ABD öncülüğünde hazırlanan ve Trump ile Netanyahu'nun birlikte açıkladığı “Barış Planının” ilk aşaması Hamas tarafından kabul edildi. Peki Hamas bu anlaşmayla Filistinlilere ne kazandırdı ne kaybettirdi?
1948 yılında kurulan İsrail Devleti, bölgede gerek dinsel farklılığı ve gerekse tarihsel husûmetlerden dolayı kurulduğu günden bu yana bölgede bir problem kaynağı olarak görüldü. Özellikle bünyesinde bulunan Filistinlilere karşı olan davranışları ve baskısı zaman zaman tepki çeker hale geldi.
1964 yılında kurulan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ise Filistinlilerin özgürlük mücadelesi için ilk adım oldu. Aslında genel olarak bölgeye yayılmış olan Filistinliler, İsrail nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturuyor. Filistinlilerin yüzde ikisi Hristiyan.
FKÖ, bünyesinde pek çok grubu barındıran bir yapıya sahip bir örgüt. Bunların bir kısmı terör eylemi olarak nitelenebilecek eylemlerde bulunmaktan kaçınmıyordu. 1967 yılındaki Arap-İsrail Savaşı (6 gün savaşı) ve 1973 yılındaki Yom Kippur Savaşı esnasında FKÖ, Arapların tarafında yer alarak önemli faaliyetlerde bulundu.
Yaser Arafat zamanında FKÖ “terör örgütü” imajından kurtulmak için adımlar atsa da çeşitli fraksiyonlarının faaliyetlerinin önüne geçmekte zorluklar yaşamıştır. Yaser Arafat liderliğinde mücadelesine devam eden FKÖ bu yolda önemli kazanımlar elde etti. 1994 yılında yapılan Gazze-Eriha Anlaşması ve Eylül 1995'te yapılan II. Oslo Anlaşması'yla İsrail, Gazze Şeridi'nin tamamına yakınının, Batı Şeria'nın ise bazı bölgelerinin yönetimini Filistin Otoritesi'ne bırakılırken kalan bölgeler İsrail kontrolüne bırakıldı. Anlaşmalar Yaser Arafat ve dönemin İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin tarafından imzalandı.
Bu süreçten sonra gelelim Hamas’ın Filistin mücadelesindeki yerine. Hamas veya resmî adıyla “İslamî Direniş Hareketi” (Harakat al-Muqawama al-İslamiya), 1987 yılında, İsrail'e karşı Birinci İntifada'nın patlak vermesinin ardından Filistinli imam ve aktivist Ahmed Yasin tarafından kuruldu. Mısır’daki Müslüman Kardeşler tarafından desteklendi. İhvancı, aşırı dinci ve saldırgan yaklaşımlarda bulunan düşünceyi benimsemiş bir örgüt olarak faaliyetlerde bulundu. Özellikle agresif yapısı Filistinli gençler arasında kabul gördü. FKÖ giderek siyasi bir yapıya bürünürken Hamas giderek saldırgan bir yapıya büründü. Bu nedenle birçok devletin Hamas'ı terör örgütü olarak tanımlanmasına yol açtı.
Fakat Filistin halkı bünyesinde kabul görmeye ve desteklenmeye devam eden Hamas, faaliyetlerine şiddeti de artırarak devam etti.
7 Ekim 2023 tarihine gelindiğinde Hamas, Aksa Tufanı Operasyonu'nu başlattı ve militanları Gazze Şeridi'ni aşarak İsrail askeri üslerine saldırdı. Olaylar sırasında sivillere yönelik saldırılar da düzenlendi. Sivil ve asker rehineler Gazze'ye götürüldü. Çeşitli kaynaklara göre HAMAS burada yaklaşık 1.200 kişiyi öldürdü, çoğu sivil 200'den fazla kişiyi kaçırdı. Saldırı gayriresmi olarak “İsrail'in 11 Eylül'ü” olarak adlandırıldı.
İsrail, 7 Ekim saldırısının ardından Gazze'ye askerî harekât başlattı. Bir yandan Gazze Şeridini, kara ve havadan binlerce bomba atarak yerle bir ederken 70 bine yakın Filistinliyi de öldürerek tarihi bir soykırımı gerçekleştirdi.
İsrail bunu “terörle mücadele” olarak niteleyerek başka bir terör faaliyetini uygulamaktan çekinmedi. Aynı zamanda Hamas liderlerini de bulundukları ülkelerde imha etmekten çekinmedi.
En son Trump ve Netanyahu arasındaki görüşme sonrasında yeni bir barış planı açıklandı. 20 maddelik plan Hamas'a “son şans” olarak teklif edildi. Hamas bu anlaşmayı kısmen kabul ettiğini açıkladı.
Sonuç; Hamas'ın liderleri Türkiye, Katar ve İran gibi ülkelerde refah içinde yaşamlarını sürdürürken Gazze bölgesindeki binlerce Filistinli sivil, İsrail’in acımasız saldırıları neticesinde yaşamını yitirdi. Sağ kalan Filistinliler ise açlık ve hastalıklar ile mücadele etmek zorunda kaldı. Bir kısmı açılan koridorlardan başka bölgelere göç etmek zorunda kaldı. Gazze harabeye döndü ve mevcut binaların üçte ikisinden fazlası yerle bir oldu. Hamas kendi liderlerini dahi koruyamadığı gibi Filistinlileri de koruyamadı.
Gelinen noktada Gazze Şeridi'nde artık Filistin yönetimi olmayacak. Gazze, oluşturulacak bir heyet tarafından yönetilecek. Hama elindeki rehineleri teslim edecek, karşılığında esir Filistinlilerin bir kısmı geri alınacak. Filistinliler tarafından 1995 tarihinde elde edilmiş olan kazanımların büyük bir kısmı bu vesileyle kaybedilmiş olacak.
Hamas ne kazandı, bunun muhakemesini kendi içinde yapar. Fakat bu dinci örgütün yanlışları sebebiyle Filistin halkı, Gazze Şeridi’ni ve 70 bine yakın canını kaybetti. Sağ kalanların bir kısmı evlerinden oldu ve bölgeyi terk etti. Diğer kısmı ise açlık ve sefalet ile boğuşur halde kaldı. Gazze Şeridi artık Filistin toprağı ve yönetiminde olma vasfını kaybetti.






