Ana sayfa Yazarlar Gökhan Esin Doğru şekilde savaşmak

Doğru şekilde savaşmak

0
1942’de Birleşik Krallık, Singapur da Japonlara karşı savaşmıştı. Churchill’in en acı yenilgisidir! Japonların denizden saldıracağı düşüncesiyle, Singapur kıyıları alabildiğine savunma yapıları ile donatılmıştı. Topların tamamı güneye, deniz tarafına çevrilmişti. Ama Japonlar kuzeydeki ormanlık araziden çıkınca durdurulamadı. Singapur kısa sürede düştü

Churchill sadece güneye takılarak diğer ihtimalleri es geçmişti ve kaybetti. Şu sıralarda benzer bir takıntı içindeyiz. ABD’nin parasal genişlemeyi hafifletmesi, faiz artırımı kararı için herkesin gözü ABD enflasyon verilerinde.
FED ya da kulak kabarttığımız ekonomi uzmanları da Singapur’da yapılanı tekrarlıyor olabilir mi? Ya da ekonomi haberleri halkı böyle mi yönlendirmek istiyor? Faiz artırımı kararının sadece enflasyon verisine dayandırılması mantıklı mı? Kim bilir belki de FED enflasyon dışındaki verilere de bakıyordur. Enflasyon dışında da indikatörler var. Bakalım öyle mi?
ABD’de kaç adet ekonomi indikatörü var? 45.000 adet!!! Evet yanlış okumadınız! Bunu Nate Silver yazıyor. 2008’de ABD başkanlık seçimlerini tahmin etmeye soyunan ve şaşırtıcı biçimde en doğru bilen kişi… İşte bu Nate Silver’a göre; ABD devleti her yıl 45 bin ekonomik indikatör yayınlamaktadır.
Ekonomi uzmanları nedense 44.999 veriyi umursamadan sadece enflasyon verisinin FED kararını etkilediğini iddia ediyorlar. Buna takıntı denmez mi?
Aslında FED’in de takıntıları var mesela, sıfır faiz (%0,13) ile kredi dağıtmak ve bu şekilde ülkede yatırımları artırıp işsizlik oranını %5 civarına indirmek. FED’e göre böylece harcama artar ve enflasyon yükselir. Yüksek enflasyondan kasıt; %2/yıl.
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, Monetarist Teoriye göre işsizlik oranı güvenli bir seviyeye düşerse enflasyon otomatik olarak yükselir. Yani FED’in de aklında buna benzer bir teori olduğu aşikar.

Peki enflasyon nasıl artacak?
Ekonomik yapıyı piramit gibi düşünün. En üstte, tepe noktası, FED. Hemen altında sırasıyla; bankalar, şirketler ve zenginler, orta sınıf halk ve en altta da çalışan kesim. FED, yanardağ gibi parayı püskürttükçe para aşağı akıyor. Bankalar sıfır faizli kredi alıyor. Aslında buna kredi demekte pek mümkün değil. Sadece FED’in kasası yerine onların kasasında muhafaza ediliyor. Bankalar aldıkları bu parayı, şirketlere yatırım amaçlı dağıtıyorlar. Şirketler daha fazla yatırım yapıyor, dolayısıyla daha fazla istihdam yaratıyor. Doğal olarak işsizlik oranının düşmesi bekleniyor.
FED’in diğer beklentisi; karları artan şirketlerin personeline daha fazla maaş vermesi yani zam yapması… Bu şekilde halkın tüketimini yükseltmek. Malum, tüketim, üretimi tetikler. FED’in isteği talep enflasyonu yaratmak. Yani talebi, arzın üstüne çıkartmak. Eğer talep enflasyonu varsa; fiyatlar yükselir. Bunu yapabilmek için de faizleri düşürmek gerekir. İşte FED bu nedenle yıllardır sıfır faiz politikası uyguluyor. Enflasyon yükselince de yani %2’ye dayanınca bu defa faizleri artıracak. Zaten tüm dünyanın da beklentisi bu değil mi?

İşler planlandığı gibi gitmiyor sanki!!
Sanırım FED hedefinden saptı… Şöyle ki; tüketim artmıyor. FED bunu nereden anlıyor? Enflasyon verisinden. Yani iş dönüp – dolaşıp enflasyon verisine takılıyor. Enflasyon bir türlü yükselmedi. Çünkü… FED sadece para piyasasını yönlendiriyor. Ama ortada 45 bin indikatör var. Örneğin, hangi malın nerede, ne zaman, nasıl üretileceğine iş dünyası karar verir. FED politikayı belirler ve uygular, iş dünyası da buna göre tepki verir. Ne demiştik; FED istihdamda artış ve çalışanlarda gelir sıçraması bekliyor. Ama bu kararların tamamı iş dünyasının tekelinde. Hiçbir Merkez Bankası kendi personeli hariç, maaş politikası uygulayamaz. Benzer şekilde, daha fazla personel istihdamını zorlayamaz. İş dünyası,  FED’in iyimser şekilde dağıttığı milyarlarca Doları alıp üretime yönelik yatırım yapmamış olabilir. FED’in dağıttığı tüm Dolarlar ABD’de yatırıma dönüşseydi, “carry trade” adı altında ülkemiz gibi gelişmekte olan ekonomilere yüksek faiz getirisi için sıcak para girişi olmazdı.
Kısacası kamusal sonuçları olan nihai kararı iş dünyası verir. Ekonomi sadece FED’in kontrolünde değil.
Gelin meseleye bir indikatör üzerinde bakalım. Emtia fiyatlarının düştüğü malum. Örneğin, düşen petrol fiyatları ABD’deki enflasyona etki etmiş olamaz mı? Petrol fiyatının düştüğü bir ortamda enflasyonun yükselmesi Türkiye gibi yabancı para bağımlısı ülkeler için geçerlidir. Son yılda yarı yarıya düşen petrol fiyatları ABD enflasyonunu muhakkak etkilemiştir. Öte yandan, petrol fiyatları yükselmeye başladığında tüm dünyada olacağı gibi ABD’de enflasyon artışı beklenecektir. O zaman olacak sonuçları siz tahmin edin!
Başarı öyküsü kontrol edebilme becerisinin ispatıdır.
Yukarıda yazdığımız gibi ABD Devleti 45 bin ekonomik indikatör yayınlıyor. FED tüm veriyi miksere atıp, karıştırarak bir sonuca varmak istiyor olabilir. Aslında birçok ekonomi uzmanı bunu yapıyor. Ama mikserden çıkan bulamaça da fazla güvenmiyorlar. Çünkü kimse bu bulamaçlarla bir krizi tahmin edemedi.
Kanımca, enflasyon olmayan bir coğrafyada faiz takıntısı yaratılması FED’in yolunu kaybettiği tereddüttü yaratıyor. Evet, FED’in faiz kararı çok önemli, hem zaman hem de oran olarak. Eğer faiz artışı sonrası ekonomi kötüye giderse tek suçlu FED olacaktır. Çok zor bir durum, mesele tamamen kontrolünde değil ama sorumlu!! Ama başarı öyküleri de böyle doğar. Günümüzde piramit inşa etmek ya da köprü yapmak başarı öyküsü olarak anılmıyor. Günümüz başarı öyküleri, aldıkları kararlara güvenme ve olayları kontrol edebilme becerilerinin ispatıdır. Bakalım aldığı kararla ekonomiyi kontrol edebilecek mi? Doğru şekilde mi savaşıyor?