Hürmüz krizi offshore petrolün önemini ortaya koydu

MDN MEDIA
  • |

ABD-İsrail ile İran arasındaki çatışmanın enerji altyapısı, petrol ve doğalgaz ihracatı ve Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiği üzerindeki etkileri, küresel enerji piyasalarında arz güvenliği tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Kriz, offshore petrol üretiminin küresel arz çeşitliliğindeki rolünü de güçlendirdi.

ABD-İsrail ile İran arasında aylar süren çatışma ve bunun enerji altyapısı ile bölgesel petrol ve doğalgaz ihracatına yönelik oluşturduğu riskler, küresel enerji piyasalarının son yıllardaki en ciddi sınavlarından biri oldu. Dünya genelinde ticareti yapılan petrolün yaklaşık beşte biri ile önemli miktarda sıvılaştırılmış doğalgazın (LNG) geçtiği Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin sekteye uğrama ihtimali, başlangıçta küresel petrol arzında büyük bir şok ve fiyatlarda sert yükseliş beklentilerine yol açtı.

Petrol fiyatları çatışmanın tırmanmasıyla yükselse de artışın beklenenden daha sınırlı ve kısa süreli kalması dikkat çekti.

Bu durum, küresel petrol piyasalarının son yıllarda geçirdiği yapısal dönüşümün önemini ortaya koydu. Arzın coğrafi olarak çeşitlenmesi, teknolojik gelişmeler sayesinde daha fazla kaynağın ekonomik olarak üretilebilir hâle gelmesi ve yeni üreticilerin piyasaya girmesi, küresel petrol arzının şoklara karşı dayanıklılığını artırdı.

Offshore üretimin payı artıyor

Denizlerde gerçekleştirilen petrol ve doğalgaz üretimi de bu dönüşümün önemli unsurlarından biri hâline geldi.

Offshore üretim, küresel petrol üretiminin yaklaşık yüzde 30'unu, doğalgaz üretiminin ise yüzde 32'sini karşılıyor. Sektörün, gelecekteki arz artışında da mevcut payının üzerinde katkı sağlaması bekleniyor.

Brezilya, Guyana ve Namibya gibi ülkelerdeki yeni keşifler, denizlerdeki üretim alanlarının genişlemesini sağlarken, Körfez bölgesi ve Kuzey Denizi gibi geleneksel üretim merkezlerindeki yatırımlar da devam ediyor.

Özellikle derin ve ultra derin deniz sahaları, offshore sektöründeki büyümenin merkezine yerleşmiş durumda. Teknolojik gelişmeler, daha önce ekonomik veya teknik açıdan erişilemez kabul edilen sahalarda üretimi mümkün hâle getirdi.

Bugün 1500 metrenin üzerindeki su derinliklerinde üretim yapılabilirken, bazı projelerde 3000 metrenin üzerinde derinliklere ulaşılıyor.

Sektör tahminlerine göre derin deniz petrol üretiminin 2022-2030 döneminde yüzde 60'tan fazla artması bekleniyor.

İlginizi çekebilir:

Gölge filo küresel deniz ticaretini tehdit ediyor!

Brezilya offshore üretimde öne çıkıyor

Offshore kaynakların küresel dağılımı da giderek çeşitleniyor.

Brezilya, derin deniz petrol üretiminde dünyanın önde gelen ülkesi konumuna gelirken, ülkenin petrol üretiminin yaklaşık yüzde 95'i offshore sahalardan sağlanıyor. Özellikle “pre-salt” olarak adlandırılan tuzaltı sahaları Brezilya'nın üretiminde önemli yer tutuyor.

Guyana ise son yıllarda gerçekleştirilen büyük offshore keşiflerin ardından dünyanın en hızlı büyüyen petrol üreticilerinden biri hâline geldi. Namibya da art arda gerçekleştirilen önemli keşiflerle enerji sektörünün yakından takip ettiği yeni üretim bölgelerinden biri oldu.

Ancak offshore projelerin yüksek sermaye ihtiyacı ve teknik karmaşıklığı, bu yatırımları onshore projelerden farklılaştırıyor. Büyük ölçekli projeler çoğunlukla uluslararası petrol şirketleri veya kamu-özel sektör ortaklıkları tarafından geliştiriliyor.

Offshore yatırımlarında ölçek belirleyici

Denizlerdeki petrol üretiminin ekonomik yapısında büyük rezervler ve yüksek üretim kapasitesi önemli rol oynuyor.

Karadaki birçok petrol havzasının uzun yıllardır yoğun şekilde araştırılmış olmasına karşın, özellikle derin ve ultra derin deniz sahalarının önemli bölümü yakın zamana kadar görece az keşfedilmiş durumdaydı.

2024 yılında gerçekleştirilen yeni petrol keşiflerinin hacim bazında yüzde 85'i yalnızca 10 offshore sahada yoğunlaştı.

Offshore sahalarda üretim, yüksek verimli daha az sayıda kuyuda yoğunlaştırılabildiği için yüksek başlangıç yatırımının daha büyük üretim hacimlerine yayılması mümkün oluyor. Bu da projenin ömrü boyunca varil başına geliştirme maliyetlerini düşürebiliyor.

Bununla birlikte offshore sahalar, üretim zirvesine ulaştıktan sonra geleneksel karasal sahalara kıyasla daha hızlı düşüş gösterebiliyor. Ancak yüksek üretim kapasitesine sahip bu sahalar, uzun süre boyunca yüksek seviyede üretim sağlayabiliyor.

Çevresel performans da rekabet unsuru hâline geliyor

Offshore petrol üretimi geçmişte büyük petrol sızıntıları ve çevresel kazalarla gündeme gelmiş olsa da bugün denizlerdeki projeler enerji sektörünün en sıkı mühendislik, güvenlik ve çevre standartlarından bazılarına tabi tutuluyor.

Modern derin deniz operasyonlarında yüksek kuyu verimliliği, aynı operasyonel enerji girdisiyle daha fazla hidrokarbon üretilmesine imkân tanırken, yeni tesislerde alevli yakma (flaring) ve metan emisyonlarını azaltmaya yönelik teknolojiler de kullanılıyor.

Norveç gibi ülkelerde offshore platformların elektrik şebekesine bağlanarak elektriklendirilmesi de emisyonların daha da azaltılmasına katkı sağlıyor.

Bu nedenle çevresel performans da offshore projelerinin yatırım değerlendirmelerinde giderek daha önemli bir kriter hâline geliyor.

Offshore yatırımları çatışmadan önce de hızlanmıştı

Offshore yatırımlarındaki ivme, 2026'daki Orta Doğu çatışmasından önce başlamıştı.

Teknolojik ilerlemeler, proje ekonomilerindeki iyileşme ve büyük keşifler, petrol fiyatlarına ilişkin uzun vadeli beklentilerin görece sınırlı kalmasına rağmen derin deniz projelerine ilgiyi artırmıştı.

Rystad Energy analistleri, küresel derin deniz yatırımlarının 2023'te yaklaşık 90 milyar dolardan 2027'de 130 milyar dolara yaklaşacağını öngörmüştü. Ayrıca 2024'te nihai yatırım kararı (FID) aşamasına ulaşan küresel “upstream” projelerinin tamamı offshore projelerden oluştu.

Nijerya, Ekim 2024'te derin deniz petrol ve doğalgaz projelerine yönelik yeni mali teşvikler açıklarken, Petrobras 2025-2029 dönemini kapsayan 111 milyar dolarlık yatırım programını onayladı. Bu yatırımın yaklaşık 77 milyar dolarlık bölümü, ağırlıklı olarak offshore “pre-salt” sahalarına yönelik arama ve üretim faaliyetlerine ayrıldı.

Angola da offshore sektörüne yatırımları teşvik etmek amacıyla yeni ruhsatlandırma stratejisi ve mali düzenlemeler açıkladı.

Namibya'da ise uluslararası enerji şirketlerinin gerçekleştirdiği yeni keşifler, yüksek riskli ve henüz yeterince araştırılmamış deniz havzalarına yönelik yatırım iştahının sürdüğünü gösterdi.

İran krizi yeni bir yatırım döngüsü yaratmadı

İran merkezli çatışmanın offshore yatırımlarının ekonomik temelini kökten değiştirmediği değerlendiriliyor.

Çatışmanın başlamasının ardından petrol fiyatlarında sert yükseliş görülse de fiyat hareketinin kısa süreli kalması, yatırım kararları onlarca yıllık perspektifle alınan offshore projelerin ekonomisini değiştirecek düzeye ulaşmadı.

Özellikle uzun vadeli petrol fiyatı beklentilerindeki sınırlı değişim, yatırımcıların çatışmayı kalıcı bir piyasa dönüşümünden ziyade geçici bir jeopolitik şok olarak değerlendirdiğine işaret etti.

Offshore projelerin keşif, planlama, inşaat ve üretime geçiş süreçlerinin yıllar alması da bu yatırımların kısa vadeli fiyat hareketlerine karşı daha az duyarlı olmasına neden oluyor.

Bununla birlikte çatışma, enerji arz güvenliği ve kaynak çeşitliliğinin stratejik önemini yeniden öne çıkardı.

Nijerya offshore yatırımlarına yönelik mali düzenlemelerini ve fırsatlarını öne çıkarırken, ABD Körfez bölgesindeki offshore ruhsatlandırma programını genişletti. Norveç'te de petrol şirketleri, daha düşük petrol fiyatlarına rağmen kıta sahanlığındaki yatırım planlarını artırmayı sürdürdü.

Bu gelişmeler, Orta Doğu'daki çatışmanın offshore sektöründe sıfırdan yeni bir yatırım dalgası başlatmaktan çok, hâlihazırda başlayan yatırım ve politika eğilimlerini güçlendirdiğini gösteriyor.

Bunu Paylaşın