Ana sayfa Yazarlar Gökhan Esin Ekonomi gerçek mi?

Ekonomi gerçek mi?

0

Realist olmak gerekirse birçok ekonomik öngörü ve kriz kehaneti yersiz çıktı. Bu vaziyet 2000’li yıllara özgü bir mevzu değil. 1987’de 300 uzmanın görüşleri toplandı. 18 yıl sonra tahminler incelendi, sonuç korkunçtu!! Ya ekonomi gerçek bir bilim dalı değildi ya da uzmanlar uzman değildi

Ekonomik tahminler sezgilerle yapılmıyor. Tahminlerin dayanağı “model” adı verilen hesaplamalar. Modellerse bazı varsayımlar üzerinden şekillendiriliyor. Sanırım problemi yaratan, bu varsayımlar!! 2008 krizi bu problemin net bir açıklamasıdır.

Modeller deneylere benziyor. Doğal şartlardan izole bir laboratuvarda doğal şartları araştırmak gibi bir şey!! Hâlbuki ekonomi sosyal bir bilimdir. Sosyal bilim denince de ekonomistler toplumun temel kuralları keşfetmiş gibi davranıyorlar!! Sözü uzatmayalım, öyle ya da böyle ekonomistler fikirlerini “model” adı altında anlatıyor. Ama her modelin belli bir soyutluğu olduğuna göre masaldan, hikâyeden farkı kalmıyor. Yani ekonomistler masal diyemedikleri için “model” diyorlar!! 

Biraz daha karamsarlık yapalım mı? Aslında makro-ekonomistler finansal krizleri tahmin etmeyi beceremediği gibi sebepleri ve çözümleri hakkında da fikir birliği sağlayamıyorlar. Dahası, kriz sonrası hakkında da fikir birliği sağlanamıyor. Tüm bu işkence neden diyebilirsiniz!! Çünkü her birinin öngördüğü hikâye farklı. Hepsi farklı yönden bakıyor. Malum masal dünyasında her şey mümkündür. Tıpkı “muppet show” gibi… Erkek kurbağa, dişi domuza aşık olabilir. İyi bir model, iyi bir masal gibi, hayali karakterler üzerinden bir şeyleri izah eder. Ama esas soru şu olmalı; Niçin ekonomi bu derece soyutlaştı? Cevabı; Para!! Unutmayın ki; ekonominin yapı taşı olan “para” başlı başına suni bir olgu. Ekonomi ve para biyolojik şeyler değil!! Dolayısıyla tüm bu ekonomik hayat bir hikâye olabilir mi? Eğer hal böyleyse ekonomistlerin de hayalperestlerden farkı kalmıyor, değil mi?

Hikâyeler ortak bağ oluşturur
Her gün birileri borsanın o gün sonunda yaptığı hareketi yorumlayıp neden böyle olduğunu açıklamak ihtiyacı hisseder. Yapılan açıklamaların gerçeklerle hiç ilgisi olmasa da ortada bir hikâye olması insanları mutlu eder. Hikâye anlatan diziler, belgesellerden katbekat daha fazla izleniyor, kurgu romanlar araştırma kitaplarından daha çok satıyor! Çünkü insanlar hikâye anlatılmasını sever, olaylardaki neden sonuç ilişkisini görmek onları rahatlatır. Neden – sonuç ilişkisi iki olgu arasında bağlantı kurar. O gün yaşanan kayıpların / kazançların, diğer gelişmelerle bağlantısını anlatır. Aslına bakarsak, Aristoteles’in söylediği gibi, bir çiçekle bahar olmaz… Yani o gün açıklanan güzel şeyler tüm ekonomiyi buhrandan kurtaramaz. Ama mesele hikâyeleştirilince kişilerin ortak bir inancı oluyor ve bir bağ kuruluyor. Bu bağ ile de güven sağlanıyor. Aksini düşünün, düşünün ki, gün sonundaki borsa hareketi sadece tablo üzerinden gösteriliyor. Hiç eğlenceli olmaz, hemen kanal değiştirilir. Hikâyeler ile oluşan bağ ve güveni küçümsemeyin. Aslında farkında olmadan gün içinde yaptığınız en basit ticaret bile bu güvene dayalıdır. Nasıl mı? Gelin inceleyelim…

Neden farklı kültürlerin ortak inancı paradır?
Hiç düşündünüz mü, neden çok farklı kültürler hatta çoğu konuda pek de anlaşamayan Çinli, Hintli ve İspanyollar altına (paraya) olan ortak inancı paylaşıyorlardı? Neden örneğin İspanyollar altına, Hintliler deniz kabuğuna ve Çinliler ipeğe inanmadılar? Cevap basit “para” güven demekti, bugünkü gibi. İnsanlar kralın gücüne ve bütünlüğüne inandıkları müddetçe parasına da inanırlardı. Sahte para basmak sadece hile yapmak değil, bir egemenliği çiğnemek, gücü, ayıcılıkları ve kralın şahsiyetini tahrip etmeye cesaret etmek demekti. Bununla ilgili yasal terim “lese majeste” (majestelerini ihlal etmek) idi ve genellikle işkence ve ölümle cezalandırılırdı. Yabancılar Roma parası Denarius’un değerine kolayca inanırlardı, çünkü paraya adını ve resmini basan Roma İmparatorunun gücüne ve sarsılmazlığına güvenleri tamdı. Geçmişten bugüne hiçbir şey değişmedi. Bugün de markete gidip 1 kilo portakal alsanız, karşılığında para veriyorsunuz, kasiyer paranın değeri hakkında şüphe etmiyor. Çünkü Merkez Bankasına inanıyor ve paranın karşılığında meyveyi veriyor.

Yukarıda yazdığımız gibi, ekonomi ve para biyolojik bir gerçeklik değildir. Ekonomi biyolojik bir gerçek olsaydı, arı kovanlarının girişinde “Dünyanın tüm çalışan arıları, birleşin!” sloganı olabilirdi. Hayvanlar aleminde böyle bir slogan yok çünkü onların inandığı böyle bir hikaye yok. Ekonomi, para, kurumlar tamamı bizlerin uydurduğu hikayeler sayesinde var olmuştur. Bu ortak hikaye öyle bir bağ oluşturdu ki, kendi başına değeri olmayan bir kağıt parçasına bu denli güç sağladı!! Milyonlarca insan bu kağıtların değeri olduğuna inandığı için, süpermarkette bir şeyler alarak karşılığında bu kağıdı verebiliyor. Tamamen insan inancı, ne gerçek ne de biyolojik bir olgu.

Aslına bakarsak, kültürel ve dini farklar sebebiyle birçok konuda anlaşamayan toplumlar paraya inançta anlaşıyor. Garip ama din bir şeye inanmamızı isterken, para başkalarının da bir şeye inandığına inanmamızı ister. 

Mesela hiçbir şirketin başarısı çalışanların mutluluğu ile ölçülmez. Bankadaki liralarla ölçülür. Çünkü para dilden, devlet yasalarından, kültürel yasalardan ve toplumsal alışkanlıklardan daha açık fikirlidir. Para insanlar tarafından yaratılmış ve neredeyse tüm kültürel farkları aşabilen tek güven sistemi haline geldi. Ayrıca cinsiyet, ırk ve yaş üzerinden ayrımcılık da yapmaz. Para sayesinde birbirini hiç tanımayan ve güvenmeyen insanlar etkin işbirlikleri yapabilirler.

Yapı taşı para olan bir sistem nasıl tahmin edilebilir ki?
Özetlersek ekonomistlerin tahminleri, öngörüleri çok tartışılır hale geldi. Tahminleri tutmadıkça, hayal kuran, hikâye yazan olma eğilimleri artıyor. Bu şekilde devam ederse önümüzdeki yıllarda yapılacak tüm tahminler spekülasyondan öteye gitmeyecektir. Ama onları mı suçlamalıyız? Paranın kendisi zaten farklı bir hikâye… Çok güçlü bir olgu, öyle ki; en vahşi dönemlerde bile toplumları birleştirmiş! Temeli para olan yani gerçek olmayan bu ekonomi dünyasında tahmin yapabilmek için hayalperest olmak gerekmez mi?