Yemen’de İran destekli Husilerin stratejik Bab el-Mendeb Boğazı’na doğru ilerleyişi, Tahran’ın Kızıldeniz’deki nüfuzunu önemli ölçüde artırabilecek yeni bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Husilerin Mokha’yı ele geçirmesi ve ardından Zuqar Adası’nda kontrol sağlaması, Kızıldeniz ile Aden Körfezi arasındaki kritik deniz geçişinde İran’a önemli bir avantaj sağlayabilir.
Yaklaşık 80 kilometre uzaklıktaki Mokha’nın Husilerin eline geçmesi, Yemen’de Suudi Arabistan destekli hükümet güçlerinin ilerlemeyi durduramamasıyla sonuçlandı. Husiler daha sonra deniz yolunun merkezinde yer alan Zuqar Adası’nı da kontrol altına aldı.
Suudi Arabistan için yeni bir Yemen çıkmazı
Gelişmeler, Tahran’ın hem Hürmüz Boğazı hem de Kızıldeniz çevresindeki gelişmeler üzerinde daha fazla baskı kurabilmesi ihtimalini gündeme getirdi.
Analistler, Suudi güçlerinin Husilerin ilerleyişi karşısında bir kez daha hazırlıksız yakalandığını belirtirken, Husilerin askeri kapasitesini artırdığını ve İran’la ittifaklarına rağmen kendi kararlarını da alabildiklerini değerlendiriyor.
Suudi Arabistan’ın ise Yemen’de doğrudan yeni bir askeri maceraya girmek konusunda isteksiz olduğu belirtiliyor. Riyad daha önce Yemen savaşına doğrudan müdahil olmuş ve ağır maliyetlerle karşılaşmıştı.
Bununla birlikte, Husilerin ilerleyişi karşısında Suudi Arabistan’ın Pakistan ve Türkiye’den destek isteyip istemeyeceği tartışılıyor. Riyad kısa süre önce iki ülkeyle savunma anlaşmaları imzalamıştı. Pakistan şimdilik yalnızca uyarılarla yetinirken, söz konusu anlaşmaların askeri olmaktan çok diplomatik bir nitelik taşıdığı yönünde değerlendirmeler de bulunuyor.
Ancak sahadaki gelişmeler Riyad’ı yeni bir yanıt vermeye zorlayabilir.
İran ABD’nin bölgesel lojistiğini hedefliyor
İran’ın stratejisinin önemli unsurlarından biri, ABD’nin bölgedeki askeri altyapısını sürekli baskı altında tutmak. Tahran, yakın ve uzak hedeflere yönelik saldırılarla Pentagon’un bölgedeki operasyonel ağını yıpratmayı ve ABD’nin hava ve deniz yoluyla yürüttüğü lojistik hatlarını uzatmayı amaçlıyor.
Bu stratejinin bir parçası olarak Ürdün’deki ABD üsleri de İran saldırılarının hedefi haline geldi. İran Devrim Muhafızları’nın savaşın başından bu yana Ürdün’deki üslere en az 10 saldırı düzenlediği belirtiliyor.
ABD ile Ürdün arasındaki anlaşmalar kapsamında Washington’ın ülkede çok sayıda askeri tesise erişimi bulunuyor. Bu tesisler, ABD operasyonlarının lojistik açıdan önemli merkezleri haline gelirken, savaş uçakları, tanker uçakları ve keşif uçaklarına da ev sahipliği yapıyor.
Körfez’deki bazı üslerin daha savunmasız hale gelmesiyle Ürdün’deki tesislerin önemi daha da arttı.
İran’ın füze saldırılarının Ürdün’deki Muwaffaq üssündeki bazı hedeflere ulaştığı da bildirildi. ABD merkezli CBS’e konuşan gayriresmi kaynaklar, bir A-10 saldırı uçağının kanadının hasar gördüğünü, bazı F-15 savaş uçaklarının ise hafif hasar aldığını öne sürdü. Bu bilgilerin bağımsız olarak doğrulanamadığı belirtiliyor.
Ürdün ve ABD'nin kullandığı hava savunma sistemleri ise saldırılar sırasında çok sayıda Patriot füzesiyle devreye girdi. Farklı tahminlere göre 30 ila 60 arasında Patriot füzesinin kullanılmış olabileceği belirtiliyor. Bu durum, ABD'nin pahalı hava savunma mühimmatındaki stokların hızla azalması sorununu yeniden gündeme taşıdı.
Tahran dört ayaklı bir strateji izliyor
İran'ın savaş stratejisinin dört temel başlık üzerine kurulduğu değerlendiriliyor.
İlk olarak Tahran, Pentagon’un bölgedeki askeri ağını sürekli baskı altında tutmaya çalışıyor. İkinci olarak ABD’nin hava ve deniz lojistiğini mümkün olduğunca genişletmeyi ve böylece Amerikan operasyonlarını daha karmaşık hale getirmeyi hedefliyor.
Bahreyn’de bulunan ve ABD Beşinci Filosu’nun komuta merkezine ev sahipliği yapan ana limanın da bu açıdan önem taşıdığı belirtiliyor. Limanın saldırılar nedeniyle kullanılamaz hale geldiği ve İran saldırılarına karşı oldukça açık durumda bulunduğu aktarılıyor.
Üçüncü unsur ise yeni silahların sahada test edilmesi. İran’ın çoklu harp başlıkları kullanan füze sistemlerinden sonuç aldığı öne sürülürken, Rusya ve Çin’in teknik destek sağlama ihtimali de gündemde.
Wall Street Journal'ın haberine göre İranlı mühendisler, önceden depolanan çok sayıda parçanın kullanılması sayesinde yer altındaki tesislerde farklı türlerde füze üretimine yeniden başladı.
Dördüncü başlık ise Hürmüz Boğazı ile Umman Körfezi arasındaki deniz mücadelesinin sürdürülmesi.
ABD Pickaxe için seçenekleri değerlendiriyor
ABD Başkanı Donald Trump ise nükleer tesis olduğu belirtilen Pickaxe Dağı hakkında yeniden açıklamalarda bulundu ve daha önce olduğu gibi tesise yönelik sınırlı bir operasyon ihtimalini dışlamadı.
Bölgedeki uydu görüntülerinin tesiste yeni çalışmalar yapıldığını gösterdiği öne sürülürken, CNN de ABD'nin aylardır daha güçlü bir sığınak delici bomba üzerinde çalışmalar yürüttüğünü bildirdi.
Söz konusu bombanın, Pickaxe çevresindeki toprak, kaya ve beton tabakalarını aşabilecek kapasitede olması hedefleniyor. Böyle bir silahın kullanılması halinde Trump yönetiminin, yüksek değer taşıyan bir hedefe yönelik saldırıyı siyasi bir zafer olarak sunabileceği değerlendiriliyor.
Ancak Washington açısından savaşın kısa sürede sona ereceğine ilişkin beklentiler de zayıflıyor.
Wall Street Journal'a yansıyan bilgilere göre ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, çatışmanın iki yıl daha sürebileceği ihtimalini dışlamıyor.
Bu durum, İran'ın yalnızca doğrudan saldırılarla değil, Husiler üzerinden Bab el-Mendeb'de ve bölgedeki diğer aktörler üzerinden de ABD'nin askeri ve lojistik kapasitesini zorlamaya devam edebileceği daha uzun soluklu bir çatışma ihtimalini gündeme getiriyor.






