Ana sayfa Haberler Dosya Gemi yan sanayinin duy dediği

Gemi yan sanayinin duy dediği

0
Türk gemi yan sanayimizin sektörün gelişimine katkı sunacak fikirlerini, gemi inşa üretim haritasında sundukları zincirleme yenilikleri siz okuyucularımıza duyurmak istedik. Pandemi sürecinde yaşadığımız zorlukları bu etkileşim ile bir nebze de olsa azaltmak, yan sanayicilerimize moral motivasyon sağlarken, işlerini sürdürüp geliştirmelerinin önünde çözüm bekleyen sorunlarını da yetkililere duyurmak istedik.Denizciler denizciliğin stratejik sektör olduğunun altını yıllardır kalın kalın çiziyor. Covid-19 bu tespitin ne kadar doğru olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Türk denizcileri özellikle son 17 yıldır şikâyet etmeden kendi sorunlarını birbirleriyle dayanışma içinde çözdü, proje üretti. Devletimize de hangi aşamada elini taşın altına koyması gerektiğini anlattı, çözüm istedi. Biz de yazdık. Ancak öyle konular oluyor ki, bireysel girişimler veya kimi zaman sivil toplum örgütleri bile sorun çözmede yetersiz kalabiliyor. Vizyonist ve sürdürülebilir yaklaşım ile Devletin şefkatli eliyle çözüm üretmesi elzem oluyor.

Deniz ticareti krizi sonrası ulusal ekonomik kriz emareleri, ardından pandeminin keskin tsunami etkisi tüm işletmeleri nefes almada zorluyor, zorlayacak. Dünya finans sektörünün koronavirüsten önce korumacı yapıya bürünmesi ihracatçı lokomotif işletmeleri etkilemişti. Covid-19 ile dünya; para politikalarını yöneten küreselcileri, ulus devletleri, korumacı politikalara daha sıkı sarılmaya itti. Geçmişte, üretimde kendi gücüne dayanmayı ıskalayan ulus devletlerde hem işçi hem işveren bazında orta ve küçük ölçekteki işletmelerin endişelerini de tırmanışa geçirdi.

Bu dosya konusu özelindeki sorularımız ve cevaplarının yeni fikirlerle buluşup, harmanlanıp piyasanın ilgisine sunulmada fikir/tasarım/ imalat-üretim/satış etkileşimi yaratarak bir köprü olacağına inanıyoruz. Amacımız; merak ettiklerimizi akıl ve mantık süzgecinden geçirip, seçkin ve nitelikli okuyucu kitlemize aşılamak ve tabii onlarda da merak uyandırırken rafine, doğru ve faydalı bilgileri edinmelerini sağlamak.

Türk denizcilik sektörünü 2021 yılında neler bekliyor, Covid 19 denizcilik projelerini sürdürmede şirketleri nasıl etkiliyor, üretim/nakliye/satış/tahsilat bacaklarında yaşanan sıkıntılar nelerdir? Türkiye’nin ekonomi politikaları karnesindeki finansal notu (reel politik), salgının yarattığı domino etkisiyle Türk deniz ticaretindeki uluslararası aktif oyuncuları sizce nasıl etkileyecek? Şirketinizin, belirsizlik yılı 2019 ile felaketler yılı 2020’de aldığı, alacağı önlemleri kısaca paylaşabilir misiniz? Pandeminin, ticari faaliyetlerine; finansal ve müşteri davranışları bakımından olumlu/olumsuz somut etkileri neler oldu? Ar-Ge çalışmalarında uluslararası rakiplerinizin önüne geçebilmek adına ürün çeşitliliği ve teknolojik üstünlük sağlayan, öne çıkan çalışmalarınız var mı?

Türk denizcilik sektörünün sürdürebilir gelişimi için 10-20-30 yıllık planlamalarınızı kurumsal ve çağdaş yönetim modellerini de gözeterek hazırlıyor musunuz? Devletimizin denizcilik yatırım politikalarını yerinde-verimlisürdürülebilir buluyor musunuz? Devletimize, sektörün gelecekte bütününü koruyacak ve pandemi ile mücadeleyi de kapsayacak; yapıcı-nitelikli psikolojik, sosyal, ekonomik, teknolojik tavsiyeleriniz var mıdır? Acil çözülmesi gereken 3 sorununuz nedir, varsa hem eleştirinizi hem çözüm önerilerinizi de belirterek paylaşabilir misiniz? Diyerek bunları ve fazlasını sorduk…

 

Arif Ertik / Genta Denizcilik Yönetim Kurulu Başkanı
‘Ceza üzerine ceza bir ümidim kalmadı artık’

Bu soruları bana da gönderdiğiniz için teşekkür ediyorum. İstediğiniz şekilde hepsini cevaplayamayacağım ama ‘mutlu musunuz?’ sorunu çok beğendim.

Mutlu değiliz. İç piyasada şirketler arasında ödemeler nerede ise durmuş vaziyette ve ticari etik diye bir şey kalmamış.

Sektörde temsil ettiğim şirketler zor durumdalar.

Tamamen dışa bağlı olduğumuz deniz dibi işleri ile ülkemin herhangi bir politikası bulunmuyor. Bu işler alışıldığı üzere dışarıdan alınmaya devam edecek.

Bu sektöre ekipmanlarını bağlamaları için koca Türkiye sahillerinde bir tek yer bile gösterilmemiş iken şirketlerimize ceza üzerine ceza yazılmakta.

Bir ümidim kalmadı artık…

 

Ahmet Yüksel YMV Crane and Winc Systems CEO’su
‘Üretime destek bu ülke için olmazsa olmaz bir durum’

Şirketimiz Türk gemi inşa yan sanayisinin en önemli 3-4 oyuncusundan biridir. Ürün yelpaze genişliği bakımından Türkiye’de hatta Avrupa’daki en geniş yelpazeye sahip firmayız. Ürettiğimiz ürünleri; her türlü gemi için her tonajda güverte kreynleri, vinç grupları altında yer alan zincir demirleme ırgatları, manevra vinçleri, çekme vinçleri, derin deniz vinçleri, gemi kaldırma için kullanılan vinç sistemleri, can kurtarma amaçlı kreyn ve vinç grupları, gemi sevk sistemlerinden olan dümen (yelpaze), gemi manevra ve yanaştırma için kullanılan tünel pervane sistemleri gruplar altında sıralayabiliriz.

Ağırlıklı olarak İtalya, Rusya, İspanya ve Ukrayna’ya ihracat yapmakta olup, 2019 yılında Nijerya ile de ihracata başladık. İhracat departmanımız oldukça iyi çalışıyor diyebilirim çünkü son yıllarda ihracatımız yurtiçi satışımızı geçti. Özellikle şunu belirtmeliyim ki gemi sanayine üretim yapan yan kuruluşlar içinde Avrupa ve Asya’da en çok tanınan firmalardan biriyiz.

Çalışma ve ticari prensiplerimizin daha yakın olması sebebiyle İtalya ve İspanya firmalarıyla daha iyi anlaşıyoruz ve çalışıyoruz.

Bundan 3 ay öncesine kadar oldukça mutluydum ama bu dönemde değilim. Muhtemelen bu günlerde mutlu olmak pek mümkün değildir herhalde. Çünkü Covid-19 dolayısıyla belirsizlikler fazlalaştı hayatımızda ve hepimiz için çok zor bir süreç.

Covid-19 döneminde üretim olarak nisan mayıs aylarında haftada 3-4 gün çalışıyor durumdayız. Bu bizim için tabii ki zor. Nakliye zorlukları nedeniyle mal geliş gidişlerimiz kısmen etkilendi. Satışlarımız mart ayı itibarıyla hem yurtdışında hem de yurtiçinde etkilendi ve oldukça azalmış durumda. Bizim bir müşteriyle anlaşma noktasına gelmemiz, en erken 3-4 ay sürüyor. Böyle giderse ağustos ayı ve sonrası zor geçecek gibi gözüküyor. Ancak umudumuzu kaybetmeyeceğiz tabii ki. Bizler 2008 krizini yaşamış ve ayakta kalmış firmalarız. Sektör olarak 2008 yılından çok dersler çıkardık.

Covid-19’un çoğunlukla her sektöre ve her firmaya ciddi olumsuz etkileri oldu ve de olmaya devam edecek. İnsanların hayata bakış açılarını bile değiştirecek gibi duruyor. Geçen sene yurtdışına çıkamayacaksanız hatta İstanbul dışına izinle çıkacaksınız deseler muhtemelen gülerdik. Ancak geldiğimiz noktada bunu yaşayarak tecrübe ediyoruz. Dünyada ticaret çok azalmış hatta durmuş durumda. Armatörlerin, tersanelerin ve bizim gibi yan sanayicilerin işi çok zorlaşıyor. Sektör olarak muhtemelen 2008 krizi gibi ilk önce biz etkileneceğiz ve de etkisinden en son biz kurtulacağız. 2008 yılında krizden ertesi gün etkilenip 7-8 yılda zor çıkmıştık.

Şimdi yaşadığımız bu zor günlerden en az etkiyle kurtulmak için devlet desteği şart. Bunu denizdeki savunma sanayi yatırımlarını artırıp iş yaratarak, finansman desteği için teminat yaratarak yapabilirler. Kısmi olarak yapılıyor fakat artırılması şart. Çalışmadan üretim olmadan bu zorlu süreçten çıkılması mümkün değil. Devletimiz şu zor günlerde elindeki bütçe ile kısa çalışma ödenekleri gibi desteklerle yapıyor ancak çok daha fazlası gerekecek.

Üretime destek bu ülke için olmazsa olmaz bir durum. Avrupa’nın en genç nüfusuna ve en dinamik yapısına sahip olarak üretimin durmaması hatta destekle artırılması, teşviklerle ve indirimlerle desteklenmesi şart.

2020 yılı başı itibarıyla 20 yıllık planlamamızı yapmıştık. Yeni, modern ve daha büyük bir tesis kurmayı planlıyorduk. Bu konuyla ilgili fizibilitelerimizi ve çalışmalarımızı tamamlamıştık. Fakat bu planlarımızda Covid-19 dolayısıyla değişiklik olacağı ve de belli bir zaman beklemeye geçeceğimiz kesin. Önümüzü görmemiz ve bu doğrultuda hareket etmemiz şart.

Yeni askeri gemiler sektöre destek olabilir
Devletimizin denizcilik sektöründeki politikalarını son 10 yıldır çok doğru ve yerinde buluyorum. Özellikle savunma sanayinde denizciliğe yaptığı yatırımlar hem tersanelere hem de yan sanayine çok destek oldu. Deniz Kuvvetleri’ne yapılan özellikli gemiler hem yapan tersaneleri hem de bizim gibi firmaları ciddi şekilde geliştirdi ve büyüttü. Bu gemiler dışa bağımlılığımızı azalttı. Yerli ve millilik oranları ciddi şekilde arttı. Bu gemilerin dizaynlarını, teknolojilerini birkaç ülkeye satıyor duruma geldik. Gerçekten bu konuda çok iyi durumdayız ve Devletimizin desteğiyle çok daha güzel şeyler yapacağımıza inanıyorum. Devletimizin, pandemi ile mücadelemizde Deniz Kuvvetleri’ne yatırımlarını artırıp yeni askeri gemiler yaptırması ve bu sayede sektöre daha fazla destek olması en büyük beklentimiz.

Acil çözülmesi gereken konular da var. Bunlar; askıya alınan askeri gemi projelerinin tekrar hayata geçirilmesi, tersanecilerimizin en büyük problemi olan kredi teminatı konusunda desteklenmesi ve bir de üretimi artıracak veya artırmayı planlayan sanayi kuruluşlarına yer ve arsa tahsisidir. Sanayicinin yatırıma başlamasının ilk ayağı olan arsa tahsisi, Hazine arazilerinin sanayi arazisine çevrilerek 30-40 yıllık kiralanması şeklinde olabilir. Daha önce de belirttiğim gibi bizim ülkemiz için üretim şart.

Dünya ticaretinin yavaşlamasının, deniz taşımacılığı yapan armatör firmalarımızı oldukça derinden etkileyeceği ve de hatta bazılarının oyun dışı kalmasına sebep olacağı kesin. Çok zorlu bir süreç yaşanıyor, özellikle koster tarzı gemi oyuncularının daha geniş olduğu ülkemizde bu tarz gemilerin büyük gemilere oranla daha çok etki altında olması doğaldır. Çünkü kısa sefer yapan gemilerin gittiği limanda yanaşmadan önce bekleme süreçleri de düşünüldüğünde hem navlun ton/dolar fiyatlarının düşüklüğü hem de bekleme süreleri katıldığında sürecin ne kadar zorlu olacağı bellidir.

Pandeminin finansman etkisi bizim firmamızda çok ciddi oldu. Ocak ve şubat aylarında gerçekleştireceğimiz ihracatları, ürünler hazır olmasına rağmen müşterilerimizin finansman ve nakliye zorlukları sebebiyle yapamadık. Bu zorlu süreçte biz de onlara desteğimizi gösterdik. Bu ihracatları mayıs sonu itibarıyla gerçekleştireceğimize inanıyorum.

Pandeminin yeni ve zayıf halkaları oluşturan oyuncuların büyük bölümünü devre dışı bırakacağı kesin. Bu zorlu süreçte kriz yönetimini bilmek ve doğru önlemler almak gerekiyor çünkü sürecin ne zaman biteceği hâlâ belirsiz. Bu sebeple benim üreticilere tavsiyem; masrafları en aza indirip -buna çalışanlar da dâhilherkesin daha fazla özveriyle çalışmasıdır. En fazla yapılması gereken de yurtdışı pazarlamaya ağırlık verilmesi çünkü dünya çok geniş bir pazar.

Ar-Ge çalışmalarımızı tamamladık, üretime hazırız
Denizcilik sektörüne son 5 yılda kattığımız önemli projelerde Ar-Ge’ye çok önem verdik ve teknolojik olarak bizim için önemli projelerde yer aldık. Bunlardan bahsetmek gerekirse, derin deniz çalışmalarında kullanılmak üzere 3 bin metre derinlikte çalışabilecek ve denizdeki dalgalar sebebiyle oluşacak 4 metre salınımı sönümleyecek vinç ve kreyn grubu imâl ettik. Bu ürünümüzü Deniz Kuvvetlerimize başarıyla teslim ettik. Hatta 3 bin metre derinliği olan sularda halatla beraber 25 tonluk yük testlerini icra ettik. 3 bin metre derinlikte insansız deniz aracıyla beraber çalışmalar yaptık, operasyonel testler gerçekleştirdik. Benim ve ekibim için inanılmaz derecede güzel bir deneyim oldu.

Bu ürünümüz için iddia ederim ki kendi sektörümüzdeki vinç ve kreyn gruplarının içinde bugüne kadar yapılmış en teknolojik ve aynı zamanda en zor projedir. Şu anda 5 bin metre için çalışmalar yapıyoruz.

Ayrıca bu yıl gemi kaldırma sistemi için kullanılacak 350 ton kapasiteli vinç grubu çalışmalarını tamamladık. Bu vinçlerden 6 ila 18 adet arasında kullanarak platform vasıtasıyla 6 bin ton ağırlığa kadar olan gemi ve mega yatları kaldırıp karada tamir işlemlerini gerçekleştirebiliyorsunuz. Projeyi Ar-Ge olarak her yönüyle tamamladık birkaç firmayla görüşmelerimiz devam ediyor. Üretime hazırız.

Ar-Ge bizim gibi sanayicilerin vazgeçilmez bir parçası olmalı. Yeni ürün geliştirdiğinizde katma değeri yüksek, kazancı yüksek ürün haline gelebiliyor. Mevcut ürettiğiniz ürünlerde bile araştırmayı ve yeni gelişmeleri mutlaka takip etmeli ve uygulamalısınız. Aksi takdirde ürettiğiniz standart ürününüzün sizin açınızdan ömrü çok uzun olmaz. Her zaman sizden daha ucuz yeni bir ürün ve üretebilecek rakiple karşılaşabilirsiniz.

Son yıllarda ciromuzun ortalama yüzde 5’lik kısmını ArGe çalışmalarına ayırabiliyoruz. Daha fazla olması en büyük dileğim. Hedefimiz zaten sektörümüz özelinde Avrupa’da ilk sıralarda yer almak. Kalite bakımından zaten Avrupa’nın en iyi firmalarından biriyiz. Satış ve satış sonrasını daha da geliştirmeliyiz. Sonuçta firma olarak 3’üncü kuşağa geçtik. Avrupalı, Amerikalı veya Japon menşeili bir firma olsaydık inanınki dünya devi olmuştuk. Çünkü özellikle Kuzey Avrupalı firmalarda görüyoruz, 5-10 yılda devlet desteği ve Avrupalı üretici olmaları sebebiyle çok kısa zamanda çok büyük firma haline geliyorlar.

Gemi inşa sektörü hızlı gelişen, kuralları her daim yenilenen bir sektör olması sebebiyle Ar-Ge’si fazla ürünlere sahip. Bu tarz ürünlerde, kilogramda hafif parada yüksek ürünler olması sebebiyle ithalatın çok daha fazla olması normal. Bu durum ülkemizde son senelerde bütün sektörler için geçerli.

Gemi inşa sektörümüz esasen bana göre son 20 yılda çok gelişti. Büyük 2 kriz ve ülke olarak kendi içimizde yaşadığımız sıkıntılara rağmen yine de gelişti. Gemi inşa sektöründe Avrupa’nın halen en büyük oyuncusuyuz. Taşımacılık gelirlerinin azalması nedeniyle özel maksatlı gemiler, araştırma gemileri, balıkçı gemileri, petrol platformu destek gemileri, römorkör ve farklı tip gemilere yönelen tersanelerimiz çok başarılı oldular. Kanımca uzunca bir süre daha en büyük oyuncu olmaya devam ederiz. Tek sıkıntımız daha önce de bahsetmiş olduğum finansman desteği. Müşteri yüzde 10 peşinle gemiyi tamamlatmaya çalışıyor bu nedenle bu finansmanın tersaneciye yaratılması gerekiyor.

2021 yılı bizim için şimdilik belirsiz. Önümüzü görebilmemiz için pandeminin ve etkilerinin azalması gerekiyor.

Gemi sahiplerinin yatırımları varsa daha dikkatli olmalarını ancak gecikmeli de olsa yatırımlarını yapmaları, kiralama yapan şirketlerin tercihlerini yapabiliyorlarsa Türk armatörden yana kullanması, tersanecilerinse millileşme artırımı için daha fazla yan sanayiciye iş vermek adına müşterilerini ikna etmek için biraz daha fazla uğraş vermeleri en büyük beklentimiz.

 

Kapt. Ali Burçin Eke / ATA Offshore Services CEO’su
‘Birleşmenin yollarını ararsak sorunlara gerçekçi çözümler bulabiliriz’

ATA Römorkör ve Kurtarma Hizmetleri firmamızı tüm dünyada açık deniz yedeklemeleri ve yardım taleplerine cevap verebilen ve bunun yanında kurtarma ve danışmanlık desteğini hizmet bölgesi bakımından tüm dünya denizlerinde sürdüren, ülkemizdeki ilk ve halen sektöründe tek firma olarak nitelendirebilirim. Bu hizmetler yanında offshore ve deniz enerji sektöründe de işletmecilik, brokerlik ve acente hizmetleri ile de her geçen gün hizmet anlayışını geliştirmiş ve profesyonelleşmiş bir firmadır. Geçmişten bu yana hizmet verdiğimiz ana bölgeler; Meksika Körfezi, Batı Afrika, Amerika, Avrupa, Akdeniz, Karadeniz, Kızıldeniz, İran Körfezi ve Hint Okyanusu olarak ağırlık kazanmıştır. Ülkemiz geri dönüşüm sektörüne kazandırılan özellik ile petrol platformları, sondaj gemileri gibi daha özel dizaynların römorkör ile yedeklenme hizmetlerinin oransal olarak büyük çoğunluğunda adı vardır. Bunun ana nedeni işini severek yapan ve tecrübelerini profesyonellik ile birleştirmek olan çalışma vizyonumuz olduğunu düşünüyorum.

Mutluyum çünkü sevdiğim işi yapıyorum ve yeni iş kolları ile iş potansiyelimizi ve istihdamımızı artırmak bana ayrı bir mutluluk veriyor. Son yıllarda Ata Yachting ile yat charter gibi yeni sektörlere de yatırım yaparak hem çevremize hem de ülkemize daha çok yararlı olmaya çalışıyoruz.

Beklenmedik bir şekilde insanlığın karşısına çıkmış ve çok kısa bir sürede dünyada dengeleri değiştirmiş Covid-19 virüsünün insani boyutta en kısa zamanda daha az zararlı olacak normalleşme sürecine girmesini temenni ediyorum. Ticari olarak şirket üretimleri, nakliye, satış ve tahsilatlarımızda olumsuz yavaşlama ve ertelemeye neden olmasına karşın şirket olarak beklentilerimiz buna benzer kriz senaryolarına hazırlıklı durumda planlandığından, bu tür zor günlerde mali ve idari güç ile çok olumsuz etkilendiğimizi söyleyemeyeceğim. Hatta krizin çıkarmış olduğu fırsatları nasıl çevreci ve dünyaya yararlı olarak değerlendirebiliriz gibi fikir çalışmaları içerisindeyiz.

Denizciliğin dünya ticaret hacmindeki yeri aslında, dünyada hâkim denizlerin karalara oranı veya insan vücudundaki suyun bedene oranıyla benzerlik gösteriyor. ‘Su olmadan yaşam olmaz’ı felsefe edinememiş toplumlar aslında kendilerine çok daha zor bir yaşam betimlememişler mi günümüze dek?

Covid-19 garipliği de bize belki de var olanı unutmaya başladığımızı hatırlattı. Dünya ticareti son yüzyılda teknolojinin gelişmesi ve iletişimin kolaylaşması ile globalleşen bir evrim geçirdi. Şu an yaşadığımız ve bize tuhaf gelen bu süreçte karşımıza çıkan sorunları da tek tek devletler eli ile değil daha global bir birliktelik ve organizasyon ile aşabileceğimizi düşünüyorum. Ülke olarak zaten yapısal reformlarda geçe kalan bir zaman diliminde, var olan sıkıntılarımızı daha da artırıcı sonuçlar ile karşı karşıyayız. Toplum olarak ayrışmayı bırakarak birleşmenin yollarını aramaya başlarsak sorunlara gerçekçi çözümler bulabileceğimizi düşünüyorum. Aksi durumda bu tuhaflıklar isim değiştirerek devam edecek.

Türk denizcilik sektörü olarak şu an halen elimizde gerçekten genç ve orta yaş düzeyinde çağdaş ve laik eğitim anlayışı ile yetişmiş büyük bir kitle var. Ben kişisel olarak Türk denizciliğinin önümüzdeki yıllarda parlayabileceği ve daha hızlı gelişebileceği dallara yatırım yapılması gerektiğine inanıyorum. Örnek verecek olursak; gemi işletmeciliği, deniz turizmi, deniz sigorta sektörü, her yan dalda broker sektörü, gemi inşa, tamir bakım gibi daha nitelikli alanlara bu büyük kitleyi yönlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Türk denizcisi Akdeniz-Karadeniz sarmalından kurtulmalı ve bütün dünyaya açılan bir vizyona sahip olmalı diye düşünüyorum.

Aslında 2018 ortalarında kaleme aldığım bir öngörü yazımda ekonomik anlamda geniş çaplı bir kriz beklentisi olacağına değinmiştim. Çok kısa sürede çağ atlayan teknoloji ile hızlanmış iletişim, globalleşen ve birbirine daha çok yakınlaşmış ve ne istediklerine odaklanamayan insan toplulukları, çevreyi ve dünyayı önemsemeyen, sadece kendi şahsi ve yakın çevre topluluklarını düşünen yönetimsel liderlik yapısı ile Covid-19 olmasaydı bile başka bir neden ile bugün yine yaşadıklarımızın benzerini yaşayacaktık. Korumacı yapı Covid-19 ile ortaya çıkmadı ama getireceği olumsuzluklar daha da sertleşen korumacılık ile tüm dünyayı etkiliyor ve daha da çok etkileyecek.

İnsanlık olarak kırılma zamanlarımızda olduğumuzu; yaşadığımız bu güzel dünya için yeni bir hikâye yazma zamanının geldiğini; geçmişte yaşamış onlarca medeniyetlerin artık teke doğru evrildiğini ve sonuçta çok kültürlü ama birlik olacak bir medeniyet modeli ile mevcut yaşadığımız sorunlara ancak çözümler bulabileceğimizi düşünüyorum.

Türkiye’nin bu anlamda jeopolitik öneminin yeri çok önemlidir. Bu topraklar zaten çok kültürlü ama tek medeniyeti doğurmuş bir yaşamsal yapı tecrübesinin merkezidir. Sen, ben, o yerine biz diyecek bir birlik sağlamalıyız. Bunun için geleceğe yönelik kurutuluş reçetemizdeki olmazsa olmazların; demokratik bir idare, adaletli bir hukuk ve çevreci iş stratejileri olduğunu görüyorum.

Faaliyet alanlarımızın bütünü hizmet sektörü çerçevesinde bulunduğu için Ar-Ge çalışmalarımızı, sürdürdüğümüz hizmetleri çağın getirdiği son ileri teknoloji olanakları ile birleştirmeye yönelik kullanıyoruz. Yeni iş modelleri ve toplantılar organize etmeye çalışıyoruz. Fütürist bakış açısını yakalayacak eğitimler tertipliyoruz.

Türk denizcilik sektöründe 2021’de rekabetin artmış olduğu alanlarda küçülme beklediğimi üzülerek belirtmek istiyorum. Üretim veya hizmet sektöründe daha ucuz ve/veya çok değil daha kaliteli ve köklü firmaların ayakta kalabileceğini öngörüyorum. Devletimizin sektörümüze verebileceği en temel vizyonu çizecek yapısal reformların önünü açacak fikirleri oluşturmak için ülkemiz denizciliğini şekillendiren ve ülkemizde faaliyet gösteren üniversitelerimizde çalışan tecrübeli akademisyenlerimizden bir bilim kurulu oluşturmalı ve ülkemiz denizciliğinin kısa, orta ve uzun vadeli vizyonunun yeniden oluşturulması gerektiğine inanıyorum.

 

Alkım Gür / Dikkan Vana Satış & Pazarlama Direktörü
‘İş süreçlerinde esnek ve dinamik bir uygulama modeline dönülmeli’

Dikkan Şirketler Grubu, altı farklı iş kolunda faaliyet gösteren bir şirketler topluluğudur. Grubun amiral gemisi olan Dikkan Vana olarak 1978 yılından beri başta denizcilik projeleri olmak üzere birçok sektöre uygun, farklı alaşım ve özelliklerde vana üretimini gerçekleştiriyoruz. Vana üretiminde; sahip olduğumuz dökümhanemiz sayesinde döküm, Ar-Ge merkezimizde model, tasarım süreçleri ve son olarak talaşlı imalat ve montajı da içerecek şekilde tüm üretim süreçlerini kendi bünyemizde gerçekleştiriyoruz. Bu anlamda Türkiye’nin ilk ve tek entegre tesisine sahip vana üreticisiyiz. Dikkan olarak sektörde güçlü ve yerli bir marka olarak hizmet vermekte ve Türkiye’nin ilk 1000 ihracatçısı arasında 568’inci sıradaki yerimiz ile ülke ekonomimize katkı sağlamaktayız.

Dikkan Vana olarak, bugün denizcilik sektörü faaliyetlerinin yoğun olarak gerçekleştirildiği Kuzey ve Batı Avrupa ülkelerinde ve Amerika Kıtası’nda ana ürün gruplarında pazara yön veren denizcilik pazarında, pazar lideri olarak yer almaktayız. Türk denizcilik sektörünün önemli yan sanayi üreticilerinden biri olarak, sadece ticari projelerde değil aynı zamanda savunma sanayi projelerinde de üretici olarak yer alan ve askeri gemiler için de ana vana tedarikçisi olmanın gururunu yaşıyoruz.

Türk gemi endüstrisinde sektörün dinamiklerini belirleyen stratejik bir noktada bulunuyoruz. Bunun en temel nedeni ise entegre tesise sahip olmamız ve her ihtiyaca uygun alaşım ve çaplarda üretim yapabilmemizdir. 90 bin üzerinde inşa edilmiş, yıllık 300 bin vana üretim kapasitesi olan entegre tesislerimizde; vananın ham madde girişinden, yarı mamûle ve mamûl halinden müşteriye sevkine kadar olan tüm süreçler; ilgili global standartlar, entegre kalite yönetimi ve üretim kalite kriterleri ile gerçekleştirilmektedir. Bu da bizi sektörde diğer üretim yapan firmalardan daha farklı bir noktada konumlandırmaktadır.

30 yıldır özellikle Avrupa ülkelerine yoğun ihracat yapmaktayız. Dikkan Vana bugün DIN, ANSI, JIS, VG gibi uluslararası normlarda gerçekleştirdiği üretiminin yüzde 80’ini 60’tan fazla ülkeye ihraç etmektedir. Firmamız Avrupa’daki iş ortaklarımızla Dikkan Vana’nın tarihine dayalı uzun süreli iş ilişkileri oluşturmuştur. Bu yüzden gerek kültürel gerekse ilkesel anlamında tam bir entegrasyon içerisinde çalışma yetkinliğine sahiptir.

Tüm ürünlerimiz, uluslararası denetim kuruluşlarından alınmış gerek dökümhane onayı gerek tip onayları gerekse her vanaya uygulanan performans testleri ve sertifikaları ile tüm kalite denetim süreçlerinden geçerek kullanım bölgelerine ulaştırılmaktadır.

Covid-19 ile mücadele sürecinde Dikkan olarak, vermiş olduğumuz hizmetin sorumluluğuyla hareket ederek, üzerimize düşen görevi eksiksiz yerine getiriyoruz. Firmamız sürecin başlangıcından bu yana gerekli tüm önlemleri almıştır ve almaya devam etmektedir. Tüm süreci büyük bir hassasiyet, profesyonellik ve hâkimiyetle yönetiyoruz.

Dikkan olarak, tüm dünyada yaşanan bu salgının en kısa sürede kontrol altına alınması ve yaşanan tedirginliklerin son bulması en büyük temennimizdir.

Türkiye, global denizcilik sektörünün geçmişten bugüne en önemli oyuncularından biridir. Gerek ekonomik gerek istihdam gerek ihracat gerekse teknolojik ilerleme anlamında Türk ekonomisinde önemli bir yeri olan Türk denizcilik sektörü her geçen gün global arenada yerini sağlamlaştırmaktadır. Sektörün en önemli özelliği esnek olması ve kırılganlığının düşük olmasıdır. Özellikle pandemi süreci sonrasında otoriteler tarafından tartışılan global ekonomik düzen ve iş modellerindeki değişiklik ön görülerine karşı sahip olduğumuz bu özelliklerin sektörümüze ve ülkemize çok ciddi kazanımlar sağlayacağını düşünüyoruz.

Denizcilik sektörü olarak önümüzdeki dönemin bizlere nasıl bir gelecek vaat ettiği, önümüze ne tür zorluk ve değişiklik çıkaracağı konusunda belirsizlikler var. Gerek yabancı gerek yerli otoriteler tarafından birçok varsayımlar üretiliyor. Bu noktada gerek şirketlerin gerekse Devletin önümüzdeki dönemde karşılaşılabilecek her türlü değişkenliğe karşı alternatif senaryoların belirlenmesi ve iş süreçlerinde esnek ve dinamik bir uygulama modeline dönmeleri artık elzem olmaktadır.

Bakanlık tarafından onaylanmış, Türkiye’nin 677’nci ArGe merkezini kuran Dikkan, vana üreticileri arasında da “Ar-Ge Merkezi Belgesi” almaya hak kazanan ilk firmadır.

Dikkan olarak her daim sektöre yön veren, öncü bir firma olduğumuz bilinciyle çalışmalarımıza devam ediyoruz. Ar-Ge ve teknoloji geliştirme çalışmaları sonucunda rekabette fark yaratacak, müşteriye değer katan, öncü, yenilikçi ve çevreye duyarlı ürün ve çözümleri sunma yeteneğinin artırılması ana hedeflerimiz arasındadır. Bu hedefe yönelik olarak, yeni teknolojilerin izlenmesi ve teknoloji üreten uzmanlıkların geliştirilmesi; katma değeri yüksek ürünlerin hayata geçirilmesi için ulusal ve uluslararası kuruluşlar ile iş birliği içerisinde olunması ve geliştirilen teknolojilerin fikri haklarının korunması ile rekabette avantaj sağlanması, en temel Ar-Ge stratejilerimiz arasında yer almaktadır.

Dikkan, Ar-Ge ve yenilik yoluyla ülke ekonomisinin uluslararası düzeyde rekabet edebilir bir yapıya kavuşturulması için teknolojik bilgi üretilmesini, üründe ve üretim süreçlerinde yenilik yapılmasını, ürün kalitesi ve standardının yükseltilmesini her zaman öncelik olarak görmektedir. Teknoloji geliştirmek ve geliştirilen teknolojiyi sahada uygulamak üzere faaliyetlerimizi Ar-Ge merkezimiz bünyesinde gerçekleştiriyoruz. Ar-Ge merkezimiz hem ürünün teknik yeterliliği hem de müşteriye sunulacak çözümlerde, Endüstri 4.0 çerçevesinde birçok yeni çözüm ve çalışmaya imza atmamıza olanak sağlamaktadır. Mevcut ürünlerin revizyonu, iyileştirme çalışmaları ve yeni ürün geliştirme çalışmalarımızda elde edilen fikri ve sınai hakları koruyarak, her türlü bilgiyi kurumsal hafızamızda saklıyoruz.

Üretimde verimliliğin artması, teknolojik bilginin ticarileştirilmesi, rekabet öncesi iş birliklerinin geliştirilmesi, girişimcilik ve bu alanlara yönelik yatırımlar oldukça önem taşıyor. Ar-Ge merkezimiz ile birlikte tasarım, imalat ve diğer tüm süreçlerimizi bilimsel ve yenilikçi bir düzleme oturtarak, tam anlamıyla bilim ve teknoloji üreten bir firma haline geldik.
Dikkan Vana bugün DIN, ANSI, JIS, VG gibi uluslararası normlara uygun olan ürünlerini 60’tan fazla ülkeye ihraç ediyor. 1,700’den fazla ürün çeşidimiz ile sektörün tüm vana ihtiyacını karşılayabilecek geniş bir ürün portföyüne sahibiniz. Gerek Türkiye’de gerekse Avrupa’da bu yetkinliğine sahip ilk ve tek vana firmasıyız.

Teknoloji ve bilim üreten bir firma olarak, ürünlerimizdeki katma değerimizi artırmamız ve ihracat yönümüz ile ülke ekonomisine katkı sağlamamız beklenmekte olduğu için çalışmalarımıza bu anlamda sürdürülebilir bir şekilde devam ediyoruz.

Dikkan olarak ana hedefimiz, uluslararası alanda Dikkan markasını global genişleme stratejimiz ile artırmak ve geliştirmek. 2021 yılı hedeflerimizin başında da bu yer almaktadır. Başta vana sektörü olmak üzere içinde bulunduğumuz tüm sektörlerde, yurtdışı Pazarlarda kalıcı, sürdürülebilir ve kaliteli ürün ve hizmet sağlamak, bunu yaparken de dünyanın her noktasına ulaşmak ana amacımız.

Gelişen ve değişen teknolojinin de gücünü arkamıza alarak, dijitalleşmeye tüm operasyonlarımızda önem veriyor ve daha verimli ve daha etkin süreçlere sahip olacak tüm iyileştirme çalışmalarına gerek insan kaynağı gerekse maddi kaynaklarımızı ayırıp projeler üretiyoruz.

 

Ayhan Yıldızel / Artı Denizcilik Genel Müdürü
‘İç su yolu ile denizcilik Anadolu içlerine kadar yayılabilir’

Artı Denizcilik olarak biz bir temsilcilik firmasıyız, genellikle Batı Avrupalı üreticilerin ürünlerini Türk gemi inşa sanayinin hizmetine sunmaya çalışıyoruz. Son dönemde ürün gamımıza balast suyu arıtma, scrubber, verimli yakıt kullanımı konularında farklı ve teknolojik firmalar ekledik. Genellikle Batı Avrupalı firmalarla işbirliğimizi sorun yaşamadan sürdürüyoruz.

Covid-19 sürecinde genel olarak çok fazla etkilenmese de üretimde kısmî gecikmeler ama daha önemlisi nakliyede gecikmeler ve bu gecikmelerden kaynaklı maliyet artışları yaşanıyor. Deniz, kara ve hava yolu ulaşımında aksamalara neden olan kısıtlamaların sağlık koşulları da göz önüne alınarak en kısa sürede kaldırılması için uluslararası bir koordinasyon gerekmektedir.

Bizim ölçeğimizdeki firmaların 10 yıl ya da daha uzun süreli planlama yapması gerçekçi olmaz çünkü içinde bulunduğumuz ve değişmesinde etkimizin olmadığı çok sayıda parametre var. Ama önümüzdeki yıllarda firma içinde ürettiğimiz katma değeri artırmak en önemli önceliğimizdir.

Türk deniz endüstrisi ağırlıklı olarak armatör, tersane ekseninde faaliyetlerini sürdürmektedir. Tersanecilik bir ağır sanayi olduğundan, ülkeler kişi başı milli gelirleri yükseldikçe bu alandaki faaliyetlerini azaltmakta ve zaman içerisinde teknoloji yoğun projelere yönelmektedirler. Türk gemi inşa sanayi de bu anlamda geçmişteki kuru yük, tanker projelerinden özel ihtisaslı projelere yönelmiş ve dünya piyasasında yerini almıştır.

Tersane işletmeciliği ne kadar özel projeler üretilirse üretilsin en sonunda emek yoğun bir alandır, yani yaratılan katma değer sınırlıdır, gemi inşa sanayinden elde edilen değerin önemli kısmı teknoloji yoğun üretim yapan ekipman tedarikçilerine aktarılmaktadır.

Bu nedenle Türk denizcilik endüstrisinin öncelikle yapacağı iş, gemi ekipmanı üreten dünya ölçeğinde markalar yaratmak olmalıdır, bu alandaki sınırlı sayıdaki başarı hikâyesi (Data Hidrolik, Marsis gibi) Türkiye’nin gerçek potansiyelinin çok altındadır.

Bu alanda bazı ekipmanlar için tabir yerinde ise trenin kaçmış olduğu söylenebilir, yani Türkiye’den dünya ölçeğinde rekabetçi bir ana makine üreticisi çıkması hedefi gerçekçi olmayabilir ama yeni gelişen teknolojiler (balast suyu arıtma, scrubber, temiz enerji, enerji verimliliği, elektrik motorları) alanında dünya ölçeğinde üretici çıkarmak hedefi bence gerçekçi ve Türkiye’nin potansiyelini yansıtacak bir hedeftir.

Üretiminde hemen hiç olmadığımız bir diğer alan ise yazılımdır, dünya ölçeğinde marka olmuş; gemi işletim, tersane yönetim, dizayn yazılımları üreten bir Türk firması ulaşılamayacak bir hedef değildir, yeter ki uygun gelişim ortamında yeterli sermaye, bilgi, beceri ve yetenek bir araya getirilebilsin.

Savunma Sanayii Başkanlığı ve STM gibi firmalar bu alanda çok değerli örnekler ortaya koymuş durumdadır, ben olsam yapılacak ilk iş olarak Devletin bir Deniz Endüstrisi Başkanlığı, denizci sermayenin de bir ortaklıkla teknolojik ekipman ve ayrıca yazılım üretecek bir şirket kurmasını düşünürdüm.

Pandeminin gemi inşa sanayine etkisinin bu aşamada sınırlı olduğu, asıl etkininse dünya ekonomilerini sarsacağı görülen ekonomik tsunamiden sonra görüleceği anlaşılıyor. Umarım öyle olmaz ama 2008 krizi öncesinde 5 yıllık üretimleri dolu gözüken tersanelerin bir gecede tüm gelecek siparişlerini kaybettiği bir dönemi yaşamamamız en büyük dileğimdir.

Mevcut hesaplamalarda Türk imalat sanayinin yaptığı ihracatın yüzde 65’inin ithal girdilere dayandığı, kalan yüzde 35’in içinde yurtiçinde üretilen malzemelerin son derecede sınırlı olduğu ve belki de sadece insan gücü/emek olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunu tersine çevirmek ancak üretimin tamamının yerli olacağı yazılım vb. yüksek teknolojik ürünlere yönelmek ile olabilir.

Türk deniz endüstrisi teknoloji yoğun alanlarda ihracat yapmayı mutlaka hedeflemelidir.

Konuyla doğrudan bağlantısı olmayabilir ama denizcilik alanında üvey evlat konumundaki ‘iç su yolu’ taşımacılığını okurlarınızın dikkatine sunmak isterim. Avrupa’da özellikle mal naklinde çok önemli yer tutan iç su yolu taşımacılığı, ülkemizde nerede ise yok seviyesindedir. Hangi amaçla yapılmak istendiği bilimsel olarak ortaya konamayan İstanbul Kanalı için bugüne kadar harcanan ekonomik kaynakların bile söylediğim amaca hizmet edecek şekilde kullanılması hem denizciliğin Anadolu içlerine kadar yayılmasına ve hem de nakliyede ucuzlamaya yardım edecek niteliktedir.

 

Aykut Gökoğuz / Tamay Shipping Satış Müdürü
‘Sahip olduğumuz büyük deniz potansiyelinden yeterince istifade edememekteyiz’

Tamay Denizcilik ve Mühendislik Hizmetleri A.Ş. olarak, Woodward ve Schaller Automation firmalarının Türkiye temsilciliğini yapmaktayız. Ayrıca, Woodward (Amerikan Menşei) tipi governörlerin yanı sıra, Zexel (Japonya Menşei) ve muhtelif tipli governörler için de her türlü bakım ve onarım hizmetleri (orijinal yedek parça ve teknik dokümanlar) firmamız imkânları dâhilinde olup, müşterimiz olan birçok tersane ve denizcilik firmalarına uzun süredir bu tip governörler için de hizmet vermekteyiz. Söz konusu governörler için bakım sırasında ihtiyaç olabilecek yedek parçalara ilişkin stoklarımızda hâlihazırda en az 700,000 euroluk yedek parça bulundurmaktayız.

Almanya yapımı Schaller Automation tipi oil mist detector’ün rakibi olan İngiliz yapımı Graviner marka oil mist dedector sisteminin de yakın zamanda yurtdışında aldığımız eğitimler doğrultusunda, bünyemizde bakımı yapılabilmekte olup, bu ürünlere ilişkin stoklarımız oluşturulmuştur.

Distribütörlüğümüz altında bulunan ithalat yaptığımız ülkeler Amerika, Almanya ve Japonya’dır. İhracat olaraksa yurtdışında vermiş olduğumuz hizmet servislerimizle birlikte yedek parça satışlarımızı gösterebiliriz. İhracat yapılan ülkeleri tüm Avrupa ve Uzakdoğu olarak belirtebiliriz.

‘Evet, ben mutluyum’ diyen insanın bir mutluluk sebebi vardır ve bu sebepler kişiden kişiye göre farklılık gösterir. Bazı üniversitelerin araştırmalarında, mutluluğun sırrı; ‘iyi ve kaliteli sosyal çevre’ diye açıklanmış. Bu sonuç aslında ciddi bir gerçeği içinde barındırıyor. Güçlü bir firma ancak sağlıklı iş arkadaşları, sağlıklı iş ilişkileri içerisinde mutlu bir hayat yaşayabilir.

İnsan sosyal bir varlık olduğu için, insanın mutluluğu da bu sosyal yapı içerisindeki ilişkilerle şekilleniyor.

Tamay Denizcilik olarak, “Nasıl birlikte çalışırız“ ilkelerinden biri olan mükemmelleşme çatısı altında ikili ilişkilerimize dikkat ederek vermiş olduğumuz güven ve hizmet kalite seviyesini her zaman yüksekte tutarak müşterilerimizi mutlu ettiğimizi düşünüyorum. Bu da bizim mutluluğumuz için yeterli oluyor.

Hepinizin bildiği gibi son aylarda hayatımızı şekillendiren kuvvetli bir etken var: Covid-19!

2019 yılının sonlarında Çin Halk Cumhuriyeti’nde ortaya çıkan ve şu günlerde dünya ticaretini durdurma noktasını getiren Covid-19 pandemisinden küçük ada devletlerinden dünyanın en büyük ekonomilerine kadar tüm ülkeler ciddi şekilde etkilendi. Çin’de üretim hatlarının birçoğu dururken Çin’den ithal ettiği ara mamullere bağımlı şekilde üretim yapan birçok endüstri de tedarik zincirinde yaşanan aksaklıklar sebebiyle kısa vadeli planlarını ertelemek zorunda kaldı.

Dünya Ticaret Örgütü tarafından 8 Nisan’da yayımlanan raporda küresel ticaretin 2020 yılında Covid-19 sebebiyle yüzde 13 ila yüzde 32 arasında daralacağı öngörülüyor. Raporda yer alan analizlerde, en iyi senaryoda bile 2008 yılında yaşanan finansal krizin etkisiyle uluslararası ticarette yaşanan daralmadan daha derin bir etkinin görüleceği öngörülüyor. Elbette bu durumun bir sebebi de 2008 yılındaki finansal krizin aksine şu an içerisinde bulunduğumuz pandeminin doğrudan kişilerin seyahat ve çalışmalarına engeller getiriyor olması. Bu sebeple mevcut durumda reel ekonominin 2008 yılındaki krizden çok daha fazla etkileneceği yorumunu yapmak pek de yanlış olmaz.

Türk deniz ticaret filomuzun, gelişiminin sağlanması, büyümesi ve dolayısıyla sadece kendi taşımacılığımızdan değil, üçüncü ülkelere yapılacak taşımacılıktan da pay alarak, ülkeye döviz girdisi sağlayabilmesi için süratle yenilenmesi gerekmektedir. Ancak, yenileme sadece ticari filo düzeyinde kalmamalıdır. Türkiye, sahip olduğu büyük deniz potansiyeline rağmen bundan yeterince istifade edememektedir. Çünkü ihtiyaç duyduğu denizcilik kültürü maalesef henüz yerleşememiştir.

Devletimizin denizcilik yatırım politikaları kapsamında, aşağıda belirttiğim hususlara önem verilmesi gerektiğine inanmaktayım;

• Denizci devlet olmak, ülkemizin milli hedefi olmalıdır,

• Denizcilik vizyonu belirlenmeli ve ilan edilmelidir,

• Toplumda denizcilik bilinci oluşturulmalıdır,

• Ulusal gereksinimleri karşılayacak ve dünya deniz ticaretinden yeterli payı alacak seviyede deniz ticaret filosuna sahip olunmalıdır,

• Deniz dibi ve deniz içi kaynaklara ulaşacak teknolojiye sahip olunmalıdır,

• Daha güçlü bir deniz kuvvetine sahip olunmalıdır.

Yaşadığımız sıkıntılı dönem içerisinde her birimiz koronavirüsün hayatımıza yansımalarını izledik ve deneyimledik. Ancak, insanı en çok korkutan şey, belirsizliktir. Sürecin ne zaman biteceği ve bittikten sonra neler yaşayacağımız bir muamma. Bu nedenle müşterilerimizden aldığımız izlenim doğrultusunda 2020’nin son çeyreğinde net bir fikir oluşacağını düşünmekteyim.
Uluslararası düzenin yapı ve normlarının siyasi, ekonomik ve güvenlik yönlerinden değişimlere uğraması ve ülkeler arasındaki ilişkilerin daha rekabet edilecek konuma gelmesi sebebiyle, küresel ekonomi ile ticari üretim ve dağıtım süreçlerinde kendi kendine yeterlilik eğilimimizi artırmaya çalışmanın uzun vadede daha fazla olumlu etki yaratacağını düşünüyorum. Zira küresel düzen son yüzyıllarda her şeyden daha çok üretim ve ticaret süreçlerinden etkilenmiştir.

20’nci yüzyıl dünya ekonomi tarihi, toplumların önüne tarihi fırsatların 20-30 yılda bir çıktığını gösterdi. Örneğin, Çin bugünkü durumuna 1980’lerde yakaladığı ivme ile her yıl ortalama yüzde 9 seviyesinde büyüyerek ulaştı. Almanya 50’lerde yakaladığı yüzde 5-6 seviyesindeki büyüme ile İkinci Dünya Savaşı’nın enkazından bugünkü haline ulaştı. Güney Kore 1965-80 arasını neredeyse her yıl yüzde 10 büyüyerek geçirdi. Buna karşılık Arjantin 1960’larda gelişmiş ülkelere çok yaklaşmışken, bu momenti koruyamamış ve 25 yıl boyunca hiper enflasyon nedeniyle parasından 16 sıfır atılacak kadar güç bir dönem geçirmiştir. Sürdürülebilir büyümenin ardındaki gerçek itici güç Ar-Ge’ye ayrılan kaynak olmuştur.

Ar-Ge’ye dayalı olarak büyüyen firmaların gelecek döneme ilişkin yatırımlarındaki artış ve verimlilik, bu hususun en büyük kanıtını teşkil etmektedir. Gelişmiş üretim teknikleri ile üretim yapmak, yeni ürün üretmek firmalarımızın uluslararası rekabette başarılı olmaları için en önemli araçtır.

Sanayi ve iş çevrelerinde Ar-Ge bilinci, eskisi ile kıyaslanmayacak ölçüde açık ve somuttur. Bu çerçevede, devletin bu konuda yatırım yapan firmaların kesinlikle yanında olup destek vermesi gerektiğini düşünüyorum.

 

Barbaros Onur / Onursan Grup Genel Koordinatörü
‘Ulusal kurumlara yenileri eklenmeli ve desteklenmelidir’

Firmamız Onursan Grup olarak, Gepa Fiberglass firması faaliyetleriyle birlikte gemilerde kullanılan can kurtarma ve yangın söndürme cihazları bakım, kontrol ve üretimi ile ilgili olarak 1983 yılından bugüne hizmet vermektedir. Müşterilerimiz genellikle tersane ve armatör-işletmeci firmalardır. Bunların büyük bir kısmı da yabancı firmalar olarak portföyümüzü oluşturuyor. Daha çok Avrupa ve Uzak Doğu ülkelerinden müşterilerimiz mevcut. Japonya ve Norveç, Danimarka, Almanya gibi Kuzey Avrupa ülkelerindeki firmalarla olan ilişkilerimiz daha uzun vadeli ve sağlam temeller üzerine oturmuş diyebiliriz. Özellikle Japonya’da bulunan müşterilerimizle çok uzun bir zamandır karşılıklı güven ve iş ahlâkına dayalı bir çalışma sürecimiz var.

Mutluyuz ama tabii ki daha da mutlu olabilirdik, özellikle geçirdiğimiz bu zor günlerde. Ancak pandeminin ilk günlerinde var olan panik ve umutsuzluk halini atlatmış durumdayız.

Covid-19 sürecinde yaşadığımız en önemli konu olarak mevcut gemilere servis için çıkılmasındaki zorluklar diyebiliriz. Bir de Devletin aldığı ekonomik önlemlerin daha hızlı ve etkili yaşama geçirilmesi denilebilir. Son olarak da normalleşme sürecinde özellikle kilit sektör gruplarının aktivitelerine öncelik tanınmalı, bunların başında da lojistik sektörü dahilinde denizcilik gelmektedir. Özellikle gemilere servis personelinin bakım amaçlı çıkabilmesi yönünde son dönemde atılan olumlu adımlar da yok değil. Bunlardan da tabii ki memnunuz ancak burada mevcut sağlık koşulları altında, sadece kâr hırsı ve ekonomik nedenlerle konuya bakmamak gereklidir. Bilimsel ve mantıksal olarak virüsün bulaşmaması ve bulaştırılmaması adına alınacak her türlü önlem için tüm kurumlar hazırlıklı olmalıdır.

Sektörümüzün gelişimi için iyi şeylerin yapılmakta olduğunu gördüğüm kadar yapılamayan da birçok şey olduğunu düşünüyorum. Makro anlamda bana göre denizcilik adı altında bakanlık mutlaka kurulmalı ve kadrolarda denizcilik sektöründen gelen isimler yer almalı. Koster projesi gibi, henüz hayata geçemeyen ancak sektör için somut bir devinim yaratabilecek benzer projeler oluşturulmalı. Türk Loydu, Türk P&I A.Ş. gibi ulusal kurumlara yenileri eklenmeli ve desteklenmelidir.

Biz ve bizim gibi yan sanayi işletmeleri özellikle tersanelerde yer alan mevcut iş hacminden çok kırılgan olarak etkilenmektedir. Konuyla ilgili mevcut iş hacminin düşmesinin yanı sıra normal ödeme-alacak vadelerinde de yerli-yersiz birtakım gecikmeler olduğu da bir gerçek. Dolayısıyla pandeminin çıktığı ilk zamanlarda yerli ve yabancı bazı müşterilerimizde ödeme takvimlerinde ivedi olarak gecikmeye gidildiğini maalesef yaşadık. Biz firma olarak önümüzdeki sürecin çok kısa sürede olmasa da nihaî olarak iyileşeceği beklentisi içinde olarak hareket ediyoruz. Bu anlamda kısa dönemli iş düşüşlerinde bile mevcut işgücü sayımızı revize etmeyi düşünmedik, aksine ileriki dönemlerde hedeflediğimiz yeni projeler için hazırlık bile yapıyoruz.

GEPA olarak üretimini yapmış olduğumuz can kurtarma araçlarında yüksek teknoloji kullanımı konusu mevcut şartlar dâhilinde çok yaygın bir durum değil. Ancak biz firmayı kısa bir süre önce devraldık ve asıl öncelikli kısa ve orta vade planımız, GEPA’yı eski gücüne kavuşturmak ve daha verimli ve modern bir çalışma metodu anlayışıyla ilerlemek olacaktır. Uzun vadede Ar-Ge konusunda özellikle IMO kuralları çerçevesinde yapılacak yeni ürün ve can kurtarma ekipmanlarına yönelik bazı çalışmalarımızı planlamaktayız.

Mevcut pandemi krizinin etkilerini ağır bir şekilde hissedeceğimiz bir yılın ardından 2021 yılı hepimiz için zor bir yıl olacak. Ancak bu olumsuzluğa rağmen yeni yılda bazı fırsatlar da doğacaktır, örneğin kendi işimizle ilgili olarak, mevcut bakım tarihlerinin ertelenmesi nedeniyle mart, nisan, mayıs ve haziran aylarında yapılacak servisler bir sonraki döneme ertelenmiş durumda. Ertelenen dönemdeki mevcut işlerle beraber, ileriki dönemde çok fazla bir yoğunlaşma olacağını düşünmekteyiz.

 

Barış Şantalar / ALFA Mimarlık Projeler Müdürü
‘Kur dalgalanmaları nedeniyle uzun vadeli plan yapmak zorlaşıyor’

ALFA Mimarlık olarak, 30 yılı aşkın süredir Türk gemi inşa endüstrisi için gerek ticari, gerekse askeri gemilerin yaşam mahâllerinin gerek kişiye gerekse hizmete özel mekân tasarımları ve imalatları konusunda çalışmalar yapmaktayız. Felsefemiz, tasarım ve uygulama aşamalarında kullanıcı ve çevre faktörlerini ön plana çıkarmayı amaçlayan projeleri hayata geçirmektedir.

Son yıllarda özellikle savunma sanayi projelerinde uzmanlaşan Alfa Mimarlık; Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk yerli savaş gemisi MİLGEM Projesi kapsamında gemilerin yaşam mahâlli mimari, dekorasyon ve donatım işlerini başarı ile tamamlamıştır. Bahse konu gemilerde mobilya tasarımında ve üretiminde ilk kez alüminyum sandviç panel kullanarak alanında bir ilki gerçekleştirmiş, askeri projelerde kullanılacak malzeme ve ergonomi standartlarının belirlenmesinde ve gerekli şartnamelerin oluşmasında Deniz Kuvvetleri’ne katkı sağlamış, ortak çalışmalar yürütmüştür.

ALFA Mimarlık, yurtiçinde geçmiş yıllarda başarı ile tamamladığı birçok askeri proje ile hâlihazırda devam eden Test ve Eğitim Gemisi (TVEG) ve MİLGEM-5 (İ Sınıfı Fırkateyn) gibi askeri gemi projelerinin dışında, tamamladığı Pakistan Deniz Kuvvetleri Tanker Projesi ve hâlihazırda devam eden Umman Deniz Kuvvetleri Hercules 85 Bot (14 Gemi) Projesi ve Türkmenistan Deniz Kuvvetleri Korvet Projesi gibi yurtdışı projeleri ile de Türkiye Cumhuriyeti ihracatına katkı sağlamaktadır.

ALFA Mimarlık’ın özellikle askeri gemilere yönelik yurtdışı projelerinin seçim kriterleri Türkiye Cumhuriyeti’nin menfaatleri ile örtüşmekte, proje seçimleri ülkemizin menfaatleri dikkate alınarak yapılmaktadır. Son dönemlerde Orta Doğu, Arap ülkeleri ve Orta Asya ülkeleri ile askeri gemilere yönelik, Norveç, Rusya gibi ülkelerle ise ticari gemilere yönelik projelerde işbirliği imkânları artmış olmakla birlikte, tüm dünya pazarlarına yönelik hem askeri hem de ticari gemiler için çalışmalarımız devam etmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde üretilen ilk savaş gemisi TCG HEYBELİADA ve devamı TCG BÜYÜKADA, TCG BURGAZADA ve TCG KINALIADA korvetlerimizin yaşam mahâlleri donatımı ve mobilya üretimi konularında verdiğimiz katkılar ve bu katkılar dolayısı ile tarihteki yerimizi almaktan ötürü çok mutluyuz ve gururluyuz. Bir diğer mutluluğumuz ise ürünlerimizin üzerinde bulunduğu platformlarla birlikte tüm dünya denizlerinde dolaşıyor olması ve diğer ülkelerin beğenisine sunulmasıdır.

Pandemi süresince firma olarak çalışmalarımızı aksatmadan yürütmek maksadıyla, proje grubumuz home-office çalışma sürecine geçmiş, üretim birimimiz ise mevcut projelerdeki imalatlarına alınan önlemler çerçevesinde devam etmiştir. Bu süreçte özellikle yurtdışından gelen hammadde sevkiyatında gecikmeler yaşanmış ancak süreç öngörülerek siparişlerin zamanında yapılması ile projelerde gecikmenin önüne geçilmiştir. Bu süreçte önemli sorunlardan bir tanesi döviz kurlarında yaşanan dalgalanma olmuştur. Bu durum maliyetleri olumsuz etkilemekte, uzun vadeli finans planlaması yapmak zorlaşmaktadır. Bu süreçte Devlet desteğinin devam etmesi, kredi ihtiyacı olan firmalara kredi imkânlarının sağlanması önem arz etmektedir.

Denizcilik sektöründe lider konumdaki ülkeler mevcut konumlarına çok uzun yıllar süren titiz çalışmalar ile gelmiştir. Türk denizcilik sektörünün de önümüzdeki yıllarda mevcut konumunu sağlamlaştıracağını ve pazar payını artıracağını düşünüyorum. Bunu sağlamak için Devletin ilgili kurumlarının da desteği ile kaliteden ödün vermeden, yenilikçi yaklaşımlarla çalışmalarımıza devam etmeliyiz. Bu süreçte tersanelerimizin alt yapı eksikliklerini gidermeli, personel yetiştirme politikalarına önem vermeli, dünyadaki iyi örnekleri referans alarak ilerlemeliyiz.

Gemi inşa projeleri uzun soluklu projelerdir. Tersanelerimiz ve gemi inşa projelerine destek veren firmalarımızın mevcut projelere yönelik çalışmalarına alacakları önlemler ile devam etmesi, taahhütlerini zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirmesi, salgından bizden daha fazla etkilenen ülkelere nazaran bizi avantajlı konuma getirecek ve tercih sebebi olmamızı sağlayacaktır.

ALFA Mimarlık yaptığı işi gereği her zaman yenilik peşinde koşan bir firmadır ve Ar-Ge çalışmalarına hız kesmeden devam etmektedir. Yurtiçi katkı payını artırmak, katma değeri yüksek tasarımlar ve ürünler meydana getirmek için oldukça büyük emek harcamakta ve yatırım yapmaktadır. MİLGEM projeleri ile getirdiği askeri gemi mobilya standartlarına ilave olarak, son dönemde yaptığı tasarım çalışmalarına bir yenisini ekleyerek, yaşam ve çalışma mahallerindeki konforu ve emniyeti artırmak maksadıyla yatak ve çalışma masalarına entegre, alüminyum gövdeli, çift renk ışık kaynağı kullanabilen, özel dizim led, dekoratif ve ölçü serbestisi bulunan MiLA®Y aydınlatma armatürünü geliştirmiş ve projelerinde kullanmaya başlamıştır.

İlave olarak, ALFA Ar-Ge bölümü son dönemde hepimizde farkındalık yaratan, bize zarar veren virüs ve bakterilerden arınma ve bunlardan korunma yöntemlerini araştırıp ürünlerinde kullanma aşamasına gelmiştir. Covid-19 ve benzeri zararlı bakteri ve virüsleri yok eden, steril ortamlar yaratan ve kullanıcıları güvende hissettiren ilave sistemleri talep olması halinde mevcut ürünlerine uygulayabilecek düzeye gelmek üzeredir.

Yaşanan pandemi nedeniyle tüm dünya ekonomilerinde belli oranda küçülme öngörülmekle birlikte Türk denizcilik sektörünün gerek iç gerekse dış yatırımcıların katkılarıyla büyümeye devam edeceğini değerlendirmekte ve yatırımlarımızı bu yönde yapmaktayız. Tersanelerimizin ve yan sanayimizin dünya pazarlarında bilinmeleri için yurtdışına açılmaları, mevcut bilinirliklerini güçlendirmeleri, kaliteden ödün vermeden, müşteri beklentilerini tam anlamıyla karşılayan projeler üretmeye devam etmeleri sektörden beklentimizdir.

 

Cafer Tekkan / Bureau Veritas Türkiye Genel Müdürü
‘Sektörün pandemiye karşı gösterdiği refleks oldukça olumlu oldu’

Uygunluk kontrol ve belgelendirme sektöründe faaliyet gösteren kurumumuz Bureau Veritas, 2000’li yılların başından itibaren Türkiye’deki denizcilik ve gemi inşa sektörünün potansiyeline inanarak gelecekteki gelişimi için yatırım yapma kararını almış ve birçok konuda önderlik yaparak sektörün gelişimine katkıda bulunmuştur. Bunların başında bölgesel plan onay ve operasyon ofislerini Türkiye’de açarak sektörün gereksinim duyduğu yerli ve hızlı karar mekanizmasına ulaşmasını sağlamıştır.

Bureau Veritas son yıllarda yatırımlarını Endüstri 4.0 yaklaşımı çerçevesinde dijitalleşme yönünde yoğunlaştırmakta olup geleneksel klaslama hizmetlerinin içeriğini büyük ölçüde değiştirecek ürünler geliştirmektedir. Bunların başında elektronik gemi modellemeleri, risk odaklı kontroller, elektronik sertifikasyon ve yapay zekânın da kullanıldığı uzaktan erişimli kontrol metotları gelmektedir. Bunların yanı sıra otonom gemiler, siber güvenlik, geleceğin yakıtları gibi birçok konuda da araştırma ve geliştirme çalışmaları yapılmakta ve edinilen tecrübe ve gelişimler sektörümüzün hizmetine sunulmaktadır.

Türkiye’deki denizcilik ve gemi inşa sektöründeki paydaşlarımızın kurumumuza gösterdiği teveccüh ve tercihlerini bizimle çalışmak yönünde yapmaları bizi mutlu etmektedir ve kurumumuza gösterilen bu güveni sarsmamak adına tüm gücümüzle çalışmalarımıza devam etmekteyiz.

Pandemi süresinde uygulanan seyahat ve ulaşım kısıtlamalarından dolayı hizmetlerimizin sürekliliğinin sağlanabilmesi açısından yeni uygulamalar geliştirilmiştir. Bunların başında da dijital imkânların kullanıldığı uzaktan sörvey hizmetlerinin verilmesi gelmektedir. Bu hizmetimiz sayesinde gemilerimizin periyodik kontrolleri gemilere gidilmeden uzaktan yapılabilmekte olup bayrak otoriteleri nezdinde belgelendirilmeleri kesintisiz devam edebilmektedir.

Türk denizcilik sektörünün pandemiye karşı gösterdiği refleks, çalışanların sağlık güvenliğinin sağlanması ve sürdürülebilir bir ticaret ortamının korunması açısından oldukça olumlu olmuştur.

Devletimizin denizciliğe ve ağır sanayi sektörünün lokomotiflerinden olan gemi inşa sektörüne verdiği destek ve sektör paydaşların dinamizmi uluslararası ticarette bizleri önümüzdeki on yıl içerisinde daha iyi yerlere taşıyacaktır.

 

Canan Çakır / CANKA Denizcilik Pazarlama ve Satış Müdürü
‘Denizciliğimizin eksikliği teknoloji ve yazılım’

Tedarik zincirinin bir halkası olan şirketimiz CANKA Denizcilik özellikle yeni inşa gemilerin ihtiyacı olan ürünleri, satış ve satış sonrası servis desteği ve orijinal yedek parça tedarikiyle maksimum özenle kaliteli hizmet vermektedir. Tedarik portföyümüzde olan ürünlerimiz;

Tier II ve Tier III ana jeneratörler, acil durum ve liman jeneratörleri, elektrikli kargo pompaları, tank yıkama makinaları, PV valfler, Balast ve servis tankları uzaktan pnömatik seviye ölçüm sistemleri, yükleme bilgisayarları, elektrikli ve havalı gemi düdükleri, kargo tankları izleme sistemleri (doluluk, basınç, yoğunluk, sıcaklık vs.), uzaktan kumandalı hidrolik aktüatörlü valf sistemleri, kör flençli valfler, sintine seperatörleri, biyolojik pis su arıtma sistemleri (herhangi bir kimyasal ürün kullanılmaz), dökme ve kuru yük yükleme boşaltma sistemleri, kuru sistem-egzost gazı temizleme sistemleridir (dry scrubber).

Portföyümüzde bulunan tüm bu ürünler Avrupa menşeili olup, ithalatlar İsveç, Norveç, Almanya, Hollanda, İngiltere gibi ülkelerden yapılmaktadır. Avrupa menşeili ürünler için büyük bir zorluk yaşanmamakla birlikte, gümrüklerde geçen zaman kaybının en aza indirilmesi beklentimizdir.

Mutluluk göreceli bir kavram. Mutsuz olmak için her zaman sebep var ancak umutlu olmamız gerekiyor ve mutlu olmak için çalışmamız gerekiyor. CANKA Denizcilik olarak ticarette önem verdiğimiz konu karşılıklı güven ve ne mutlu ki bunu uzun yıllardır hem tedarikçi firmalarımızla hem de müşterilerimizle devam ettirebildik. Bundan sonra da inşallah aynı doğrultuda devam edeceğiz, bu nedenle mutluyuz.

Covid-19 tüm dünyayı etkilediği gibi ülkemizi de etkiledi dolayısıyla sektörümüzü de… Şirket olarak bizi, teslimatlarda ve servis olarak etkiledi. Gemilerin yurtdışı limanlarında beklemesi sebebiyle ve özellikle İtalya ve İspanya’da teslim etmemiz gereken ürünleri zamanında teslim edemedik. Transit geçiş yapan gemilere servis veremedik. Teslim süreleri çok önceden kontrata bağlanmış olan projelerde üretim kaynaklı gecikmeler yaşandığından teslim sürelerinde de biraz kaymalar oldu.

En zor iş, belirsizliği yönetmek olsa gerek, mevcut şartlarda belirsizlik dünyaya hâkim olmuşken gelecek planlamak da çok mümkün değil. Gözüken o ki bizim gibi firmaların yapabileceği en doğru iş ayakta kalabilmek için temkinli olmak, zira uzun vadeli planlar yapabilecek durumda değiliz.

Türk denizcilik sektörünün 10-20 yıl sonra daha modern, daha çok üreten, daha çok dış dünya ile entegre, ithalatından çok ihracatı olan, otonom gemiler üreten bir yerde olabilecek potansiyeli var, bunu görebiliyoruz. Denizciliğimizin eksikliği teknoloji ve yazılım. Ümitsizliğe kapılıp geleceğini yurtdışında arayan/planlayan gençlerin ülkemize güvenerek, geleceklerini burada planlayabilecekleri bir atmosfer yaratmak, güven vermek ve beyin göçünün önüne geçmek gerekiyor. Devletimiz bu konuda gençlere gerekli güven, enerji yani kısaca motivasyonu sağladığı takdirde robotik gelecekte yerimizi alabiliriz.

Çin’de başlayan Covid-19 salgını özellikle yeni gemi inşa konusunda başta Avrupalı yatırımcıların ülkemize yönelmesi gibi bir fırsat doğurabilir. Devlet bu konuda tersaneleri destekler ise kredi, vergi avantajları, gümrük kolaylıkları gibi imkânlar sağlarsa krizden fırsat doğurabiliriz. Türk tersanelerinin tam kapasite ile çalışması demek; üretim, lojistik firmaları, yan sanayi, tedarik firmaları, fuarlar, basılı yayınlar vs. hepimizi olumlu yönde etkiler ve bu da Devletimizin sektörel olarak bir bütünü desteklemesi anlamına gelir.

2020 felaketler yılı olarak adlandırılırsa yılı henüz bitirmedik ve belirsizlik devam ediyor. 3’üncü çeyrek biraz daha belirgin olabilir. Müşterilerimizde gördüğümüz temkinli yaklaşıma bakılırsa, sanırım 2020 projelerini hayata geçirmek için beklemede olacakları bir yıl olacak. 4’üncü çeyrek 2021’e dair daha net bir tablo oluşturur düşüncesindeyiz. Türk denizcileri çok krizler atlattı ve bunu da en iyi şekilde atlatacaktır.

Ticari faaliyetlerimiz açısından pandemi nedeniyle şirket olarak insan sağlığını önceledik, mümkün olduğunca evden çalışma yoluna gittik, insan sirkülasyonunun olmaması daha çok dijital ortamlara, internet ve telefonla iletişimlere yöneltti hepimizi, bu şekilde ekip çalışması yaparak kendi çapımızda süreci yönetmeye devam ediyoruz.

Krizden çıkmanın tek yolu hepimizin bildiği gibi çalışmak ve üretmek buna mal ve hizmet üretimi dâhil.

Türk denizcilik sektörü sanırım 2019 ve 2020’nin intikamını 2021’den alacak. Ülke olarak birlik ve beraberlik sergileyebileceğimiz güzel bir tablo ortaya çıkarsa bu kayıp zamanı iyi atlatabilecek güçteyiz, buradan da fırsatlar doğurabilecek potansiyelimiz var. Yeter ki farklı görüşleri ve fikirleri de bu ülkenin renk ve zenginliği olarak görelim.

Kendi sektörümüzde gemi sahibi, kiralama şirketleri ve tersane işletmecileri ile hepimiz bir zincirin halkalarıyız ve aynı gemideyiz; ortak menfaatlerde buluşarak ve birbirimizi koruyupkollayarak kısacası “BİZ” olarak hepimiz yaşayalım, birbirimizi yaşatalım, ülkemize maksimum fayda sağlayalım. Birlikten güç doğar.

 

Celal Ersan / Petrol Ofisi Deniz Satışları Kıdemli Müdürü
‘Pandemi ve petrol üreten bazı ülkelerin tutumu piyasayı petrole boğdu’

‘Pandemi ve petrol üreten bazı ülkelerin tutumu piyasayı petrole boğdu’

Petrol Ofisi, denizcilik sektörü özelinde Türkiye’de transit, ÖTV’siz, gümrüklü yakıtlar, deniz yağları ikm ikmal ve hizmetlerini bir arada sunabilen yegâne şirket. Türkiye sahil şeridine yayılmış en büyük depolama kapasitesi ve terminal ağına sahip. Bu, denizcilik sektörü için ‘ikmal güvencesi’ anlamı taşıyor. Yabancı bayraklı gemilere ‘bunker’ ve madeni yağ tedarik hizmeti, Türkiye bayraklı gemilere ÖTV’siz veya gümrüklü yakıt, madeni yağ tedarik hizmeti veriyoruz. Ülkemizin saygın ve büyük denizcilik kamu kuruluşlarının da tedarikçisi konumundayız. Her yıl iç Pazar ve yabancı bayraklı gemilere toplamda 900 bin tona yakın satış gerçekleştiriyoruz. Deniz yakıt tedarikinde Türkiye’nin en büyük barc ve tanker filosuna sahibiz.

Ayrıca Petrol Ofisi’nin denizcilik markası PO Marine olarak, yeni yakıt VLSFO’nun ikmalini 4 Ekim 2019’da ülkemizde ilk kez biz gerçekleştirdik. 1 Ağustos 2019’da ise tüm ikmallerimizde, uluslararası ve akredite bağımsız gözetmen hizmeti vermeye başladık. PO Marine tarafından ücretsiz olarak sunulan, dünyada ve Türkiye’de bir ilk olan Denizcilik Yakıtları Kalite ve Miktar Güvence Sistemi, müşterilerimizden çok pozitif geri dönüşler aldı. Bu hizmeti, Türkiye ‘bunker’ sektöründe sunan ilk ve halen tek dağıtım şirketiyiz.

Petrol Ofisi olarak, denizcilik sektöründe de ilkleri ve referans çizgilerini oluşturuyoruz. Biliyoruz ki, gelişimin ve değişimin bir bitiş çizgisi yok. Her zaman, mevcut standartlar ile yetinmeyip sektörün hep öncüsü ve yenilikçi şirketi olmaya gayret ediyoruz. Dolayısıyla PO Marine ile denizcilik sektörümüzün tüm kanallarına hizmet verebilen, sektörün öncüsü olan ve ilkleri gerçekleştiren pazar lideri şirketi olmaktan tabii ki mutlu ve gururluyuz.

COVID-19, dünya ticaretinin yüzde 90’ını gerçekleştiren denizcilik sektörünü de çok ciddi bir şekilde etkiledi. Navlun fiyatları çok düştü, kuru yük ve konteyner gemilerinin yük bulması zorlaştı. Ancak sahip olduğumuz doğal zaruri geçiş güzergâhı sayesinde az etkilendik diyebiliriz. Yılın ilk 2 ayında İstanbul limanından yabancı bayraklı gemilere satışı kapsayan yurtdışı yakıt ihracatı pazarı, neredeyse 2019 yılı seviyelerinde kaldı. İhracat pazarında ise mart, nisan için tahminen yüzde 20-30 civarında bir daralma öngörülüyor. İç pazarda bu oran yüzde 40’ı bulabilir.

Petrol Ofisi, bu süreçte faaliyet gösterdiği tüm alanlarda hızlı ve etkin bir şekilde tedbirleri aldı. PO Marine olarak da bütün kara ve deniz operasyonlarımızı karşı gemi ile sıfır temas kuralıyla gerçekleştirmeye başladık. Yabancı bayraklı gemilerin ikmallerinde numuneler, evraklar uzaktan iletiliyor ve temasa tâbi olan dokümanlar hemen sterilize ediliyor. Barc’lar düzenli olarak sterilize ediliyor. Personelimizin tamamı yüzde 100 koruyucu ekipmanlarla çalışıyor.

Türkiye ‘bunker’ sektörü, direkt ve dolaylı olarak ülkemize ciddi bir döviz girdisi sağlıyor. Armatörler, yakıtlarını aldıkları limandan diğer birçok ihtiyaçlarını da karşılıyor. Ülkemizde ‘bunker’ ürünlerinin daha fazla satılması, daha fazla döviz girdisi demek. Bununla birlikte IMO 2020 değişim sürecine rağmen yeni yakıt VLSFO, maalesef Türkiye’de hiçbir rafineri tarafından üretilemiyor. Umuyoruz ki ilerleyen günlerde yerel rafinerilerimiz de yeni ürün yüzde 0,5 kükürtlü VLSFO üretebilir ve ‘bunker’ ihracat pazarımızı çok daha büyük rakamlara ulaştırabiliriz.

Çin ve pandemi nedeniyle uzun bir süredir zaten gerileyen petrol fiyatlarında, arzın kısılmaması domino etkisi yarattı. Bir yandan pandemi nedeni ile yüzde 30’a varan talep düşüşü, diğer yandan petrol üreten bazı ülkelerin tutumu, tabir-i caiz ise piyasayı petrole boğdu.

Covid-19 ile birlikte kıtalararası servis veren hatlar, bazı haftalardaki servislerini durdurdular. Gemilerin doluluk oranları beklentilerin altında kaldı. Bu da navlunlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturdu. Bunun yanında IMO 2020 kriterleri doğrultusunda ‘scrubber’ yatırımı yapanların hesabı altüst oldu.

Petrol fiyatları makûl seviyelere ulaşıp sektör normalleşmeden küresel sermaye piyasalarının da istikrara kavuşması pek mümkün görünmüyor.

2020 yılına IMO’nun yeni düzenlemesi olan yüzde 0,5 kükürtlü VLSFO yakıtının hayata geçmesi ile girdik. 2021’de denizcilik sektöründe, devletimiz ile birlikte tüm paydaşların katılımı ile geliştirilmesi gereken öncelikli alanlar olduğunu düşünüyoruz. Son yıllarda dünyada demir yolu, hava yolu, kara yolu ve deniz yolunun bütünleşmesi olan çoklu taşımacılık sistemi ‘kombine taşımacılık’ gelişmeye başladı. Bu kapsamda, denizyoluyla transit taşımalarımızın artırılması için; limanlarımızın kara ve demir yolu bağlantıları ile güçlendirilerek kombine taşımacılığa uygun hale getirilmesi gerekmektedir. Ticaret filomuzun uluslararası standartlara yükseltilmesi, koster filosunun gençleştirilmesi ve Kabotaj taşımacılığının da artırılması büyük önem taşıyor.

Özellikle Ro-Ro taşımacılığında ülkemiz için büyük fırsatlar olduğuna inanıyoruz. Ayrıca ülke olarak, yüksek döviz girdisi sağlayan deniz ve yat turizmine daha fazla önem vermeliyiz.

 

Cem Hüroğlu / Data Hidrolik Yönetim Kurulu Üyesi/Satış ve Pazarlama Direktörü
‘Kimse yakın gelecekte bile neyle karşılaşacağını bilememekte’

Data Hidrolik, 40 yılı aşkın süredir yat ve gemi inşa sanayine hizmet veren ve çeşitli hidrolik ve elektrik tahrikli ekipmanlar dizayn eden ve üreten bir firmadır. Uzun yılların verdiği tecrübe ve kullanıcı tarafından kabul görmüş kalitemiz sayesinde sektördeki bilinen markalardan biri olmuş durumdayız. Tabii dönem dönem kullanıcılardan gelen talepler dikkate alınarak yeni ürünler tasarlanıp mevcut ürünlerde de iyileştirmeler yapılmaktadır. İmalat portföyümüzde bulunan dümen sistemleri, zincir ve halat ırgatları, palamar vinçleri, palamar tutucular ve çeki kancaları ile geniş bir yelpazeye hizmet vermekteyiz. Bu ürün gruplarını dünyada yaklaşık 40 ülkeye ihraç etmekteyiz. Tabii ki her ülkenin/pazarın farklı talepleri olduğundan biz de ürün gruplarında bunu göz önünde bulundurarak hareket etmekteyiz. Uzun yıllardır Avrupa pazarındaki tüm ülkelerle çalıştığımız için bu bölgede iyi bir müşteri altyapımız oluştu ancak son dönemde Yakındoğu ve Uzakdoğu’dan da taleplerin artarak devam etmesi yayıldığımız bölge sayısını hızla artırmaktadır.

Pandeminin ilk başladığı 1-2 haftalık dönemde herkes gibi bizde önümüzü göremediğimizden birkaç haftalık bir bocalama dönemi yaşadık. Ancak gerek yurtiçi gerekse yurtdışı müşteri ve bayilerimizle görüşüp durum ve pazar hakkında bilgi sahibi olduktan sonra bu bocalama kısa sürede yerini planlı hareket etmeye bıraktı. Satın alma, imalat, nakliye ve tahsilat ayaklarının tamamında planlı bir yönetim şekliyle bu dönemi sıkıntısız bir şekilde atlatmaktayız. Hatta bugüne kadarki doğru çalışmalarımız sayesinde pandemi döneminde yurtdışı Pazarda hedeflediğimiz büyümeyi de gerçekleştireceğiz gibi gözüküyor. Covid-19 tüm dünyayı etkileyen bir salgın olduğundan büyük, küçük demeden her kişi veya kuruluşun karşılıklı olarak elini taşın altına koyması gerektiğini düşünmekteyim.

Ar-Ge kavramı son yıllarda tüm dünyada giderek daha da önemli hale geldi. Ülkemizde de tüm sektörlerde olduğu gibi bizim sektörümüzde de hızla önem kazanmakta. Biz de Data Hidrolik olarak bu bağlamda teknik ekibimiz ve alt yapımızı güçlendirerek seneler önce işe başladık. Sektörde yenilik yapmadığınızda nasıl geri kalınacağını bildiğimizden imâl ettiğimiz ürün gruplarında öncü olacak yenilikler yapmaya özen gösterdik. Tabii bunu yaparken kullanıcı taleplerini de her zaman dikkate aldık. Buna paralel olarak firmamız Ar-Ge’ye her sene artan bir bütçe ayırarak gelişimini sürdürmektedir. Geçtiğimiz yıl ayırdığımız cironun yaklaşık yüzde 4’lük kısmını bu sene daha yukarı çekeceğimizi söyleyebilirim. Diğer taraftan ülkemizin yaklaşık 1,7-2-dolar/kg’lık ihracat birim kilo fiyatı düşünüldüğünde, firmamızın 22-24 dolar/kg bandında kalan ihracat birim kilo fiyatı, yaptığımız katma değeri yüksek ürünlerin önemini de göstermektedir. Tabii bu ürünlerin tasarımı ve imalatında mümkün olduğunca yerli malı kullanmaya da dikkat etmekteyiz. Yerli hammadde, ara mal kullanım oranlarımız da tüm imalatımız düşünüldüğünde yüzde 90’lar civarındadır. Zaten yukarıda verdiğim rakamlar göz önüne alındığında sektörümüzün ülke ihracatında ne kadar önemli olduğu bir kere daha görülmektedir.

2021 yılı dünya genelinde imalat sanayinin gerilediği, ülke ekonomilerinin küçülmeye gittiği bir yıl. Bu da ister istemez ülkemizi ve sektörümüzü olumsuz etkilemekte. Biz de firma olarak bu dönemin yaratacağı olumsuzlukları öngörerek planlamamızı yaptık ve attığımız her adımda buna göre hareket etmekteyiz. Her ne kadar şu ana kadar ciddi bir olumsuzlukla karşılaşmasak da ilerleyen dönemler için böyle bir beklentimiz var maalesef. Ancak diğer taraftan bu dönemin ülkemiz ve sektörümüz için bir fırsat olabileceği ile ilgili bir beklentimiz de var. Maalesef çok bilinmez olan bir dönemden geçmekteyiz ve kimse yakın gelecekte bile neyle karşılaşacağını bilememekte. Sanırım hep birlikte yaşayıp göreceğiz.

 

Cengiz Karabüber / Nippon Paint Türkiye İş Geliştirme & Ticaret Direktörü
‘Tüm yaşananlar sektörün krizlere karşı bağışıklık sistemini güçlendirecektir’

Şirketimiz, ileri teknolojiye sahip geniş gemi boyası ürün gamı ile Türk gemi endüstrisine alternatifli çözümler, teknik servis danışmanlığı ve tedarik hizmeti sunmaktadır. 1881 yılında Japonya’da kurulan ve 139 yıldır dekoratif, otomotiv, endüstri, protektif (koruyucu), deniz ana segmentleri başta olmak üzere kaplanma-boyanma ihtiyacı duyulan her yüzeye ileri teknoloji ürünleri ile çözümler sunmaktadır.

Gemilerin iç-dış, suüstü-sualtı tüm bölgelerinde; anti-korozif, anti-fouling, kozmetik son kat ve tanklar için özel olarak dizayn edilmiş kaplamalar ile geniş bir yelpazede taleplere cevap verebilecek yapıya sahibiz. Denizcilik sektörüne dönük yakın zamanda tanıtımını yaptığımız birkaç ürünümüz hakkında kısa bilgi verecek olursak;

AQUATERRAS: Nippon Paint Marine’nin patentli polimer teknolojisine dayanan benzersiz ve yenilikçi biyosit içermeyen antifouling boyasıdır.

NEOGUARD TOUGHNESS: Aşındırıcı yüklerin ve yüksek darbeli yükleme prosedürlerinin neden olduğu korozyon ve mekanik hasarlardan uzun süreli koruma sağlamak üzere özellikle kargo ambarları için tasarlanmış yüksek performanslı bir epoksi kaplamadır.

EVER COOL: Bir geminin iç alanlarına ısı iletimini en aza indirerek maliyet tasarrufu sağlamak için tasarlanmış benzersiz bir kozmetik kaplamadır. EVER COOL’un güneş ışınlarını yansıtıcı özellikleri, değerli yüklerin güvenli ve sabit bir sıcaklıkta kalmasını sağlar.

Nippon Paint Marine Türkiye olarak yerli imalatımız bulunmamaktadır. Ürünlerimizi çoğunlukla Almanya-Hamburg fabrikamız başta olmak üzere Singapur ve Japonya’daki fabrikalarımızdan ithal etmekteyiz.

Multi-nasyonal bir firma olmamız ve küresel bazda birçok noktada tedarik yapabilme kabiliyetimiz sebebiyle, doğrudan Türkiye’den diğer ülkelere ihracat kayıtlı operasyonlarımız sınırlı olmakla birlikte ihracatımızın büyük bir kısmı bakım ve tamir için tersanelerimize gelen veya ülkemiz limanlarına uğrak yapan gemilere tedarik şeklinde olmaktadır. Bunun haricinde son teslim adresi yine gemi olmak üzere Karadeniz ve Hazar Denizi’ne kıyısı olan komşu ülkelere zaman zaman ihracatımız mümkün olmaktadır.

Son birkaç aydır küresel bazda mücadele ettiğimiz Covid-19 pandemisi, buna bağlı sağlık sorunları ve ölümler, yaşanmakta olan ekonomik ve sosyal sıkıntılar ve her aşamada yarattığı kısıtlamalar sebebiyle endişeli ve üzgün olduğumu ancak verilen bu topyekûn mücadelenin meyvelerinin alınmaya başlanmış olduğunu görmekle de mutluluğumun arttığını samimiyetle söyleyebilirim.

Biz, ilk vakanın ülkemizde resmen görüldüğü ve ilan edildiği 10 Mart tarihi ile acil eylem planımızı uygulamaya başladık. Türkiye’de üretim bacağımızın olmamasının sağladığı avantaj ile tüm ofis çalışanlarımızın görevlerine evden devam edebileceği şekilde gerekli altyapıyı sağladık. Satış, teknik, lojistik, finans tüm birimlerimiz sıkı bir koordinasyon ve iletişim kurgusu içinde ve düzenli e-toplantılar ile proje, iş takibi ve operasyonlarımızın sağlıklı ve kaliteli bir şekilde devamlılığını sağlayabildik.

Salgın sürecinde oluşan başlıca sorunlarımız ve çözümü için önerilerimizse söyle;

a- Hudut Kapıları & Gümrük İşlemleri: Covid-19 ile yurda mal girişi ve gümrük işlemleri, kontrol ve incelemelerdeki hassasiyet sebebiyle çok daha uzun sürede tamamlanır oldu. Süreyi kısaltacak uygulama ve tedbirlerin ilgili Bakanlıklarca alınması gerekmektedir.

b- Seyahat Kısıtlamaları: Özellikle uluslararası seyahat ve ulaşım kısıtlamaları iş seyahat programlarımızı sekteye uğrattı. Ülkeler arası mutabakat ile uçak seferlerinin yeniden başlamasıyla, kısıtlı ve kontrollü de olsa seyahat imkânına yeniden kavuşmayı umuyoruz.

c- Gemilerin ileri tarihlere ötelenen planlı havuz ve bakım faaliyetleri: Özellikle mart, nisan ve mayıs aylarında olumsuz tesiri olan iptal ve ötelemelerin yaz döneminde tersanelerimizde yığılma ve iş yoğunluğu olarak geri döneceğini ummaktayız. Tersanelerimizin, yan sanayimizin ve tedarikçilerimizin hazırlıklarını buna göre yapmaları ve gafil avlanmamalarında sektörel menfaatlerimiz açısından büyük fayda olacaktır.

Türk denizcilik sektörünün sürdürülebilir gelişimini kurum olarak tabii ki önemsiyor ve kendi iş konumuz dâhilinde sağlayabileceğimiz katkıları sorguluyor, geliştirmek ve iyileştirmek için gayret ediyoruz.

Denizciliği amatör ve profesyonel tüm paydaşları ile devletmillet meselesi olarak görmediğimiz, devlet yapılanmasında buna özel bir kapı açmadığımız, ayrı bir bakanlık ile konuşlandırmadığımız sürece nitelikli bir büyüme ve gelişimden söz edebilmemiz, halkımıza denizciliği sevdirmemiz ve çocuklarımızı denizci olarak yetiştirmemiz mümkün olmayacaktır. Günümüzde denizcilikte öncü konumdaki ülkelere baktığımızda bizdeki eksikliklerin neler olduğu aleni olarak görülmekte ve o gelişmiş ülkelerin bu büyük endüstrinin getirilerinden nasıl istifade ettikleri, bugünkü müreffeh seviyelerine denizciliğin nasıl katkı sağladığı ortadadır. Dolayısı ile maalesef Hükümetimizin denizcilik yatırım politikaları yetersizdir ve sürdürülebilir değildir.

Türkiye’nin ekonomi politikaları karnesindeki finansal notu, salgının yarattığı domino etkisiyle Türk deniz ticaretindeki uluslararası aktif oyuncuları da muhtemelen olumsuz etkileyecektir. Biz firma olarak taşıyabileceğimiz risklerin dışına çıkmamaya gayret ediyoruz. Bu bağlamda sektörümüze anlayışlı ve esnek yaklaşımımızı göz ardı etmeden ama mutlaka kredibilite kontrollerimizi daha sıkı tutarak ve gerektiğinde seçici davranarak süreci sağlıklı bir şekilde yönetmeye çalışıyoruz.

Yaşanmakta olan sürece kayıtsız kalmak mümkün değil keza hepimiz aynı gemideyiz ve aynı istikamete yolculuk ediyoruz. Özellikle yeterli işletme sermayesi olmayan ve pandemiye hazırlıksız yakalanan kırılganlığı yüksek denizcilik firmalarımız haliyle ödemeler yönünden tüm piyasaya olumsuzluk yaşatmaktadır. Bu süreçte tüm gözler Hükümetimizin sağlayacağı destek paketine çevrildi ancak beklentileri karşılayacak düzeyde bir desteğin alınabildiğini de söylemek mümkün değil. Ben iktisatçı değilim ancak çok basit haliyle krizden çıkış yolunda öncelikle, mutlaka kendi kendine yetecek düzeyde temel üretim modelinin geliştirilmesi gerektiğini söyleyebilirim. Pandemi sanırım bunu tüm ülkelere gösterdi. Yaşananlar özellikle ülkemiz açısından çok önemli dersler verdi, çok değil yakın zamana kadar birçok konuda kendi kendine yeten ve hatta ürettiğini ihraç ederek önemli döviz girdisi sağlayan bir ülke iken bugün en temel gıda ürünlerini dahi ithal eder duruma gelmiş olmamız ülkemizin nasıl bir tehlikeye sürüklendiğini hepimize gösterdi. Bir musibetin bin nasihatten iyi olduğu gerçeğini artık görmemiz ve iktisadi davranış modelini mutlaka buna göre yeniden kurgulamamız gerekmektedir.

Doğası gereği her krizin kazanan ve kaybedenleri, fırsatçıları ve zayıf halkaları vardır. Denizcilik sektörümüzde de bunun etkileri yakın zamanda görülecektir. Temennim sektörün kendi dinamikleri içinde büyük kayıplar vermeden bu zorlu süreçten güçlenerek çıkmasıdır. Yeni satın almalar endüstriye dinamizm kazandırır, olumlu-olumsuz tüm yaşanılanlar sektöre büyük tecrübe kazandıracak, krizlere karşı bağışıklık sistemini güçlendirecektir. Nippon Paint, Japon Ar-Ge kültürünün tipik bir temsilcisidir. ArGe’ye çok önem ve değer veren kurumumuz cirosunun önemli bir kısmını bu çalışmalara bahşetmektedir.

“Marine” özelinde diğer küresel rakiplerimizden bizi ayrıştıran en önemli özelliğimizin sualtı karina kirliliğini önleme çalışmalarında daima teknolojiye öncülük etmiş olduğumuzu söyleyebilirim. 1912 yılında tüm dünya Birinci Dünya Savaşı ile mücadele ederken Nippon Paint ilk antifouling boyayı bulmuştur. Müteakip yıllarda sırası ile; ilk Self-polishing antifouling boya, ilk TBT-Free antifouling boya, ilk Low-Friction yakıt tasarrufu teknolojisi (LF SEA & A-LF-SEA) ve 3 yıl önce tanıtımı yapılan dünyanın ilk biyosit içermeyen kendinden çözünen SPC antifouling boyası (AQUATERRAS) Ar-Ge’ye verdiğimiz önemin temel bir göstergesidir. Ar-Ge’nin kazandırdığı daha birçok ürünümüz de vardır.

Gemi endüstrimiz mutlaka bu perspektifin ihracat tarafında yer almalı ve önemli bir oyuncu olmalıdır. Gemi inşa endüstrimiz geldiği düzey itibarıyla sadece “kabuk tekne teslimi” diye tabir edilen gemi inşanın kaba işçilik tarafında değil, “anahtar teslim” projeler ile ihracat gelirlerini ve buradan sağladığı katma değeri artırmalıdır. Orta vadede hedefimizin ise yerli katkı payımızın artırılması, gemi inşa için gerekli ekipman ve malzemelerin ithalatının azaltılması ve iç piyasadan temin edilmesi olmalıdır. Nihayetinde bu konu yine “yüksek teknoloji yatırımlarına ve küresel marka yaratma” gerekliliğine gelip takılıyor.

Türk denizcilik sektörünü 2021 yılında fırsatların beklediğini söylemem sanırım hayâl olmaz. Özellikle pandeminin yaşattığı tecrübeler Avrupa, Akdeniz çanağı ve diğer potansiyel sahibi komşu ülkelerin, bizim sunabileceğimiz hizmetlere ki bunun başında gemi inşa ve bakım-onarım hizmetlerimiz geliyor, daha fazla ilgi göstereceklerini düşünüyorum. Bu bağlamda Hükümetimizin sağlayabileceği birtakım imtiyaz ve teşvikler ile sektörümüzün bölgesel rekabet gücü artırılabilir, ülkemiz cazibe merkezine dönüştürülebilir. Çok başarılı örneklerini görmekle birlikte tersanelerimizin dış pazarlamaya verdiği değer, ayırdığı tanıtım bütçeleri, temas ve yaklaşımlarını artırmaları da sürece mutlaka olumlu katkı sağlayacaktır. Gemi sahibi ve kiralama şirketlerinin uluslararası rakiplerinden pozitif ayrışabilmesi için yönetim, insan kaynağı ve hizmet kalitelerini yükseltmeleri şarttır.

 

Emre Özgen / Özgen Shipsupply Genel Müdürü
‘Sağlıklı kalkınma ve sürdürülebilir mutluluk için denizcimiz üretken ve liyâkatli olmalıdır’

ÖZGEN, 1950 yılında, Haliç, İstanbul’da gemi ve tersane sarf malzeme tedarikçisi ve deniz boyaları satıcısı olarak kuruldu.

1982 yılında 1,250 metrekarelik alanda ilk modern satış ve depolama tesisimizi Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde açtık. 2003 yılında uluslararası standartlara uygun endüstriyel boya markamız ÖZGENPaint ile deniz boyaları üretimine başladık. Yerli üretim bu boyalarımızla Türk ve yabancı gemilere satış hizmeti vermekteyiz.

Türkiye’nin ikinci büyük Tersaneler Bölgesi olan Yalova, Altınova’da 2014 yılında ikinci şubemizi açmak üzere atılım yaptık. Sektörümüzde ship supply firmaları Türk denizciliğinin lokomotif firmaları arasındadır, demem o ki gemiler için yaşamsal önemde bir iş yaptığımızın bilincinde hareket ediyoruz. Özgen olarak Altınova’da 1,500 metrekarelik showroom ve depo yatırımımız ile sektörümüzün gelişiminin yanında yer aldık.

ÖZGEN Shipsupply, hem yurtiçi hem uluslararası armatörlere hem de tersanelerimize gemi tedariki ve teknik destek alanlarında uygun fiyatlı, yüksek kaliteli ve uzun ömürlü ürünleriyle, gerek İstanbul Tuzla ve Yalova-Altınova Tersaneler Bölgesi’nden gerekse Türkiye genelindeki tüm gümrüklü liman sahalarında yanaşık veya transit geçen gemilere, “sürdürülebilir mükemmeliyet” anlayışıyla, mesleki etik değer ve ilkelerimizden ödün vermeden, mevzuata uygun, yüksek çeşitlilik ve stok gücümüzle sınırsız hizmet vermeyi 70 yıllık birikimimizle aralıksız 7/24 sürdürüyoruz. Dünya genelinde çok farklı kültürlerden oluşan müşterilerimizle iş yaparken bu kültürümüzü de doğru şekilde tanıtmaya onları da tanımaya özen gösteren bir firmayız. Şirketimiz geniş yelpazeye sahip kaliteli, kullanışlı, ekonomik ve yeni ürünleriyle gelişimini artırarak sürdürmektedir. Satışa sunduğumuz teknolojik ürünlerin yüksek kaliteli olmasına ve kullanıcıların uzun süre kullanacağı ürünleri tercih edip sunmaya özen gösteriyoruz. Bu konuda nihai kullanıcıyı da bilinçlendiriyoruz. Gemi personelinin sağlığı ve emniyeti bizim de önceliğimiz, bu nedenle mevcut kaliteyi daha fazla artırmayı prensip olarak belirliyor, planlamalarımızı bu yönde yaparak sunduğumuz hizmetleri güçlendiriyoruz.

Türk denizcilik sektöründe 70’inci yılında olan ve 3’üncü kuşak ile varlığını sürdüren bir şirket olarak yüksek mukavemet gösteren ve aşınmaya dirençli ürünleri müşterilerimize sunmaktan memnuniyet duyuyoruz.

Ticaret ve kurumlararası ilişkiler liyâkatle yapılırsa şirketler arası yapılanmalar doğru temeller üzerine kurulur, şirketimizin felsefesi bu yapıda olduğu için uluslararası arenada da hiçbir problem yaşamamaktayız.

Geçtiğimiz ay, merkezi Amerika olan sıvı taşıma sistemleri ve ürünleri üreticisi dünyaca ünlü Graco firmasının Türkiye Marin Distribütörlüğü’nü üstlendik. Graco, akışkan yönetim sistemleri ve bileşenleri alanında teknolojik mükemmelliğe bağlılığı, dünya kalitesinde üretimi ve benzersiz müşteri hizmetleriyle 1926 yılında kurulmuş dünya lideri bir firma…

Graco ürünleri işlevsel olarak, denizcilik ve endüstri alanlarında, yağlama işlemlerinde kullanılan birçok akışkanı ve viskoz malzemeyi taşır, ölçer, kontrol eder, dağıtımını yapar ve uygular.

Distribütörlüğünü yaptığımız bir başka marka ise Trelawny SPT Ltd. Uluslararası denizcilik endüstrisi için 60 yılı aşkın süredir pnömatik iş aletleri ve yüzey hazırlama ekipmanları imalat ve tedarikinde uzmanlaşmış Birleşik Krallık merkezli bir firmadır.

Yabancı çözüm ortaklarımızdan bir diğeriyse 1976 yılında kurulan Garware Technical Fibres, teknik tekstil sektöründe Hindistan’ın öncü imalatçısıdır. Bağlama, çekme ve güç aktarımı gibi birçok uygulama için sentetik halat çözümleri sunmaktadır. Uygulama odaklı çözümler geliştirmede onlarca yıllık deneyime sahip olan Garware Technical Fibres, endüstriyel ve marin halatlar konusunda dünyaca tanınmış bir markadır.

Mutluluk bireyden topluma uzanan bir yapıdır. Aslında 70 yıllık kültürümüzün temelinde bizi biz yapan değerlerimizi yaşatma sorumluluğunu taşıyoruz. Şirketimiz kuruluşundan bugüne paylaşımcı, sorun değil çözüm üreten, işte ve sosyal yaşamda ahlâklı, her alanda toplumumuzun etik değerlerine bağlı, işte liyâkati esas alan bir kültüre sahip. İşimizi yaparken, mutlu olmaya çalışan ve pozitif enerjiyle yaşamayı benimsemiş, enerjisini sektörüne hissettiren, çevresine sonsuz katkıda bulunmaktan huzur duyan bireyler olarak bu anlayışla birliktelikler kuruyoruz.

Denizci devlet, denizci millet bireyleri; öncü, birleştirici ve çalışkan olmak mecburiyetindedir. Bu keyfilik ile değil gereklilik gereksinimi bakışıyla yükselir.

Covid-19 tüm dünyanın dengesini bozdu, sosyal ve ekonomik yapının yeniden dizayn edilmesi gereksinimi net olarak ortaya çıktı ancak bununla birlikte denizciliğin ne kadar önemli olduğu da Covid19 ile tescillendi ve bunu tüm dünya idrak etti. Biz Özgen olarak derhal önlemlerimizi aldık. Pandemi ile mücadelede yüksek bilinç ve anlayışla özveride bulunan tüm iş ortaklarımıza teşekkür ediyoruz. Süreci hep birlikte iyi yönetiyoruz ancak tehlike henüz geçmiş değil.

Sektör temsilcileri bu fırsatı olumlu değerlendirmeli, yeniden yapılanmalarla en doğruyu bulup uygulama sürecine girmelidir. Peki, bu süreçte ne yapmalıyız? Öncelikle hep birlikte mesleki etik değerlere sıkı sıkıya sarılmalı ve her alanda liyâkatli olmayı tercih etmeliyiz. Küresel etkilerin birleşimi sonucunda ‘doğru’ olanı kabul etmenin ve uygulamanın faydaları net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Armatörler ve tersane işletmecileri hizmet aldıkları çözüm ortaklarının ‘doğru’luğunu ve sürekliliğini gözden geçirmeliler. Gelecekte sürekliliği sağlamak ve güçlendirmek adına bu saydığım değerlere bağlı anlayışı tesis edecek kişi ve kurumlar güçlerini daha da sağlamlaştıracaktır.

Dünya denizciliğinde köklü şirketlerin tarihi gelişimleri ele alındığında bugünün küresel devlerinin veya köklü markalarının genel olarak aileden evlatlarına geçen kıymetli bir yapıya sahip olduğu bu temel üzerinde yükseldikleri görülür ve küresel düzende bu aile şirketlerinin kurdukları ilişkiler özellikle ulus devletlerin gelişimleri için de çok önemli olmuştur. Özel sektör ve devlet ilişkilerinde sağlam temeller üzerinde dengeli ve vizyoner gelişim ve de güçlü finansal destek sürekliliğini sağlayan ülkeler dünya yarışında üst noktalara çıkmışlardır. Devletimiz, denizciliğimizin tüm kollarında firmaların yapılarını geliştirmesi için finansal projeler üreterek, dünya pazarında Türkiye’nin ön planlarda olmasını sağlayacak en büyük etken, diğer bir deyişle ana itici güç olmalıdır.

Ülkemiz sektörümüzdeki tüm paydaşların potansiyeli ve yine ülkemizin özellikle coğrafi konumu ile nitelikli avantajlara (bilgi birikimi, genç ve pratik insan gücü) sahiptir ve bu güç ile sağlıklı atılım içinde kalkınma sağlanabilir. Denizcilik sektörünün gerek ticari gerekse askeri ve savunma alanında stratejik öneme haiz olduğu son aylarda Covid-19 ile bir kez daha herkesin ortak vurgusu olmuştur. Türkiye genç ve dinamik bir ülke. Sahip olduğumuz bilgi birikimi ve yıllar içinde oluşturduğumuz güven temelli uluslararası ilişkilerimizle “ihracatın kalesi” olabiliriz. Bulunduğumuz coğrafyada üretim ve tedarik üssü olma potansiyelimiz var ve bunu sağlam temelli politikalarla güçlendirebiliriz.

Bu yönde Devletimiz, denizcilikte, özel sektör gelişimini hızlandırmak adına sektör üyeleriyle işbirliği içinde atılacak adımları akılcı ve tüm paydaşların fayda sağlayacağı bir kalkınma planı ile yeniden tasarlamalı/düzenlemeli diye düşünüyorum.

Peki bunun için en temele anlayış birliğiyle neyi koymalıyız? Emek yoğun bu sektörde elbette Denizcimizin ahlâklı, etik, üretken ve paylaşımcı olma mecburiyetini. Denizcilerimizin yapı taşlarını yerli yerine oturtursak, yeni dünyadaki yeni normal düzende çalkalanmalardan etkilenme seviyesini en aza indirgeyebiliriz. Bu da ortak sorunlara hep birlikte çözüm aramakla mümkün olabilir.

2021 yılı, üretken Türkiye’nin canlanma yılı olmalıdır ekonomik göstergeler zorlu bir sürece girildiğini bize işaret etmektedir. Türk gemi endüstrisi gücü milli değerlerini oluşturmalı, sahip çıkmalı ve geliştirmelidir. Birlikte çözemeyeceğimiz hiçbir sorunun olmadığını düşünenlerdenim, yeter ki işimizdeki gelişimimizde bilgi üretiminden, doğruluktan ve yenilenmeden şaşmayalım.

Ersoy Eroğlu / Kaptan Denizcilik Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı
‘Neslin kültür ve bilgi aktarımı yapması şart’

Kaptan Denizcilik olarak Türk yat üreticilerinin ve yat sanayisinin önde gelen tedarikçisi konumunda, 1983 yılından bu yana hizmet vermekteyiz. Kaliteden ödün vermeyen bir anlayış içerisinde en iyi hizmeti ve kaliteyi en kısa zamanda sunmayı kendimize ilke edindik.

İtalyan Gianneschi, Palagi, Frigomar, İngiliz Lewmar, Fransız Plastimo, Amerikan Bennett, Alman Liros ve Shurflo gibi dünyanın önde gelen markalarının Türkiye temsilciliğini yapmaktayız.

Son yıllarda workboat diye adlandırdığımız pilot boat, tugboat, Ro-Ro vb. üreticilerinin de vazgeçilmez adresi olmayı başardık.

Bunların yanı sıra Türkiye’nin farklı noktalarında yer alan bayii ve servis ağı ile de ürünlerimizin gidebileceği her noktaya hizmetimizi götürmeyi başardık.

Şirketimizin en temel işi ithalat, Avrupa temelli özellikle İtalyan üreticiler ile çalışıyoruz. Samimiyet ve disiplini bir arada yürütebilirseniz, sağlam ve sürdürülebilir ilişki kurmak zor değil, dünyanın her yerinde aynıdır bu.

Mutsuzuz dersek haksızlık, mutluyuz dersek de abartmış oluruz. Şu günlerde belki tekrarını on yıllarca göremeyeceğimiz ve geçmişte de örneğini en yakın 100 yıl önce gördüğümüz bir dönemdeyiz. Elbette ki rahatımız bozulacak ama hem şirketler hem de bireyler olarak bu zamanı kendi eksiklerimizi bulup giderme zamanı gibi görmek gerek.

Covid-19 sürecinde satış konusunda maalesef düşüş yaşamaktayız ancak bizim için durum hâlâ telafi edilebilir diye düşünüyoruz. Projeler bazında ertelemeler olması, üretimlerin aksaması tüm sektörde olduğu gibi bizleri de etkiliyor. Bunların haricinde son kullanıcı olan tekne sahiplerinin bu sene denize geç kavuşacak olmaları da bizim hanemize işlenen büyük bir eksi durumunda.

Kaptan Denizcilik olarak kurumsallık kelimesine çok yakın değiliz çünkü kelimenin manası bizim gibi enerjik bir firma için oldukça soğuk ve samimiyetsiz geliyor. Ancak mantık olarak değerlendirmelerimiz ve çıkarımlarımız uzun vadeli. Planlamalarımızı 10-20 yıl gibi sonrası için düşünmüyoruz çünkü 10 sene sonra hedeflediğimiz bir olayı şartlar olgunlaştığı zaman bugün de başarabiliriz. Salgın gibi anlık krizleri çözebilmek kolay olmuyor, sadece maddi olarak değil manevi olarak da işleyişi aksatıyor. Gelecek yıllarda Devletimizin deniz alanına daha yoğun ve daha büyük destekler ile bakacağını öngörüyor ve ümit ediyoruz. Denizle sürekli etkileşim halinde olabilen yetenekli denizcilere odaklanmamız ve yetiştirmemiz gerekiyor, neslin kültür ve bilgi aktarımı yapması şart.

Pandeminin keskin tsunami etkisi sağlam temeller atmış, güçlü kökleri olan ağaçlara benzeteceğimiz şirketlere bile hasar verirken, küçük ve orta ölçekli işletmelerin ayakta durması sürpriz olur. Önümüzdeki dönemde tam olarak ne olur kestirmesi güç ancak yeni bir dünya olacağı kesin, alışagelmiş süreçler yerini daha zorlu bir dünyaya bırakacak, biz de bekleyip göreceğiz.

Biz üretici değiliz ancak üreticilerle sürekliliği olan bir alanda hizmet veriyoruz. 37 yıllık tecrübeye istinaden en önemli hususun dünya şartlarına adapte olmuş markalaşma yöntemi olduğunu düşünüyoruz. Yani doğru zamanda doğru yerde olmak, ihracat hedefindeki ülkelerin şu anki mücbir durumlarını okuyarak oluşabilecek her talep için hazır olmak gerekir. Markalaşmak haricinde eğer var olan bir markaysanız bunun değerini artırmak, müşteri ilişkilerinizi güçlü tutmak ve yöntemlerinizi tekrar tekrar sorgulayarak mevcut müşterilerle nasıl etkileşimde kalabiliriz sorusunu daima cevaplayabilmek gerekir.

Ülke olarak denizcilik sektöründe çok büyük bir sanayimiz var. Bu süreçte önemli olan aslında üreticilerimizin markalaşma sürecinin yayılması ve dünya pastasında ileriye atılmasıdır. Devlet tarafından bu gelişimi sağlayabilecek destekleri alabilirsek sürecin ihracatımıza büyük katkıları olacaktır.

Bizleri sancılı bir dönem bekliyor, Devletimizden beklentimiz altın yumurtlayan tavuk olan bu sektörümüzü teşvik ve yatırımlar ile ve sürdürülebilir olması açısından desteklemesi; nitelikli elemanlar yetiştirmek üzere çalışmalar yapması veya yapılan çalışmaların daha verimli hale getirilmesine yardımcı olmasıdır.

Feramuz Aşkın / İlkfer Group Kurucu Ortağı
‘Gemi işletmeciliğinde önemli bir yatırım merkezi olma potansiyeline sahibiz’

İlkfer Grup olarak 31 yıllık geçmişimizde birçok ürün ve hizmetle Türk armatörlerinin, gemi işletme firmalarının ve tersanelerinin yanında yer aldık. Bu süre içinde en kaliteli hizmeti karşılıklı güven ortamında sunmayı, önceliğimiz olarak belirledik. Son 20 yıllık dönemdeki teknolojinin önü alınamaz ilerleyişini önemli bir fırsat olarak gördük ve biz de 2012 yılında Unisoftware yazılım firmasını kurduk. Firmanın başına lisans eğitimini Enformasyon Teknolojileri ve yüksek lisansını İTÜ Denizcilik Fakültesi’nde yapmış olan oğlum Emrah Aşkın’ı getirdik. Kendisinin vizyonu ve tamamen Türk yazılımcılardan oluşan ekibinin emeğiyle teknolojinin en son yeniliklerini kullanarak geliştirdiğimiz Caretta ERP ürününü öncelikle Türk denizciliğinin daha sonra da dünya denizcilik firmalarının kullanımına sunduk. Bu ürün bir denizcilik firmasının duyabileceği her ihtiyacı karşılayabilecek bir hale gelene kadar da geliştirmeye hiç ara vermedik. Bu süreçte gemi sahipleri ve gemi işletmecileri ile çok yakın temasta olarak onların ihtiyaçlarını dinledik. Bugün artık ürünümüz; teknik, güvenlik, personel, finans, eğitim, operasyon başta olmak üzere her türlü ihtiyacı karşılayabilirken, birçok uluslararası denetlemeden başarıyla geçerek denetçiler tarafından övgü alacak hale gelmiştir. Caretta ERP ürünümüzü Almanya, Yunanistan, İspanya, Dubai, Ürdün, Lübnan ve Kenyalı gemi sahiplerine doğrudan satış veya acenteler aracılığıyla ihraç ettik. Bundan sonraki adımımız stratejik olarak güçlü olacağımızı düşündüğümüz ülkelere Unisoftware ofisleri açmak olacaktır. Bunun için de 2020 yılında gerekli yatırımları yapmayı planlamışken çıkan Sars-Cov2 salgını planlarımızı bir süre ertelememize neden oldu.

Mutluyum çünkü hayattayım, sağlıklıyım, üretiyor, seviyor ve seviliyorum. Hayat bu kadar basit, karmaşıklaştırmaya gerek yok.

Salgının tam da ürünümüzü uluslararası vitrine çıkarmayı planladığımız zamanda başlaması tabii ki planlarımızı erteleyecektir ama eninde sonunda bu planlar gerçekleşecek. Yazılımda üretmek için gerekli olan şey iyi bir organizasyon ve çalışanlarınızın iyi motive olması. Pandemi sonrasında birçok sektörde çalışma lokasyonunun bir önemi olmadığı işverenler tarafından da görülmeye başlandı. Mevcut teknolojilerle evinizden bile grup çalışmalarınızı kolayca yapabiliyorsunuz. Dünya devleri Microsoft, Google vs. zaten bu çalışma şekline yavaş yavaş geçişin denemelerini yapıyorlar.

Üretmekte yaşamadığımız sorunu satışta yaşayabileceğimizi öngörüyorum. Bence satış bir güven işidir ve güveni yüz yüze gelmeden vermeniz çok zordur. Yeni normalin ne olması gerektiğiyle ilgili ülkelerin ekonomik kaygıları göz önünde bulundurarak acele ettiklerini ve tam olarak yeni normalin ne olması gerektiğini bilmeden açılımlar yaptığını düşünüyorum. Sars-Cov2 ile ilgili her gün farklı bir ülkenin sağlık enstitüsünden veya araştırma laboratuvarından yeni bir bulgu geliyor ve virüsü anlamada daha zamana ihtiyacımız olduğunu gösteriyor. Ülkelerin bilim insanlarına güvenmeleri ve onlara biraz daha zaman vererek yeni normalin ne olması gerektiğini onların çalışmalarının sonucuna göre şekillendirmeleri gerekiyor. Ekonomik kaygılarla iyice bilinçlenmemiş toplumları evlerinden çıkarmak bize daha önce görmediğimiz kara bir kış yaşatabilir. Burada sorumluluk her birey ve her organizasyonun üzerindedir. Hükümetler toplum sağlığı için kaynaklarını nasıl kullanacağını ve bilim insanları ışığında toplumu nasıl yönlendireceklerinin sorumluluğunu taşırken her birey de en basitinden sokağa çıkarken maskesini takmanın sorumluluğunu taşımaktadır. Bu bir salgın ve sorumsuz davranan her unsur daha çok vakaya ve vefata sebep olacaktır.

20-30 yıl çok uzak bir dönem ve teknoloji akıl almaz bir hızla gelişiyor. Uzun dönem için farklı ekonomik ve teknolojik şartlara göre stratejilerimiz tabii ki de var ama bunlara plan demek doğru olmaz. Kısa, orta ve uzun vade için planlarımızı geçmiş verilerden, günümüz koşullarının analizinden ve gelecek trendlerinden faydalanarak yapıyoruz. Türk denizcilik sektörünün finansal yapısının uluslararası rakiplerine göre daha hassas olmasından ve devlet politikaları doğrultusunda bu sektöre verilen desteğin yetersiz kalması nedeniyle mevcut şartlarla ilerlenmesi durumunda sektörün geleceğine umutlu bakamıyorum. Bunun yanında Türk denizciliğinin bazı özel tip gemi inşaatları ve tamir-bakımları konusunda dünyada sağlam bir yeri olduğunu düşünüyorum. Yabancı armatörlerin gemilerinin Türkiye’de işletilmesi alanında yükselen bir trend olduğunu görüyorum. Nitelikli, dürüst ve çalışkan kara personelimiz uluslararası rakiplerine göre bu gemileri daha düşük maliyetlerle işletebilmekteler. Pazardaki fırsatın daha çok değerlendirilebileceğini düşünüyorum. Devlet kurumlarının da teşvikiyle Türkiye gemi işletmeciliğinde önemli bir yatırım merkezi olma potansiyeline sahiptir.

Denizcilik sektörü ocak ayından bugüne kadar süren salgının yansımalarından etkilenmiş olsa da diğer birçok sektöre kıyasla güçlü kaldığı söylenebilir. Fakat salgının ikinci dalgasının gelmesi durumunda son dönem koşullarının tüketici üzerinde yarattığı ‘endişe’ faktörünü daha da artıracağını, dünya ticaretinin de daha da etkilenmeye başlayabileceğini düşünüyorum. Böyle bir durumda elbette bu sürecin yansımaları denizcilik sektöründe de daha derinden hissedilecektir.

Şirketimiz özelinde konuşmak gerekirse 30 yılı aşkın sürede 3 tane büyük kriz atlattık. Bu krizlerden öğrendiklerimiz bizi daha da geliştirdi ve güçlendirdi. 2008 yılı sonrasında da finansal yapımızı hep güçlü tutarak, sürdürülebilir bir büyüme stratejisi ile ilerledik. İçinde bulunduğumuz süreçte krizden görece az etkilendik diyebiliriz. Ancak bu sürecin uzaması durumunda bütün dünya denizciliği gibi elbette biz de etkileneceğiz ve belki de planlarımızı gözden geçirerek, duruma uygun bir strateji ile çeşitli önlemleri devreye sokmamız gerekebilecek.

Yerinde saymayı sevmeyen, genç ve dinamik bir kadromuz var. Elbette ki bulunduğumuz sektörde ülkemizdeki ve dünyadaki yenilikleri araştırıp kendimizi devamlı geliştiriyoruz ama bu aşamada tam anlamıyla bir Ar-Ge yaptığımızı söyleyemem. Belirli bir vizyon ve strateji doğrultusunda yazılımımızı en son teknoloji ile donatmak ve sektörün ihtiyacı olan yeni yazılım ürünleriyle Türkiye’de elde etmiş olduğumuz başarıyı yurtdışında da gösterip dünya çapında bir yazılım üretmek ilk önceliğimiz. Dünyadaki en değerli şirketler teknoloji şirketleridir. Bu teknoloji şirketlerini donanım ve yazılım üretenler olarak düşünürsek; donanım geliştirmek, üretmek ve onu dünya marketlerine satmak için ciddi bir kaynak gerekiyor fakat yazılım öyle değil. İyi bir fikir, iyi bir ekip ile çok yüksek katma değerli ürünleri üretebilirsiniz. Her ne kadar son yıllarda yurtdışına ciddi miktarda yazılımcı gitmiş olsa da ülkemizde gerçek anlamda zeki ve başarıya aç genç yazılımcılar var. Onları iyi yönlendirerek, çalışacakları verimli ortamları sağlayarak sadece denizcilik sektörü için değil aklınıza gelecek her sektör için yazılımlar üretecek hale gelinmelidir. Bu hedef devlet politikası içinde mutlaka en üstlerde kendine yer bulmalıdır. Yazılıma giriş derslerinin ilkokullara girmiş olması beni mutlu ediyor. O genç, pırıl pırıl ucu bucağı olmayan hayâl güçlerinden neler çıkacağını gerçekten görmek isterim.

Virüsle mücadelemiz uzun sürebilecek gibi gözüküyor. Olası bir ikinci dalga bizi oldukça etkileyebilir. 2021 yılı beklentilerini şekillendirmek için pandeminin seyrine göre makro ekonomistlerin sundukları iki alternatif senaryoyu değerlendirebiliriz. Bunlardan ilki yani iyimser olan alternatif ile Q4’te ekonominin toparlanması durumunda 2021 için bizleri “business as usual” bekliyor diyebiliriz. Kötümser alternatif olan 2021 Eylül’üne kadar virüs kontrolü sağlanamaması durumunda ise sadece denizcilik değil, tüm finansal ekosistemin etkilenebileceğini düşünüyorum. Böyle bir durumda tüm şirketlerin farklı stratejiler geliştirerek, sürdürülebilir yol haritalarını yeniden değerlendirmeleri gerekecektir.

Harun Çakır GNS Yasden Denizcilik Genel Müdürü
‘Sürecin bize öğrettiği en büyük kavram küresel dijitalleşme oldu’

Global bir şirket olarak, dünyanın önde gelen denizcilik şirketlerine seyir emniyeti malzemeleri tedarikini gerçekleştiriyoruz. Üreticisi olduğumuz Voyager programı ve ek modülleri ile dijital platformda tüm müşterilerimize maliyetlerini en aza indirecek, en doğru ihtiyacı karşılayacak çözümler sunuyoruz. İthalatlarımız başta İngiltere olmak üzere Avrupa ülkelerinden distribütörlüğünü yaptığımız firmalarımızdan ve merkez ofisimizden yapılmaktadır. Ürünler yerli ve yabancı tüm denizciliğe servis edilmektedir.

Mutluyuz elbette, sektör içerisinde güvenilir olmak ve bu konuda çok olumlu dönüşler almak bizi mutlu ediyor, motivasyonumuzu artırıyor.

Covid-19 nedeni ile en çok teslimat bölümünde etkilendiğimizi söyleyebilirim. Türkiye içerisinde zamanında teslimatlar sağlanabilse de yurtdışında hepimizin bildiği gibi ülkelerin pandemiden oldukça etkilenmeleri nedeniyle gelen sıkı kısıtlamalar teslimatların daha uzun zaman almasına neden oldu, İtalya ve İspanya başlıca örnekler. Süreci tüm müşterilerimizle doğru yönettiğimize inanıyorum. Portföyümüz dâhilinde firma olarak ekibimizle denizcilik sektörümüze 7 gün 24 saat çözüm sağlıyoruz.

Tüm dünya ülkelerine kıyasla; Türkiye’nin 3 tarafı denizle çevrili olduğunu hatırlatarak denizcilik sektöründe daha verimli olması gerektiğini düşünüyorum. Bununla birlikte tüm sektörlerde olduğu gibi dijitalleşmenin hız kazanması gerektiği kanaatindeyim. Dünyaca yaşadığımız zorlu pandemi sürecinde ihtiyaçların dijital platformlarda sağlanmasının çok önemli olduğu, sanıyorum artık daha belirgin olarak anlaşılmıştır.

Covid-19 pandemisinin üretim ve tüketimi olumsuz etkilediği ve taşımacılığın yüzde 90 oranında kullanıldığı denizcilik sektörünü de etkilediği aşikârdır. Biz grup şirketi olarak mali tablolarımızı göz önünde bulundurarak her yıl düzenli olarak oluşturduğumuz beklenmeyen olumsuz koşullara karşı, B planımızı her daim hazırlıyoruz. Bu süreçte önceliğimiz doğal olarak insan sağlığını korumak adına aldığımız maksimum seviyede önlemlerle ticari faaliyetimizin de bu doğrultuda devamını sağlamak oldu diyebiliriz.

Gerek gemide nakit akışını en aza indirerek güvenliği sağlamak amacıyla kullanıma sunduğumuz ‘Voyager Money’ kartımız, gerek sağlık kontrollerinin hızlı ve güvenli takibi için ‘Voyager Health’ gerekse de emisyon ölçümlerinin tüm takipleri için ‘Voyager Emision Report’ modüllerimiz ile sürekli müşterilerimizden aldığımız bilgiler doğrultusunda geliştirdiğimiz ‘Voyager’ programımız için çalışmalarımız tüm hızıyla devam ediyor. Bizler GPS ile programımız arasında entegrasyon sağlayarak tüm ECDIS cihazlarının hatalı gösterimi veya herhangi bir problemin oluşması durumunda uzaktan bağlanarak sorun çözülmesini ve gemide kullanımın aksamadan devamlılığını sağlıyoruz. Gemi tarafından oluşturulan rotalar ve bu rotaya bağlı iletilen tüm isteklerin onayını müşterilerimize sunarak maliyetlerinin azaltılmasını hedefliyoruz. Daha önce bahsettiğim gibi tüm bu sürecin bize öğrettiği en büyük kavram kaçınılmazdır ki küresel dijitalleşme oldu. Bu çerçevede denizcilik alanındaki tüm sahalarımız içinde dijitalleşme, pandemi bittikten sonra hız kazanacaktır ve kazanmalıdır diye düşünüyoruz.

2021’de pandemi etkisinin devam edeceğini bizler de öngörüyoruz. Tüm sağlık tedbirleri ve önlemler alınarak ticari faaliyetlerin devamı sağlanmalıdır.

Koray Karagöz / MarineLine Türkiye Müdürü
‘Uzun vadeli plan yapabilecek bir disiplin mekanizmamız yok’

Şirketimiz MarineLine Türkiye olarak, ABD merkezli ana firmamız Advanced Polymer Coatings ile birlikte hem denizcilik hem de endüstri alanında agresif kimyasallara karşı korozyonu önlemek amacı ile kaplama malzemesi üretimi, uygulaması, ısıl işlem ve denetleme hizmeti vermekteyiz. Denizcilik alanında şu ana kadar Türkiye’de 500’den fazla kimyasal tankerin kaplamasını gerçekleştirdik. Endüstri alanındaysa 300’e yakın proje gerçekleştirmiş bulunmaktayız. Denizcilik alanında kimyasal tankerlerin kargo tanklarının kaplanması hususunda piyasanın yüzde 85,4’üne hâkim olan MarineLine Türkiye, APC firmasının dünya üzerindeki merkezlerinden biri olup Doğu Avrupa, Türkî Cumhuriyetler, ve Ortadoğu’ya hizmet veren bir merkezdir.

Mutluluk her insanın iç huzuru ile ilgili ve birçok kritere göre anlık değişen bir duygu bana göre. Evet mutluyum çünkü sağlığım yerimde, ailemde, çalışanlarımda, çalışanlarımın ailelerinde çok şükür herhangi bir Covid-19 vakasına rastlamadık. Evet mutluyum çünkü bu zor süreçte bile çalışanlarımıza 15 yıldır olduğu gibi maaş ödemelerini gününde yapabildik. Evet mutluyum çünkü bu süreçte projelerimiz oldu, çalışmaya devam edebildik, partner olarak benimsediğimiz müşterilerimize bu süre zarfında hizmet verebildik.

Ama aynı zamanda çok mutsuzum, çünkü Covid-19 yüzünden ülkemizde ve bütün dünyada insanlar ölüyor ve bunun acısını yürekten hisseden, kayıplarının cenaze törenlerini bile yapamayan milyonlar var. Covid-19 yüzünden ekonomik olarak çok zor durumda olan, işini kaybeden milyonlar var. Onlar için çok mutsuzum.

Biz elimizden geldiği kadar, bütün güvenlik önlemlerimizi de alarak bu süreçte müşterilerimize herhangi bir aksatma yaşatmadan hizmet vermeye devam ettik. Kaplama malzemesinin kendisi Amerika’dan geldiği için hazırlıklıydık ancak acil gelen projelerde birtakım aksaklıklar yaşadık. Amerika merkez fabrika, üretime bu süre zarfında devam etti ama nakliye sürecinde ve temin sürelerinde ister istemez uzamalar oldu. Bu konuda da müşterilerimizi süreçle ilgili önceden bilgilendirip siparişlerini sürece göre düzenleyip sorunsuz bir tedarik sağladık.

Hükümetimizin denizcilik sektörüne ilgisinin gün ve gün azaldığını düşünüyorum. Denizcilik Bakanlığı beklerken müdürlük seviyesine inmiş olmamız da bunun açık göstergesi. Denizcilik bürokratlarının denizcilik kökenli meslektaşlarımızdan olması pozitif ama hükümet politikasında denizcilikten uzaklaşma olunca bürokratlarımızın da etkisi sınırlı oluyor maalesef.

Sivil toplum kuruluşlarına (STK) zaten hükümetimizin bakışı gerçekten çok farklı, hep eleştirel, hep sanki engel, muhalefetmiş mantığı ile yaklaşılıyor ve yapıcı önerilerini dikkate almak yerine STK’ların toplumsal etkinliği nasıl azaltılabilir çabası var en başından beri. Aslında demokrasimizin mihenk taşlarından değil midir STK’lar?

Ben maalesef ülkemizde bırakın 20-30 yıllık planları 10 yıllık bir planın bile yapılamadığını ve yapılsa bile uygulanamadığını düşünenlerdenim. Çünkü bunu sağlayacak bir disiplin mekanizmamız yok, bunun için alt yapımız yok, irade ve kararlılığımız yok ve her seçimle komple değişen bir sistemimiz var. O yüzden “Türk denizciliği 10-20-30 yıl sonra ne olacak?” sorusunun bence cevabı yok.

Ama şunu söyleyebilirim. Şu an İstanbul Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi’nde Yüksek Lisans yapıyorum, tam 23 sene sonra tekrar okula döndüm. Orada tanıştığım meslekten olan hocalarım, meslektaşlarım var, akademik olarak çalışan meslektaşlarımız var ve gerçekten çok başarılılar, benim daha önce bilmediğim bir dünya, bir gelişme, bir çalışma var orada arkadaşlarımızın gerçekleştirdiği ve hepsi bilim, teknoloji, ileri gelişim metotları üzerine. İşte bu arkadaşlarımıza, hocalarımıza elimizden geldiği kadar hem manevi hem de maddi olarak destek olmalıyız. Gelecek onlarda, eğer gelişeceksek, büyüyeceksek anahtarı onlarda gibi geliyor bana.

Pandemi etkisi ile finansal olarak sadece bizim sektörümüz değil dünya üzerinde bütün sektörlerin çok derinden etkileneceğini; finans kuruluşlarının da musluklarını iyice kısacağını düşünüyorum. Bu süreçten kendi kapitali, sermayesi olan firma ve kuruluşların da daha sağlam çıkacağı görüşündeyim. Dünya üzerinde kriz sebebi ile ticaret azalacak, azalan ticaret sebebi ile taşımacılık da azalacak ve bundan denizcilik firmaları pek tabii ki olumsuz olarak etkilenecekler.

Tersane piyasasının şu an pandemiden kaynaklı olumsuz etkilendiğini düşünmüyorum hatta bize bildirilen kayıtlara ve rakamlara göre ülke olarak pandemiyi nispeten daha başarılı olarak geçiriyor olduğumuz için tersanelerimizin işlerinin arttığını bile düşünüyorum. Bu durumun bize de pozitif katkısı oldu tabii.

Dünyada yaşanacak olan ciddi bir finansal kriz ve onun doğuracağı ticarette daralma sebebi ile deniz taşımacılığı bu daralan ticaretten etkilenecek, pek tabii ki Türk denizciliği de. Bu durumda sağlam finansal yapısı olanlar bu güçlüğü atlatacaktır diye düşünüyorum. Tersaneler şu an pandemiden etkilenmemiş durumda ama 2021 yılında bunun etkilerini hissedeceklerdir ama tersaneler 2008 yılından beri bu durumlara karşı idmanlılar biraz da. Devlet finansal desteği önemli tabii ama bunun için kaynağı var mı, kaldı mı bilemiyorum.

Levent Üçdal / Bulutlu Marine Satış Müdürü
‘Pandemi sürecinde planlamanın ve disiplinli çalışmanın önemi fark edildi’

Kurulduğumuz günden bu yana sürekli gelişim gösteren, ürün ve hizmet çeşitliliğini artırmayı hedefleyen Bulutlu Marine olarak, halihazırda temsilcisi/distribütörü olduğumuz uluslararası üreticiler vasıtası ile yeni inşa edilmekte olan ve servisteki gemiler için ekipman ve yedek parça satışı, bunların devreye alma ve servis hizmetleri, bunun yanı sıra elektrik biriminiz olarak gemi elektriği konusunda komple ana pano, dağıtım panoları, starter ve frekans kontrol panoları üretimi, gemi otomasyon sistemleri, sevk kontrol sistemleri, valf ve pompa kontrol sistemleri üretimi yapmakta; ayrıca üçüncü hizmet grubu olarak özellikle yeni inşa projelerinde armatör firmalara kontrat aşamasından gemi teslimine kadar danışmanlık, proje yönetimi ve saha yönetimi hizmeti sunmaktayız.

Çok yakın zamanda bütün faaliyetimizi Tuzla Endüstri ve Ticaret Serbest Bölgesi’ndeki üretim ve yönetim binamıza taşımış bulunuyoruz. Yeni binamızda 2,200 m2 fabrika alanı ile birlikte 800 m2 yönetim alanımız mevcut olup bu yeni tesisimizde üretim ve hizmet çeşitliliğimizi artırarak sektöre katkımızı geliştirmeyi planlıyoruz.

Elektrik sistemleri üretimi haricinde şu anda özellikle üzerinde durduğumuz ürün grubumuz; kendi entegrasyon ve projelendirme tecrübemizi de kullanarak FPP ve CPP komple sevk sistemleri, en popüler enerji depolama sistemi olan bataryalar konusunda distribütörü olduğumuz SPBES firması ürünü batarya grupları ve batarya yönetim sistemleri, yine distribütörü olduğumuz Noris otomasyon ve sevk kontrol sistemleri ile Eltorque uzaktan kumandalı valfler olarak öne çıkıyor.

İthalat yaptığımız, temsilcisi olduğumuz firmaların ülkeleri; ABD, İngiltere, İspanya, Almanya, Norveç, Finlandiya, İsveç, Fransa, İsviçre, Hollanda ve Kore’dir. İhracat tarafında yoğun olarak çalıştığımız ülkeler ise Rusya, Ukrayna, Romanya, Almanya, Azerbaycan ve Ortadoğu ülkeleri olarak listeleyebiliriz. Yani çok geniş bir coğrafyada çalışıyoruz. Özellikle Rusya son bir kaç yıldır oldukça aktif. Bunda tabii ki ülke olarak Rusya ile devam eden ılımlı ilişkilerin ve Rusya’nın eskiye nazaran daha açık bir politika gözetmesinin etkileri mevcuttur. Hem ihracatçı firmaların hem de tersanelerimizin önünde bu açıdan halen ciddi bir potansiyel yattığını düşünüyoruz.

Mutluyuz, çünkü belirttiğim gibi, kurulduğumuz günden bu yana durmaksızın çalışarak sektöre sunduğumuz ürün ve hizmetlerimizi sürekli geliştiriyoruz ve çabamızın meyvesini sektör paydaşlarımızın bize güveni ve takdirleri ile topluyoruz.

Elbette bu salgın ve beraberinde getirdiği ekonomik darboğaz bir miktar hızımızı kesiyor. Özellikle hâlihazırda anlaşmasını yaptığımız, siparişlerini aldığımız ve üretim veya tedarikini sağlayacağımız projelerin başlangıçlarının sarkması, ödemelerinin de buna bağlı olarak gecikmesi şu anda önümüzde görünen sorunlardan biri.

Bunun yanında “yeni normal” olarak tanımlanan, daha fazla dijitalizasyon ile işlerin sürdürülmesi, ciddi emek yoğun olan sektörümüzde ancak bir yere kadar mümkün olacaktır. Sektörümüz örneğin finans sektörü kadar hızlı bir şekilde bu dijitalleşmeye uyum sağlayamayabilir. Bir yeni inşa projesinde makine ve ekipmanların devreye alınması aşamasında makine dairesini gözünüzün önüne getirirseniz, kendinizi “sosyal mesafe” kuralının nasıl uygulanacağını düşünürken bulabilirsiniz. Alınacak tedbirlerin uygulanabilir ama aynı zamanda insan sağlığını tehlikeye atmıyor olması çok önemli.

Elbette dünya çapında seyahat kısıtlamaları son üç aydır her tür pazarlama ve satış faaliyetinin minimum seviyeye inmesine neden oldu. Her ne kadar yakın zamanda normalleşme planları çerçevesinde yavaş yavaş seyahat engelleri ortadan kalkacak olsa da yapılamayan veya ertelenen uluslararası konferanslar, fuarlar, bizlerin yapamadığı müşteri ziyaretleri ticareti oldukça geri düşürmüştür. Bu durumun iyileşmesinin bu yılın sonlarına doğru mümkün olacağını düşünüyoruz.

Biz kendi planlarımızı uzun vadeli olarak yapıyor ve yatırımlarımızı bunu destekleyecek şekilde yönlendirmeye çalışıyoruz. Sektörümüzün halen ciddi bir büyüme potansiyeli olduğuna inanarak firmamızı da aynı çerçevede büyütmek adına adımlar atıyoruz. Hem yeterliliklerimizi hem tesislerimizi hem de kadromuzu bu amaçla sürekli olarak geliştiriyoruz.

Özellikle yeni gemi inşa tarafında Türkiye’nin önümüzdeki yıllar içinde daha da fazla söz sahibi olacağını öngörüyoruz. Sektörümüz hem inşa edilen gemi tonajlarının artması, hem daha sofistike gemi tiplerinin üretimi konusunda gelişmeye son derece açık ve paydaşlarımız bu konuda adanmış bir şekilde çalışıyorlar.

Çok ciddi finansman ile dönen bu sektörün en acil sorunu elbette finansman sıkıntısıdır. Tabii ki sektörümüzde finansal gücü yüksek, dengeli ve oturmuş mali yapısı olan birçok firmamız ve tersanemiz var ve bunlar çok başarılı işler yapıyorlar. Ancak sektörün ileri gitmesi ve Türkiye’nin denizcilikte bir marka haline gelmesi için çok daha fazla oyuncunun işin içinde yer alması gerekli. Bunun da kaynağının finansman olduğu kanaatindeyiz. Şu anda daha ufak olan sektör oyuncularının da büyümesi için finansman desteği ve kolaylığı kaçınılmaz bir gereklilik.

2019 yılının genelde her şeye rağmen hem şirketimiz hem de Türk denizcilik sektörü açısından büyüme yılı oldu diyebiliriz. Biz tedbirlerimizi 2020 yılında da bu büyümenin devam edeceği öngörüsüne dayandırarak aldık ve yukarıda da andığım gibi yeni tesis yatırımı yaptık. Ancak elbette 2020 yılının ilk yarısının pandemi nedeniyle son derece verimsiz geçmesi dolayısıyla toplamda tüm planlarda bir senelik bir sarkma olacağını düşünmek yanlış olmaz.

Krizden çıkışın anahtarının kabuğuna çekilmek yerine normalleşme başladığı günden itibaren öncekinden daha da büyük bir iştah ile dünya çapında pazarlama faaliyeti yapmak olduğunu düşünüyoruz. Sektör paydaşları son yıllarda bu konuda çok tecrübe kazandılar ve başarılı olacaklardır.

Umuyoruz ki bu kriz dönemi atlatıldığında daha da yoğun bir taleple karşılaşacağız. Bu iyimser bakış açısıyla 2020 yılının 3’üncü ve özellikle 4’üncü çeyreğinde, 2021 yılının tümünde çok daha yoğun bir çalışma döneminin bizleri beklediğini söyleyebiliriz. Tüm paydaşların buna hazırlıklı olması gerekli.

Pandeminin faydalı tarafı da oldu elbette, birçok firma planlamanın, disiplinli ve sistemli çalışmanın ne kadar önemli olduğunu ve hem verimi hem de rekabetçiliği ne kadar artırdığını fark etmiş oldu. Bunu içselleştirmeyen oyuncuların ortadan kalkması muhtemeldir.

Bulutlu Marine olarak kökenimiz ve çıkış noktamız her ne kadar ticaret olsa da yönetim olarak üretimin gücüne inanıyoruz. Bu üretimin de kalabalıktan ayrışabilmek adına hem kaliteli hem de teknolojik olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu anlamda henüz üretim tarafında çok genç bir şirket olsak da adımlarımızı hep teknolojik üretim yönünde atıyoruz. Henüz bir ayrı Ar-Ge departmanımız mevcut değil ancak üretim geliştirme amacıyla ciddi yatırımlar yapıyoruz ve mühendis kadromuzu genişletiyoruz. Bunda yurtdışı partnerlerimizin de katkısını değerlendiriyoruz.

Gemi inşa sektörümüz elbette yeni gemi tarafında çok büyük oranda ihracata çalışıyor. Ancak kabul etmek gerekir ki halen bu üretimde çok büyük bir girdi ithalattan geliyor. Bu ithalat girdisini azaltmak adına hepimizin çalışması gerekli. Bunun yanında ara ürün ve ekipman anlamında ihracat tarafında Türkiye’nin kalite ve rekabet gücüyle potansiyeline inanıyoruz.

2020 yılının salgın nedeniyle verimsiz geçtiğini ve çok ciddi bir büyüme olmayacağını kabul edebiliriz. 2021 yılı muhtemelen 2019’da kaldığımız yerden devam şeklinde ilerleyecek ve Türk denizcilik sektörü hızla büyümeye devam edecek. Tüm paydaşlar buna hazırlıklı olmalı. Tabii ki Devletin de bu sektörün ne kadar değerli olduğunu görüp en kritik ihtiyaç olan finansman yönünde adımlar atmasını bekliyoruz.

Pınar Kayış / Eurosan Satış Müdürü
‘Dışa bağımlı ürünlerin Ar-Ge çalışmaları ve üretimi önceliğimiz olacak’

Eurosan Su Arıtma Sistemleri olarak 1994 yılından bu yana su arıtma sistemlerinin projelendirilmesi, üretimi ve satışını Eurotech markamızla yapmaktayız. Denizcilik sektöründe ise ticari gemiler, enerji gemileri veya askeri gemiler için, deniz suyundan içme ve kullanma suyu veya saf su eldesi için arıtma sistemlerinin projelendirme, üretim ve uygulamasını gerçekleştirmekteyiz. Ağırlıklı olarak ihracat yapan bir firmayız ve yıllık ciromuzun yaklaşık yüzde 70’i ihracatımız sayesinde olmaktadır. İhracat yaptığımız ülkeler arasında Avusturya, Belçika, İtalya, Fransa, Romanya, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Gürcistan, Katar, Dubai, Cezayir, Pakistan, Lübnan, Yeni Zelanda, Jamaika ve başka birçok ülke bulunmaktadır. Bu ülkelerin haricinde ise İtalya’da Eurotech Italy olarak kendi yerimiz bulunmaktadır ve Fas ile Filipinler’de de Eurotech markalı ürünlerimizin bulunduğu yetkili satıcılarımız bulunmaktadır. İthalatı ise ürünlerimizde kullandığımız bazı parçaları, yerli üretim olarak bulamadığımız durumlarda, Avrupa veya Uzakdoğu ülkelerinden yapabilmekteyiz.

Covid 19 bilindiği üzere sadece Türkiye’yi ya da belli sektörleri değil, tüm dünya ülkelerini etkiledi. İhracat yapan bir firma olarak, ihracat yapmış olduğumuz ülkelerde ekonomik problemlerden dolayı sipariş düşüşlerini veya zamanında hazırlamış olduğumuz siparişlerinse firmalarca zamanında teslim alınmadığı dönemleri mart ayından itibaren hissetmeye başladık. Türkiye içerisinde ise diğer birçok sektör gibi bizim sektörümüzde de satış, üretim ve tahsilatlarda geçen yıla kıyasla düşüşler olacağını öngörmekteyiz.

Gelecek süreçte ise Ar-Ge ve üretim desteklerinin artırılması gerektiğini düşünmekteyiz. Pandemi sürecinde koruyucu ekipmanların, maske ve tek kullanımlık önlüklerin ne kadar önemli olduğunu ve tekstil üretimi yapmayan ülkelerin bu konularda ne kadar zorlandığını hep beraber gördük. Üretim sadece bu alanda değil, her alanda önemlidir. Bu nedenle önceliğimizin dışa bağımlı olduğumuz ürünlerin üretilmesi ve bu ürünlerin üretilmesi için gerekli Ar-Ge çalışmalarının yapılması olduğunu düşünmekteyiz. Çünkü Ar-Ge ve üretim öncelikli olarak satışı ve ihracatı, personel istihdamını ve devamında ise kalkınma ve ekonomik refahı sağlar.

Denizcilik sektörünün tam içinde olmasak da sektöre malzeme ve hizmet veren bir firma olarak bazı gelişmelerden haberdar olabilmekteyiz. Dünyada gemi inşaatının yüzde 80’ini 19’uncu yüzyıla İngiltere, 20’nci yüzyılda ise Hollanda, İsveç gibi diğer Avrupa ülkeleri ile Japonya üstlenmiştir. Gemi inşasına önem veren ve geliştiren ülkelerde, ekonomik olarak iyiye gidebilmek olasıdır. Bundan farklı olarak ise denizcilik sektörü, savunma sanayi için de önem arz etmektedir. Üç yanı denizlerle çevrili ülkemizde bu alana daha fazla önem vermenin -ki 10 yıl veya 20 yıl öncesine baktığımızda şu anda daha iyi seviyelere geldiğimizi düşünmek teyizülke olarak bizleri daha ileriye taşıması muhtemeldir.

Bu süreç sadece orta ve küçük ölçekteki işletmeleri değil, devleri de etkileyecek gibi gözüküyor. Bildiğiniz üzere, dünyada en çok etkilenen firmalardan bazıları büyük havayolu şirketleri ve otomotiv firmaları oldu. Petrol her zaman önemliydi, belki bu süreçten sonra yine önemli kalabilir ancak kimse almayınca onun da bir önemi kalmadığını görebiliyoruz. Yeni dünya düzeninde önemsenecek, temiz su kaynakları gibi farklı konuların da ortaya çıkacağını düşünmekteyiz. Bu süreç sonrası oluşması muhtemel krizi atlatabilmek içinse, daha önce de belirttiğim gibi, üretim ve Ar-Ge’ye önem vermeli, ihracat potansiyelimizi artırabilecek ürünleri geliştirmeliyiz.

Yıllık olarak geliştirdiğimiz ürünler bulunuyor. Örneğin geçen yıllarda, yüzme havuzları ve atık su arıtma tesisleri için, bakteri ve virüslerin giderimi amacıyla ultraviyole ünitesi geliştirdik. Bu tür ünitelerin ihracat satış miktarı şu an için ülkemiz içerisindeki satış miktarından daha fazla durumda. 2020 yılı içerisinde ise gündem konumuz olan Covid-19 ile mücadele kapsamında, ultraviyole lambası ile dezenfeksiyon amaçlı kullanılabilecek makineler, hava dezenfeksiyon cihazları, dezenfeksiyon kabinleri ve dezenfeksiyon konveyörleri geliştirdik. Bu cihazları, hastaneler, eczaneler, muayenehaneler, AVM’ler, giyim mağazaları, havalimanları, evler ve aklınıza gelebilecek birçok sektöre vermekteyiz. Bu mücadelede faydamız olacağını düşündüğümüz cihazlar üzerinde ise çalışmalarımız halen devam etmektedir.

Denizcilik sektörüne malzeme ve hizmet temin eden bir firma olarak daha fazla yeni proje ve üretim olmasını beklemekteyiz.

Ümit Sandıkçı / Gani COO’su
‘Firmaları, Türk tedarikçi firmalar ile çalışmaya davet ediyoruz’

Gani 1986 yılından bu yana geniş silindirik çaplı motorların ve yedek parçalarının satışını yapan bir aile şirketidir. 2003 yılından bu yana Hyundai Heavy Industries’in ve kurulduğu 2016 yılından bu yana da Hyundai Global Services’in Türkiye dışında İsrail ve Lübnan temsilciliğini de başarı ile yürütmekteyiz. Türkiye temsilciliğini yürütmekte olduğumuz KSB Seil’i 2017’den bu yana Houston (ABD)’da kurulu şirketimiz ile temsil ediyoruz. 2019 yılında, KSB Seil’in İngiltere temsilcisini stokları ile aldık ve burada da satış ve servis hizmetlerimize devam ediyoruz.

DAROS segmanlarının temsilciliğini yıllardır başarı ile yürüten Elizya Denizcilik, 2018’den bu yana Bosch Dizel ile MFT’nin yetkili satıcılığı yapmaktadır.

2019’da ZF After Service Point olarak faaliyete başlayan Gama Denizcilik ise sektördeki bir diğer firmamız.

Şubat 2020 sonunda Gani ve İngiliz Gyrometrics firmaları arasında imzalanan anlaşma gereğince, Gani, Gyrometrics ürünlerinin küresel satış ve pazarlamasını yapacak. Gyrometrics, dönen her türlü sistemdeki salınımı anlık olarak raporlayan ve işletmelerin kestirimci bakım analizleri için raporlama yapan bir sistemdir.

Mutlu olmak için bir nedene mi ihtiyaç var?

Mutluluğunuzu bir nedene bağlıyorsanız mutsuzluğunuz da garantidir zira o neden ortadan kalktığında mutsuz olacaksınızdır. Mutlu olmak için bir nedene ihtiyaç olduğunu düşünmediğim gibi, mutsuz olmanın da negatif bir durum olmadığını düşünüyorum.

13 Mart’tan bu yana İstanbul, Atina, Londra ve Houston’daki tüm ofislerimizde evden çalışma sistemine geçtik. İstanbul ve Londra’ya bağlı servis ekipleri dışındaki tüm servis ekiplerinin faaliyetlerini geçici olarak askıya aldık.

Hava yolları ile var olan anlaşmalarımızı revize ettik ve şu an için nakliye bacağında bir sıkıntı yaşamıyoruz.

Tedarik tarafındaysa ister istemez aksamalar yaşanmaya başladı ve sürecin uzaması durumunda yedek parça teslim tarihlerinde öngörülenin ötesinde gecikmeler yaşanması olağandışı olmayacak.

Tahsilat bacağındaki stres maalesef biraz daha arttı bu da yeni normal dönemde bizim başka tedbirler almamızı gerektirecek.

İlaç bulunana kadar hiçbir şeyin eskisi gibi olacağını düşünmüyorum bu nedenle de sorunları konuşulabilmek için öncelikle yeni normal dönem ile alıştığımız normal arasındaki makasın kapanması gerekiyor.

Burada iş, bilim insanlarına kalıyor yani çözümün ilk bacağı için bilim insanlarının ilaç konusunda somut sonuçlar elde etmesi oldukça önemli.

Ülkemizde, yönetimlerini üçüncü kuşağa taşıyabilmiş şirketlerin sayısının ne kadar az olduğu her platformda konuşulurken bırakın 30 yıllık planları, 5 yıllık planlama yapan firmaların sayısının da çok olduğunu düşünmüyorum. Kaldı ki uzun dönemli stratejiler geliştiriyorsanız, karşılaşabileceğiniz farklı senaryolar için farklı planlamalar yapabiliyor olmanız lazım. Bunun için de kapsamlı çalışmalar yapan bir ekibinizin olması gerekir ki bunun maliyetli bir çalışma süreci olduğunu söylememe gerek yoktur.

Bu işi yapmak da Devletin görevi değildir, bunu pekala meslek örgütleri ya da düşünce kuruluşları yapabilirler.

2008 Haziran’ında gelip size ‘bakın 3 ay sonra piyasalar batacak’ desem bana inanır mıydınız ya da 2019 sonbaharında

‘bakın Mart 2020’den itibaren en az 45 gün evde oturacağız, AB ülkeleri kendi içinde sınırlarını kapatacaklar’ desem…

Piyasa her zaman kendi içinde dengeyi bulur. Her sektörde, her dönemde iş ahlâkına uygun hareket etmeyen kişiler ve bu anlayışa sahip kişilerce yönetilen firmalar vardır. Bu firmaların müşterileri de tedarikçileri de zaman içinde bu firmaları sistemin dışına atacaklardır.

Rahmetli babam ‘hayatta bitmeyen servet itibardır’ derdi, muteber iş insanları hangi şartlar altında olursa olsun işlerini yürütmeye devam edeceklerdir.

2020’yi konuşabilmek içinse önce 2020’yi en az hasarla atlatabilmeliyiz. Rahmetli babamdan öğrendiğim bir hikâyeyi anlatmak isterim:

Çocuk babasına sorar: Baba bu fakirlik ne zaman bitecek?

Babası yanıt verir: 40 gün sonra oğul. Çocuk bu sefer heyecanla ve umutla sorar: 40 gün sonra zengin mi olacağız? Babası yanıt verir: Yok oğul alışacağız. Türk milleti olarak biz krizlere alışığız ve kriz durumunda ne yapmamız gerektiğini biliyoruz, hani halk içinde şerbetli diye bir tabir vardır ya, biz millet olarak krizler konusunda şerbetliyiz.

Sektörün paydaşları diyalog ve işbirliği içinde olduğu sürece bu dönemi en az hasarla atlatacağımıza inanıyorum.

Devlet alınması gereken kararları zaten alıyor, zaman alabilir, uygulamada aksaklıklar olabilir ama sonuçta işler yürüyor. Özellikle İMEAK Deniz Ticaret Odası aracılığı ile aktarılan sorunlara çözüm bulunuyor.

Armatörlerimizi ve işletme firmalarımızı Türk tedarikçi firmalar ile çalışmaya davet ediyoruz, bugünleri ancak birlikte aşabiliriz.

Yusuf Kanıcı / Yaf Diesel Yönetim Kurulu Başkanı
‘Devletimizin bir an evvel gerekli adımları atması gerekir’

Yaf Diesel, gemi yan sanayinde gemilerin motor ve diğer ekipmanların yedek parça ve tamir bakım işlerini yapan, dünyanın üç denizci ülkesi olan Türkiye, Çin ve Kore’de yerleşik ofisleri bulunan bir firmadır. Bunların yanı sıra iki kuru yük gemisi ile armatörlük de yapmaktadır. Müşterilerimiz arasında öncelikle tabii ki Türk armatörler, ikinci sıradaysa Rus armatörler ile yoğun olarak çalışmaktayız. Portföyümüzde ayrıca Avrupalı ve Uzakdoğulu müşterilerimiz de yer almakta. Biz Genellikle Uzakdoğu ve Avrupa’dan dünyaca tanınmış ve kabul görmüş fabrikaları ekipman ve yedek parçalarını müşterilerimize ikmal ediyoruz. Bu sebeple dünyada denize kıyısı olan hemen hemen bütün ülkeler ile ticaretimiz oluyor.

Yaf Diesel olarak mutlu bir firma olduğumuzu söyleyebilirim. Çünkü kurulduğu günden bu yana hızla büyüyen, sektörde güvenilen, itibar edilen bir firmayız. Çalışanlarımız ve iş ortaklarımızın mutlu olması için elimizden geleni yapıyoruz bu da bizim mutlu olmamızı sağlıyor.

Salgın döneminde ilk olarak evden çalışmaya başlayan firmaların başındayız. Daha Türkiye’de vaka görülmeden evden çalışmaya başladık. Evden çalışma konusunda arkadaşlarımızın disiplin ve özverili çalışmaları sayesinde herhangi bir sorun yaşamadık. Bu dönemde ofisimizde bütün masaların yüksek bir şekilde cam ile çevrilmesi, ofisin her hafta dezenfekte edilmesi gibi gerçekten işe yarayacak birtakım önlemler aldık. Çalışanlarımızın korunması için gerekli medikal ekipmanların teminlerini tamamladıktan sonra Mayıs 15 itibarı ile ofisten çalışmaya başladık. Salgın döneminde bizim yaşadığımız en büyük sorun parçaların ulaşımı ile ilgili oldu. Hem fiyatlar yüzde 300 civarında arttı hem de eskiden bir iki günde nakliyesini sağladığımız parçaları artık bir haftada ancak sağlayabilir hale geldik. Çünkü yolcu uçakları seferlerinin iptal edilmesinden dolayı ulaşım sadece kargo uçaklarıyla yapılmaya başlandı ve salgın döneminde yoğun olarak medikal ekipman ve hammadde taşımaları kargo uçakları ile yapıldığı için özel sektördeki ticari yükler ikinci plana atıldı. Yurtdışı uçuşlar açılana kadar da bu şekilde devam edeceğini düşünüyoruz. Bu nedenle müşterilerimize direkt Türkiye stoklarımızdan teslim edebilmek için daha çok stok bulundurmaya başladık. Fakat acil ikmallerde halen sorunlar yaşıyoruz.

Biz 20-30 yıl gibi çok uzun vadeli planlar yapmıyoruz. Ticarette bu kadar uzun vadeli planların sürdürülebilir ve doğru olduğuna inanmıyorum. Ticarette planlarımız en fazla 5 senelik oluyor. Özellikle denizcilik sektöründe daha uzun vadeli planlara bizim açımızdan ihtiyaç olmadığını düşünüyorum. Denizcilik sektöründe hızla gelişen teknoloji ve bununla birlikte değişen kurallar ve yaptırımlar doğrultusunda, planlarımızı mümkün olduğunca uygulanabilir ve büyümeye odaklı 5 yıllık planlar şeklinde yapıyoruz. Sektör için daha uzun vadeli planların Devlet ve sivil toplum kuruluşları (STK) tarafından yapılması gerektiğini düşünüyorum. Türk filosunun yenilenmesi ve yeni nesil gemiler için armatörlerin uzun vadeli krediler ile desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum; aksi halde zaten yaşlı olan filomuz Rus ve Avrupalı armatörler karsısında daha da yaşlanmış olacak. Yine devlet tarafından Türk bayraklı gemiler için teşvik ve özel birtakım destekler olması gerektiğine ve Türk bayraklı gemi şayilerinin artırılması gerektiğini düşünüyorum. Birçok Türk armatör yüksek vergi ve sigorta primleri yüzünden yabancı bayrakları tercih ediyor. Bir de Türk armatörlerinin ve sektördeki STK’ların gemi yan sanayini ciddi şekilde desteklemeleri ve sahip çıkmaları gerektiğine inanıyorum. Türkiye’de gemi yan sanayi maalesef çok geri kalmış durumda. Türk gemi filosu yenilenirken yan sanayinin de ayni oranda desteklenmesi ve üretime teşvik edilmesi gerekmektedir.

Aksi halde armatörlerimiz daha çok dışa bağımlı hale geleceklerdir ki bu da bölgedeki rakipleri Rus ve Avrupalı armatörler ile rekabet ederken kendileri için eksi bir puan olacaktır.

Salgın ilk Çin’de başladığında henüz bu bölgede hiçbir şey yokken denizcilik sektöründe bir durgunluk zaten vardı. Biz, ‘mevsimsel mi, salgınla mı?’ ilgili derken salgının bu bölgede de baş göstermesi ile bu durgunluk gerçek bir krize dönüştü. Şu an denizcilik sektörü 2008 yılındakinden daha büyük bir kriz ile karşı karşıya. Mayıs ayında özellikle son iki-üç haftadır birçok gemi yük bulamamakta ve beklemektedir. Bunu kuru yük gemileri için söylüyorum, tanker gemileri için aynı durum söz konusu değil. Bu kriz sonucunda bazı yaşlı gemilerin ticari hayatlarının biteceğini düşünüyorum. Eğer uzun süre yani 2020 Eylül ya da Ekim’e kadar devam ederse sektöre büyük zarar vereceğini söyleyebiliriz. Armatörler ciddi ciddi gemilerini laid-up yapmayı düşünüyorlar fakat salgın dolayısıyla birçok gemide bulunan yabancı personelin gemiden indirilememesinden kaynaklı bunda da sorun yaşayacaklar. Personel değişikliği ve özellikle yabancı personellerin ülkelerine gönderilebilmeleri için süratle birtakım kararlar alınması gerekiyor. Aksi halde armatörler gemileri çalışmadığı halde yabancı personellerin maaşlarını ödemeye devam edecekler. Salgın kontrol altına alınmaya başlandığındaysa denizcilik sektörünün salgın öncesinden daha iyi durumda olacağını düşünüyorum. Önemli olan birlik ve beraberlik içinde salgını hem maddi hem de manevi olarak yönetebilmek.

Dünyada salgın iyi yönetilir ve ikinci, üçüncü ağır salgınlar yaşanmazsa 2021 yılının 2019 ve 2020 yılından çok daha iyi olacağını düşünüyorum. Daha önce de belirttiğim gibi devlet ve özel sektör bankaları ülkemizde denizcilik sektörünü her alanda artık desteklemelidirler, bunun için Devletimizin bir an evvel gerekli adımları atması gerekir.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.