Ana sayfa Araştırma Hamsi yemekten vazgeçmek çözüm değil

Hamsi yemekten vazgeçmek çözüm değil

0
Türkiye’nin beş ülkeyle paylaştığı Karadeniz, Romanya ve Bulgaristan’ın AB’ye katılımıyla “bir ölçüde” Avrupa’nın içdenizi haline geldi

Karadeniz dünyanın en kapalı denizi. Karanlık suları en fazla beş metre derinliği gösteriyor. Okyanusa ulaşmak için sularının üç boğaz, üç de deniz aşması gerekiyor. Buna rağmen yoğun akıntısı, dev dalgaları, büyük fırtınaları var.
Türkiye Karadeniz’in sularını Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Rusya ve Gürcistan’la paylaşıyor. Kıyı komşularımızın hepsi bir zamanların halk cumhuriyetleri. Ukrayna’ya bağlı Kırım gibi özerk cumhuriyetler var bir de. Kıyılarda nüfus oldukça kalabalık. Karadeniz kıyılarının yerleşik nüfusu 16 milyon civarında. Yazları buna dört milyon turist ekleniyor. Özellikle Romanya ve Bulgaristan’da turizm, kıyı turizmi her yıl hızla, ortalama yüzde 8’lik bir hızla, artıyor.
Karadeniz, hem nüfus yoğunluğu yüzünden, hem çok kapalı bir deniz olduğundan kendini yenilemesi daha uzun sürdüğünden, hem de çevre koruma bilinci pek de gelişmemiş ülkelere ev sahipliği yapma bahtsızlığından dolayı, insan eliyle öldürülen, durumu en kritik denizlerin başında geliyor. Türkiye’de sanayi tesislerinin yüzde 98’inde, belediyelerin yüzde 95’inde, turizm tesislerinin ise yüzde 81’inde atık arıtma tesisi bulunmadığı kuru bilgisi bile, kıyısı olan diğer ülkelerinkilerin de en fazla bizim yöneticilerimiz kadar çevre bilincine sahip olduğunu göz önüne alırsak, durumun vahametini anlatmaya yetiyor.
Deniz Temiz Derneği/TURMEPA Genel Müdürü Levent Ballar, “Sanayiden kaynaklanan ağır metal atıkları, balıklar, özellikle de midye ve istiridye gibi canlıların bünyelerinde depolanarak besin zinciri yoluyla insanlara aktarılıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) yaptığı bir çalışmaya göre, Akdeniz’deki deniz kabuklularının yüzde 93’ü maksimum değerden daha fazla dışkı bakterisi içeriyor. Bu da insan sağlığı açısından çok tehlikeli” diyor. Üstelik, Ballar’ın açıklamalarına göre, Türkiye’nin kıyısı olduğu denizlerden en kirlisi Akdeniz değil, Karadeniz.
Öte yandan, karada binlerce kilometre yol kat eden ve 18 ülkenin atıklarını taşıyan on bir büyük nehir, sularını Karadeniz’e boşaltıyor. Sadece Avrupa’nın en büyük akarsuyu Tuna’nın Karadeniz’in kirliliğindeki payı yüzde 48!
Bütün bunlara bir de fuel oil, kimyasal madde vs taşıyan tankerlerin karıştığı deniz kazalarını ekleyin… Hayır, hamsi yemekten vazgeçmek çözüm değil. Havadaki kuş da aynı besin zincirinin bir halkası. Hal böyleyken, tanıdığımız çevreye en duyarlı örgüt olan Avrupa Birliği’nin Karadeniz’i Avrupa’nın içdenizi ilan etmesine sevinmek istiyor insan.

Karadeniz ne yazık ki ekolojik yönden AB standartlarından yararlanamıyor. Deniz Temiz Derneği / TURMEPA Genel Müdürü Levent Ballar’dan aldığımız bilgiye göre en kirli deniz Karadeniz

Avrupa’nın içdenizi
Avrupa Parlamentosu 25 Ocak 2008’de Güney Kafkasya ve Karadeniz havzasıyla ilgili rapor ve ilişkili karar tasarılarını Strasbourg’da oy çokluğuyla kabul etti. Rumen temsilci Roberta Alma Anastase tarafından hazırlanan kararda, Romanya ile Bulgaristan’ın AB’ye katılımıyla Karadeniz’in “bir ölçüde” Avrupa’nın içdenizi haline geldiği, AB için stratejik öneminin arttığı görüşü yer aldı. Fakat, ekolojik sistem yararına AB katkısı ve disiplini bulma hevesimiz ne yazık ki gerçeğe dönüşemedi, zira karar daha ziyade Karadeniz kıyısındaki ve havzasındaki ülkelere iyi komşuluk ilişkileri kurma çağrısı yapıyor.
Aslında, AB’nin Karadeniz’i keşfetmekte geç kaldığı bile söylenebilir. Karadeniz Teknik Üniversitesi Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi Balıkçılık Teknolojisi Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Coşkun Erüz’ün verdiği bilgiye göre, Karadeniz’e her yıl 400 bin tonun üzerinde petrol kökenli kimyasal madde dökülüyor, 110 bin tondan fazla petrol karışıyor. Bu hızla devam ederse, biz Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin pek yakında bu denizi petrol havuzu olarak değerlendireceğini öngörebiliriz!

Karadeniz’de işbirliği
Karadeniz ülkelerinin büyük bir işbirliği oluşumu var aslında: Karadeniz Ekonomik İşbirliği. Türkiye’nin öncülüğüyle 1990’da, Doğu Bloku ülkelerinde rejim değişikliği yaşandığı yıllarda çalışmalarına başlanan KEİ, 25 Haziran 1992 tarihinde İstanbul’da düzenlenen zirvede imzalanan anlaşmayla resmen işlerlik kazandı. Türkiye’den başka Rusya Federasyonu, Romanya, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Moldova, Ukrayna, Bulgaristan, Yunanistan ve Arnavutluk kurucu üye olarak yer alıyor. Son yıllarda daha çok uluslararası bir örgüte dönüşen KEİ’nin amacı, birbirini tamamlayıcı ekonomik özelliklere sahip bölge ülkeleri arasında işbirliği organize etmek. Hedefleri, ekonomi ve siyasi işbirliği, bilim ve teknikte ortak çalışma, bölgede istikrar ve barış. Bu atılıma önayak olmakla Türkiye ileri görüşlülüğünü göstermişse de, oluşum henüz elindeki potansiyeli tam olarak değerlendirebilmiş değil.
Karadeniz’in yaşatılabilmesi, insanlarının sağlığının korunabilmesi için kıyısı olan ülkelerin çevre konusunda da işbirliği şart. Ülkelerarasında ekonomik işbirliği, vızır vızır işleyen bir deniz trafiği, petrol kaynaklarının değerlendirilmesi… Zaman zaman bütün bunların amacının insanın refahı, iyiliği olduğu unutuluyormuş gibi gelmiyor mu size de? Bir yandan kanserli vakaların sayısının her gün tırmandığını gözlerken, diğer yandan kanser ilaçlarının yüzde 65’inin deniz canlılarından elde edildiğini bilmek hakikaten yaman çelişki.