Ana sayfa Haberler Deniz Savunma Hindistan-Pakistan gerginliğinin değerlendirilmesi

Hindistan-Pakistan gerginliğinin değerlendirilmesi

0
Dz. Kurmay Albay (E) Serter Tuçaltan
Dz. Kurmay Albay (E) Serter Tuçaltan: İki nükleer güç, Pakistan ile Hindistan arasında 1947’den bu yana 3 kez sıcak savaşa, 2 kez de savaşın eşiğine gelinmesine neden olan Keşmir sorunu şubat ayı sonunda yeni bir krizin daha nedeni olmuştur

Keşmir’in yüzde 45’i Hindistan, yüzde 35’i Pakistan ve yüzde 20’si ise Çin’in kontrolünde bulunmaktadır. Krizin görünen nedeni; Hindistan’ın Pakistan destekli olduğunu iddia ettiği “Ceyş-i Muhammed” adlı örgütün Hindistan kontrolündeki Keşmir’de 40’tan fazla Hintli askerin ölümüne yol açan Pulvama saldırısıdır. Pulvama sonrası Hindistan, Pakistan’ın hava sahasını ihlâl ederek Balakot hava saldırılarını gerçekleştirmiş, akabinde Pakistan iki Hint uçağını düşürmüş, bir pilotu ele geçirmiştir. Pakistan’ın Hintli pilotu serbest bırakması ve krizin diyalog yoluyla çözülmesi çağrısından sonra çatışma kontrol altına alınmıştır.
Pakistan ve Hindistan arasındaki gerilimin bu dönemde yeniden tırmanışa geçmesinin yalnızca Keşmir sorunu ile açıklanması yeterli değildir. Bu bağlamda, Keşmir sorununun tarafların küresel güç mücadelesi içindeki pozisyonlarını şekillendirmek üzere bir araç olarak kullanıldığı düşünülmektedir.
Konunun daha kolay bir şekilde değerlendirilebilmesi için tarafların küresel güç mücadelesinin başat aktörlerinden ABD ve Çin’e göre pozisyonlarının ortaya konması uygun olacaktır.

ABD
ABD, Pasifik ve Hint Okyanusu bölgesinde ana tehdit unsuru olarak Çin’i görmektedir.
Temel yaklaşımını enerji ihtiyacının önemli kısmını Basra Körfezi’nden sağlayan Çin’in deniz ulaşım hatlarının kontrol edilmesi, Bir Kuşak-Bir Yol Projesinin gelişiminin hem karadan ve hem de denizden engellenmesi ve Çin’in çevrelenmesi üzerine kurmuştur.
Bu kapsamda Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda, Avustralya ile tarihi boyutu bulunan yakın ilişkilerini sürdürmekte; Filipinler ve Tayland’a önem atfetmekte, Vietnam, Endonezya Malezya ve Singapur’u ekonomik ve güvenlik alanında büyüyen ortaklıklar olarak nitelemekte, faaliyetlerini bu ülkeleri kendi tarafında tutmak üzere yönlendirmektedir.
Pakistan kontrolündeki Keşmir’den geçen Çin-Pakistan Ekonomik Koridorunun kendi egemenliğini ihlâl ettiğini savunan Hindistan’ın bu kurguda kilit önemi bulunmaktadır.
Gerek büyüklüğü, gerek nükleer gücü, gerek silahlı kuvvetler kapasitesi ABD’nin Hindistan’ı Çin’e karşı bir denge unsuru olarak görmesine neden olmakta, ayrıca Rus Federasyonu (RF)’nun gayretleri ile ŞİÖ’ye dahil olan, aynı zamanda BRICS üyeliği de bulunan Hindistan’ın ABD tarafına çekilmesi ile yaratılacak etki ABD için hayati önem arz etmektedir.
ABD, yine bir ŞİÖ üyesi olan Pakistan’ın bazı terör örgütleri için güvenli bölge olduğunu ve bu örgütlerin Afganistan’da saldırılarda bulunduğunu iddia etmekte, ayrıca Çin ile olan yakınlığı bağlamında Pakistan ile ilişkilerini gergin bir tonda sürdürmektedir.
Afganistan’da Taliban ile görüşen ABD’nin Pakistan’a yönelik askeri yardımlarını askıya aldığı, Pakistan yöneticilerine hakaret içeren bir söylem kullandığı mevcut konjonktürde, yaşanan son krizde iki ülkeyi, gerilimi artıracak herhangi bir eylemden kaçınmaya çağırdığı, bununla birlikte Hindistan’ın sınır ötesi saldırılara karşı kendini savunma hakkını desteklediği, Hindistan uçaklarının düşürülmesinde kullanılan Pakistan uçaklarının ABD menşeili olup olmadığını sorguladığı bilinmektedir.

Çin
Bir deniz gücü olan ABD’nin Pasifik’te yarattığı etkinin de doğal sonucu olan ve Çin’in iki ana ticaret rotası üzerinden Orta Asya, Orta Doğu ve Avrupa ile irtibatlandırılmasını hedefleyen “Tek Kuşak-Tek Yol Projesi” Çin’in küresel etki alanını ve gücünü artırırken, ABD’nin küresel liderlik vizyonunu tehdit etmektedir.
Projenin yaratacağı ortam ve refahın, bölgesel ihtilafların çözümüne olumlu yönde etki edebilme, bölgesel işbirliğini geliştirebilme potansiyeli bulunmaktadır. Bu suretle bölgesel bağların kuvvetlenmesi, geniş bir coğrafyada bölge dışı aktörlerin etkisini azaltacaktır. Bu durumun Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) gibi bir proje ile mümkün olduğunca küçültülmüş devletçiklerin varlıklarını sürdürebildiği bir yaklaşımı destekleyen başta ABD olmak üzere bölge dışı aktörler tarafından tercih edilmeyeceği düşünülmektedir.
Proje içerisinde oluşturma çalışmalarına başlanan “Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru” enerji ve hammadde bağlamında, Çin’e ulaşan ve ABD tarafından kontrol altında tutulabilen Hint ve Pasifik Okyanuslarındaki deniz ulaşımına alternatif oluşturmaktadır.
Söz konusu koridor, Pakistan’ın Gwadar Limanı ile Çin’in Kaşgar Bölgesini birleştirerek Çin’i Hint Okyanusu ile irtibatlandırmakta, Çin’e Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’na yakın bir konumda bulunabilme imkânı sağlamaktadır. Koridor, Belucistan ve Keşmir Bölgelerini geçiş güzergâhı olarak kullanmakta, Çin’in iç kesimleri ve doğusu ile Sincan Uygur Özerk Bölgesi marifetiyle irtibatlanmaktadır.
Burada bünyesinde Beluci etnik kökenli ayrılıkçı hareketi de barındıran Belucistan Bölgesine özel bir önem atfedilmesi gerekmektedir. Zira; Beluci etnik kökenli halk Pakistan’ın yanı sıra İran ve Afganistan’ın Pakistan sınırında da yaşamakta, bu durum Beluci ayrılıkçı hareketin bölgede etki yaratmak isteyen güçler tarafından istismar edilebilmesi potansiyelini doğurmaktadır. Bu bakımdan ülkemizde de oldukça tartışılan ve BOP ile özdeşleşen ABD haritasında Belucistan Bölgesinin Bağımsız Belucistan olarak gösterildiğinin hatırlanmasında fayda görülmektedir.
Çin benzer şekilde Burma/Myanmar (Kyaukpyu), Bangladeş (Chittagong) ve Sri Lanka’da (Hambantota) da liman imkânları elde etmeye çalışmakta, Afrika’da enerji, ulaşım, madencilik gibi konularda yatırımlar yapmakta, Güney Çin Denizi’nin tamamını sahiplenerek yaptığı suni adacıklarla kendisine ilave konuşlanma imkanları yaratmaya gayret etmektedir.
Çin, özellikle ABD’ye karşı olmak üzere RF ile askeri ve ekonomik işbirliği yapmakta, üçlü bir mekanizma içinde Hindistan ve RF ile istişarelerde de bulunmaktadır. Söz konusu üçlü istişare mekanizmasının her üç devletin birlikte hareket edebilirliğini gösterdiği gibi birbirlerini kontrol edebilmelerine de imkân sağladığı değerlendirilmektedir.
Çin-Pakistan koridoru itibarıyla halen Pakistan’ın önemli ticaret ortaklarından biri olan Çin aynı zamanda Pakistan’ın savunma ihtiyaçlarının büyük bir bölümünü de karşılamaktadır.
Pakistan-Hindistan krizinin ardından Çin’in Hindistan ile Pakistan’a soğukkanlılıklarını azami derecede koruyarak, bir an önce diyalog kurma ve durumu kontrol altına alma çağrısında bulunduğu bilinmektedir. Çin’in sorunu “Bir Kuşak-Bir Yol” projesinin çıkarlarına en uygun biçimde çözerek bölgede istikrarın tesis edilmesini amaçladığı değerlendirilmektedir.

Sonuç
Küresel güç mücadelesi Pasifik’te, Hint Okyanusu’nda, Doğu Akdeniz ve Karadeniz’de, Balkanlar’da, Suriye ve Irak’ta, Baltık Denizi’nde ve bu bölgelerle sınırlı olmamak üzere başat aktörlerin öncelikle vekilleri vasıtasıyla birbirlerini engelleyebilecekleri tüm coğrafyalarda olanca hızıyla devam etmektedir.
Bu anlamda Keşmir’deki gelişmelerin münferit gelişmeler olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
İran’ın Belucistan eyaletinde gerçekleştirilen, İran Devrim Muhafızlarını hedef alan ve sorumluluğu “Sünni Beluç halkının haklarını savunduğunu” ileri süren Ceyşül Adl isimli örgüt tarafından üstlenilen saldırının, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ne yönelik propaganda faaliyetlerinin, Myanmar/Burma’da son dönemde yaşanan gelişmelerin, ABD’nin Afganistan’da Taliban ile görüşmesinin, İran’ın çevrelenmesine yönelik ABD gayretlerinin, iki ŞİÖ üyesi olan Hindistan ve Pakistan arasındaki silahlı çatışmanın ŞİÖ’ye yönelik etkilerinin, Hindistan’ın bu mücadelede ABD bloğunda yer almasının muhtemel sonuçlarının ilk etapta Keşmir olayı ile birlikte kıymetlendirilmesi gereken hususlar olduğu düşünülmektedir.
Bu bakış açısı önümüzdeki dönemin gerginliklerinin “Tek-Kuşak-TekYol” coğrafyasına odaklanacağını göstermekte, başlangıç olarak Keşmir ve Belucistan’ın uzun soluklu birer istikrarsızlık alanı olarak ortaya çıkmasının sürpriz olmayacağı değerlendirilmektedir.
Tek Kuşak-Tek Yol projesi bağlamında hem kara hem de deniz yolu bakımından önemli bir coğrafi konumda bulunan Türkiye çevresinde yaşanan gelişmelerin bu bakış açısıyla da mütalaa edilmesi faydalı görülmektedir.