Ana sayfa Yazarlar Gökhan Esin 1929’da daha mı büyüktük?

1929’da daha mı büyüktük?

0

Herhangi bir ekonomi için tüketim (harcama) iyidir, üretime yönelik tüketim en iyisidir, üretimi teflvik etmeyen harcama kötüdür ama hiçbir fley harcamamaktan daha iyidir! Sağlıklı bir ekonomi üretim ve tüketimle büyümelidir. Maalesef günümüzde ekonomiler üretmeden büyüme gayretinde. Günümüzdeki ekonomilerin bağımlılığı: finans sektörü.

1971’de Vietnam Savaflı nedeniyle bütçe açığı veren ABD, bir dizi ekonomik sıkılafltırma önlemine ek olarak Bretton Woods Anlaflması’nı tek taraflı fesih etmiflti. 1944’te imzalanan Bretton Woods Anlaflması kısaca flöyleydi; 35 doları getirene ABD hükümeti 1 ons altın veriyordu. Yani tüm yerel paralar, dolara; dolar da altına sabitlenmiflti. Zaman içinde ABD’de enflasyon yükselince dolar değer kaybetti. Doların değeri azaldıkça ABD hükümeti altın veremez hale geldi. Bu nedenle, Nixon anlaflmayı feshetti ve dalgalı kur sistemine geçti. Dünya ekonomisi de modern finans dönemine girmifl oldu!

Dolar dalgalandıkça, dünya sallandı

Dolar kuru dalgalanmaya baflladı ve dünya değiflti. Gelir ve gideri farklı para birimi olan flirketler kur riskini azaltmak için “hedge” ifllemlerine ihtiyaç duydular. Hemen bir yıl sonra 1972’de “future” piyasaları doğdu.

Bu defa 1980’lerde dolar değer kazanmaya bafllayınca, ABD’nin ihracatı azaldı. ABD’li kurumlar da yabancı ülkelerde yatırım yapmaya, güçlü paralarıyla kar kovalamaya baflladı. 1999’da Glass-Steagall Yasası kaldırıldı. Eskiden, 1930 krizi akabinde çıkartılan bu yasa; bankaların sermaye piyasalarında ifllem yapmasını yasaklamıfltı. Yani geleneksel bankalar mevduat toplayıp kredi dağıtıyor, yatırım bankaları da sermaye piyasalarında ifllem yapıyordu. ‹flte bu Glass-Steagall Yasası 1999’da kaldırılınca, bankalar geçmifle geri döndü. Yani tüm bankalar hem kendileri, hem de müflterileri için sermaye piyasalarında ifllem yapabilir hale geldiler. Bu geri dönüfl ile finans sektöründe rekabet arttı, çekici yeni ürünler sunulmaya bafllandı, doğal olarak ülkedeki kredi hacmi yükseldi. Üretim devleri bile ürünlerini daha rahat satabilmek için yatırım firmaları kurdular ve müflterilerine düflük faizli krediler verdiler. Sonrasında da 2008 krizini yafladık. 2010’da, Brezilya Ekonomi Bakanı Mantega yepyeni bir sorundan söz etti: “kur savaflları”. Artık üretim maliyetleri arasındaki yarıfl bitmiflti, kur değerleri savaflıyordu. Ülkeler ihracatı artırmak için maliyet azaltmak yerine, kur değerlerini düflürmeye baflladı. Aslında kolayı seçtiler.

Finans sektörü ülkelerin göz bebeği oldu.
70 ve 80’lerde paradan para kazanma yeni bir flekle büründü.‹lerleyen yıllarda, özellikle 1990’larda finansal mühendislik en değerli sıfat haline gelirken, endüstri – üretim sektörüne yönelik mühendislikler ikinci sıraya geriledi diyebiliriz. Yani finans sektörü, üretimden çok daha popüler oldu.

2008 yılında finans krizi yaflanırken Wall Street, ABD Merkez Bankası olan FED’den olağanüstü bir yardım almıfltı. Tam tersi, üretim yapan firmalarsa finans kurulufllarından destek görememiflti. Çünkü biliyoruz ki, finans sektörü ABD’nin göz bebeğidir.

Peki, ülkemizin ekonomi modeli, ABD modeli mi? Türkiye’de, son on yılda toplam iflgücü miktarı yüzde 29 artarken, iflgücündeki üretim / sanayi sektörünün payı yüzde11,1 oranında azaldı. 1986 – 1996 arasında üretimin ekonomi içindeki payı yüzde23 iken 2003 – 2013 arasında yüzde18,5’e indi!

Türkiye’de üretim sektörünün düflüflte olduğu çok açık! Peki, bu yavafl iniflin sebebi nedir? Ana sebep tarımdaki düflüfl. ‹kinci sebep de: üretim sektörlerinin yeteri kadar büyümemesi, belki de destek görmemesi. Elbette bunların arkasında da ülkenin ekonomi politikası yatmaktadır.

1997 – 2002 arasında, sermaye piyasalarında ifllem gören hisselerin ülke ekonomisine oranı yüzde 26’ydı. Takip eden yıllarda bu oran yüzde 32’ye çıktı. Kısacası, ülkemizde finans ve hizmet sektörleri büyürken, sanayi ve üretim ikinci plana atıldı.

Galiba Türkiye 1990’larda, ABD modelini taklit etmeye baflladı. Ama ABD’nin 20 yıl gerisinden! 20 yıl geriden gelmek kulağa hofl gelmiyor. Ancak avantajı da yok değil. Nihayetinde, ABD’nin hataları görülmüfltür. Marx’ın yazdığı gibi, ilk hata trajiktir, aynı hatanın ikinci tekrarıysa komiktir.      

Krizler kendiliğinden mi çıkıyor?

Hatalar hakkında fazla yorum yapmamak gerek… Fakat birçok analist, sermaye piyasalarında (ve bunların türevlerinde) oluflan krizlerin kendiliğinden tetiklendiğini söylemektedir. Hâlbuki tarih böyle söylemiyor, yapılan anlaflmalar, çıkartılan yasalar, daha sonra kaldırılan yasalar, krizleri tetiklemifl olamaz mı?

Geçmiflte finans sektörünün kayrıldığını net flekilde görüyoruz. En güzel örneğiyse 2008 krizinde verilen desteklerdir. Elbette finans olmadan üretim olmaz ama ekonomik büyüme de sadece finans ile olmaz. Ülkemizdeki birçok analiste göre finans sektörü ile büyümek mümkün. Unutmamak lazım ki, Türkiye, ABD’den çok farklı. ABD, dünyanın en güçlü para birimini basan bir dev! ABD ve ‹ngiltere’de sermaye piyasalarının ekonomideki payı ülkemize kıyasla çok yüksek. Yabancı ülkelerde de Türkiye’nin 10 katı fazla yatırım yapıyorlar. Bu ülkeler, finans ile büyürler ve doğal olarak finans krizi yaflarlar.

ABD’nin finans bağımlılığına rağmen, finans sektöründe de payı olan üretim devlerinin bir kısmı geçmiflteki gibi sadece üretime odaklanmaya baflladı. Çünkü finansal kriz döneminde kayıpları çok fazlaydı.    

ABD’deki üretim devleri geçmifle dönmek istiyor. Peki Türkiye? Gelin geçmifle bir göz atalım. 1929’daki Büyük Buhran’ın Türkiye’de, ABD’den farklı yaflandığı görülüyor. Türkiye, 1929’daki finans krizinden muaf değildi ama baflarıyla savuflturdu. Ama 2008 krizini savuflturamadı… Çünkü 1929’da ekonomi tarıma dayalıydı. Batı’daki borsa krizinin etkisi neredeyse sıfırdı. O dönemlerde Türkiye’deki tarım üretimi artmıfltı, aslında ikiye katlanmıfltı.

1929 ile 2008’in mukayesesi yapıldığında, kurtarıcının üretim ama özellikle tarım olduğu görülüyor. Özetle, ekonomik büyüme üretim üzerine odaklanmalıdır. Birilerinin bir fleyleri nasıl üreteceğini bildiği, diğerlerinin de bunlara uygun bir bedel ödediği ekonomiler sağlıklıdır. Diğer bir tanımla, üretim – sanayi sektöründeki iflgücü oranı! Bu oran yükselmelidir.