Suriye’de yaşanan gelişmelerin Türkiye’ye yansımalarına, milletvekillerinin teröristbaşını ziyaretinde konuşulan konular üzerinden bakmanın gerçek olan bitenleri anlamak açısından çok önemli bir dayanak olduğu görülüyor.
Çözüm süreci başladığından beri Sayın Bahçeli’nin merkeze koyduğu teröristbaşı Öcalan’ın 24 Kasım 2025 tarihinde TBMM’de kurulan komisyondan oluşturulan heyet tarafından ziyareti Türkiye Cumhuriyeti tarihinde çok önemli bir aşamadır. Cumhuriyet tarihi böyle bir onursuz davranış ile ilk defa karşılaşmıştır. Bu ayıp, iktidarda olan AKP ve MHP’ye yazılmıştır.
AKP, MHP ve DEM temsilcilerinin gerçekleştirdiği ziyaretin tutanakları özet hâline getirilerek komisyonda 4 sayfa olarak açıklanmıştı. Bu aslında özetin özetiydi. Gerçek özet 67 sayfalık tutanağın16 sayfalık bölümüydü. Görüşmenin ne kadar boş, gereksiz ve saçma olduğu 4 sayfalık özetin özetinden anlaşılıyordu. 16 sayfalık özet ise bu ziyaretin bir rezillik olduğunu bir kere daha ortaya koydu.
Kısaca; bu ziyaretin, deli gömleği giydirilmesi gereken, tutarsız, ağzından ne çıktığını bilmeyen, kafası karışık, narsist bir teröristin söylemlerinin dinlenmesinden başka bir şey olmadığı ortaya çıktı. Ancak böyle bir karakter bozukluğu olan birinin on binlerce insanın ölümüne sebep verebileceği gerçeği de bir ez daha görüldü.
Her şeyiyle öngörüsüz, yanlış değerlendirmeleri olan, tarih bilgisi Fesli Kadir seviyesinde, her şeyin çözümünü kendi şahsında gören bu kişilikten medet ummak da AKP ve MHP’ye yazıldı.
Suriye’de yüz bin kişilik bir YPG Ordusu olduğu ve bunun çok daha geniş bir alana yayılacağını iddia eden teröristbaşının öngörüsü 2 ayda çöktü.
Sadece Suriye’de değil hiçbir yerde, kimse tarafından dikkate alınmayan teröristbaşına Sayın Bahçeli’nin verdiği önemi ne PKK ne YPG ne de başka bir örgüt veriyor. Sahada PKK’nın şahin kanadının etkinliği olduğu çok açık. Cani Öcalan bir lider olarak görülse de beyanları PKK tarafından dikkate alınmıyor, buna sebep olarak da Öcalan’ın tutsak olduğu bu nedenle de çağrılarının kabul görmeyeceği belirtiliyor.
Başını Bese Hozat ve Murat Karayılan’ın çektiği grup YPG’nin de Suriye’de çatışmaya devam etmesini, mevcut alanlarını muhafaza etmesini istiyor ve Mazlum Abdi’yi buna zorluyor. Kendisine “general” dedirten Mazlum Abdi sevk ve idare yeteneğinin zayıf olması nedeniyle ve Öcalan’ın “benim sözümü dinler” demesine rağmen Kandil’in baskısının altında kalmasıyla ne yaptığını bilemez şekilde davranmaya devam ediyor.
Terörist Abdi, Şam Hükûmeti ile anlaşmalar imzalıyor, ABD Büyükelçisi ile görüşüyor, Irak’taki aşiretlerin liderleri Mesrur Barzani ve Baffal Talabani ile sürekli irtibatta olarak bir diplomasi yürütüyor aklınca. Ama ne hikmetse Öcalan’ın direktiflerine rağmen PKK’nın emirleri dışında bir adım atamıyor.
Sahadaki başarısızlığından dolayı işgal ettikleri toprakların ve ekonomik alanların yüzde 60’ını kaybeden YPG, bu konuda ağır eleştirilere uğruyor. Öcalan’ın vizyonsuz yapısı da burada bir kez daha ortaya çıktı. Heyete YPG’nin 100 bin savaşçı ile çok daha geniş alanlara yayılabileceğini iddia eden Öcalan burada bir kez daha yanılmış oldu. Yakalanıp Türkiye’ye getirilişinin üzerinden 27 yıl geçmiş olmasına rağmen halen bunun nasıl olduğunu anlayamamış birinin günümüz jeopolitiğini doğru yorumlamasını beklemek çok akılcı olmaz.
Terör örgütü PKK’nın, hareketinin önderi olarak gördüğü teröristbaşının açıklamaları ve saçma sapan gerçek dışı düşünceleri tutanaklarda olduğu gibi ortaya döküldükçe terörist hareket ve terör sempatizanları tarafından daha çok sorgulanacağı gözükmektedir. Avrupa’da bulunan terör örgütünün uzantıları şimdiden Abdi ve ekibini hain ilan etmiş durumdalar. Öcalan’ın ihanet içinde olduğunu söyleyen grupların sayısı ise azımsanmayacak kadar çok.
DEM Parti kendisini bu çıkmazdan bir türlü kurtaramamakta, PKK ve Öcalan arasında sıkışmış bir şekilde hareket etmeye devam etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik bir partisi olmaktan çok uzak, terör örgütünün siyasi koluymuş gibi hareket ederek kendi feodal sistemini kurmuştur. Kürt kökenli vatandaşların sorunlarından ve duygularından kopmuş PKK’nın politikalarını hayata geçirmeyi kendisine yol edinmiştir. Kürt kökenli vatandaşların gözünde itibarını kaybetmeye devam etmektedir. Bölgede PKK’nın baskısı olmasa son seçimlerde bölgeden aldığı yüzde 36 oyu alması da mümkün değildir.
Önümüzdeki günlerde DEM’in yerini daha farklı oluşumlar alabilir. AKP bunu HÜDA-PAR’ı güçlendirerek denemiş fakat HÜDA-PAR’ın dinci ve tarikatçı yapısı ve terör örgütleri ile olan bağlantısı nedeniyle kabul görmemiştir. DEM ve HÜDA-PAR yerine daha ılımlı birtakım oluşumların yavaş yavaş yeşerdiği görülüyor. PKK’nın bölgesel baskısı azaldıkça bu oluşumların bölge halkı üzerinde daha fazla etkili olması muhtemeldir.
MHP ve AKP’ye önerim Öcalan’ı muhatap almaktan vazgeçmeleridir. Çünkü artık PKK’nın bile dikkate almadığı birini güçlendirmekle bir yere varılamayacağı Suriye’de ortaya çıkmıştır. Bir teröristten medet ummaktan vazgeçip Cumhuriyetimize vatandaşlık bağı ile bağlı olan, ulus ve üniter devlete sahip çıkan Yüce Türk Milleti temelli hareket etmeli ve güçlerini bu milletten almalıdırlar.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.






