Hürmüz’de deniz ablukası tartışması

MDN MEDIA
  • |

Hürmüz Boğazı’nda bir hafta sonu daha belirsizlikle geçti. Kırılgan bir ateşkes yürürlükteyken İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 17 Nisan’da boğazın ateşkesin kalan süresi boyunca ticari gemilere tamamen açık olduğunu açıkladı. Ancak Tahran, ABD’nin İran limanlarına yönelik kendi deniz ablukasını sürdürmesine tepki göstererek bir gün sonra bu kararı geri aldı ve boğazı yeniden kapattı. Bunun ardından bazı tanker yetkilileri İran gemilerinin ateş açtığını ya da gemileri geri çevirdiğini bildirdi.

ABD’nin kendi ablukasını uygulama kararı, savaş zamanlarında sık başvurulan en eski baskı araçlarından birini yeniden gündeme taşıdı. Bir ekonomiyi zayıflatmak, ticareti aksatmak ve rakibi geri adım atmaya zorlamak amacıyla kullanılan deniz ablukalarının tarihsel örnekleri, bu yöntemin baskı kurma açısından etkili olabildiğini, ancak sonuçlarının çoğu zaman daha karmaşık geliştiğini gösteriyor.

Tarihte deniz ablukalarının sonuçları

Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere’nin Almanya’ya uyguladığı deniz ablukası, “uzak abluka” kavramının en klasik örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. İngiltere, Alman limanlarını doğrudan kapatmak yerine Kuzey Denizi’ndeki üstünlüğüne dayanarak deniz trafiğini kontrol altına aldı. Kraliyet Donanması gemileri denetledi, tarafsız ülkelere baskı uyguladı ve Almanya fiilen küresel ticaretten tecrit edildi. Yasaklı mallar listesi zamanla gıda ve gübreyi de kapsadı. Almanya başlangıçta tarafsız ülkeler ve iç üretimle etkileri hafifletmeye çalışsa da savaş uzadıkça ithalat keskin biçimde düştü. 1916’daki “Şalgam Kışı” yoksulluğun sembolü haline geldi. Tarihçiler yüz binlerce sivilin yetersiz beslenme ve buna bağlı hastalıklardan öldüğünü tahmin ediyor. Abluka, Almanya’nın savaşı sürdürme kapasitesini zayıflatan başlıca etkenlerden biri olarak görülüyor.

İkinci Dünya Savaşı sırasında ise Müttefiklerin Japonya’ya yönelik ablukası, ada ülkelerinin deniz yollarına bağımlılığının nasıl stratejik kırılganlığa dönüşebileceğini gösterdi. 1943’ten itibaren ABD denizaltıları Japon ticaret gemilerini yoğun şekilde hedef aldı. Daha sonra yürütülen Operation Starvation, kritik deniz yollarını daha da felç etti. Savaşın son yıllarında Japonya’nın ticaret filosu büyük ölçüde yok oldu. Savaş sonrası değerlendirmeler, bu çöküşün Japonya’nın savaş ekonomisinin dağılmasında başlıca etkenlerden biri olduğunu ortaya koydu.

Cuban Missile Crisis ise deniz baskısının farklı bir kullanım biçimini gösterdi. ABD, “abluka” yerine “karantina” adını verdiği bu uygulamayla Sovyet askeri ekipmanının Küba’ya ulaşmasını engellemeyi hedefledi. Operasyon bir aydan kısa sürdü, bazı Sovyet gemileri geri döndü ve yoğun diplomasiyle kriz, Sovyet füzelerinin Küba’dan çekilmesiyle sona erdi. Bu örnek, deniz baskısının yalnızca uzun süreli ekonomik boğma değil, hedefe yönelik diplomatik manevra aracı olarak da kullanılabildiğini gösterdi.

United Nations sanctions against Iraq kapsamında Irak’a uygulanan deniz yaptırımları, petrol ihracatını azaltmada rol oynadı. Ancak kara yolları yaptırımların bir bölümünün aşılmasına imkan tanıdı. Benzer şekilde NATO Adriatic embargo operations kapsamında eski Yugoslavya’ya yönelik deniz yaptırımları, binlerce geminin denetlenmesiyle ihlallerin maliyetini artırdı ancak tek başına çatışmayı sona erdirmedi.

Güncel örnekler ve Hürmüz için olası sonuçlar

Gaza Strip üzerindeki deniz ablukası 2007’den bu yana sürüyor. İsrail bunun silah kaçakçılığını önlemek için gerekli olduğunu savunurken, insani yardım kuruluşları ekonomik ve insani yıkıma dikkat çekiyor. International Court of Justice 2024 tarihli tavsiye niteliğindeki görüşünde bölgedeki durumla ilgili süregelen endişelere işaret etti. Ancak yıllardır süren kısıtlamalar kalıcı güvenlik ya da siyasi çözüm üretmedi.

Yemen’de 2015’ten bu yana Saudi Arabia liderliğindeki koalisyonun uyguladığı abluka da Husiler üzerindeki baskıyı artırsa da belirleyici sonuç doğurmadı. Bunun yerine uzun süren insani krize katkı sundu ve uluslararası eleştirilere yol açtı.

Tarihsel örnekler, deniz ablukalarının özellikle deniz ticaretine yüksek derecede bağımlı ülkelerde ciddi baskı oluşturabildiğini gösteriyor. Ancak aynı örnekler, ablukaların tek başına kesin siyasi sonuç üretmediğini, çoğu durumda askeri, ekonomik ve diplomatik baskıyla birlikte etkili olduğunu da ortaya koyuyor.

Bu çerçevede Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler yalnızca bölgesel güvenlik açısından değil, küresel enerji ticareti ve deniz taşımacılığı açısından da yakından izleniyor. Geçmiş örnekler, bu tür adımların rakip üzerinde baskı kurabildiğini, ancak aynı zamanda daha geniş ekonomik ve insani sonuçlar doğurabildiğini hatırlatıyor.

Bunu Paylaşın