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi Dekanı Ahmet Ergin akıllı ve insansız gemi teknolojisinin avantajlarını ve dezavantajlarını değerlendirerek bu konuda İTÜ’de yapılan çalışmalarla ilgili bilgiler verdi

Özellikle son yıllarda elektronik ve kontrol alanında yaşanan gelişmeler, kendisine gemi inşaatı ve suüstü platformlarda da uygulama alanı bulmaktadır. Bu gelişmelerin öncelikle küçük boyutlu çalışmalar ile başladığını ifade eden İTÜ Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi Dekanı Ahmet Ergin, “Şu anda özellikle askeri alanda birçok suüstü platformu ile su altı araçları hali hazırda geliştirilmiş durumdadır” diyerek askeri deniz araçlarının birçoğu da otonom sistemler tarafından yönlendirilmekte olduğunu belirtti.

“Askeri uygulama amaçlı birçok teknolojik yenilik, daha sonra sivil hayatta da kullanım alanı bulmaktadır. Bu nedenle insansız deniz araçlarının sivil hayatta çok hızlı bir şekilde yer bulması beklenmektedir. Hatta şu anda Norveç’te tamamıyla otonom bir konteyner gemisi geliştirilmekte ve geminin 2018 yılı içerisinde aşamalı olarak işletmeye alınması planlanmaktadır. Bu otonom konteyner gemisi tamamıyla elektrik tahrikli olacaktır. Elektrik motorları kullanılmasından dolayı, çevreye duyarlı sıfır-emisyon gemi olarak tasarlanmıştır. Belki, ilk başta aynı kapasiteye sahip alışıla gelmiş konteyner gemilerine göre daha pahalıya mal olacaktır, fakat işletme masraflarının yüzde 90 mertebesinde azalacağı hesaplanmaktadır. Bu geminin pazardaki başarısı sektör için de bir öncü olacaktır. Bu tür denemelerin başlamış olması bile, sorguladığımız bu geleceğin belki tahminimizden de yakın olabileceğini göstermektedir.

İnsansız ve elektrik tahrikli olacak bu gemilerin birçok avantajının olacağı düşünülmektedir. Özellikle tamir ve bakım masraflarının önemli oranda azalacağı tahmin edilmektedir. Elektrikle tahrikten dolayı, dizel makinalarda mevcut olan birçok dönen parça ve sistem bu gemilerde bulunmayacaktır. Elektrikle tahrikin diğer bir avantajı da çevreye zararlı emisyon yayılımının olmamasıdır. Diğer yandan, insan kaynaklı hatalar ve bu hatalardan kaynaklı kazalarda azalma olacaktır. Yakıt masrafları azalacak ve yakın gelecekte gemi adamı arzında yaşanması beklenen sıkıntıdan daha az etkilenilecektir.

Diğer yandan, bu gelişmeler yeni bir takım problemlerinde ortaya çıkmasına neden olacaktır. Örneğin, gemi adamına olan talebin azalması gündeme gelecektir. Her ne kadar, otonom sistemlerin insan faktörüne olan ihtiyacı ortadan kaldırması beklense de, bunu bugünkü teknolojiyle ne kadar başarıyla yerine getirebilecekleri belirsizdir. Bu da öngörülemeyen önemli güvenlik risklerinin ortaya çıkmasına neden olacaktır. Son olarak, otonom sistemler bilgisayar korsanlarının müdahalesine maruz kalabilecektir.

Gemideki sistemler modüler

formda dizayn edilmeli

Uzaktan kumanda edilen insansız gemilerin arıza durumunda ne gibi durumlarla karşılaşılabileceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Ergin “Dünya üzerinde her alanda insanların kontrolünü azaltma çalışmalarına karşın, aynı hızda kötü niyetli insanların da bu durumlardan faydalanmaya çalışması gibi durumlar ortaya çıkmaktadır. En önemlilerinden biri bilgisayar korsanlarının işletim sistemlerine müdahalesi olacaktır” dedi.

İstenmeyen müdahalelerin önlenmesi, güvenlik yazılımları ve sistemlerin dış müdahalelerden bağımsızlaştırılmasıyla (otonom) mümkün olabilecektir. Güvenlik konusunun önüne geçmek muhtemelen arızalara kıyasla daha kolay olacaktır. Çünkü arıza durumlarında, parça değişimi vb. bir sorun olduğunda genellikle doğrudan insan müdahalesi gerekli olmaktadır. Bu durumda iki alternatif ortaya çıkabilir. Birincisi, acil bir şekilde gemiye erişmek üzere ekip gönderilmesi olabilir. İkincisi ise biraz daha radikal görülebilir ancak benzer bir örnek olarak uzay sektörünü düşündüğümüzde, özellikle gemi donanımlarında daha ciddi gelişmeler sağlamalı ve daha az arızaya meyilli sistemler geliştirmeliyiz.

Diğer yandan, bu tür otonom deniz araçlarında özellikle elektrikle sevk ön plana çıkmaktadır. Bu durumda, dizel makinelerin aksine çalışan ve dönen parça sayısı çok daha az olacağından, beklenen arızalarda o nispette az olacaktır. Diğer bir yaklaşımda gemilerde modüler sistemlere gidilmesidir. Gemide mevcut olacak bir veya iki personel ile arızalı modül yenisiyle değiştirilebilecektir. Burada personelin uzman olması gerekmeyebilecektir. Hatta uzaktan yönlendirmeyle gemi personeli, arızayı tamir etmeden arızalı modülü yenisiyle pratik bir şekilde değiştirebilecektir. Bu aşamaya gelinebilmesi için gemilerde kullanılacak sistem ve alt sistemlerin, modüler formda dizayn ve imal edilmesi gerekecektir.”

Henüz Türkiye’de suüstü

platformu üreten yok

İnsansız gemi teknolojisinin gemi inşa alanında da değişimleri zorunlu hale getireceğini kaydeden Prof. Dr. Ergin “Gemilerin en önemli kısımlarından birini devre dışı bırakıp, sistemi insansız ve otonom hale getirdiğinizde belki de birçok şeyi en baştan tasarlamanız gerekecek. Yani kamara, kaptan köşkü ve benzeri alanları başka amaçlara uygun tasarlayabiliriz. İçerisinde insan yaşamayacak bir yapı hem olanak, hem malzeme olarak diğerlerinden farklı olacağını söyleyebiliriz.”

Gemilerde kazanılan alanları ne yönde kullanacağımız da yine ayrı bir tasarım konusu olacaktır. Örneğin bu alanların tümünden kurtularak gemiyi hafifletmek bir alternatif olabilir ya da bu alanların yerine alternatif enerji kaynaklarının kullanılmasına olanak sağlayacak güneş panelleri, rüzgar türbinleri gibi yapıları yerleştirerek gemide yakıt tüketimin azaltılması ve verimin arttırılması gibi sonuçlara da ulaşabiliriz.

Türkiye’de bilgimiz dahilinde insansız suüstü platformu üreten, en azından ticari açıdan bu işi yapan şirket bulunmamaktadır. Ancak, bu konu şu anda oldukça önemli ve giderek daha da büyük önem arz etmeye başlayacak. Aslında ülke olarak birçok atılım dönemini (bilgisayar, araba, uçak vb.) kaçırmış olmamıza rağmen, otonom sistemler konusunda yeni nesil sistemleri yakalayabilecek ve üretebilecek kapasitedeyiz. Özellikle suüstü platformlar bunun öncüsü olabilir. Çünkü suüstü platformlarının üretimi konusunda zaten oldukça kaliteli ve yetkin bir sektöre sahibiz. Bu bilgi ve birikimi doğru yönlendirebilirsek, insansız suüstü platformlarında dünya ile at başı gitmemiz mümkün olabilir. Tabii bu sadece sektörün salt çabaları ile mümkün değil. Bu noktada öncelikle küçük çaplı çalışmalar bilimsel araştırma projeleri kapsamında, üniversiteler aracığıyla ve nispeten küçük fonlama mekanizmaları ile yönetilebilir. Ancak büyük ve belki askeri bazlı çalışmalara düşünecek olursak, Savunma Sanayi Müsteşarlığı bu konuda öncü role sahip olabilir. Özellikle İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ve Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesinde gerçekleştirdiğimiz çalışmaları göz önüne aldığımızda, bu alanda hızla yol almamız mümkündür.

İTÜ Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi bünyesinde Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM) destekli bir Ar-Ge projesi kapsamında, otonom sualtı test aracı tasarımı ve inşası gerçekleştirilmektedir. İnsansız sualtı test aracı denizaltı formunda olup, yaklaşık 5,5 m boya sahiptir. Araç, elektrik motoruyla tahrik edilecektir ve sualtında tamamıyla otonom olarak hareket edecektir. Sualtı test aracı çeşitli sensörler ile donatılacaktır. Sensörler vasıtasıyla, otonom sistemi için gerekli ölçümler yapılacak ve bu girdiler ile otonom sistem sualtı aracını yönlendirecektir. Diğer bir grup sensör ile de sualtı aracından deniz ortamına yayılan gürültü ölçülecektir. Bu proje sayesinde İTÜ, insansız otonom sualtı araçları konusunda önemli bir bilgi birikimine sahip olacaktır.

Akıllı, insansız araçlar ya da bizim özelimizde insansız otonom gemilerin denizlerimizde boy göstermesi an meselesi. Hem sektörümüz, hem de biz bilim insanları bu konuya geç kalmadan dahil olmalıyız diye düşünüyorum. Yakın gelecekte bu gibi araçların tasarımını ve üretimini yapacak olan mühendisleri yetiştirecek üniversitelerin de bu gelişmeleri yakından takip ederek, müfredatları ile teknolojik gelişmeleri yakından takip etmeleri büyük önem arz etmektedir.