Ana sayfa Yazarlar Gökhan Esin Zayıf ekonomik bağın gücü

Zayıf ekonomik bağın gücü

0
Suriye’de yaşanan olayların kontrolünün Suriye’de olmadığı apaçık ortada. O zaman şu soruya cevap vermek gerekiyor; “Rusya, Suriye’den ne istiyor?” Bu sorunun cevabını bulmak içinse daha genel bir bakışla “Dünya genelinde Rusya nerede olmak istiyor? Hedefi ne?” sorusuna cevap aramak lazım

Herkesin şahit olduğu bir hakikat; Dünyanın süratli bir şekilde kabuk değiştirdiği olsa gerek. Irak savaşında Atlantik’in öteki tarafındaki ABD politikaları tartışılırdı. Suriye’deki savaşta ise, Rusya politikaları konuşuluyor. Demek ki, son yıllarda Dünyadaki politik değişimi anlamak için Rusya’yı kavramak gerek. Filmi biraz geri saralım. Arap Baharı serüveninde adı geçmeyen Rusya, nasıl oldu da bir anda baş aktör oldu? Rusya kimdir?

26 yıl önce SSCB çöktü! Filmlerden tanıdığımız şu meşhur Polit-büroda çalışan birçok kişi serbest kaldı. Serbest kalmaktan kastım şu; eski kurallar artık yoktu! 1991 yılında KGB teşkilatına mensup 800 bin ajan olduğu söyleniyor. Şöyle söyleyelim o dönemde Bakırköy nüfusu yaklaşık 800 bin kişiydi. Neredeyse bir ilçe dolusu ajandan bahsediyoruz. Üst seviyede eğitime sahip bu kadar ajanın, kural olmayan bir ortamda neler yapabileceğini tasarlamak oldukça zor.

Neyse uzatmayalım. Takip eden 10 yıl boyunca tüm bu ajanlar yeni teşkilatları FSB içinde organize olmaya çalıştılar. “Çalıştılar” diyoruz çünkü Boris Yeltsin’in getirdiği liberal, demokratik oluşuma direnç gösteriyorlardı. Kolay değil elbette, her şey bir anda alt üst olmuştu. Alışkanlıkların değişmesi gerekiyordu.

1999’da Moskova’da yaşanan apartman bombalamasını hatırlarsınız! Aslına bakarsak bu patlama, ABD’deki 11 Eylül saldırılarına eş değer bir hadiseydi. Toplum içinde huzursuzluk fitilini ateşleyen patlamadan bir süre sonra Yeltsin Başkanlığı eski FSB Direktörü olan Vladimir Putin’e devretti.

Hemen akabinde 2000 yılında yapılan seçimle Putin, Yeltsin’den devraldığı liderliğini yüzde 52 gibi önemli bir oy oranı ile meşru bir zemine oturttu. Söylemeden geçemeyeceğim; bahsettiğimiz zaman diliminde Rusya önemli bir ekonomik kriz içindeydi. 1998’de moratoryum ilan etmişti. Moratoryum ve yüzlerce insanın hayatını kaybettiği, bu eylemin seçim sonucuna etkisi olmuş mudur? Cevabı size bırakıyorum.

Yazımızın başındaki soruya gelelim; “Rusya ne istiyor?” Putin liderliğindeki Rusya bir dönem Batı’ya yakın oldu. Ama dikkat ederseniz Batı gibi olmak istemedi. Onlardan güçlü olma çabasına da girmedi. Gerçi, Çin ve Rusya’nın güç birliği hem ekonomik, hem de askeri olarak ABD’den fazla olabilir. Elbette bu apayrı bir araştırma konusu.

Batı’dan güçlü olma sevdasına kapılmayan Rusya; büyük ihtimalle NATO, ABD, AB’nin zayıflamasını bekliyordur. Hani hep Ortadoğu için söylenen bir strateji vardır ya “parçala – yönet”. Rusya’da aynı yöntem peşinde olamaz mı? Çünkü Batı gibi bir güç koalisyonu ile mücadele etmek çılgınlık olabilir.

Gelelim bugüne… Öncelikle şunu hatırlamak gerek; komşumuz savaşta! Vladislav Surkov’un ifadesiyle “doğrusal olmayan” bir savaş. Yani taraflar eşit değil! 3’e karşı 1, 2’ye karşı 1 fark etmez. Güç dengeleri farklı.

Bu savaşta kullanılan silah epeyce çok. Askeri, teknoloji, bilişim, diplomatik, ekonomik, kültürel… Bir ülkenin kullanabileceği tüm ekipman bu savaşta mevcut. Savaşta taraf olan kimi ülkeler müttefik gibi bir imaj çiziyor ama öyle değil. Nihayetinde her ülkenin kendi çıkarları vardır ve bunların peşindedir!

Doğal olarak Rusya’nın da Suriye’de çıkarı var. Batı tipi demokrasiye uzak olan Rusya’nın ana hedefi buna paralel olabilir.

AB’deki göçmen krizi, Ukrayna, Suriye vs… Bunların hepsi kaba kuvvet ile gerçekleşti. Anlaşılan kaba kuvvet bu oyun içinde önemli bir aktör. Rusya, Dünya’nın en büyük ikinci askeri gücüdür. Hatırlarsanız, 2008’de Gürcistan, 2013’te Ukrayna’da yaşananlar Rusya’nın askeri gücü sayesinde oldu.

Görünen o ki, Putin güçsüz şekilde devraldığı Rusya’yı Dünya genelinde hâkim pozisyona getirme yolunda ilerliyor. Bir de meselenin ekonomik yüzü var. 1998’de moratoryum ilan eden bir ülke… Nasıl oldu da bu seviyeye yükseldi? Çünkü Rusya ekonomisi, küresel ekonomiye sıkı sıkı bağlı değil. Eğer Rus ekonomisi gücünün bir kısmını küresel güçlerden alıyor olsaydı, bu politikaları uygulayabilir miydi? Bilmiyorum. Belki de bu nedenle Dünya ile olan ekonomik bağını SSCB döneminde kuvvetli ama batılı ekonomilerden zayıf tuttu. Zayıf ekonomik bağların gücü böyle bir şey olsa gerek.